Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın

Sanat, hayatın ta kendisidir. Dünyayı bir sahne, üzerindeki yapıları, ağaçları, hayvanları, dağları -aklınıza ne geliyorsa artık- her şeyi dekor; insanı da oyuncu olarak kabul edebiliriz. Yani hepimiz parmak kaldırmak zorundayız, bu anlamda. Hepimiz oyuncuyuz… acısı tatlısı, tasası kıvancı, zorluğu kolaylığı, sağlıklılığı hastalığı ile hepimiz iyi birer oyuncuyuz hem de… Anne/baba, öğrenci/öğretmen, köylü/kentli, zengin/fakir, yaşlı/genç, kadın/erkek olsak da rolümüzü becerebildiğimizce iyi oynuyoruz. Bir tek oyuncular, onlar rolleri gereği köylüyü de kentliyi de, yaşlıyı da genci de, iyiyi de kötüyü de, dostu düşmanı da, akıllıyı da deliyi de -örnekleri uzatmak mümkün- oynuyorlar. Sadece oynamakla kalmayıp bizi ikna da ediyorlar.

Kolay görünen zorluk

“Benim hayatım roman” sözünü çok duymuşsunuzdur, ama birçoğumuz yaz(a)mayız bile başımızdan geçenleri… Aynı şey, aynı şekilde “ne olacak ki, yaşadığımız şeyler hepsi, ben de oynarım” diye yüksekten attığımız, ama iş başa düşünce “kem… küm” dediğimiz oyunculuk için de geçerli.

Tümay Özokur, yıllarını verdiği oyuncu ajansı işinde insanların daha da dik durması, kararlı olması, işini (burada rolünü kuşkusuz) daha başarılı yapması için düşüncelerini kitaplaştırdı. “Oyunculuk nedir”den başlayarak “neler yapılmalı”dan tutun da “nasıl yükseliriz”e kadar akla gelebilecek her şeyi anlatıyor.

Ama önce…

İyi bir insan olmayan iyi bir oyuncu olamaz! Bu konuda hemfikir olalım. Kendisine ve hayata olumlu bak(a)mayan, figüran olur ancak. Kendisine yeterli gelen için söylenecek bir söz yok, ama herkesin gönlünden başrol geçer. Galiba en çok da sabırlı, iyi niyetli, hoşgörülü ve art niyetsiz olmak gerekiyor birinci koşul olarak. Bunun için çok çalışmak gerekliliğini bir tarafa koyalım da Tümay Özokur’un bilgi birikimi ve deneyimlerinden yararlanarak bir adım öne çıkalım…

Oyuncu olmak isteyenlere epey bir ipucu veriyor Özokur, tabii profesyonelliğini bırakmadan. Küçük bir not eklemek isterim burada… Sadece oyuncu olmak isteyenlere seslenen bir kitap değil “Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın”; kendisini tanımak, hayatta daha iyi bir yer bulmak/tutmak, başarıya ulaşmak, zorlukla çıktığı zirveden hiç inmemek isteyenler de okumalı. Hatta başucu, başvuru kitabı olarak hep el altında tutmalı. Belki de en çok anne babalar okumalı, sadece çocuklarını yönlendirmek amaçlı değil, yetiştirmek amaçlı. Öğretmenler de okumalı, hem öğrencilerine nasıl davranacaklarını kestirebilmeleri hem de onları başarıya yönlendirebilmeleri için…

On iki bölümden oluşan kitap, “nasıl oyuncu olunur”dan oyuncu ajans ilişkisine, ajans menajer yapılanmasına, yapımcı-ajans(menajer)-oyuncu üçgeninde nelerin nasıl yapılması gerektiğine (bu, çok önemli, çünkü sadece oyuncu için değil, yapımcı için de pek doğru ilişki/iletişim yaşanmıyor), sette yönetmen-oyuncu, senaryo-oyuncu, rol-oyuncu ilişkilerine dek her konuyu açıyor, anlatıyor. Sonrası size kalmış.

Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın
Tümay Özokur
Güncel/Başvuru
Destek Yayınları
Mayıs 2018
255 s.

(07 Aralık 2018)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Tarihin Marangoz Hatası!

Youtube fenomenleri sinemamızda da kendilerini göstermeye başladı. 10’lu yaşlardaki gençlerin severek izlediği, yaşama biçimi haline getirdiği paylaşımların youtube görüntülerinin daha da genişletilerek sinemada daha çok izleyici çekeceği düşüncesi, insanı ister istemez korkutuyor, çünkü ne düş var ne düşünce ne de doğru düzgün bir mesaj. Daha önce de gösterime giren benzer filmler gibi belki komik, belki bir süre günün ve gündemin ağırlığından sıyrılmanızı sağlıyor, ama beraberinde de birçok şeyi götürüyor.

Cinsiyet ayrımcılığı

Kafalar Karışık filminde, bu filmi yapan arkadaşların yaşamadığı bir konu anlatılıyor. Kadının adı yok! Anne baba ne isterse o oluyor (veya olacak) ama kız (tabii, çevresindekiler de) kuzu kuzu teslim olacaklar bu kararlara!

Film, tanıtım bülteninde “Atakan, zengin sevgilisi Buse’nin, üvey babası kızı vermeyince çareyi Buse’nin yıllardır kayıp olan öz babasını bulup kızı ondan istemekte bulur” (bir küçük düzeltmeyle, üvey baba değil dede) olarak özetleniyor.

Kadının adı yok!

Kadın düşüncesinin ve özgürlüğünün her geçen gün daha da yükseldiği günümüzde, gençleri kandırmak ve kadın mücadelesinden için bilinçli yapılan bir çalışma olarak düşünüyorum “Kafalar Karışık”ı… Sokağa çıkması bile engellenmeye çalışılan, çocuk gelin olması için elden ne gelirse yapılan, taciz ve tecavüzlerle sindirilmeye çalışılan kadınları bir de bu yolla susturmayı deniyorlar. Hükümetin açık liselerle, diyanetin çocuk yaşta evlendirilmelerine cevaz vermesiyle resmen yaptığı kadın ayrımcılığı youtube gibi çağdaş bir sosyal medya üzerinden destekleniyor. Kadını bu kadar aşağılayan bir düşünceye gülseniz ne olur!

Çirkin propagandaya cevap olarak izlenirliğini ileri süreceklerdir. Evet, Yeşilçam’ın hemen tüm oyuncularını bir araya getirmiş olmasıyla da fazla izleyici çekmiş olabilir ama saçmanın savunması olmaz arkadaşlar!

Göz ardı edenler…

Youtuberlar, kısa yoldan çok para kazanmayı veya hayran sayılarını arttırmayı öne çıkararak birçok değeri yok sayabilirler… Zaman içerisinde, belli bir süre sonra olgunluğa erişip geçmişlerine bakacak, hayıflanacaklardır (en azından öyle olacağını düşünüyorum).

Peki, yıllarını sinemaya, tiyatroya vermiş, başrol bile oynamış, milyonların sevgilisi olmuş onlarca oyuncuya ne demeli? Ne vaat edildi de kendilerine, bu filmde rol aldılar ve bu hataya bulaştılar?

Yakıştıramadım… Hatta yapımcılar da yakıştıramadıkları için olsa gerek sadece adlarının büyüklüğünden yararlanmayı seçmişler. Sahi, onlar da filme fazlaca bir şey de katmıyorlar, o da ayrı…

(06 Aralık 2018)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

*****

Sıra Sende!

Birincisi; filmin mesajı: Sağlığını kazanması için, çaba gerekliliği nedeniyle “Sıra Sende!”…

İkincisi; filmin izleyiciye mesajı: Siz de ne olursa olsun, mücadele etmekten yılmayın, başarı için “Sıra Sende!”…

Üçüncüsü; filmin (yapımcılarının) sinemaya mesajı: İstenirse olur, çok iyi film yapmak mümkündür, gişe başarısı da yakalanır kolayca, bunun için “Sıra Sende!”…

Dördüncüsü; filmin (güncel yaşamdan el alarak) hepimize mesajı: Yerel seçimlerde isterseniz rantçı, fırsatçı, betoncu, doğa ve doğal yaşam karşıtı yöneticileri seçmemek için (zaten) “Sıra Sende!”…

Gelecek umut vaat ediyor

Son yıllarda resmi tarih karşısına kişilerin yaşamından yola çıkan yaşam öyküleri yazılıyor, çekiliyor. Kimi sözlü tarih çalışması niteliğinde, kimi özyaşam öyküsü niteliğinde yapıtlar… Bunların bir kısmı belgesel, bir kısmı da docudrama dediğimiz dramatize edilmiş yaşamlar, bir başka deyişle oyunlaştırılmış belgeseller…

Yarış finiş çizgisinde biter

Sivas’ın köyünden İstanbul’a, Veliefendi’ye jokey olmak için gelen Halis Karataş, kazanmayı hedefleyen bir gençtir. Kazanmaktan başka bir hedefinin olmaması; patronu Özdemir Atman’ın sıcak ve içtenlikle yaklaşımı, akılcı yönlendirmeleri ve alabildiğine özgürlükçü davranışıyla gerçekleşir.

Sevgiyle umudu, umutla yaşamı, yaşamla da sevgiyi birbirinden ayıramazsınız; hepsi birbirinden güç alır, birbirine güç verir. Bunu sağladığınız anda da başarmamanız için hiçbir gerekçe duramaz karşınızda, tıpkı Halis Karataş’ın ve Begüm Atman’ın yaşamında olduğu gibi.

Daha ilk adımda, yerine geçeceği Mümin Çılgın küçümser Halis’i… ama görürüz ki, yaşamın kendi döngüsüdür o sözcükler. Arkasından sımsıcak “kaptan” deyişi izleyenin de yaşama bakışında kin ve nefreti söker atar.

Bir yaşam biçimi…

At ve atçılık, ganyan çerçevesinden baktığınızda, milyonların döndüğü, para kazanma hırsı nedeniyle alabildiğine gergin bir ortamı işaret ediyor. Oysa bir atı eğitmek, onunla yaşamı paylaşmak, sürekli ve düzenli antrenman yapmak bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor. Sakin kalmayı, sinirlenmemeyi, aceleci değil hızlı ve seri olmayı görüyoruz filmde. O yalınlık belirleyici olsun yaşamımızda (bu aslında kendime bir not).

Mendil ıslatan filmler…

Yeşilçam’ın ailecek gidilen ve muhakkak her filmde bir mendil ıslatan filmlerindeki duygu yoğunluğu “Bizim İçin Şampiyon”da da var. Hem insan ilişkilerinde hem aşkla yoğurulan ve sağlıkla belirlenen yeni bir yaşamda hem başarı azminde hem de sonucunda…

Baba ile oğul arasındaki gerginlik sonrası, babanın sessiz ama saygılı izleyişi… Baba ile kız arasındaki dile gelmez gizli anlaşmalar… Aile içindeki konuyu bilip de çözüm bulamayacak olmanın dayanılmaz hüznü… Sadece bir at aracılığıyla büyüyen/güçlenen sevgi… Filmin taşıyıcı noktaları.

İsterseniz olur… yeter ki isteyin!

“Bizim İçin Şampiyon”, ilmek ilmek örülmüş, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş (bir dönem herkesin en azından adını bildiği ünlü Bold Pilot’ta beş atı birden izlemişiz… Birbirlerinden ayırt edilmemeleri için yapılan bilgisayar çalışmaları aylar sürmüş… 30 at satın alınmış… Oyuncular aylarca eğitim almışlar, kilo vermişler… Onlarca mekânda sürdürülen çekim çalışmalarında Veliefendi Hipodromu 3D ile çekime hazırlanmış (dijital olarak) ve tabii duygu dolu, başarılı bir film çıkmış ortaya… Demek ki istenirse yapılabiliyormuş!

Küçük bir not: Sinema alanındaki meslek birliklerinin oluşturduğu Güç Birliği’nin taşıyıcı gücü olan ve sinemamıza/televizyonumuza yeni ufuklar açmak için çalışmalarıyla tanıdığımız İdari Yapımcı Yamaç Okur, yakın tarihimizden ilginç yaşam öykülerini izleyiciye sunmak için çalışmalarını sürdürdüklerini fısıldadı kulağımıza… Bekliyoruz.

“Bizim İçin Şampiyon”, yönetmen Ahmet Katıksız, oyuncular Eki̇n Koç, Farah Zeynep Abdullah, Fi̇kret Kuşkan, Si̇bel Taşçıoğlu, Ali̇ Seçkiner Alıcı, Erdem Akakçe…

(04 Aralık 2018)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu