Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

*****

Acımasız Eşitlik

Tutkunun, heyecanın, kazanmanın ve tabii, hepsinden önce aşkın yansıması… Fassbinder’e -ki, filmlerini muhakkak izlemek gerekir, kendine has bakışıyla erkenden kaybettiğimiz, ama kısacık yaşamına çokça başarı sığdırmış bir yönetmendir- saygı duruşu olarak görebileceğimiz bir film Peter von Kant. François Ozon, Fassbinder’in insan ilişkilerini, iletişim(sizliğ)i, karşılıklı/karşılıksız sevgiyi, hor görmeyi, yüceltmeyi, aslına bakarsanız insanın içinde sessizce yatan faşizmi gün yüzüne çıkarttığı filmi “Petra von Kant’ın Acı Gözyaşları”nı, cinsiyetleri tersine çevirerek yeniden sergiliyor.

Peter von Kant, Fassbinder’dir aynı zamanda; onun yaşamından bir kesittir anlatılan. Kendisinin kadınlarla çekip, kadınlar üzerinden anlattıklarını François Ozon, erkek üzerinden aktarıyor. Ünlü bir yönetmen olan Kant, yardımcısı Karl ile birlikte yaşamaktadır. Peter’in platonik aşkı -ünlü bir oyuncudur hem- Sidonie bir genci tanıştırır. İlk görüşte aşk!

Kader ağlarını örüyor…

Filmi tabii ki anlatmayacağım. Ancak bundan sonrası acı, ağıt, gözyaşı ve sömürü ile insanın kendisine ve karşısındakine yaptıklarının anlatılmasıdır. Fassbinder’in başarısı, çıkar kaygısının öne çıktığı bu denk düşmeyen ilişkileri alabildiğine açık, alabildiğine somut ve alabildiğine gerçekçi anlatmasında yatıyor. Yönetmen Ozon, filmi de, filmini ters çevirdiği Fassbinder’i de aynı rahatlıkla anlatıyor.

Film zaten bir mekânda geçiyor: Peter’in salonu. Bir yandan ne olacağını hissediyorsunuz (“Petra von Kant’ın Acı Gözyaşları”nı unutmak ne mümkün), bir yandan da merak ediyorsunuz. Sessiz, denileni yapan, içinden geçenleri dışarı yansıtmayan yardımcı Karl, bir şeyler yapacak diye bekliyorsunuz. Film acaba onun “patlamasını” gösterecek mi? Hemen kendinizi koyuyorsunuz Karl’ın yerine… ben olsaydım onun yerinde bu kadar sabırlı davranabilir miydim?

Hayatın gerçeği…

Şairin dediği gibi, “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, / Birinciliği beyaza verdiler.” Aynı çerçeveden bakınca herkes eşit, ama eşitler arasında da bir ayrım(cılık) var. Amir’in veya Karl’ın birbirinden farkı ne, var mı? Ama Amir, Karl’ı aşıp geçiyor. Peki, Karl haksız mı? Tabii, bu soruları filmdeki tüm karakterlere yayabiliriz. Hayatın gerçeklerinden biri ve artık kabul etmek gereken en önemli gerçeklerinden biri LGBTİ+ bireylerin varlığı… Siz kabul etseniz de etmeseniz de varlar ve aramızdalar; kimi sessiz Karl kimi Amir gibi…

Peter von Kant, (Rainer Werner Fassbinder filminden ters çevrilerek…) insan ilişkileri, aşk, gerçeklik, Yönetmen: François Ozon, Oyuncular: Denis Ménochet, Isabelle Adjani, Khalil Gharbia, Hanna Schygulla, Stéfan Crépon… 16 Eylül 2022 tarihinden başlayarak gösterimde…

(13 Eylül 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Gizemle Birleşen Kişisel Dram

Irkçılık yaşamın her anında, her alanında olanca hızı ve gücüyle sürdürülüyor; kimi zaman aynı toprakları paylaşan halklar arasında, kimi zaman farklı ülkelerin farklı halklarına karşı, kimi zaman küçümsenen kişi/ailelere karşı… Biz buna “neofaşizm” diyoruz, ne korkuncu ve tabii ki, kitlesi büyük olduğu için de süren…

“Kya’nın Şarkı Söylediği Yer”, Kuzey Carolina’da, bataklık yanındaki küçük bir kasabada, yıllar önce geçiyor. Siyahlarla beyazlar arasında süregelen haksız ve tutucu ırkçılık, tacizci babanın yalnız bıraktığı küçük Kya üzerinde de sürüyor. Büyük küçük, kadın erkek, herkes onu dışlarken -doğal olarak- siyahi bakkal destekliyor. Kasaba halkının “Bataklık Kızı” adını taktığı küçük kız midye toplayarak ekonomik olarak yaşama tutunurken çizdiği resimlerle umudunu diri tutuyor. İki arkadaşı oluyor umut bağladığı… Biri üniversiteye gidip geri dönmeyen (ama asıl sürpriz onunla geliyor), biri de ondan yararlanmak isteyen ama sonra tutunacak tek kişi olduğunu gören şımarık yalancı… Kya, ikisine de sarılıyor büyük bir umut ve aşkla. Bu da bir uyarı aslında, anlayana…

Sinema…

Filmde var olan müziği duymuyorsanız, kamera hareketlerini hissetmiyorsanız, oyuncuları fark etmiyorsanız iyi bir film izliyorsunuz demektir. Bu tanım, sadece bizim için değil, tüm dünya sineması için geçerli bir kriter. “Kya’nın Şarkı Söylediği Yer” de tam böyle bir film. Alabildiğine güzel ve doğal olarak korku salan bir bataklık, kasabadan uzakta yaşayan genç bir kız ve ilgilenen iki genç erkek. Bir film için biçilmiş kaftan. Sadece film için değil, edebiyat için de geçerli bu ve kitabı haftalarca çok satanlar listesinin tepesinden inmemiş.

Kya ile ilgilenen gençlerden biri ölü bulununca, herkes en kolayına kaçar ve genç kızı suçlar. Bütün veriler aleyhinedir Kya’nın, ama emekli avukat, onu savunmayı üstlenir. Ondan sonra, bir yandan düğüm üstüne düğüm atılırken, bir yandan da teker teker çözülür tümü.

İnsanın toplumsal yapının dışında kalamaması, sürü psikolojisinin ne denli etkin olduğu, yalnızlığın ve dışlanmışlığın ne denli zor olduğu, haklı olduğunu bildiği halde kendini savunmaya bile gücü olmayan genç kızın yürek burkan hüznü… bir boyutuyla aile içi şiddetin normal yaşamı engellediği, bir boyutuyla da “kerevitlerin şarkı söylediği yer”i (müziği duymadım ama o şarkı söylemeyen kerevitlerin şarkısına eşlik ettim film boyunca) aratan filmi izleyin, izletin. Özellikle ana baba kucağında, şehirde büyüyen çocuklarla; her istediğini yerine getirmeye çalışan aileler hiç kaçırmasın.

Kya’nın Şarkı Söylediği Yer (Where The Crawdads Sing), dram, gizem, cinayet, duruşma filmi, Yönetmen: Olivia Newman, Senaryo: Lucy Alibar (Delia Owens’ın romanından), Oyuncular: Daisy Edgar-Jones, Taylor John Smith, Harris Dickinson, Michael Hyatt, Sterling Macer, Jr. ve David Strathairn… 09 Eylül 2022 tarihinden başlayarak gösterimde…

(07 Eylül 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Terör Sadece Silahla Yapılmıyor

Güney Kore’de, bir polis, sosyal medya üzerinden yapılan bir terör duyurusunu önemseyip de üzerine gidince gerçekten büyük bir olay ortaya çıkıyor. Çalıştığı işyerinden bir virüsü çalan genç bir adam, en kalabalık uçakta bu virüsü yaymaya, buna da bağlı olarak büyük bir katliama imza atmak istiyor.

Alabildiğine gerilim dolu, alabildiğine sürükleyici ve aslına bakarsanız da olasılıkları göz önüne aldığınızda gerçekten de korkutucu bir durumu yansıtan bir film Acil İniş (Emergency Declaration). Covid-19 ile hepimizin yakından tanıştığı pandemiye yol açan virüsler, artık hep gündemimizde olacak. Sadece Covid-19 olanı değil, ebolasından maymun çiçeğine, nezlesinden uyuzuna dek her türlü sorun edebiyatta da, sinemada da, müzikte de karşımıza çıkacak. (Bu arada bir küçük bilgi notu: “Önce Kuşlar Öldü”, 1960’ların hemen başında bizim ülkemizde görülen -ama gizlenmeye çalışılan- bir pandemiyi anlatan bir roman, duyurmuş olayım.)

Filmi teknik anlamda ele almak yerine anlattıklarından yola çıkarak, devletlerin de ne denli çıkarcı olduklarını izlediğimizi belirtmekte yarar var. Bir uçak dolusu insan, hava şartlarının kötülüğü nedeniyle biraz fazla yakıt almış olsa da, o ülkeden diğerine, bu ülkeden öbürüne hem de askeri uçaklardan açılan uyarı ateşleriyle kovalanıyor.

İnsanlık nerede kaldı?

Bunu yapanlar, bugün teknolojide de, ekonomide de en ileri dediğimiz ülkeler. Panzehri üretilmiş ve kullanılabilir olmasına karşın insani bir tutum göstermeyerek havadaki uçağa, yakıtının bitiyor olmasına rağmen, acil iniş izni verilmemesi, izleyiciyi gerçekten üzüyor. Aslında hepimiz üzülürüz böylesi bir durumla karşı karşıya kaldığımızda.

Bürokrasinin tutumu…

Sadece bizim ülkemize has bir davranış sandığım “neme lâzım”cılık havayolları temsilcileri başta olmak üzere polisinden bakanlarına, tüm bürokratlar için geçerliymiş. Bunu öğreniyoruz. Muhakkak ki, bir “kahraman” çıkacak ve sorunu çözecektir. Herkesin Cüneyt Arkın veya Malkoçoğlu olmasını bekleyemeyiz, ama iktidarların ana görevinin ve sorumluluklarının böylesi olası tehditlere karşı çıkması olmalıdır. Filmi izlerken haklı olarak, eşi o uçakta olmasaydı, o polis de mi ilgilenmeyecekti sorusu dönenip durdu kafamda. Bizim ülkemizde olabilir, hepimiz içinde yaşıyoruz, özellikle tek adam iktidarıyla birlikte bir sorumsuzluk yaşanıyor. Peki, yok mu bunun çaresi?

Bu ve bunun benzeri soruları çoğaltmanız, yanıt bulmak için düşünmeniz ve iyi bir gerilim filmi izlemenin tadını almanız için… kaçırmayın.

Acil İniş (Emergency Declaration), Senaryo ve Yönetmen: Jae-rim Han, Oyuncular: Song Kang-ho, Lee Byung-hun, Jeon Do-yeon … 09 Eylül 2022 tarihinden başlayarak gösterimde…

(06 Eylül 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

DİĞER YAZILARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu