Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

Bıkmadan, Usanmadan, Yılmadan… Yüzleşme

Toplumların en büyük sorunlarından biri, belki de en önemlisi taciz ve tecavüz… Çocuğunuzu okula, ibadethaneye, kursa, kampa gönderiyorsunuz, en güvendiğiniz kişi, din adamı sarkıntılık ediyor. İnsanların inandığı, güvendiği birini suçlamak kolay değil… Hemen itirazlar yükseliyor. Ya sinmeyecek, mücadeleyi sürdüreceksiniz ya da diğerleri gibi çekileceksiniz kabuğunuza.

“Yüzleşme”, bu anlamda, evrensel bir sorunu işliyor. Kampta çocukları taciz eden rahibi -başta din kurumu olmak üzere- korumak amaçlı, yaşananları herkes hasır altı etmeye çabalarken, sadece kendisinin kabûl etmesi bile taciz edilmiş çocukları suskunluğun yükünden kurtarabiliyor. Rahibin bulduğu çözüm, kendince en güvenlisi, çünkü yukarıdakiler suçlamaları gizlemekte, kapatmakta, engellemekte kendisinden daha başarılı.

Deyim oldu artık…

Son yıllarda, kolay anlaşılır bir anlatım için “Bilâl’e anlatır gibi” deniyor ya… Gerçekten sakin, yalın ve amacından hiç sapmaksızın sorunu dile getiriyor “Yüzleşme”de yönetmen François Ozon.

Üç arkadaş, kendilerini taciz eden rahibin hâlâ çocuklarla çalıştığını öğrendiklerinde suskunluklarından sıyrılmaya da karar veriyor. Kolay değil kuşkusuz… Hem kendileri için hem de toplumdaki yerleri için…

İçiniz nasıl?

Buradaki en önemli nokta: huzur. Ya o ağırlığı ve suskunluğun yükünü taşıyacaksınız ya da o yükü sırtınızdan atıp, sizden sonrakileri olsun kurtaracak ve insanlara rehber olacaksınız. Muhakkak ki o travmayı yeniden yine yaşayacaksınız içinizde. Çocuklarınız da öğrenecek yıllardır içinizi kemiren o çözümsüzlüğün acısını… Birileri sizi sessiz kalmaya, geçmişi deşmemeye çağıracaktır… hiç değilse çevredekilerin bakışını, suçlayıcı tavırlarını önlemiş olacağınızı engelleyeceğinizi söyleyecektir. Yıllar geçmiştir üzerinden, kazanımı ne olacaktır ki zaten, olan olmuştur…

Susma, sustukça sıra sana gelecek!

İşte tam da o noktada herkesin, büyük küçük, kadın erkek, öğrenci çalışan herkesin bu taciz ve tecavüze karşı çıkması gerekir. Siz ses çıkarma cesareti göstermezseniz pedofili sürecek, insanlar yaşadıkları travmalarla boğulacaktır.

François Ozon’un, Berlin’de festival ana yarışmasında ilk gösterimini yapan filmi gerçek bir olaydan yola çıkıyor. Toplumsal, hatta bana kalırsa evrensel bir sorunu gündeme getiriyor. Katolik dünyada yaşananlar sanki başka ülkelerde başka dini kurumlarda yaşanmıyor mu? Sizin aklınıza gelen, bizim ülkemizde hemen herkesin bildiği bir durum… İster istemez onunla filmde yaşananları karşılaştırıyorsunuz. Sizin din adamınız, bizim din adamımız sorunu değil bu… Bu gerçeklerin ve taciz tecavüzün yok edilmesi… Çocukların travma yaşamaması, taciz ve tecavüz yükünü taşımaması…

Çocuk susar, sen susma!

Rahip, çok başarılı bir performans sergiliyor. Bir yandan yaptığının bilincinde, ikrar ediyor bir yandan da “yukarısı beni nasıl olsa kurtarır, ben yine yapacağımı yaparım” havasında. Her ülkede, her toplumda, her dinde mi böyle acaba? Bizim ülkemizde böylesi durumlarda, filmdeki gibi kabûl etmiş görünüp sümen altı etmek yerine, yöneticiler, Bakan düzeyinde olanlar bile, itiraz ediyor.

Bu toplumsal bir sorun, mücadele etmek gerekir, hem de toplumun tüm katmanlarının katılımıyla.

(01 Ağustos 2019)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Mahalle Baskısına Karşı Yeteneğin Gücü Ya Da Putları Yıkan Yetenek

İnsanın yaşamı aile içinde başlar… ilk baskılar da aileden gelir, arkasından sokaktaki, çevredeki baskılar, artık toplumsal baskıya dönüşür. Dünyanın en büyük -ama aynı zamanda da en masum gibi görünen- en zalim baskısıdır mahalle baskısı. Giderek tabuya dönüşür bu baskı, “put”ları kırmak en zorudur.

Hepimiz yaşamışızdır… Saçını uzatmak istersin, aşağılarlar hemen. Kırmızı giymek istersin yaftalarlar anında. Şu işe soyunursun (biraz da kıskançlık vardır muhakkak altında) kötülerler. Size bakışlar değişir, imalı lâflar atılır, iğnelerler olur olmaz her yerde her an… İster istemez çekinir, korkar, vazgeçersiniz. Yeteneğinizin farkına bile varamazsınız. İçinizde ukde kalır bir süre sonra…

Babanın dirayeti

Küba’da, babasının yeteneğini fark ettiği Yuli, mahalle baskısından da kaynaklanan isteksizlikle bale yapmaktan kaçar. Ancak o kadar yeteneklidir ki, eğitmenleri başta olmak üzere herkes onu çalışmaya iter. Sonunda, bütün baskılara galip gelir mahalle baskısı kırılır, tabular yıkılır ve Yuli Londra Kraliyet Balesi’nde bile başrole çıkan ilk siyahi olur.

Eğitim de yetenek odaklı olmalı

Filmin, bizim için bir diğer özelliği de -tam da bugünlerde okul sınavları, tercihler yapılırken- çocuğun yeteneğine göre eğitilmesidir. Bizim hiç bilmediğimiz, ama aslında en öncelikli olarak yaşamımıza sokulması gereken bir olgudur bu. Liseler, üniversiteler hatta meslek liseleri bile ya puan üzerinden -ki, puanı tutmuyor diye yıllarca eğitimini aldığı alanda ilerleyememiş insanlar var, üzgün ve kayıp- ya da sadece parası çok diye hiç yapamayacağı alanda eğitim almaya zorlanan gençleri çağırıyor.

Bizim için de…

Bu yanlıştan kaçamadığımız sürece (üretimi günden güne eriyen ülkemizde) hem işsizlik artacak hem beyin göçü sürecek hem de kaliteli bir yaşam olmayacak. Yuli, tek başına bir hayat hikâyesi değil, bir rehber bana kalırsa, anne babalar için, eğitimle ilgili tüm yetkililer için… Ülkemizin geleceğinde söz sahibi olan herkes bu filmi izlemeli ve ders almalı.

(25 Temmuz 2019)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu