Korkut Akın

(Film Eleştirileri)
Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür … Devamı…»

*****

Gecenin Kanunu -Live by Night-

Yapımcı, yönetmen ve oyuncu olarak yer aldığı “Gecenin Kanunu”nda, Ben Affleck, kendisine ve yakınındakilere yapılan yanlışları düzeltme dürtüsüyle, yetiştiriliş tarzına ve kendi ahlâk anlayışına aykırı ama bir o kadar da riskli bir yaşamı tercih eder. Dennis Lehane’in çok satan romanını uyarlarken, 20’li yılların gangsterlerini yeniden taşıyor beyazperdeye, hem de başarıyla…

Sinemanın en çok sevilen, bir döneme damgasını vurmuş gangster filmleri, “Gecenin Kanunu” ile gerçekten güçlü dönüyor. Bu, birkaç yıl içerisinde yeniden gangster filmleri örnekleri izleyeceğimizin işareti olmalı.

Gerçeği gerçekten yaşatmak…

1920’lerde içki yasağı sürerken yaşanan illegal içki satışını ve bu pazarı elinde tutmaya çalışan gangsterleri anlatıyor “Gecenin Kanunu”. Her yerde ve her şeyde olduğu gibi bu gizli hayatın da belirli kuralları, onların diliyle söylersek raconu vardır. Ne kadar güçlü ve başarılı olursanız olun, kadını çalmak katlinizin fermanını imzalamanız demektir. Boston’dan Miami’ye, bir diğer deyişle soğuktan sıcağa yayılan bu gizli hayat neler getirir, neler götürür…

Ben Affleck’in canlandırdığı Joe Coughlin, kendi kurallarını kendisi belirleyen, aslına bakarsanız küçük çetesiyle kendi yağında kavrulan bir soyguncudur. Babası polis amiri olunca ve bizde de hep karşılaşıldığı gibi “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” ve şantaj imkânlarıyla oğlunu korur, kollar. Bir gangsterin kız arkadaşıyla beraberdir ve çekirge hep olduğu gibi üçten, beşten fazla zıplayamaz.

Dünya cennet olmalı…

Gangster filmlerinin olmazsa olmazı, güzel kadınlar, tehlikeli adamlar, polisler, mafya, silahlı çatışmalar, arabalı kovalamacalar… “Gecenin Kanunu”nda da sıralanıyor. Ancak filmi belirleyen coşku ve heyecanı yükselten “Bizim cennetimiz bu dünya” sözleri. Geleceği olmayan kişiler, burada namlunun ucunda yaşayan gangsterler anı yaşamak zorundadırlar, “carpe diem”. Belki o zaman hayatın tadını çıkarabilirler. Hep bir gözü açık uyumak, hep dört bir yanı kollamak zorunda olanlar sevişmenin de güzelliğini yaşayamazlar. Onun içindir ki “dünya cennet olmalı”dır. Zaten ne olacaksa olsundur artık.

Tam bir sinema…

Sinemanın tanımlarından, bana göre en iyisi, “ışık artı zaman eşittir sinema”dır. Bu, aynı zamanda hayatın da tanımıdır. Çünkü sinema hayatı yansıtır beyazperde aracılığıyla bizlere. Onun için de zordur sinema… Ayrıntıları da atlamamak gerekir, görülmeyecek olsa bile o duyguyu yansıtacak hususlar kaçırılmamalıdır. Filmde geçen zaman diliminde, şimdiki gibi siyah giyilmemektedir, kadınlar kahverengi bürünmüştür. Zamana ve zemine uygun giyinilmeli, giyecekler ona göre tasarlanmalıdır. O dönemin gangsterleri jartiyer giyermiş, özenli ve düzenli gözükmek için… Hiç görmesek de Joe Coughlin hep jartiyer takmış… Güvenli duruşuna katkısı olmuş olsa gerek ki başarılı. “Gecenin Kanunu” üzerinde uzun süre durulacak, konuşulacak, zamanla da en iyiler arasında anılacaktır. Kişisel bir umut: Bu yılın önemli ödüllerinden birkaçını alacaktır muhakkak.

Bir başka hayat…

Yeraltında yaşasalar da gündelik yaşamın içindedir gangsterler de… Düşleri, umutları, beklentileri vardır herkes gibi. Herkes gibi sevmeyi, sevilmeyi isterler. Kuşkusuz herkes gibi yanıldıkları da olur. Yukarıdaki sinema tanımı çerçevesinde günümüz Türkiye’sini de görebilirsiniz. İstemez misiniz?

GECENİN KANUNU -Live By Night- Yönetmen Ben Affleck
Oyuncular Ben Affleck, Elle Fanning, Brendan Gleeson, Chris Messina…
3 Şubat’tan itibaren gösterimde.

(01 Şubat 2017)

Korkut Akın

*****

Toni Erdmann

Karanlık bir salonda, diğer tüm etkilerden sıyrılmış olarak sadece perdeye yansıyan hareketli görüntülere odaklanabileceğiniz sinema salonlarında film izlemek müthiş bir duygu.

Neden mi, böylesine didaktik bir cümle ile başladım yazıya? Çünkü artık filmlerde de koltuğa yaslanıp, hayatın gerçeklerinden sıyrılarak o gerçekleri izleyebileceğimiz filmler azaldı da ondan. Maren Ade’nin ödüller de kazanan filmi sizi kendi gerçeğinizden koparıp hayatın gerçeğine taşıyor. Gerisi size kalmış.

İletişimsizlik…

Günümüz insanının en büyük ve hatta çözümsüz gibi görünen hastalığı yalnızlık. Tamam, yaşlılar eş ve yakınlarını kaybettikleri için yalnız kalıyorlar, peki ya gençler? Onlar neden yalnız? “Ben tercih ettim” deyip de kendilerinden bile gizledikleri ama içten içe o yalnızlığın acısını yaşadıkları halde apaçık görünüyor, gözlerinden okunuyor yalnızlıkları.

Hayatı ‘ti’ye almak da aynı şey. Köpeği öldükten sonra iyiden iyiye yalnızlaşan Winfred, umursamazlık ve alaycılıkla gizlemeye çalışıyor o korkunç yalnızlığını. Kızı ile kopuk olan ilişkilerini düzeltmek için harcadığı çaba, aslında çok insani ama bir o kadar da itici. Çünkü kariyer peşindeki kızı da, en az kendisi kadar yalnız. Film tam da burada başlıyor.

Kendinizi düşünüyorsunuz…

…ister istemez. Kimi zaman ilgi çekmek için, kimi zaman başarmışlığın sevincini paylaşmak için, kimi zaman hataları örtbas etmek amaçlı umursamaz ve alaycı davranış sergiler insan. Bu, güçlü bir anlatımla yansıtıldığında ortaya çıkan kült oluyor. İster roman olsun ister tiyatro, isterse Toni Erdmann’da olduğu gibi film; etkisi uzun sürecek, yıllar sonra bile unutulmayacak ve klasikler arasında sayılacak bir yapıt çıkıyor ortaya. Maren Ade, çağcıl bir başyapıt çıkartmış. Bunca övgü ve ödül de boşa verilmese gerektir.

…ya izleyici?

Toni Erdmann’ın bir Alman komedisi olduğu belirtiliyorsa da, film, tam “güleriz ağlanacak halimize” noktasında. Kuşkusuz gülüyorsunuz, tam da o anı yaşayan siz olmadığınız için incecik bir sevinçle karışık gülüyorsunuz… Peruk ve takma dişle vardığınız yer neresi olabilir? Yakalandığınızda yüzünüze vurmazlar mı? Vurduklarında ne duruma düşersiniz? Sizin gibi, tam da sizin içinde bulunduğunuz duyguları yaşayan biri, -belki bir işe yarıyordur diye- o takma dişi alıp taktığında ne düşünürsünüz?

Bizim sinema seyircimiz, umarım bu filme gereken önemi gösterir, izler ve giderek yalnızlık kuyusuna merdivensiz düşmekte olduğunu, denizler ortasında yelkensizlik karmaşasında çarnaçar kalacağını görür. Çözüm için, başkası için değil, kendi çözümü için izler bu filmi.

Oyuncular için ayrı bir not düşmeliyim muhakkak. Alabildiğine doğal, alabildiğine görkemli, alabildiğine gerçekçi karakterler izliyoruz. Bunda oyuncular en önde; yönetmenin rejisiyle senaryonun katkısını yadsımamak gerekir. Sakin bir dilli sakin bir öykü… çok başarılı.

Birkaç yıl sürmez herhalde, “ölmeden görmeniz gereken filmler” listesinin ilk sıralarında yer alması…

Toni Erdmann, yönetmen Maren Ade, oyuncular Peter Simonischek, Sandra Hüller, Michael Wittenborn, Thomas Loibl, Trystan Pütter… 3 Şubat’tan başlayarak gösterimde…

(25 Ocak 2017)

Korkut Akın

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu