Sinema, Zorlukların Üstesinden Gelme Sanatı

Yedinci sanat olarak nitelediğimiz sinema, birçok sanat dalının aksine sanayi/endüstri aynı zamanda… Bütün hepsi için bilgi birikimi ve deneyim gerekiyor kuşkusuz ama sinema deyince, o bilgi birikiminin yanı sıra senaryolaştırma, mekân bulma, oyuncu seçimi, kamera, ışık, oyuncular… -eskiden banyo da vardı, teknoloji onu ekarte etti- montaj, seslendirme, kopya çoğaltımı… bitmedi, salon ve gösterim tarihi… Şöyle bir baktığınız zaman sinemacının (buna televizyoncuları da eklemek gerekir) işinin ne denli zor olduğunu görürüz.

Sanayi deyince, parasız yapılamadığını bilmem söylememe gerek var mı? “Benim hayatım filim ama yapamıyorum, çünkü param yok.” Parası olan, o filim olan hayatları mı çekiyor? Kuşkusuz evet. Benimkini değilse de arkadaşımınkini, onun değilse bir diğerini, sınırlar ötesi birilerinin hayatını… ama hep sahici olanları…

Piyasadan Alacağımız Var…

Herkes kalıcı olmak ister, herkes aklından geçeni bir başkasına aktarmak ister… Bu, kimi zaman yazıyla, resimle, konuşmayla olur, kimi zaman hepsini bünyesinde buluşturan sinema ile ancak toparlanabilir. Her ne kadar “imajın imajı olmaz, dolayısıyla yoruma açık değildir” dense de, diğerleri denli “soyut” olmadığı için insanların daha bir benimsediği daldır. Buna da bağlı olarak hemen her çocuk “Karpuz Kabuğundan Gemiler” yapıp yüzdürmek ister akıntılı sularda.

Bu hafta gösterime giren, “ama hiç ünlü oyuncusu yok ki” denilen “Piyasadan Büyük Alacağımız Var – Maddi Manevi” filmi, tam da yukarıda anlattığımız şeyi işliyor. Bir araya gelen, “Genç Kafa”lar hem para kazanmak hem düşüncelerini aktarmak hem de “zevahiri kurtarmak” için televizyona bir dizi önerirler.

İpin ucu orada kaçıyor…

Bu alanda çalışan hemen herkes, ekonomik gücü yetmeyeceği için öncelikle (tabii, daha iyi, daha güzel, daha doğru ve çok izlenebilirlik gibi düşünceler de var) para yatıracak birilerini bulmak zorundadır. Televizyon kanalları bunun için biçilmiş kaftandır ve ilk akla gelendir. Projenizi -ne kadar uyduruk olursa olsun- anlatmak zorundasınız… ama ya çalınırsa? Sahi, çalınabilir, küçük üç beş değişiklikle (ona bile gerek kalmayabilir çoğunlukla) onca kafa patlattığınız, umut bağladığınız düşünceniz kaçıverir elinizden de… eliniz böğrünüzde kalakalırsınız. Birçoğumuz yaşamadık mı bunları?

Hukuk da çözemez bu problemi… Yapabileceğiniz tek şey vardır (geçtiğimiz haftalarda gösterime giren Aşkın Ritmi ve girecek olan Sıradışı Anne -Ricki and the Flash- filminde olduğu gibi) ek iş yapmak ama o da kolay değildir bizim ülkemizde… Oralarda
parttime çalıştığınız zaman ölmeyecek kadar para kazanabilir ve sanat yapmaya fırsat bulabilirsiniz ama bizim ülkemizde fulltime çalıştığınızda bile karnınızı doyuramayabilirsiniz, kaldı ki sanata zaman ve zemin kalsın. Yani aynı alanda, belki yine kandırılmayı, dolandırılmayı kabullenmek dışında bir seçeneğiniz yoktur.

Emek yoğun çalışma koşulları

Bir de emek yoğun çalışma koşulu vardır ki, hemen bütün çalışanlar emeklerinin karşılığını alamazlar. Gün ağarmadan başlayan çalışma -çoğunlukla ünlü başrol oyuncusuna göre planlanır- ertesi gün gün ağardıktan çok sonra biter… Dinlenmeye fırsat bulamayan set çalışanları yorgun argın yola düşerler yeniden. Doğal olarak ne güçlü bir (dizi için geçerli tabii) senaryo beklenir bu durumda ne de iyi bir mizansen ve set çalışması… Zaten herkes, bir an önce bitsin de gidip dinlenelim derdindedir… Bir de acaba emeğimizin karşılığını alabilecek miyiz?

Anlatılan bizim hikayemiz…

“Piyasadan Büyük Alacağımız Var” filmi, bizim hikayemiz… birebir gerçeklerle örülü. Bir arkadaşımız bile dışında değildir bu yaşananların… Filmi birlikte seyrettiğimiz bir arkadaşım, Yadigar
Ejder’in (çiçekler çelenk örsün başucunda) küçük bir rolün ardından günlerce parasının peşinde koştuğunu, parasının yine de ödenmediğini, üstüne üstlük ulaşım için de onca para verdiğini
anlattı. Yadigar’a verilecek para da zaten öyle çok değildir ya, ayrı mesele. Güleriz ağlanacak halimize ya… mizahla anlatmışlar bu yaşamsal dramı, hem de hiç dilini bozmadan, düzeyini yitirmeden.

Bu filmi öncelikle düşünce hırsızlarına izlettirmeli, ardından da yapımcılara… Gerçi onlar hepimizden iyi biliyorlar yaşananları… Salonda (evde) koltuğa kaykılıp izlediğimiz bir filmin ardında ne sorunlar yaşanıyor, ne umutlar sönüyor ve doğuyor anlamak için…

“Piyasadan Büyük Alacağımız Var”, yönetmen Ekin Akçay, oyuncular İzzet Başlak, Baran Erdoğan, Ali Yiğit San, Rabia Tutal, Okan Sağlam Ali Rıza Kara ve Salih Kalyon.

(10 Eylül 2015)

Korkut Akın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir