Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

*****

Ahlaki Değerler Fark Ediyor mu?: Stillwater

İnsan hareketliliği arttıkça sorunlar da aynı oranda büyüyor. Savaşlar, ekonomik zorluklar, politik görüşler, eğitim veya sosyal haklar eşitsizliği nedeniyle ülke içinde veya ülkeler arası, hatta okyanus aşırı göç sorunu, bütün dünyanın en önemli ve egemen erkler tarafından önemsenmeyen sorunlar. Devletler üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmedikleri sürece insanların -hangi gerekçelerle olursa olsun, haklı- göçleri sürecektir.

Bütün bunlar yaşanırken genel olarak sanatın, özel olarak da sinemanın bu konuyu ele almaması söz konusu bile edilemez. Bir şekilde muhakkak, bir ucundan da olsa bu durumu anlatmanın fırsatını yaratırlar. İşte, Stillwater da bunlardan biri… Oklahoma’daki bir ilçe Stillwater. Matt Damon’ın oynadığı Bill Baker, sıradan (aslına bakarsanız bir dönem içkici, kavgacı ve gergin) biri. Karısı öldükten sonra, onun bu durumuna tepki olarak kızı Ally Baker, Fransa’ya okumaya gitmiş. Sevgilisini öldürdüğü için hapse mahkûm edilmiş, beş yıl önce.

Öteki

Cezaevindeki kız, katilin kendisi olmadığını, adli bir hata yapıldığını, birtakım araştırma/soruşturmaların yeterli yapılmadığını ileri sürerek yeniden mahkemeye başvuruyor. Avukatı, besbelli para kazanamayacağı bu işe bulaşmak istemiyor. Baba Baker da kendi işini kendisi yapmaya soyunuyor.

Yok, bir suç ve kaçma-kovalama filmi değil bu. Durumu saptamaya, insanların düşüncelerinin yaşamı ne denli belirleyen bir güç olduğunu anlatmaya çalışan bir film. Kendisine yardımcı olan, tiyatrocu Virginie ile kızı Maya -ki, Baker, küçük kızla gerçekten çok iyi bir ilişki kuruyor (bunda kendi kızına gerektiği kadar ilgi göstermemiş olduğunun farkına varması da önemli bir etki)- ile birlikte yaşamaya başlıyor. Virginie, barışçı, kimseyi küçümsemeyen dürüst bir kadın. Baker’ın küçümseyip aşağıladığı göçmenleri (Arap mültecileri) korumaya çalışıyor. Baker’ın kızının öldürdüğü iddia edilen sevgilisini de bir göçmen öldürmüştür zaten. Filmin düğüm noktası bu… Kim, niye öldürmüş veya neden öldürtmüş? Onda da bir “öteki”lik durumu söz konusu. Yoksa, ölüm kararını veren Ally mi? Adliyenin, polisin, sıradan insanların bakışı hep öteki(leştiri)ci, hep ayrılıkçı. Baba Baker, kızının geleceğini düşünürken yasa veya kural dinlemiyor, hak verir gibi olsanız da onun yaptığı da kendisine yapılandan farksız. Tiyatrocu Virginie, vurgulanıp altı çizilmese de tek dürüst kişi.

Sonuç niyetine…

Ally Baker lezbiyen olabilir, ama katil olduğunun (polisler kendi aralarında, bir yandan yabancı ve lezbiyen oluşu nedeniyle aşağılıyorlar da) kanıtı olamaz. Baba Baker, kızına yeterince babalık yapamamışsa da hiç tanımadığı bir kızın, hem de başka bir ülkede sorumluluğunu üstlenebiliyor. Küçük kız, “…çocuktan al haberi”. Ally Baker yaptıklarının farkına varıyor mu, dersiniz…

Yönetmen Tom McCarthy, gerçekten yalın ve bir o kadar da sakin anlatıyor… İyi bir dili var ve başarılı gerçekten de… Oyuncular: Matt Damon ile Camille Cottin ise oynamıyorlar, yaşıyorlar sanki.

Stillwater (Durgun Su), Yönetmen: Tom McCarthy… Senaryo: Tom McCarthy, Marcus Hinchey, Thomas Bidegain… Oyuncular: Matt Damon, Camille Cottin, Abigail Breslin, Lilou Siauvaud… 10 Eylül’den başlayarak gösterimde…

(08) Eylül 2021

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Marvel’den Yeni Bir Dizinin İlk Filmi: Shang-Chi ve On Halka Efsanesi

Mitolojik öyküler, yeryüzünde yaşanmış (veya yaşanacak olan) her şey için bir çıkış noktasıdır. Doğaldır ki, binlerce yıldır yaşayagelen ve geleceğimize de ışık tutan bu öyküler (efsane mi demeliyim) abartılıdır. Bir anlamda “abartı sanatı” dersek bu mitolojik öykülere yeridir. Notradamus’un kehanetleri gibi yol göstericidir bu efsaneler. İçindeki abartıyı sıyırırsanız ortaya tadından yenmez, seyirlik, keyifle izlenecek filmler (öyküler de) çıkar.

Sinemada bilinen 37 (yazıyla otuz yedi) trük vardır (edebiyatta birkaç az, müzikteyse daha da az). Bu dramatik yapıları mitolojik efsanelerle sunarsanız izleyiciye hem seyirci kazanır hem gişe. Buna da bağlı olarak sinemacılar (edebiyatçılar da) mitolojiye sarılırlar; kolaylığını değerlendirirler.

Bu kez, Marvel, Asyalı bir kahramanı sunuyor izleyiciye, yine heyecan dolu, aksiyon dolu, mizahı da dozunda, merak ettiren bir film çıkarmış. Teknik, hep olduğu gibi dorukta, oyun(cu)lar da aynı düzeyde… Kavga koreografilerindeyse aksama çarpmıyor göze. Görsel efektlerin insanı nasıl da heyecanla doldurduğunu, gerginliği kimi zaman arttırıp kimi zaman gevşettiğini söylememe gerek yok sanırım. Yönetmenle birlikte sıkı bir iş çıkaran görüntü yönetmeninin başarısına söz yok. Uzakdoğu’nun kendine özgü yılankavi hareketiyle hem suda hem havada hem karada gözleri de dahil her yerinden ateş saçan canavarları, kuşlar, çiçekler müthiş. Yadırgamıyorsunuz.

Dergilerde ve filmlerde takip edenler bilir, Shang-Chi, babasının devasa “suç” örgütüne katılmamak için kaçmıştır, kendisini ne kadar gizlerse gizlesin babası bul(dur)ur ve kendi imparatorluğunun başına geçmesini ister. Shang-Chi’nin bir de kız kardeşi vardır, o da ağabeyinin izinden yürümüş, kendi hayatını kurmuştur. Shang-Chi’nin bir de sevgilisi vardır (kız arkadaş diye geçse de, ileride onları çift olarak göreceğiz, yeni filmlerde, apaçık belli). Unutmadan, annenin kız kardeş Xialing ile kendisine verdiği (hiç kuşkusuz tılsımlı da olan) zümrüt kolyeleri üzerinden ilerliyor film. Yanılıyor muyum, bilmiyorum, ama yüzükler bilekliklere dönüşmüş (orijinal adındaki “ring” kurtarıyor, ama “halka” da çok akılcı). Belki de daha bir hareket kazandırmış, daha bir görsellik katmış. Babadan oğula geçen “on halka” artık kötüleri alt etmek için kullanılacak.

Shang-Chi ve On Halka Efsanesi (Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings)
Yönetmen: Destin Daniel Cretton
Oyuncular: Simu Liu, Awkwafina, Tony Chiu Wai Leung, Meng’er Zhang, Michelle Yeoh, Florian Munteanu, Fala Chen…
03 Eylül’den başlayarak gösterimde…

(02 Eylül 2021)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

DİĞER YAZILARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu