Kategori arşivi: Genel

39. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma ve Ulusal Kısa Film Yarışmasına Geri Sayım Başladı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen İstanbul Film Festivali, Covid-19 salgını nedeniyle ertelenen Ulusal Yarışma ve Ulusal Kısa Film Yarışması’nı 17 – 28 Temmuz tarihlerinde gerçekleştiriyor. Yapılacak yarışmalarda, 11 uzun, 12 kısa film yer alacak. SSM’de kurulacak açık hava sinemasında her gece 21:00’de bir uzun ve bir kısa metrajlı film birlikte gösterilecek. Gösterimler, film ekiplerinin katılımıyla yapılacak. İstanbul Film Festivali’nde çoğu Türkiye ve dünya prömiyerini yapacak filmlerin yer aldığı Türkiye Sineması bölümü, bu yıl 31. kez Anadolu Efes’in katkılarıyla gerçekleştiriliyor.

39. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma ve Ulusal Kısa Film Yarışmasına Geri Sayım Başladı yazısına devam et

Çiğdem Kömürcüoğlu

İzmir Amerikan Kız Koleji’nden mezun oldu. Ankara DTCF İtalyan Filolojisi’nde okudu. Çeşitli ulusal gazetelerde, Star Televizyonu’nda ve Tempo Dergisi’nde Dış Haberler Yönetmeni, Haber Müdür Yardımcısı ve Editör olarak çalıştı, röportajlar yaptı, ekler hazırladı, sinema yazıları yazdı. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli film festivallerini gazeteci ve sinema yazarı olarak izledi. Fibresci jürisinde görev yaptı. Yayınlamayı bekleyen bir çeviri kitabı var. Yayınlanmış çeviri kitapları: Komiser Memo, Okumak İstiyorum, Sovyetler Birliği’nde Ne yapmak İstiyoruz.

Festival Hitchcock ile Renkleniyor

Bu yıl 10 – 21 Nisan tarihleri arasında şehrimizi şenlendirecek olan 39. İstanbul Film Festivali, Alfred Hitchcock’u 40. ölüm yıldönümünde özel bir bölümle anıyor. 1980 yılında kaybettiğimiz usta sinemacı, ölümünden dört yıl öncesine kadar aktif olarak sürdürdüğü sinema kariyerinde 50 adet uzun metraj sinema filmine imza atmış. Festivalin özel bölümlerinden ‘Hitchcock Renkli’, yönetmenin 1948 yılında başlayan renkli film serüvenini, 15 adet uzun metraj yapımın yenilenmiş kopyalarından eksiksiz olarak beyazperdeye taşıyor. Yapıtlarında farklı disiplinleri buluşturmuş unutulmaz gerilim ustasının filmlerini sinema salonunda izleyememiş genç kuşakları ve sinefilleri bir kez daha ödüllendiriyor.

‘Hitchcock Renkli’ efsane yönetmenin 10 ayrı sekanstan oluşan ve karartma marifetiyle tek plan çekilmiş izlenimi veren 1948 yapımı ünlü denemesi ‘Ölüm Kararı / Rope’ ile başlıyor. Bunu, bir yıl sonra çektiği ve gözde oyuncularından Ingrid Bergman’ı son kez yönettiği, ancak çok başarılı bulunmayan tek plan denemesi ‘Kapri Yıldızı – Under Capricorn’ izliyor.

3D formatından gösterileceği ilan edilen ‘Cinayet Var – Dial M for Murder’, tanınmış başyapıtlarından ‘Arka Pencere / Rear Window’ ve onu takip eden 1955 yapımı ‘Kelepçeli Aşık / To Catch A Thief’ sinemacının kariyerinde özel bir yeri olan ünlü sarışın Grace Kelly ile ardarda çektiği üç yapım. Zamanında bizde vizyona girmemiş yine üstadın minör yapıtlarından 1955 yapımı ‘Trouble with Harry’ ise Shirley MacLaine’in sinemadaki ilk başrolü olarak hatırlanır.

Hitchcock daha önce 1934 yılında ana vatanı İngiltere’de çektiği ‘Tehlikeli Adam / The Man Who Knew Too Much’ı 1956 yılında renkli olarak tekrarlıyor. Bu kez başrollerde ilk kez çalıştığı ünlü Hollywood sarışını Doris Day ve değişmez aktörlerinden James Stewart başrolleri paylaşıyor. Bir diğer favori oyuncusu Cary Grant ile de son kez ‘Gizli Teşkilat / North by Northwest’te çalışacaktır. 1958 yapımı ‘Ölüm Korkusu / Vertigo’ ustanın birçok eleştirmene göre en iyi filmi addedilir. İlk ve son kez çalıştığı Kim Novak filmin unutulmaz karakterine hayat vermiştir.

1960 yapımı ‘Sapık / Psycho’ kariyerinin zirvesindeki Hitchcock için bir diğer doruk noktasıdır. Ancak siyah-beyaz çekilmiş olması nedeniyle bu özel seçki içinde yer almıyor. Buna karşılık 1963’te çektiği bir diğer korku-gerilim başyapıtı ‘Kuşlar / The Birds’ seçkiye dahil ve başrol, yeni keşfettiği taze sarışın Tippi Hedren’den ziyade masum görünüşlü ürkütücü kuşların.

Yönetmen ‘Hırsız Kız / Marnie’de yine Hedren ve dönemin James Bond serisi ile büyük çıkış yapan aktörü Sean Connery ile çalışacaktır.

Bunu, Julie Andrews / Paul Newman ikilisinin sürüklediği casusluk gerilimi ‘Esrar Perdesi / Torn Curtain’ izler. Yaşı nedeniyle Hitchcock’un film çekme arası uzamaya başlamıştır. 1969 yapımı ‘Topaz’ yine bir casusluk gerilimidir ancak usta formunda değildir. Buna karşılık 1972’de Londra’da çektiği ‘Cinnet / Frenzy’, gerek ustalıklı gerilimi, gerekse hınzır mizahıyla Hitcock’un son etkileyici filmidir. Yönetmen 77 yaşında çektiği ve çok ses getirmeyen ve bizde yalnızca televizyonda gösterilen ‘Aile Oyunu / Family Plot’ ile sinema dünyasına veda edecektir.

Teknik mizansen, görüntü, kurgu alanlarında hep öncü sinemacı konumunu sürdürmüş olan sinemacı, özgünlüğü, temalarını kendisinin belirlemesi ve biçimi hikâyeyle ustaca harmanlayışıyla sinema tarihine geçiştir. Gönül onun siyah-beyaz başyapıtlarını da yeniden beyazperdede izlemek istiyor. Festivalin gelecek yıllardaki başka bir seçkisinde inşallah.

(03 Mart 2020)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Goethe-Institut Istanbul ve Beyoğlu Pera Sineması işbirliğiyle Düzenlenen Pazartesi Filmleri’nde Quiberon’da 3 Gün Gösteriliyor

Goethe – Institut Istanbul ve Beyoğlu Pera Sineması işbirliğiyle düzenlenen Pazartesi Filmleri gösterimleri, Quiberon’da 3 Gün (3 Tage in Quiberon) adlı filmle devam ediyor. Emily Atef’in yönettiği film efsane bir röportajın oluşum sürecini konu alıyor. Bir süreliğine Quiberon’da bir kaplıcaya yerleşen ünlü oyuncu Romy Schneider, derginin röportaj teklifini kabul eder. Bunda, fotoğrafları tanıdığı ve güvendiği Robert Lebeck’in çekecek olmasının da etkisi vardır.

Goethe-Institut Istanbul ve Beyoğlu Pera Sineması işbirliğiyle Düzenlenen Pazartesi Filmleri’nde Quiberon’da 3 Gün Gösteriliyor yazısına devam et

12. Rofife Rotary Kısa Film Yarışması Başlıyor

Birlikte aylarca sürecek bir maraton, yeniden başlıyor. Rofife Rotary Uluslararası Kısa Film Festivali bu yıl 12. kez ülkemizin en iyi kısa film festivalleri arasında yerini alıyor. Kısa filmin sinemamızdaki tartışılmaz önemi bilerek, geleceğin ünlü yönetmenleri ile şimdiden tanışmanın, kısa film sanatına hak ettiği destek ve önemi vermenin, sinemaya emek verenlerin hayatlarına dokunabilme mutluluğunu yaşıyor. Rofife Rotary Kısa Film Festivali, Türkiye’nin en katılımcı, paylaşımcı ve demokratik film festivali olma ve sürdürme konusundaki iddiasını devam ettiriyor. Kısa filmler onlarca amatör ve profesyonel kişilerden oluşan büyük bir jüri ile değerlendiriliyor.

Gavroche ‘Gaffar’, Colette ‘Kader’ Olmuş

‘Sefiller / Les Misérables’ Paris’in ihmal edilmiş göçmen banliyösü Montfermeil’den görüntülerle açılıyor. 2018 yılının 15 Temmuz’udur. Trenlere doluşan çocuklar, Fransa’nın Dünya Kupası’nı kazanmasının sevincini paylaşmak için şehir merkezine akın eder. Üç renkli Fransız bayrağını sarınmışdır çoğu. Ancak, eşitlik / özgürlük / kardeşlik ilkeleri onlar için ne kadar uygulanmaktadır. Yaşadıkları ülke bu göçmen yığınları bağrına basmış mıdır.

Afrika kökenli Fransız sinemacı Ladj Ly, Cannes Film Festivali’nden jüri ödüllü ilk uzun metrajında bunları sorguluyor. Arc de Triomphe önünde toplanmış yüzlerce genç insanın zafer kutlamalarını izlediğimiz açılış sekansını takiben, uzun ve sıcak bir yaz günü boyunca Paris varoşlarındaki Montfermeil’in yaşantısına tanıklık ediyoruz. Bu yolculukta, bölgenin ‘Suçla Mücadele Timi’nin üç kişilik ekibi bizlerle birliktedir. Taşradan yeni gelmiş, sessiz ve naif Stéphane Ruiz’in, ekibin deneyimli üyeleri ‘Beyaz Domuz’ lakaplı Chris ve Afrika kökenli Gwada ile birlikte ilk devriye günüdür.

Uyuşturucu ve seks ticaretinin belli çeteler tarafından yürütüldüğü yoksul bölgede, mahalli idareciler, polis ve çetelerin kirli işbirliği sürüp gitmektedir. Victor Hugo’nun ünlü romanı ‘Sefiller’i kaleme aldığı yerdir burası. Aradan geçen 180 yıla rağmen kent yoksulluğu ve insan sefaleti sürüp gitmektedir aynı topraklarda. Yoksul Fransızların yerini Afrikalı göçmenler ve yeni mülteciler yer almıştır. Chris’in deyişiyle Gavroche ‘Gaffar’, Colette ‘Kader’ olmuştur.

Olağan akışında süren gün, afacan İsa’nın sirkten aslan yavrusunu çalmasıyla gerginleşir. Sirk sahibi çingeneler yavru bulunmazsa mahalleyi yerle bir etme tehdidinde bulunur. Gerilimli tutuklama esnasında, devriye ekibinden Gwada’nın yakından ateşlenen plastik mermiyle küçük İsa’nın yüzünü hedef almasıyla olaylar kontrolden çıkacak ve final sonu açık bir direnişe doğru yol alacaktır.

Aynı mahallede yetişmiş olan Ladj Ly, el kamerasıyla çocukluğundan beri bölgenin tanıklığını yapmış. Filmin ana karakterlerinden ‘drone’ ustası küçük Buzz, bir bakıma onu temsil ediyor. Yönetmen bu müthiş birikimiyle, bölgenin detaylı bir fotoğrafını çekmiş. Afrikalı Müslüman, ve salgın hastalıkların müsebbibi olarak görülen yeni göçmen bireylerin yaşantısına ustaca sızmış. Bölgenin ihmal edilmişliğini bir tokat gibi yüzümüze çarparken, patlamaya hazır bomba gibi birikmiş öfkenin resmini çizmiş. Belgesel özellikleri çok güçlü, ancak bir belgesele artı olarak, gerilimin adım adım tırmandığı, beklenmedik ölçüde başarılı bir ilk filme imza atmış Mali kökenli sinemacı.

Filmin gücü, yaşananları bir sistem meselesi olarak sunmasından kaynaklanıyor. Rayından çıkmış Chris ve vurdumduymaz yardımcısı Gwada’nın yanında, insani değerlerini ve vicdanını yitirmemiş Stéphane’ın duyarlılığı olayların tırmanmasını engelleyemiyor. Bu yozlaşmış düzen değişmeden, hiçbir şey düzelmeyecek diyor Ladj Ly. 2005 yılında aynı bölgede yaşanan büyük isyanın tanığı olmuş kendisi. Olan biteni kamerasına kaydetmiş. Gerilimin doruğa tırmandığı ve çarpıcı final sekansında bir apartmanın merdivenlerinde yaşanan çatışmanın benzerine bizzat tanıklık etmiş. Öfkeli gençlerle kendini ve arkadaşlarını korumaya çalışan Stéphane’ı karşı karşıya getirirken, Hollywood usulü kahraman iyi polis kolaylığına kaçmıyor. Bu düzen değişmeden hiçbir şeyin düzelemeyeceğini ısrarla vurguluyor. ‘Sefiller’in evrenselliği yüreğimizi dağlıyor. Afrika kökenli Gwada’nın tepesi attığında, plastik mermi atan silahıyla küçük İsa’yı yakın mesafeden hedeflediği an Berkin Elvan geliyor aklıma. İçim bir kez daha yanıyor, kahroluyorum.

(03 Şubat 2020)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

4. Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması

4. Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması’nın 2020 finali için geri sayım başladı. Önümüzdeki yıl İstanbul’da yapılacak olan yarışma için başvurularda bütün hızıyla devam ediyor. Yarışma için Türkiye’nin yanı sıra Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Avrupa ve Türki Cumhuriyetler’de de elemeler yapılarak sinemaya yeni oyuncu yüzlerj kazandırılması hedefleniyor. Bu yılki Avrupa elemeleri ise Almanya’nın Düsseldorf kentinde gerçekleştirildi.

4. Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması yazısına devam et

Kızım Gibi Kokuyorsun Filmine Varşova’dan İki Ödül

Olgun Özdemir’in yönettiği Kızım Gibi Kokuyorsun, Varşova’da düzenlenen Doğu Avrupa Uluslararası Film Festivali’nden iki ödülle döndü. Varşova’daki tarihi Kinoteka Sineması’nda gösterilen filme izleyicilerin ilgisi yoğun oldu. Festivalin 30 Kasım’da gerçekleşen ödül töreninde İbrahim karakterine hayat veren Çağlar Ertuğrul’a En İyi Erkek Oyuncu, dikkate değer paralel kurgusu ile de kurgu yönetmeni Semih Gülcüoğlu’na En İyi Kurgu ödülü verildi. Film, 07 Aralık’ta bitecek 5. Milan Uluslararası Film Festivali’deki gösteriminden sonra Hindistan’ın 17. Chennai Uluslararası Film Festivali’ Dünya Seçkisi programında yer alacak.

Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliği’nden Basın Açıklaması

Sinema meslek birlikleri ve meslek kuruluşları, Türk Film Arşivi ile ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklama şöyle: “Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliği olarak; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema – TV Merkezi ve bünyesindeki Türk Film Arşivi’nde yaşanmakta olan olumsuzlukları yerinde inceledik ve taraflar ile görüştük. Arşivin …”

Küçük Joe: GDO Dediğiniz Bizim Ölümümüzdür…

Kapitalizm, daha çok kâr, daha çok kâr için daha çok sömürü sistemidir. Önüne ne gelirse onu, insanı da çiçeği de sömürür, hem de posasını çıkarasıya…

Bilimkurgu filmlerde; yok ülkelerde, yok bilim insanları olası işlerle yeni uygulamalarla uğraşırlarken gösterilir. Kimi zaman -sonuç itibarıyla- barışçı gibi görünseler de bizlerin kuyusunu kazarlar.

Küçük Joe da onlardan biri… Küçük Joe, bir çiçek, kültür bir çiçek, yani üretilmiş. Onu üreten kadın, oğlunun adını vermiş çiçeğe. Çiçek, kokusuyla insanlara mutluluk verecek, ama kendi kendine üreyemeyecek, kısır bir çiçek olacak.

Hani bize mutluluk verecekti? Kendi geleceğini belirleyemeyen bir çiçek niye ve nasıl mutluluk versin kendini üretenlere? O laboratuvar ve/veya hepsinin patronu o çiçeği daha çok satmak için kısır ürettiriyor. Şimdi sorarım size, bizim ülkemizde “hibrit” denilen tahıl ve bitki tohumlarından ne farkı var? Yok! Hiçbir farkı yok.

Genetiğiyle Değiştirilmiş Organizmalar

Mısırın içine timsah organizması eklediğinizde raf ömrünü uzatıyorsunuz, domatese kaplan organizması yükleyince nakliyede bozulma riski en aza iniyor. Buğdayın da, pirincin de… aklınıza gelen her meyve ve sebzenin genetiğiyle böyle oynayınca ne tat kaldı ne de sağlık… Şimdi kimse o ürünleri almıyor, almak istemiyor…

Küçük Joe da benzer bir genetiği değiştirilmiş organizma… Ancak daha gelişkin olduğu için bir adım ileri gidebiliyor ve kendisini hayatta tutacak şeyler yapabilme becerisini geliştiriyor. Filmin sonunda bir de sürpriz var.

Sinema her ne kadar eğlendirme aracıysa da bilgilendirmekten de geri kalmıyor. Bilgilendirirken eğitiyor, eğitirken bilinçlendiriyor, bilinçlendirirken güçlendiriyor, güçlendirirken çözüm yolu için zorluyor da… Küçük Joe, bunların tümünü bir arada verebilen bir film. Sakin ve rahat bir anlatımı var. Zorlamıyor seyirciyi… Ama daha izlerken başlıyor soru işaretleri insanın kafasında kasap çengeli misali büyümeye, büyüyüp Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya… Bugün dünyamız küresel iklim değişikliği sorunuyla yüz yüze. Giderek kuraklık, kıtlık baş gösterecek. Bir çözüm bulmak gerek. Ancak kapitalizm sadece para kazanmak amaçlı çözüm (!!!) gösterir, gerçek çözüme ulaşmayı engelleyerek.

Küçük Joe
Yönetmen Jessica Hausner
Oyuncular Emily Beecham, Ben Whishaw, Kerry Fox…
27 Aralık’tan başlayarak gösterimde…

(06 Aralık 2019)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com