Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

*****

Kulübeye Tıklat: Dar Alanda Gerilim

Night Shyamalan deyince gerilim geliyor insanın aklına; hem de doruğu. Öylesine güçlü bir yönetmen Shyamalan. Bu kez geleceği belirleyecek üç kişilik “aile”nin aralarından birini “kurban” vermeleri talebiyle gelen tebliğcilerin yaşattığı korkuyu ve merakı anlatıyor. Küçük bir salonda, dar bir alanda hem insan psikolojisini aktarıyor hem karşısındakini sorgulamayı. Oyuncuların da başarısını unutmamalı…

Küçük Wen’in (Kristen Cui) iki babası vardır: Biri Eric (Jonathan Gruff), diğeri Andrew (Ben Aldridge). Bulundukları göl kenarında keyifli zaman geçirecekleri sırada dört kişi gelir ve “emri” tebliğ eder. Leonard (Dave Bautista) korkunç görünümüne karşın alabildiğine saygılı ve naziktir; arkadaşları da öyle.

Dünyayı kurtaran insanlar

İçlerinden birini öldürecekler ve dünyayı kurtaracaklardır. Gelen dört kişi, yalvararak karar vermelerini ister; ya dünyayı kurtaracaklardır ya da yeryüzündeki acıyı yaşayacaklardır. Çocuklarını çok seven gay aile, haklı olarak itiraz eder ve emre karşı çıkar. Ancak olaylar beklendiği gibi gelişmez. Sahi, neden beklendiği gibi olsun ki! Gelenlerden birinin çocuğu vardır ve onun yaşamasını istediğini söyler. Çok zor bir durumdur; birinin ölümü, diğerlerinin kurtulmasıdır. Peki, siz olsanız böyle bir durumda, ne yaparsınız?

Altılı masa…

“Kulübeye Tıklat” (Knock At The Cabin), bir hafta sonra girince gösterime… Bizim ülkemizin gündeminde olanca azametiyle yer alan “Altılı Masa”nın “ortak mutabakatı”yla karşılaştırılıyor ister istemez.

Filmi izlerken ülkemizin gündemiyle bağlantılarsanız, belki de seçimler için önünüze bir yol açılır. Hoş, kırk yıl önce olsaydı 12 Eylül, 10 yıl önce olsaydı 15 Temmuz… Susurluk, postmodern darbe gibi birçok yaşanmışlıkla buluşturabilirdiniz; şansımıza seçimler çıktı.

Dünyada hiçbir şeyin iyi gitmediğine inanan yazar Paul Tremblay’ın, çok satan, “The Cabin at the End of the World” kitabını uyarlayan Shyamalan, bir duygusal yolculuğa çıkarıyor izleyicisini.

Ekokırım asıl sorun

“Ortak Mutabakat”ta LGBTİ+ yer almıyor. Ama filmde gay bir aile var. Her ne kadar dünya nüfusunun çok azını içerseler de gay aile bir özellik vurguluyor: Duyarlılık. Ortak mutabakatta çevre, daha geniş anlamıyla ekoloji ve küresel yaşam yer almıyor (alan ise sadece “dostlar alışverişte görsün” niteliğinde), oysa filmde oluşan kargaşa ve kıyamet doğrudan doğruya ekokırım, insanlar da dahil.

“Kulübeye Tıklat” sıradan bir gerilim değil, siyasi bir film bir bakışla. Yeryüzünün, daha doğru deyişle yaşamın fosil yakıtlar başta olmak üzere nükleer enerji ile birlikte kapitalizmin acımasızca yükselttiği küresel ısıtma nedeniyle tüm canlıların yaşamı tehlike altında. Bir de bu açıdan okumalı Night Shyamalan’ın bu filmini.

(02 Şubat 2023)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Kimin Hakikati: Cennetten Gelen Çocuk

Dar bir çerçevede, kendi içerisinde hareketli, hiçbir alavere dalavere içermeyen, aile içi şiddetin alabildiğine yoğun yaşandığı balıkçının oğlu El Ezher’e burslu olarak kabul edilir. El Ezher, ünü ülkesin sınırlarını aşmış, önemli bir üniversitedir ve doğal olarak yaşamını kurtardığı düşünülür. Nerede yaşarsa yaşasın, ekonomik durumu ne olursa olsun bu, gerçekten, herkes için önemli bir şeydir. Balıkçının oğlu Âdem, daha ilk gün, okulun açılışında Büyük İmam’ın ani ölümüyle kendisini sıcak bir çatışmanın içinde bulur. Dini merkez olması gereken bir okulda, din üzerinden entrikalar dönüyor.

Filmin öyküsü…

Tarık Saleh’in, ağırlıklı olarak İstanbul’da, Tevfik Barhom, Fares Fares, Muhammet Bekri, Mehdi Dehbi, Yunus Albayrak, Abdulcabbar Alsuhili, Okan Bozkuş, Büşra Duran Gündüz ile çektiği Cennetten Gelen Çocuk (Boy From Heaven) bir boyutuyla günümüz Türkiye’sini de anlatıyor.

El Ezher’de, çok yönlü bir eğitim veriliyor. Felsefenin hemen her yönü ele alınıyor: Marksist bakış açısı da var, liberal bakış da. Kimi ahireti öne çıkarıyor, kimi ekolojiyi. Biri emekten yana, diğeri sanayinin gelişmesini anlatıyor. Böylece öğrencilerin gelişmesi amaçlanıyor. Bu güzel. Ama öte yandan öğrencilerin maddi (hatta manevi de) sorunlarına kimse eğilmiyor. Âdem, bir çay içebilecek parası bile olmadığından “hoca”sının sözünü tutamıyor. Sahi, “barınamıyoruz” diye isyan eden öğrencilerimizle benzemiyorlar mı?

Hocaların çevresindeki öğrencilerin oluşturdukları grupları gören Âdem, kimin neden ve niye gruplaştığını sorduğunda aldığı yanıt şaşırtıcıdır: Hakikat. Ama akla gelen ikinci bir sorunun yanıtını filmden biz izleyicilerin süzmesi gerekiyor: Kimin hakikati?

Siz kimden yanasınız?

Filmde Büyük İmam seçilecek; Türkiye’de de seçim öncesindeyiz. Filmde siyasi cinayetler işleniyor; Türkiye’de de işlenen cinayetlerin faili bulunamıyor. Filmde her grup hakikat olduğunu iddia ettiği bir yol izliyor; Türkiye’de de seçime katılacak her parti kendisinin en iyi yöneteceğini iddia ediyor. Filmde adaletten önce “devlet güvenlik” örgütü geliyor; Türkiye’de de istihbarat örgütü adaleti belirleyen siyasetin en büyük koruyucusu. Genel çerçevede bakarsak, günümüz Türkiye’sinin bir izdüşümü film.

İsveç’in Oscar adayı olarak belirlenen “Cennetten Gelen Çocuk”, gerçekten gerilim yüklü ve soru işaretleriyle dolu. Öyle ki ne kamera hareketini ne oyuncuları ne çerçeveyi görüyorsunuz; öykü örgüsüne odaklanıyor ve ister istemez karşılaştırıyorsunuz. Belki de sevgili görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı’nın (ışığı üzerimize değsin), “Ne zaman ki resmi görmezsiniz, o zaman başarılı bir film izlerseniz.” dediği gibi…

(31 Ocak 2023)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Uçak: Dakika Dakika İlerle

Noel öncesi herkesin keyfi yerindeyse de fırtınanın içinde yol alan uçağa yıldırım çarpınca görüp göreceğiniz en gerilimli, en heyecanlı ve güçlü filmlerden biri çıkar ortaya.

Filmciler her ne kadar hayatı önceden okurlarsa da, Covid 19 gibi bir salgını beklemedikleri için uçakta sadece 14 kişi var… Yeşilçam filmi olsaydı, prodüksiyon giderleri ve figüran ücretlerinden kurtulmak amacıyla az kişiyle uçtuğu söylenebilirdi. Yönetmen Jean-François Richet, hem gerilimi, hem hareketliliği, hem de izleyicinin ilgisini dorukta tutmayı başarıyor Uçak’ta.

Deneyimli Kaptan Brodie Torrance, (Gerard Butler) ilk kez birlikte uçtuğu genç yardımcısı pilot Dele’ye, (Yoson An) uçuş öncesi kontroller sırasında, “dakika dakika ilerle” diyor, sırayı atlamamak ve sakince, yaşamı da öyle sürdürmesini istiyor. Daniella Pineda’nın canlandırdığı kabin amiri Bonnie’nin alabildiğine sakin, alabildiğine yardımcı ve gözden kaçması olası ayrıntıları atlamaması önemli. Bir de uçakta, polis tarafından azılı katil olarak tanımlanan Gaspare (Mike Colter) var, Kaptan Torrance’ın en büyük yardımcısı, güvenini boşa çıkarmayan. Torrance ile Gaspare soğukkanlı ve kararlı duruşlarıyla övgüyü hak ediyor.

Hayatın nerede ne zaman neyi getireceğini bilemezseniz. Fırtınada elektronik sistemleri arızalanan uçak, ayrılıkçı ve silahlı grupların yönettiği bir adaya zorunlu iner. Kaptan, deneyimli ve sakin biridir, sorumluluklarını üstlendiği yolcuların hayatını kendisininkinden önce düşünür. Sahi, hayatın her alanında, her anında öyle olması gerekmez mi? Bir sahi daha… bizde olmuyor ama insan ister istemez, “tabii” yanıtı veriyor. Olması gerekeni, görevini yapan Kaptan hayatını hiçe sayarak silahlı -ve tabii ki, hiç de adil olmayan, tek adamın iki dudağı arasında yaşayan- “çete”ye teslim bile olur. Dakika dakika ilerleyince hem işleri planlamak kolaylaşıyor hem de başarı olasılığı artıyor.

Burada, pek öne çıkmayan, ama firmanın merkezinde kendisinden yardım istenen “danışman” yasa dışı bir kurtarma operasyonu emri veriyor… Yasal olarak 24 saat sonra harekete geçecek olan resmi kurtarma görevlileri yetişene kadar yolcuların hayatı risk altındadır. Demek ki, olası durumlar için kurtarma operasyonları için daha titiz olunmalı, bürokrasi ortadan kaldırılmalıdır. Bir “dakika dakika ilerle” de buraya lütfen.

(26 Ocak 2023)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

DİĞER YAZILARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu