Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

*****

Lowen ile James’in Çok Farklı Hayatları: İki Film Birden

Adana’da Altın Koza sürerken basın gösterimlerine pek bir rağbet yok. Ancak ilginç, ilginç olduğu kadar güzel, güzel olduğu kadar duygulu, duygulu olduğu kadar da heyecanlı filmler izledik. Ekim’in ilk haftasında gösterime girecek iki filmi bir arada aktarmanın hüznü içerisindeyim… nedenini okuyunuz.

“Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı”, hiç göze gelmeyen, ama aslında bilinen, bilinmezden gelinen bir konuyu işliyor: “Gölge Yazarlık”. Birilerinin yerine daha iyi, daha güçlü, daha yazınsal anlatan birinin -imzasını kullanmadan ve hiçbir zaman için belirtemeden- kitap yazması. Dünyaca ünlü yazar Verity Crawford (Anne Hathaway) bir nedenle yarım kalan kitabını, maddi sorunlar yaşayan, bir türlü öne çıkamayan yazar Lowen Ashleigh’in (Dakota Johnson) tamamlamasını ister.

Colleen Hoover’ın satış rekorları kıran aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan baştan çıkarıcı psikolojik gerilimi Nick Antosca senaryoya uyarlamış ve Michael Showalter çekmiş. Kitap Yeşim Öksüzoğlu’nin çevirisiyle “Epsilon Yayınları”ndan çıkmış ve 17 baskıya ulaşmış. Yani, Türkçede de okurun ilgisini çekmiş bir gerilim…

Lowen, hazırlık çalışmaları sırasında Verity’nin notları arasında ilginç bilgilerle karşılaşır. Verity’nin kocası Jeremy (Josh Hartnett) hakkındaki rahatsız edici ve karanlık itiraflardan şüphelenir. Bir süre sonra kurmaca ile gerçek(lik) birbirine karışır. Lowen ile Jeremy arasında zaman içerisinde gelişen cinsel çekim de acaba yeni bir sorunun başlangıcı mıdır?

İkinci film: Vahşinin Kalbi

Savaş gazisi (hangi savaş olduğunu sormayın, çünkü ABD her yıl dünyanın bir başka bölgesinde muhakkak bir savaş çıkarıyor ve hepsinde de haklı olduğunu kanıtlama peşinde…) James Belmort (Brad Pitt), kendi kullandığı uçağında “emeklilik” yaşıyor. Bilirsiniz, hiçbir kahraman yalnız olmaz, James’in yanında da Odin adlı yine savaş gazisi bir köpek var.

Biz, bu ikilinin zorlu doğa koşullarındaki mücadelelerini izliyoruz. Kimsenin gitmediği, insan ayağı değmemiş bölgelerde sessiz, sakin ve huzurlu günler geçiriyorlar. Kuş veya balık avlayıp karınlarını doyuruyorlar, akıllarına estiğindeyse uçak kendilerinin zaten, başka yerlere gidiyorlar; kar kış, yağmur, güneş, gölge umurlarında bile değil. Ancak her güzelliğin bir sonu var(dır).

Bir yerden bir yere giderken, kalp krizi geçiren James, kontrolünü kaybedince uçak düşer. Pusula ve harita yardımıyla yönlerini ve yollarını bulmaya çalışırlar. Odin’i oynayan köpek, Brad Pitt kadar hatta ondan yer yer daha başarılı… Derelerden geçiyorlar, sulara kapılıyorlar, yiyeceklerini kemirgenler tüketiyor ve zaman içerisinde sadece bir bıçakları kalıyor silah olarak yanlarında.

Günümüz dünyasında doğa tahrip ve tağyir (eski zamanları hatırlayın, “tebdil, tağyir ve ilga” geçerdi mahkeme kayıtlarında; şimdi devlet-ler yapıyor bunları ama kimse yargılamıyor onları) edildiğinden şehirlerde küresel ısıtma nedeniyle kuraklık ve sellerle boğuşurken ne orman kaldı ne de doğal yaşam… Yaşamın güzelliklerini (dereden su içme özgürlüğünü örneğin) beyazperdede de olsa görmek için izlenebilir…

Küçük bir not: Filmin başındaki sahne, hepimizi “bir umut” heyecanlandırdıysa da… sonuna kadar merak, heyecan ve umutla izleniyor,zaten çok da uzun değil, diğer örneklere bakarak.

(02 Ekim 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Taciz, Tecavüz ve Polis. Peki Çözüm Ne? Kraliçe Zor Durumda

Amanda (Juliette Binoche), ziyareti sonrasında, annesi Leslie’yi (Anna Calder Marshall) kocası Martin’le (Tom Courtenay) sevişirken görür. Polise, annesinin demans hastası olduğunu belirterek sevişmeye onayının alınmadığından şikayet eder. Üvey babası ne kadar diretse de polis kendi kural ve yöntemiyle sorunun taciz – tecavüz olduğu gerçeğinden hareketle işlem yapar.

Orijinal adı Queen At Sea olan (büyük olasılıkla deyim bu ad, ancak Türkçeye Kraliçe Zor Durumda diye çevrilmiş ve anlam kaybı yaşanmamış bu filmin öyküsü bu kadar. Bir buzdağı, suyun altında kalan kısmı çok daha büyük ve çok daha derinlikli. İlk bakışta rızası alınmamış (hasta olduğu için de alınamaz) kadının cinsel ilişkisi, kocasıyla bile olsa taciz diye kabûl edilebilir. Her ne kadar Leslie kadar değilse de Martin de yaşlıdır. İki yaşlı insan birbirlerinden başka kimseleri olmadığı ve kimsenin de etlisine sütlüsüne karışmadıkları için sorunsuz yaşamaktadır, ta ki Amanda’ya yakalanana kadar.

İki yaşlı öyle sıkı bir ilişki içindeler ki, öyle uyumlular ki, öyle birbirlerini seviyorlar ki, şairin şiirce söylediği gibi “kelimesiz anlaşıyorlar”. Polisin ne kadar yumuşak da olsa resmi tavrı, Martin’i evden uzaklaştırması, Leslie’yi bakımevine taşımaları var olan o muhteşem uyumu bozuyor. Kendinizi koyun o insanların yerine… Sevgiyle, dayanışma içerisinde (Martin, Leslie’nin her şeyiyle ilgileniyor, yediriyor, içiriyor, giydiriyor, gezdiriyor…) yaşarken ayrıldıktan sonra ikisi de boşluğa düşüyor. Ne olmasını bekliyordunuz? Bir “yuva”yı bozmak, daha mı ahlâklı, rıza almaktan?

Juliette Binoche çok başarılı… Anna Calder Marshall müthiş oynuyor, harika… Tom Courtenay döktürüyor. Yönetmen, uzun yıllar sonra çektiği filminde bir de sinemacıların baş boşluğu dediği boşluğu neredeyse ekranın beşte dördü kadar büyük tutarak toplumsal baskının insanı ne denli ezdiğini vurguluyor. Amanda’nın kızı Sarah (Florence Hunt) genç ve güzel… Doğal olarak arkadaşı da var. Annesi, kendi annesine göstermediği esnekliği kızına gösterip, bir erkek arkadaşı olduğunu öğrenir öğrenmez korunması için yardımcı oluyor. Kendi annesine göstermediği o esnekliği kızından esirgememesinin bir anlamı olmalı. Sizce ne olabilir?

Herkes, hepimiz bir gün yaşlanacağız, aile büyüklerimiz benzer durumdalar belki de… Yasaklarla olmayacağını (okullara polis doldurdular, yine silahla saldırı yaşandı ve Bakan, “okulda olmadı” savunusuyla kendisini bile şoke etti) öğrenmemiz için daha ne olmalı? Film harika. Bu konuda anlaşalım. Muhakkak izlenmeli, sonra da üzerinde düşünülmeli ve tartışılmalı. Cinsellik insanın doğasında var ve engellenmesi yaşamın güzelliğini soldurur.

(26 Eylül 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

DİĞER YAZILARI

Bir yanıt yazın

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu