Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

Yaşama Tutunmak İçin…

Göz alabildiğine uzanan buz dağlarıyla çevrili bembeyaz ve doğaldır ki dondurucu soğukta, yalnız ve imkânsızsa insan, iki şey düşünebilir: Ya kurtulacağım ya kurtulacağım!

Çünkü yaşamak güzeldir. Kimse, bunca zorluğuna rağmen bu güzelim dünyayı bırakmak istemez.

Adını bile bilmiyoruz, bırakın işini, yaşını, evde bekleyenlerinin olup olmadığını… Yaşama tutunmaya çalışan biri o sadece. Umudu üzmeyen biri. Koşulların tüm olumsuzluğuna karşı sımsıkı umuda sarılan… sarılmakla da yetinmeyen, mücadele eden biri.

Soluksuz izleniyor

Joe Penna, internetten gelme, youtube filmleriyle tanınan 30’lu yaşlarda genç bir yönetmen. Büyük olasılıkla (hemen her film yapmak isteyene önerdiğim için, kesinlikle bile diyebilirim) deneye sınaya, yapa boza ritmi, dengeyi bulmuş bir yönetmen. İlk filminde de kolaylıkla sergilemiş, başarmış.

Bir hayatta kalma hikâyesi

Yalnızsınız, yapayalnız… Soğuk ne kadar korunaklı olursanız olun içinize işliyor… Salonda, biz izleyiciler bile üşüdük yaşam ile ölüm arasında kurtulma mücadelesi veren onunla. Tek başına zorluklar yaşarken bir de yardım uçağının düşmesiyle yaralı kurtulan kadına bakma yükümlülüğü var… Sorgu da orada başlıyor: “Ben olsam bakar mıyım?” Bırakıp gitmek, peşi sıra sürüklememek, nereden incelirse oradan kopmak gibi bir sürü soru işareti döneniyor insanın kafasında.

Bir yanıyla gerilim, haklısınız yaşama tutunma mücadelesi: Başaracak(lar) mı? Bir yanıyla da büyük bir dram, yaşama tutunmak için her şeyinizi kendiniz belirliyorsunuz.

Kurtulacaksanız da, bunu siz sağlayacaksınız. Yok, yok… anlatılmaz, izlenir bu film.

Özellikle günümüzde, ekonomik, sosyal, hatta siyasal çalkantılardan kurtulmayı düşünen herkes için, bir çözüm yolu bulunması gerektiği inancıyla izlemesi gereken bir film Arctic.

Hep derim… İnancı olan kuş yer altında da uçarmış.

(15 Nisan 2019)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Şu Ergenler Arasında…

Tesadüfler insanı sevindirir çoğunlukla… Bir müjde gibi, bir mutluluk kaynağı olarak çıkar karşınıza, gülümsetir insanı.

Ergen çocuk babası olarak, en büyük sıkıntımız oğlumla aramızda bir türlü tutturamadığımız iletişim. Yaş farkı da var, ama bunun yeri ve sırası değil… İnadına karşı çıkıyor, bir söylediği diğerini tutmuyor, lâf kalabalığına getirip kendisini haklı çıkartıyor. Okulunu, ders çalışmasını geçtim… Alıp başını gezmeye gidiyor, biz köşedeki bakkala gittiğini sanırken… birkaç araç değiştirerek gittiği Sultanahmet’ten, Ayasofya Müzesi’nden, Arkeoloji Müzesi’nden, gıcıklığını katmerlendirmeyi sağlayan fotoğraflar yolluyor. Annesi bir yandan, ben öte taraftan elimiz ayağımız buz kesiyoruz…

Keyifli ve doyumlu dönem…

Kuraldışı Yayınları arasından çıkan (1-5 çocuklar için “Denemediğim Yol Kalmadı”, 6-11 yaş arasındakiler için “Sabrımı Zorluyorsun”dan sonra) 12-17 yaş dönemini ele alan “Artık Hiç Anlaşamıyoruz” kitabını okudum. İlginç bir yaklaşımı var yazarın… Keşke yukarıda adını sıraladığım iki kitabı da okumuş olsaydım, belki daha iyi olurdu aramız.

Ergenlerin sorunlarının temelinde yatanları, bunların nasıl karşılanması gerektiği, ne yapılırsa hasarsız ve gülümseyerek atlatılabileceğini anlatıyor, hem de yalın bir dille şirin çizgiler eşliğinde. Çok da başarılı…

Şipşak Aile…

Pete (Mark Wahlberg) ve Ellie (Rose Byrne) hiç çocukları yokken, aralarında 15 yaşında asi bir kızın da (Isabela Moner) bulunduğu üç kardeşi evlat edinirler. Hepinizin beklediği gibi olur olmaz, beklendik beklenmedik birçok olay olur… Çocuklar, anne babaya ısınmanın, anne baba da onların nasıl hoşnut edileceğinin yolunu bulmaya çalışırlar. Bu evlât edinme öyküsü, bir yanıyla komik bir yanıyla trajik diğer yanıyla da duygusal…

Aile olmak zordur; bunun bir gece içinde beş kişilik bir aile olması ise zorun zoru olsa gerek. Sosyal Hizmetler Danışmanları başta olmak üzere, okulda öğrenciler, aile büyükleri ve arkadaşların her birinin düşüncesi farklıdır. Sıkı ve sımsıcak bir film çıkarmış Yönetmen Sean Anders, zaten kendisi de bir evlâtlık ve yaşamından gözlemlediklerini aktarmış senaryoya…

Evlâtlık olmak bir dert!

Sinemanın (şimdilerde de televizyonun) çok sevdiği öykülerden biridir evlât edinmek, evlâtlık konusu… İstediğiniz yöne çekilebilir, düşlediklerinizi ve mesajlarınızı rahatlıkla iletebilirsiniz, öyküyü istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz.

Bunların hepsi filmde var… Keyifle ve nezaketle anlatılmış. Evlâtlık olmak hem anne baba (biyolojik olanları da unutmamak gerekir) hem de çocuklar için yaşamsal belirleyicilikte… Nasıl gerginlikler yaşanır, nasıl kavgalar çıkar akla hayale gelmez… Aynı şekilde müdahale edeceğiniz bir durumda da “acaba” kuşkusu kemirir her iki tarafı da…

Yine de ergen konusu…

Ben, belki içinde bulunduğum konum gereği, yine de; avazı çıktığı kadar bağırmayı maharet saymayı, hiçbir yararı olmadığı deneyimlenmiş olmasına karşın daha ilk cümlede ses tonunun yükseldiği ve tabii, hemen arkasından kapıların çarpıldığı, gerginliklerin tüm güne yayıldığı ergenlik açısından izledim filmi.

Her kesimden, her yaştan herkesin alabileceği bir mesaj var zaten filmde. Kim hangisini almak isterse…

(11 Nisan 2019)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu