The Hateful Eight

Sinema, karanlıklar arasından sızan ışıkla önünüze dünyaları seren bir sanat. Sadece sızan ışığa odaklanıyorsunuz, -ilginizi çekmesi olası her şey karanlığa gömüldüğü için- başka seçeneğiniz de yok zaten. Bazı filmleri seviyorsunuz, bazılarını -çocukluğunuzda olduğu gibi kendinizi o başrol kahramanının yerine koyarak- anlatıyorsunuz. Bazılarını anlatmak için eliniz kolunuz, yetmeyen sözcükler, “nasıl anlatsam ki” mazeretleri giriyor devreye… En sonunda, “Git filmi gör kardeşim, müthiş!” deyip sıyrılıyorsunuz.

Fısıltı gazetesi…

Bir zamanlar fısıltı gazetesi diye adlandırılan, kulaktan kulağa yayılan bilgi/haberler vardı. Kuşkusuz birçok özelliğini yitirir, birçok ayrıntısı kaybolur, hatta hiç olmayan bir mesaj bile çıkabilirdi ortaya. Yine de en doğru, en yansız, en objektif değilse de sizi (konuyu/olayı/haberi) duyururdu. Artık internet var ve aynı eksiklikleri, bilgi kirlilikleriyle birlikte hemen her şeyi duyuruyor. Quentin Tarantino’nun, sekiz yıl aranın ardından sekizinci filmi The Hateful Eight (Nefret Sekiz) bütün bu ‘sekiz’leri bünyesinde barındırdığı gibi internete sızdığı için de -belki- “nefret”li.

Eski, güzel miydi?

Tarantino, tipik bir kovboy filmi olan bu filmini 70 mm. çekmiş. Çok eskiden birkaç kez değerlendirilmiş, ama hem pratik olmadığı hem de gelişen teknolojiye yenildiği için unutulmuştu. Sadece gösteri amaçlı (Hollanda’da, Omnibus’ta salondan çıkarken projeksiyon makinesini, nasıl çalıştığını da görebiliyor; buna da bağlı olarak renklerin canlılığına, netliğine, büyük perdeye yansımasına rağmen görüntünün bozulmamasına bir kez daha hayran kalıyorsunuz) kısa filmler için kullanılıyor. Yine de Tarantino gibi bir ustanın filmi için sahnenin tümünü tek seferde -oyuncunun hakkınca oynaması için- çekebilecek magazinler yapılmış, belki uzun yıllar kimse dönüp yüzüne bile bakmayacak.

Neden 70 mm?

Görüntü daha net, seyirci filmin tüm ayrıntılarını görebiliyor, özellikle dar mekânlarda etkisi müthiş. Tarantino da bunu bildiği için gerek posta arabasında gerekse sığındıkları iç daraltan o çerçi dükkânında seyircinin gerçekten etkilenmesini, gerçekten içinin daralmasını istediği için kullanmış 70 mm’yi.

The Hateful Eight

Filmin sadece sekizinci olması değil, birbirinden ölesiye/öldüresiye nefret eden sekiz kahramanı var. İstisnasız hepsi gözünü kırpmadan silahını ateşleyebilir. İstisnasız hepsi de bunu bildiği için alabildiğine temkinli, alabildiğine politik, hamleyi karşısındakinden bekliyor. Üç saatlik filmin uzunca bir bölümü işte bu gerilimi aktarıyor bize. İzlerken siz de, “Aha şimdi” diye bekliyorsunuz. Söylenen her sözcükle, geçen her dakika daha bir geriyor sizi.

Savaş bitmiş ama bu ‘sekiz’ kişi etkisini atamamış hâlâ üzerlerinden. Hâlâ namlularının ucunda olduğuna inanıyorlar geleceklerinin ve daha da önemlisi adaletin. Bulabiliyorlar mı? Zaten film de bunu anlatıyor; bulunabilir mi? İzlemek gerek…

Burada bir ara vereyim, çünkü Abraham Lincoln’ün, bu nefret dolu cellatlardan birine yolladığı mektup var… Gerçekten değerli olduğu için kimseye göstermek bile istemiyor sahibi. Diğerleri için o kadar değeri olduğunu sanmıyorum, çünkü “Tükürürüm böyle…” mektubun içine diyen de var. Zaten umudu kesmiş.

Kadın gerçeği…

The Hateful Eight, kovboy filmi olduğu için erkek egemen, vahşetinin yanı sıra. Onca erkeğin içinde sadece bir kadın var, hem asılmaya götürülüyor zincirlendiği adam tarafından hem de sürekli eziyet görüyor, kan içinde yüzü gözü.

Dostluklar, ihanetler, beklentiler üzerinden süren filmin sonuna doğru artık hepimizin bildiği o ünlü Tarantino vahşeti yansıyor perdeye. Bir taraftan nasıl oldu da birden bunca kan döküldü diye düşünüyorsunuz, bir taraftan da hak ettiklerini düşünüyorsunuz. Sahi, siz de olsanız aynı tepkiyi verirsiniz, onca gerilimden sonra.

Başta değindiğimiz o noktaya geri döneyim: “Git kardeşim, gör filmi.”

Edebiyatla sinema iç içe…

Selçuk Altun, “Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme” novellasında, kahramanına Tarantinovari -yazarın kendisi de en az kahramanı kadar Tarantino hayranıdır- cinayetler işletir. İlginçtir, Tarantino filmlerindeki gibi olmaz hiçbiri.

İyi yıllar.

(30 Aralık 2015)

Korkut Akın

“The Hateful Eight” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir