Kategori arşivi: Yazılar

Çayhane

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Aldığım bir duyuma göre film izleme platformu Mubi bir kısım sinema yazarına 6 aylık ücretsiz abonelik vermiş. Konuyla ilgilenenler bilir, bir kısım sinema yazarı bir büyük sinema grubunun sağladığı kolaylıkla basın gösterimlerinde görmediği ve göremediği filmleri gider bu grubun sinemalarında, gerekirse birkaç kez ücretsiz izleyip yazısını döktürürdü. Yaklaşık bir yıldan beri bu imkân ortadan kalktı. Şimdi Mubi’nin bu jesti yüzünden, bir kısım sinema yazarı, sinema filmi eleştirisi yazıp sinemaya gitmeyi teşvik etmek yerine, Mubi filmi eleştirisi yazıp Mubi filmlerini izlemeyi teşvik etseler yeridir. İster misin şimdi Netflix de gaza gelsin ve film eleştirisi yazan herkese ücretsiz abonelik versin. İşte o zaman yandı gülüm keten helva. (22 Ekim 2020)

TRT Müzik’te “Kalk gidek mey hana hanaya, mey hana hanaya” türküsü bitince biraz kanal gezeyim dedim, Urfa yerel TV.sine gelince kulak kabarttım, tesadüf aynı türkü “Kalk gidek çay hana hanaya, çay hana hanaya” şeklinde söyleniyor. Türküler, türkülerimiz, hakikaten çok hoş. (25 Ekim 2020)

Bizim bildiklerimizi bilmeyen kişiyi bilgisizlikle suçlamak bilgisizliktir; onun bildiklerini de biz bilmeyebiliriz; herkes kısmen bilgili ve bilgisizdir. Hiçbir şey mükemmel değildir ve her şey mükemmeldir. (30 Ekim 2020)

Anıtkabir’de yapılan alkış haberleri, bizim sinema sektöründen benzer bir olayı hatırlamama vesile oldu. Belki şehir efsanesidir bilemem ama sanki olma ihtimali de var gibi. Efsaneye göre sektörün büyük bir yerli yapım firması, filmleri sinemalarda vizyona girdiğinde yüklü miktarda indirimli bilet alıp ilk üç gün hasılatının iyi olduğu zannını yaratıyormuş. Diğer günlerde de seyirci hasılat yüksekliğinin cazibesi ile bu filmlere yöneliyormuş. Keza sinemalardaki hasılat yüksekliğinin paralı, parasız TV.lere yapılan satışlarda filmin fiyatını yükselttiği bilinen bir gerçek. Duyum, fısıltı gazetesine bu şekilde yansıyor. Ticarette her şeyin mubah olduğu gibi demek ki siyasette de benzer bir mubahlık söz konusu olmaya başladı. Bu paylaşımıma çakma imalâtlar konusundaki değerli görüşümü de ekleyeyim. Naçizane, şöyle deyeyim: Bahsi geçen mamulât, çakma imalât yapan esnafa destek olmak için kullanılıyordur; neticede çakma mamulât imalâtçıları da vatandaşımızdır. (30 Ekim 2020)

Hadi buyurun bakalım, bugünkü buluşum: Bir haberde “Senaryo Doktoru” diye bir unvanla karşılaşınca kendimi “Web Sitesi Doktoru” ilan ettim. Oldu mu? Oldu tabi ki neden olmasın? (03 Kasım 2020)

Çok merak ediyorum: Üst makamlara getirilen kişiler, geldiklerinde “Hakk-ı aliniz var efendim, çok münasiptir efendim, tensip buyurdunuz efendim” gibi meth-ü senalarını görevlerinden alındıklarında da uzaklardan aynı içtenlik ve samimiyetle serdetmeye devam ediyorlar mı acaba? (07 Kasım 2020)

Arkadaşlar, rica ederim, yapmayın böyle, konuya hoşgörüyle yaklaşın. “7. Koğuşta Mucize”yi Türkiye’nin Oscar adayı değil Oscar’ın Türkiye adayı olarak seçmişler. Yaa. (12 Kasım 2020)

Sinemalara film dağıtan, ülkemizin ünlü ve büyük dağıtım şirketini faaliyete başladığından beri Ce Ge Ve (CGV) Mars Dağıtım diye biliyordum, meğer Si Ci Vi (CGV) Mars Dağıtım’mış. Hayat ne kadar güzel, her an yeni bilgiler öğreniyoruz. Bu arada 65+ yasakları nedeniyle 5 vaktin 3 vakti camide namaz kılmak da yasaklanmış oluyor. Böyle bir yasak da bu günlere nasip oldu, ne diyelim Cenab-ı Allah’ın takdiri. Hatipoğlu ne der acaba bu konuya? Caiz midir? (12 Kasım 2020)

Beni sadibey.com’a editör olarak atayan irade, çok isabetli bir karar vermiş ki 15 senedir değiştirmiyor. 1,5 – 2 yılda bir, zırt pırt değiştirseydi, iradede bir isabetsizlik, kabiliyetsizlik var deye düşünebilirdik. Osmanlı’dan kalan bir ata sözümüz “Hatada teşbih olmaz.” der; bahsettiğim tam da budur. (Cehalet kötü şey, “Teşbihte hata olmaz.” demek istemiş.) (14 Kasım 2020)

Dağıtımcısından gelen yazıda 203 sinema 244 salonda vizyona gireceği belirtilen filmin yönetmeni sosyal medyada yaptığı duyuruda 81 ilde 800’e yakın sinemada gösterileceğini belirtiyor. Eser İşletme Belgesi adıyla gönderilen belgenin başlığında Kayıt Tescil Belgesi yazıyor. Sizler de tartışıp duruyorsunuz “Kore filminden uyarlanmış ‘7. Koğuşta Mucize’ Türkiye’yi nasıl temsil eder?” deye. Horoza sormuşlar “Niye yumurtlamıyorsun?” deye, “Ne yapayım sesim güzel.” demiş. (14 Kasım 2020)

Bir film festivali yapılacağı duyulmaya başladığında bazı kişi ve kuruluşlar duyuru yarışına giriyor. İyi bir şey tabi ki ama bendeniz çok kötü niyetli olduğumdan bu aceleciliği “Beni / bizi de festivalinize konuk edin anacığım.” gayreti gibi görüyorum. (14 Kasım 2020)

Daha önce 7.si de duyurulduktan sonra ertesi yıla ertelenen Malatya Uluslararası Film Festivali’nin, 10.sunu da duyurulduktan sonra iptal edilmekle kendi çapında bir rekora imza atılmış oldu. (16 Kasım 2020)

Biliyor musunuz, bugün memleketin en iyi domates yetiştiricisi Hüseyin Efendinin doğumunun 125. yılıdır. Kendisi Çanakkale’nin Çan ilçesinin Çanta köyünde dünyaya geldi, soyadı kanunu çıkınca Domati soyadını aldı. Ben de bilmiyordum, siz de bilmemeye devam edin, çünkü yok öyle biri. Her gün birilerinin ‘nci, ‘ıncı doğum, ölüm, yaş günü, kuru günü hatırlatmalarına özendiğim için böyle yazdım. Mağrurunuza affuren özür dilerim. (19 Kasım 2020)

(02 Mart 2021)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Şeftalisi Ala Benziyor

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

İnsanoğlu/kızı öyledir, olayın iyi tarafını hep kendine yontar. Sanatçıya “Hangi filmleriniz?” diye sorarsınız, cevabı yapıştırır: “Kuyucaklı Yusuf”, “Herşeye Rağmen”, “Selamsız Bandosu”; oysa, “Fırtına Behçet”, “Şeftalisi Ala Benziyor” adlı filmlere de katkı vermiştir. Onları hatırlattığınızda doğal olarak “Ekmek parası, n’apalım?” diye size, yani seyirciye geri sorar. Aslında o dahi haklıdır. Bize de “Seyrettiğiniz filmler?” diye sorduklarında hemen dökülürüz: “Amarcord”, “Potemkin Zırhlısı”, “Anayurt Oteli”, “Üç Arkadaş”…, hiç “Tak Fişi Bitir İşi”, “Saffet Beni Affet” demeyiz, oysa Atıf Yılmaz’ın Eylül Fırtınası’nı veya Anthony Quinn’li “Kasabanın Sırrı”(The Secret of Santa Vittoria) seyrettiğimiz Alkazar Sineması’nda “Parçala Behçet”i de seyrettiğimizden bahsetmeyiz. Öyle bu işler, hayatın cilvesi n’apıcaksın? (27 Eylül 2020)

Şu günlerde az yağdığı için sitem ettiğimiz yağmur, muhtemelen şöyle mırıldanıyordur: “Nedir bu insanlardan çektiğim; az yağsam ‘İstanbul’un 70 – 80 günlük suyu kaldı’, çok yağsam ‘Barajlar taşacak, İstanbul’u sel basacak’ diyorlar.” Vallahi bence haklı. (07 Ekim 2020)

Adını futbol sloganından alan ve ilk aklıma gelen film “Şenol Birol Gool”dür, sonra “Ya Ya Ya Şa Şa Şa”, son olarak da “Eski Açık Sarı Desene”yi hatırlıyorum. Sizin de hatırladıklarınız varsa ekleyin ki böyle bir listemiz de bulunsun. (07 Ekim 2020)

Biz 65+’lara koronavirüs vurduğu gibi bir de festivaller vurdu. Fısıltı gazetesine göre bazı festivaller, yüksek risk grubunda olduğu gerekçesiyle bu yıl genellikle 65+ sanatçılara verilen “Yaşam Boyu Onur Ödülü” kategorisini iptal etmişler. Hadi sektörün kamera arkasının arkası grup olarak biz 65+ basın mensuplarını davet etme. O makûl de, bu daldaki ödülü taş çatlasa 2 – 3 kişiye vereceksin, ver gitsin. Zaten birkaç yıl sonra istesen de veremeyeceksin. Buradan hareketle bir öneride bulunayım, bu gibi durumlar için ödül kategorilerine “Yaşam Yarıboyu Onur Ödülü” kategorisi ekleyin. Boyu ödülünü iptal ettiğinizde Yarıboyu ödülünü Cahit’in dediği gibi 35’inden gün almış sanatçılara verirsiniz. (07 Ekim 2020)

Bazen hatayı düzeltmek de hata olarak görülebilir. Şöyle ki benim “Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un; seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde” olarak bildiğim şarkıyı adam “Bu akşam bütün bahçelerini dolaştım İstanbul’un, seni aradım çimenlerdeki ayak izlerinde” şeklinde biliyorsa benim bildiğimi hata olarak görecek, oysa kendi bildiği hatalı. Geçen gün birisi ortama “Yine yeşerdi fındık bahçeleri…” diye yazmış, düzelttim onu, “Yine yeşerdi fındık dalları…” dedim. (10 Ekim 2020)

Durup dururken aklıma gelen bir soruyu kamuya sorayım: Sinema sektörünün festival, yarışma, atölye, ödül töreni, vs. gibi faaliyetlerinin başlaması öncesinde yapılan duyurularda “…. Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle…” şeklinde bir ifade bulunuyor. Sinema sektörüne maddi, manevi yapılan bu destek, biz kendi yağıyla kavrularak yayın yapan sinema web sitelerine neden verilmiyor? Hemen her faaliyete destek verilmesi, yapılan etkinliklerin, vatandaşa hizmet etmekten çok, bu desteğe kavuşmayı hedefledikleri zannına kapılmamıza sebep oluyor. (13 Ekim 2020)

Türkü söyleyen sanatçıya kulak kabarttım, “Dağlar ışımış, yolcum üşümüş perişanım ben…” diyor. Sanıyorum bugünlerde ortamda çokça dolaşan “ışıklar” kelimesinden dolayı dikkatimi çekti. Araştırayım dedim, ünlü “Ay doğar ilk akşamdan geceden….” türküsünün üçüncü dizesiymiş. Meğer türküyü şu kadar yıldır yanlış biliyormuşum, dizenin doğrusu “Dağlar kışımış, yolcum üşümüş, perişanım ben” şeklindeymiş. Bilgi bilgidir, yazayım şuraya. (15 Ekim 2020)

Sinemacıları öyle olur olmaz zamanda hafife almamak lazım, yabancı dil öğrenmemize bile vesile oluyorlar. Misalen sevdiğim oyuncu Liam Neeson’un “Honest Thief” orijinal adlı filmi 06 Kasım’da “Dürüst Hırsız” adıyla vizyona giriyor. İnanıyorum ki bu iki kelimenin İngilizce karşılıklarını bendeniz ve Neeson hayranları an itibarıyla hafızamıza yazdık. (16 Ekim 2020)

Bizim Pangaltı da tam dört arada bir derede semt sayılır. Sağa dönsen Nişantaşı, Beşiktaş, sola dönsen Feriköy, Okmeydanı; ileri gitsen Mecidiyeköy, Gültepe, geri gitsen Taksim, Karaköy. (18 Ekim 2020)

Sinemalar için çekilmiş olan “9 Kere Leyla” ve “Azizler” filmlerinin beyazperdede gösterilmeden Netflix’e verilmesini doğru bulmadığımı alenen beyan ederim. Sinema tarihimize batışın öncüleri olarak geçmemelerini dilerim. (20 Ekim 2020)

(19 Şubat 2021)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Sektörün Gerçek Sahibi Sinema Yazarlarıdır

Sinemamızın Sadibey’inin 50 yılı aşkın sinema sevdasını ve sinema yazarlığına, sektöre dair düşüncelerini dün bugün ekseninde konuştuk.

Sinema sizin için ne ifade ediyor?

Sinema zamanı mekân içinde donduran, en iyi ifade sanat bence. O nedenle de yedinci ve son sanat demişler.

Peki belgesel sinema ne ifade ediyor?

Belgesel sinema için gerçek sinema diyebiliriz. Hayatı olduğu gibi kayda alıyor, yorumluyor. Bilinmeyenlere karşı büyük bir cezbedici yanı var. Ve belgesel sinemanın kurmacada olduğu gibi A sınıfı, B sınıfı, C sınıfı yok. Amacı yaşamı belgeleyip insanları bilgilendirmek ve geleceğe aktarmak. İletişim araçları içinde en doğrusunu da o yapıyor.

Sinemaya ilginiz nasıl başladı? Amacınız bir sinefil mi olmaktı sadece? Yoksa sinema sektöründe bir şeylere imza atmak da var mıydı? Yönetmen, oyuncu, yapımcı vb.

Biz TV öncesi kuşak olduğumuzdan kendimizi bildiğimiz zamandan beri sinemaya ilgi gösterdik ve çok sevdik. Sinefil olmayı amaçlamadım, sadece sinemayı çok sevdim. Hem seyretmesini hem hakkında okumasını. Sinemada izlediğimi hatırladığım ilk film Özen Film ithalatı, siyah-beyaz “Kendi Kendine Küçülen Adam” adlı filmdir. 1960’lı yıllarda 10’lu yaşlarımda Paşabahçe Yeni Sinema’da izlediğimi hatırlıyorum. Onlarca yıl sonra Özen Film, Beyoğlu Sinepop’ta tekrar gösterdiğinde çocuklar gibi sevinmiştim. Çok önceleri bir kısa film senaryosu yazmaya çalışmıştım, bakın yazdım demiyorum, yazmaya çalışmıştım. Film yapmak haddim değil, çok zor iş. Klasik söylemdir ülkemizden hemen herkes bir kendi işini, bir de sinemayı çok bilir. Ben hiçbir zaman öyle olmadım. Film çekmek hiç kolay değildir, çekseniz bile pazarlaması da başlı başına maharet ister. Kıramadığım ve sevdiğim bir arkadaşın ricası üzerine bir filmde ciddi ciddi diyaloglu bir rolde oynadım. Başka da kısmet olmadı. Sinema yazarlarını sektörün gerçek sahipleri olarak görürüm. Bizler kamera arkasının arkasıyızdır. Hemen herkes, yapımcısı, oyuncusu, teknik elemanı gün gelir sinemayı bırakır, çeker gider. Bizler tutkuyla ve maddi getiri beklemeden sevdiğimizden sinemanın canlı belleğini oluştururuz.

İşte ben de sizin sinemaya ilişkin 50 yılı aşan canlı belleğinizi okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.

1969 yılında Sinematek Derneği’ne üye olduğumdan bu yana hiç kesintisiz hemen her hafta sinemalarda gösterime giren 2-3 filmi izlediğim gibi, sinema hakkında ne bulsam okurum. Buna eskiden gazetelerde çıkan film ilanları dahil. Daha sonra duayen yazarımız Atilla Dorsay müptelası olunca yazdıklarını rehber kabul edip, tavsiye ettiği filmleri izlemeye başladım. Hiçbir şey anlamadığım filmleri, Dorsay tavsiye ettiği için 2. kez gördüğüm çok olmuştur. Aklıma gelen ilk örnekler Fellini’nin Satrycon’u ve Roma’sı olmuştur. Keza Tommy, vs. gibi filmler. Sinema hayatımın her bölümünde vardır. Misalen sizin adınız Semra’yı unutmamak için hemen sinemadan bir isim hatırlarım, aklıma Semra Sar’ı getiririm ve sizin de adınız unutulmazlar arasına girer.

Demek beni Semra Sar üzerinden hatırlıyorsunuz.

Sadece Semra Sar değil, belgesel sinema denince de aklıma Semra Güzel Korver geliyor. Baktığım her yeri, 3/4 oranındaki klasik film çerçevesinden görüyormuşum gibi algılarım. İddia ediyorum eşyalara, cisimlere, canlılara, -ne derseniz deyin- dokunmadan baktığımız sürece gözlerimizin gördüğü her şey görüntüden ibarettir. Yeryüzüne indiklerinde sinema olsaydı eminim kutsal kitaplar “Önce söz vardı” yerine “Önce görüntü vardı” şeklinde başlayacaktı. “Önce sureti görürüz, sonra ses o suretten çıkar” veya “Görüntü sesten daha hızlı yol alır” mı desem pek iddialı olur bilemiyorum.

Sinema yazarlığı serüveni nasıl başladı?

Sinema konusunda yazmaya başlamadan önce ve yazarlıkla 6-7 yıl birlikte götürdüğüm çalışma hayatımda, o zamanki adı Etibank’tan Türkiye Elektrik Kurumu’na evirilen müessesede önce büro elemanı, sonra harita teknisyenliği yaparak hayatımı kazandım. Kendimi sinema yazarı olarak görmesem de mecburiyetten öyle oldu. Sinemayı çok severim. Hiç film ayrımı yapmam, misalen yerli 3. sınıf kült filmlerimizden bir gün “Parçala Behçet”i izlesem, ertesi gün Fellini’nin “Amarcord”unu, ne bileyim Bunuel’in “Tristana”sını seyrederim. Böyle bir sinema severken 1989 yılında Saim Yavuz sinemalarda ücretsiz dağıtılan haftalık Sinema Gazetesi’ni çıkarmaya başladı. İlk sayısında okurlara sinema hakkında “aklınıza ne gelirse yazın” diye çağrı yaptı. O yıllarda sinema alanında çok da dergi, gazete vs. yoktu. Ben de oturdum 4-5 sayfalık bir mektup gönderdim. Ki bu mektupta sinemalardaki yangın söndürme cihazlarının son kullanım tarihlerinin geçtiklerinden bile bahsettim. Sinemaların girişlerinin çok şatafatlı olduğundan bahisle, çıkış koridorlarının neden pislik içinde olduğunu sorguladım. Aklıma ne gelirse yazdım. Ondan sonra tabi ki anlaşıldığı üzere başıma iş aldım. Dergiden her hafta yazı istemeye başladılar. Hiç aklıma gelmeyen bir şey. Mecburen her hafta, 15 günde bir yazı göndermeye çalıştım. Yani benim yazarlığım oldukça özel bir durumda oluştu. Dergiye yazdığım ilk yazı sektörde çok ses getirdi. Hatta sinemacılar dergi sahibine, “Bu yazıyı sen takma isimle yazmışsın, kimse bizim sektörün teferruatlarını bu kadar bilemez.” bile demişler.

Şahsi internet sitesi açan ilk SİYAD üyesisiniz. 2005’te sadibey.com’u kurmaktaki vizyon ve misyonunuz neydi?

Evet, SİYAD üyeleri içinde ilk ben web sitesi açtım. Aslında o da mecburiyetten oldu. O zamanlar Avşar Film’in basın tanıtım işlerini yapıyordum. Şirketten ayrılıp küçük çapta film dağıtım şirketi kuran arkadaşlar da sağ olsunlar kendi filmlerinin tanıtım işlerini bana verdiler. Onları da kırmamak adına yardım etmeye başladım ve çok yoğunlaştım. O sırada sevgili oğlum da Bilgi Üniversitesi’nin bilgisayar bölümünden mezun olmuştu. Benim çektiğim sıkıntıyı görünce, “Sana web sitesi kuralım babacığım, oradan dağıtırsın bülten ve görselleri.” dedi ve kurduk. Malûm ben bir taraftan da dergilere yazı yazdığımdan film şirketlerinin hemen hepsinden vizyon filmleriyle ilgili bülten, görsel, vs. her şey geliyor. Sinemayı da çok seviyorum. Bir yandan web sitesi üzerinden kendi çalıştığım firmaların filmlerinin tanıtım materyallerini basına gönderirken, diğer şirketlerden gelen yazılı bilgi ve görselleri de yok etmeye gönlüm razı olmadı, siteye yüklemeye başladım. Birkaç yıl sonra baktım ki yavaş yavaş güzel bir birikim oluyor. Nitekim bugüne geldiğimizde 15 yılın sinemalarda vizyona çıkmış bütün filmleriyle ilgili her türlü bilgi var sitede. Keza filmlerin vizyona çıkış tarihleri, festival ve yarışmalarla ilgili bilgiler, fotoğraflar, afişler her şey var. Fotoğraf adedimiz 190.000’i geçti. Herhangi bir misyon yüklenmeyi amaçlamadık ama işi severek ve doğru bilgi vermeye gayret ederek yapmaya çalıştığımızdan öyle tanınmaya başladık. Bazen film şirketleri geçmişteki kendi filmleriyle ilgili bilgileri bile sordukları oluyor. Basın gösterimlerinin bile kaydını tutarız. Hangi tarihte, hangi film, hangi sinemada basına gösterilmiş hepsi kayıtlarımızda vardır. “Ne âlâka, ne gereği var” diyeceksiniz.

Hayır demeyeceğim. Belge, bilgi, arşiv, bellek çok önemli kavramlar benim için.

Doğru tabi sen bir belgesel sinemacısın. Biliyor musun, günün birinde şirketin birisi 2-3 yıl önceki basın gösterimini ne zaman, hangi sinemada yapıldığını bize sormuştu. Sebebi de ithal ettikleri filmin masraflarını belgeleyip satın aldıkları firmaya bildireceklermiş. Anlaşmalarında masraf paylaşımı da varmış. Yani her bilgi bir gün geliyor lazım oluyor. Bugünlerde zorlanmaya başladık. Yağmur gibi bilgi geliyor. Bazılarını mecburen yükleyemiyoruz. Zaman buldukça yüklemek isteriz tabi ki. 2005’ten bu yana sinemalarda gösterilen filmlerin seansları ve gişe hasılatları da sitede bulunuyor. Bazen yüklemekte geciktiğimizde Kültür Bakanlığı’ndan bile sordukları oluyor.

Sinema yazarlarının örgütlenmesinin önemi nedir, ne tür bir gelişme sağlar sektöre?

Örgütlenme her şeyde olduğu gibi tabi ki sinema yazarlarında da iyidir. İnsanlar kendilerini daha güçlü hissederler, nasıl derler, “Birlikten kuvvet doğar.” Hep söylediğim gibi kanaatimce sinema sektörünün gerçek sahibi sinema yazarlarıdır. Çok az arkadaşımız sinemadan ekmek yer ama sinemaya olan tutkumuz sektör insanlarından çok daha fazladır. Neticede maddiyat düşünmeden bu işi sürdürüyoruz. Sinemanın belleği sayılırız. Çok film seyrettiğimizden ve konuyla ilgili sürekli araştırma yaptığımızdan sektöre kılavuzluk yaptığımız da söylenebilir.

Bu kadar profesyonelce emek ve zaman harcayıp kazanç elde edememek de hiç etik ve anlaşılır değil öte yandan. O zaman gençlere bu mesleği önermiyorsunuz yani. Sonuçta geçimlerini sağlayamayacaklar. Elbette bu işten kazanç elde edenler de var. Hobi olarak ya da arada ikincil bir iş olarak mı yapsınlar…

Bu kadar emek ve zaman harcayıp kazanç elde edememek etik sayılmaz ama bir işi severek ve tutkuyla yapmak da parayla ölçülecek bir şey değil. Sinema yazarlığı veya eleştirmenlikten para kazanmak çok zor. Günümüzde sosyal medya ortamında hemen herkes filmler hakkında yazmaya başladı ve eleştirmen oldu. Neyse ki benim film eleştirmenliği gibi bir iddiam yok. Filmleri sinema salonunda izlemeye teşvik edici yazılar yazıyorum. Gençlere tavsiyem ilgi duydukları ve sevdikleri mesleklerle ilgili eğitimlerini mutlaka tamamlasınlar, ondan sonra sinemaya olan ilgileri devam ediyorsa bir yerlerde film eleştirisi yazıları yazsınlar. Yaptıkları meslekten maddi, yazdıkları yazılardan manevi kazanç sağlamış olurlar. Kazanç demek her zaman para, mal veya mülk değil. Benim gibi sinemaya dışarıdan gelmiş, üniversite tahsilini yarıda bırakmış birisine ülkenin en prestijli üniversitelerinden Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin Sinema Emek Ödülü vereceğini söyleseler, şahsen, bizzat, kendim inanmazdım. Ama verdiler ve ben bu mânâlı ödülü Beyoğlu Emek Sineması’na adadım. Hadi buradan da arabeske geçelim ve “Parayla saadet olmaz, mühim olan insanlık” diyelim. Neticede arabesk de sinema filmlerinde ayrı ve özel bir kategori olarak görülüyor ve 1980’lerde birçok sinema sektörü insanının geçimlerine katkıda bulundu.

Evet bir çok “Emek Ödülü” aldınız. Malatya ve Kayseri Film Festivalleri’nden de aldınız. Festivallerde jüri üyelikleri yapıyorsunuz ve zaman zaman bildiğiniz, tanıdığınız arkadaşlarınızın da filmleri oluyor. Jüriliğe bakış açınız nedir? Jüri değerlendirmelerini nasıl buluyorsunuz? Zaman zaman imtiyazlı tutumlar oluyor mu sizce?

O konudan çok rahatsızım. Festivalleri düzenleyen arkadaşlardan gelen teklifleri kıramıyorum. Ne kadar adil davranmaya çalışsam da tanıdığım sanatçıların filmlerine karşı daha hoşgörü ile davrandığımı sanıyorum. Ama neticede jürilerin verdiği kararlardan şüphe duymamak gerekir. Mümkün olduğunca hak yememeye gayret ederiz.

Valla bunu cesurca itiraf eden benim tanıdığım ilk kişisiniz. Kime sorsan “Olur mu öyle şey, tanıdıklara torpil geçmek falan…” der.

Zaman zaman bu nedenle jüri üyeliği tekliflerini geri çevirmeyi düşünürüm ama neticede o da bir hizmet. Bazen bakıyorum -ki sen de biliyorsun,- sinemayla hiç ilgisi olmayan kişileri veya bir-iki film yapmış kişileri jürilere alıyorlar, o nedenle 50 yıldır bu meseleyi yakından takip eden biri olarak “Neden yapmayayım?” diyorum ve kabûl ediyorum. Sen de jürilik yapıyorsun, bu da ayrı bir hizmet. Sektörde bilgi, deneyim, görgü sahibi insanların jürilik yapması önemli.

Önemli tabi. Sadece jürilerin seçimlerinin de bir seçim olduğunu, mutlak olmadığını hatırlatmak isterim. Her jüri kendi akıl, bilgi, deneyim, görgü, etik, estetik ve kalbinin atışına göre beğeni dağıtır.

Jürilerden söz etmişken festivallerin dünü ve bugününü nasıl yorumlarsınız? Festivaller bir endüstriye dönüştü dünyada. Türkiye’de de bir şenlik havasından endüstriyel bir işletmeye dönüşüm süreci hız aldı. Bunun getiri ve götürüsü nedir sizce?

Menfi mânâda söylemiyorum ama festivaller, iyiden iyiye dağıtım şirketlerine alternatif ticari bir sisteme dönüştü zannımca. Eskiden tek şehirde yapılan festivaller, şimdilerde onlarca şehirde yapılır hale geldi. Teknolojik gelişimin de kışkırttığı bu oluşumlarda, seçilen 8-10 filmlik bir paket, Kültür Bakanlığı’ndan alınan desteğin de yardımıyla şehir şehir dolaştırılarak festival adı altında seyirciye sunuluyor. Vizyona giren filmleri takip edenler, bazı küçük şehirlerde düzenlenen festivallerde gösterilen filmlerin neredeyse yarıdan fazlasının aynı dağıtım şirketlerine ait olduğunu da pekala fark ediyor. Tekrar edeyim menfi olarak algılanmasın, bazı festival düzenleyicilerinin tek festivalle yetinmediklerini, aynı düzenleyicinin iki, üç, dört festival yaptığını da görüyoruz. Sanki orada da bir tekelleşme oluşmaya başladı. Bazılarının festivalleri “Benim festivalim” şeklinde bile lanse ettiklerine şahit oluyoruz. Netice olarak memleketimizde bir film festivalleri enflasyonu olduğunu da söyleyebiliriz. Gönül her festivalde bırakın yüzbinleri, milyonlarca sinemasever görmek istiyor ancak ülkemizin en büyük film festivali olduğunda hemfikir olunan İstanbul Film Festivali’nde son yıllarda 150.000 seyirciye ulaşıldığı övünülerek duyuruluyor. Bu seyircinin tekil seyirci adedi olmadığının hepimiz farkındayız. Gösterimlere gittiğimizde hemen her seansta onlarca tanıdığa rastlıyoruz. Dolayısıyla herkesin günde 2-3 film seyrettiğini varsayarsak -ki bazıları 4-5 film izliyor- İstanbul Film Festivali’nin bile kemikleşmiş 30 – 40 bin seyircisi var.

Sektöre girişinizden bugüne sinemaya dair en çok hangi değişimler sizi olumlu ve olumsuz etkiledi? Dün ve bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

En çok sinema salonlarına dair değişimler sinemanın sosyolojisini etkiledi kanımca. Müstakil sinema salonları mutlaka daha iyidir ama, AVM’lerdeki sinema kompleksleri hayatımıza girdikten sonra salonların teknik ve yapı olarak şartları çok iyileşti. Sinema salonları genellikle amfi tiyatro şeklinde yapılara kavuştu. Düz salonlarda hep arkamdaki seyircinin görüş açısını kapattığım zannıyla koltuğa büzüşerek otururdum. Şimdilerin sinema salonlarını o bakımdan çok güzel buluyorum. Keza eski zamanlarda soğukta, paltoyla ve üşüyerek çok film seyrettiğimizi hatırlarım. Genç sinemaseverler bilmez, TV öncesi çağlarda sinemalar görsel eğlencenin zirvesi olduğundan -hadi itiraf edelim- biraz kendilerini kasarlardı da bilet aldığımız yetmezmiş gibi biletlere bir de yardım pulu eklerler, hem yer gösterilmesine para verirdik, hem de tuvaletler paralıydı. Zamanında insanlar oluk oluk gelirken, sinemaların her bir personeli bile kendini tabiri caizse kral gibi görürdü. Filmlere gelirsek eski zamanların popüleri olsun, sanat filmi olsun daha farklı tat verirdi. Sanki şimdilerin filmleri teknik açıdan mükemmel olsa da filmlerde eski samimiyet ve sıcaklık yok gibi. Belki toplumun bozulmasının sinemaya yansımasıdır, bilemem.

Dünden bugüne sinema yazarlığı nasıl bir yol izledi? Bugün sinema yazarlığının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

70’ler ve 80’lerde sinema yazarları, sinemaseverlerin bir tür önderleri gibiydi. Kendimden biliyorum, Atilla Dorsay, Sungu Çapan, Onat Kutlar, Kâmi Suveren, Ali Gevgilili, Tuncan Okan, Nezih Coş, Engin Ayça gibi yazarlarımızın yazdığı ve önerdiği filmleri izlemek bir kuşak olarak bizlerin sinema kültürü edinmemizde en büyük yararı sağlamıştır. Ki sonradan tanışma onuruna ulaştığım bu arkadaşlarımız o zamanlarda en küçük bir tereddüdü gidermek için bile yazılı kitaplara başvururlardı, kitabı gerekirse baştan hatmederlerdi. Şimdilerde yazanların bazıları tereddüt ettikleri bilgilerde Google amcaya soruyorlar, ne gelirse yazı içine yapıştırıyorlar. Film şirketleri bile öyle yapmaya başladılar, gelen bültenlerin bazılarının Google çevirisiyle yapıldığı açıkça belli oluyor. Kötü bir öngörü ama yakında çevirmenler de işsiz kalacak. Sinema yazarları, sektörü en uzun süre takip eden insanlar. Yönetmenler, oyuncular, teknik ekipler, bir bakıyorsun sinema filmi çekiyor, bir müddet sonra, dizi, reklam, müzik sektörüne geçebiliyorlar. Sinema yazarları öyle değil, sinema yazarlığını bırakıp, yemek, tiyatro, müzik veya siyaset yazarlığına geçen nadirdir. Neticede sinema yazmak insana maddi kazanç sağlamasa da süreklilik vasfı kazandırıyor. Sinema yazarlarının, futbol kulübü tutmak gibi yönetmen, film şirketi, oyuncu tuttuğunu sanmıyorum. En fazla beğendiği kişinin beğenmediği filmine eleştiri yazısı yazmaz diye düşünüyorum. Bir ara hemen her gazetede film eleştirisi bulunurdu. Keza 4-5 tane aylık sinema dergisi yayınlandığını da hatırlıyorum. Günümüzde bilindiği gibi en güçlü mecra internet ortamı oldu. Orada da sürekliliği devam eden birkaç dergi ve birkaç web sitesi var. Yeni meraklılar heyecanla başlıyorlar, bir-iki yıl sonra vazgeçiyorlar.

Peki sinemaya dair her yazana sinema yazarı diyebilir miyiz?

Bence memleketimizde sinema yazarı çok az. Arkadaşların büyük bir çoğunluğu sadece film eleştirisi yazıyor. Sinema tarihi ve araştırma üzerine çok az arkadaş emek sarf ediyor. Mesela sinema salonları üzerine yazı yazanlar desek, 2-3 kişi ancak çıkar. Ben hiçbir zaman kendimi film eleştirmeni olarak görmedim, haddim değil, ancak sinema konusunda aklıma ne gelirse yazarım. Şu sıralar sosyal medya ortamının verdiği ilhamla hacimli bir şekilde uzun yazılar yazmasam da bir cümlelik fikirleri bile es geçmiyorum, hemen not ediyorum. Biz fanatik sinemaseverler sektörün her konusuna ilgi duyduğumuzdan en küçük söylentileri, yazıları bile ilgiyle dinleriz ve okuruz. Daha önce benim sitede yazan rahmetli Orhan Ünser’den de rica ederdim. “Bir paragraf, bir cümle dahi olsa yaz.” derdim. Sektör insanları, içinde yaşadıklarından başlarından geçenleri önemsemiyorlar, oysa bize her şey ilginç ve güzel geliyor. Masal gibi okuyor ve dinliyoruz. Sinema dünyası filmiyle, salonuyla, oyuncularıyla, figüranıyla çok ayrı bir dünya.

Sizce sinema yazarı, sinema eleştirmeni kimdir? Aralarındaki farkı nasıl açıklarsınız? En beğendiğiniz sinema yazarı ve eleştirmenini sorsam?

Sinema yazarı, sinema ve filmcilik sektörünün her konusunda inceleme ve deneme ve tarih yazısı yazan kişidir. Eleştirmen adı üstünde filmleri eleştiren yazardır. Sadece bizim eleştirmenlerin filmleri vizyona çıktığı haftada eleştirmelerini ticari amaca hizmet etmek gibi görüyorum. Tanınmış birkaç eleştirmen arkadaş ilk haftasında yazamadıkları eleştiriler için hayıflandıklarında ikinci, üçüncü haftasında yazmalarını önerdiğimde zamanı geçti diye cevap aldığımı hatırlıyorum.

Son olarak kendinize sorulmasını istediğiniz bir soruyu sorun ve yanıtlayın lütfen.

Sinema salonlarında film seyrini sonlandıracağı konuşulan internet platformları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Pandemi başladığında yoğun bir şekilde internet platformlarına yönelim oldu. 10 aydır bu mecralarda her hangi bir film izlemedim. Bir sinemasever olarak sinema salonlarında film seyrinin sonuna geldiğimiz karamsarlığına kapıldım. Fakat çok sevdiğim oğlum Netflix aboneliği hediye edince son zamanlarda birkaç film izledim. İyi ki izlemişim, çünkü internet ortamında yüzlerce, binlerce filme bir tıkla ulaşabiliyorsunuz. Kapı çaldığında, sütçü geldiğinde bir tıkla filmi durduruyorsunuz. Yarım saat sonra izlemeye devam ediyorsunuz. İyi bir şey ama sıkıldığınızda filmi yarıda bırakıyorsunuz. Sinemada bu olmuyor; kapı çalmıyor, sütçü gelmiyor, sıkıldığınızda yarıda bırakmıyorsunuz seyre devam ediyorsunuz ve sonra beğeniniz tekrar yükselebiliyor ve film bittiğinde “İyi ki yarıda bırakmamışım, seyretmişim” diyorsunuz. İnternet ortamda sıkılıp yarıda bıraktığınız film ise gitti gider ve hâlâ da gidiyor. İnternet ortamında izlediğim birkaç filmden sonra, pandemi neticelendiğinde insanların sinema salonlarına tekrar döneceklerine ve birçok filmin yüksek hasılat yapacağına inanıyorum. Nasıl ki okula gitmek istemeyen küçük çocukların bile artık okulların açılmalarını istemeleri gibi sinemada film izlemek yine görsel seyir olayının en önde gelen zevki olacak.

Kabul ediyorum sorular biraz fazlaydı. Derinlemesine bir söyleşi olsun istedim. Çok teşekkür ederim.

Rica ederim. Gerçekten de belgesel bir söyleşi oldu. Semra Güzel’den gelen hiçbir şey fazla gelmez. Sorular güzel olunca cevaplaması da çok keyifli oluyor. Her zaman, her şeyi sorabilir. Başarılar ve güzellikler daima onun olsun.

Bu röportajın ilk versiyanu 30 Ocak 2021 tarihinde Cinedergi’de yayınlanmıştır. Semra Güzel Korver’li fotoğraflar için Görüntü Yönetmeni Zafer Sevener’e teşekkür ederiz.

(31 Ocak 2021)

Semra Güzel Korver

2020 Yılı Film Festivalleri Değerlendirmesi

Bu araştırma sinema alanında araştırmalar yapan Hayri Çölaşan tarafından 2009 yılından beridir düzenli yapılan ve kameraarkasi.org web sitesinde yer alan veri tabanı çalışmasından çıkan sonuçtur.

Türkiye’nin yurtiçi ve yurtdışında düzenlediği, yabancı ülkelerin de Türkiye’de düzenlediği film festivalleri, yarışmalar ve gösterimler çerçevesinde, her türden filmin, projelerin, senaryoların sayısı, istatistikleri, aldığı ödüller, görev yapan jüri üyelerinin istatistikleri, özel ödülü verilen kişiler, destek alan projelerin yer aldığı gelişmiş bir festival yıllığı.

Sinema yazarlarına, araştırmacılarına, akademisyenlere, sinema öğrencilerine, film yönetmenlerine, festival yöneticilerine, festival danışmanlarına ve sosyolojik çalışmalara çok yönlü bir kaynak oluşturmaktdır. Yabancı ülkelerde bile yapılmayan bu kaynak birçok şekilde kullanılabilir.

Birisi size “Bu yıl en iyi belgesel, kurmaca, deneysel, animasyon filmleri hangileri?” diye sorarsa, deneysel film çekmek isteyen bir kısa filmci, ülkemizde çekilen ödüllü deneysel filmleri öğrenmek ve seyretmek isterse, bir öğretim üyesi dersinde güncel ve ödüllü filmleri örnek vermek isterse, bir televizyon kanalı veya kısa film programı ödüllü filmlerden bir seçki göstermek veya bir sinema programında kullanmak isterse. Bugüne kadar hiç bir kamu kurumu, dernek veya kuruluşun hazırlayamadığı işte bu liste size referans olacaktır.

İlk defa film çekecekler için örnek olarak gösterebileceğiniz bir film listesi.
Festivallerin veya sinema kulüplerinin gösterim seçkileri için iyi bir referans.
Okuldaki veya kişisel film arşiviniz için seçki listesi.
Televizyon programlarına konuk olacak yönetmen ve film tercihlerinde yardımcı olabilecek bir araştırma.
Jüri üyeleri için acaba seçimimde ne kadar başarılıyım, yılın en iyi filmlerine ben ne oy vermişim sorusunun cevabı.
Festival yöneticileri için jüri üyeleri ne kadar başarılıydı sorusunun cevabı.
En fazla jüri üyeliği yapan tecrübeli jüri üyelerinin listesi.
Festival yöneticileri yılın en iyi filmlerini göstermeliyiz ama hangileri sorusunun cevabı.

Kısacası ülkemiz sineması için dönüp arkamıza bakabilecek verilerin olduğu, bu yıl biz ne yaptık sorusuna cevap olabilecek bir kaynak.

Bu araştırma kameraarkasi.org sitesinde yer alan veri tabanı çalışmasından çıkan sonuçlara göre düzenlenmiştir.

2020 yılında yurt içi, yurt dışı ve internet üzerinde düzenlenen film festivalleri, film gösterimleri, film yarışmalarına katılan filmlerin istatistikleri, filmlerin aldığı ödüller, jüri üyeleri linkteki kitap çalışmasında belirtilmiştir.
.
http://www.kameraarkasi.org/makaleler/makaleler/2019-2020_yili_festival_degerlendirmesi.pdf (200 Sayfa, 43mb)
https://www.academia.edu/45004070/2020_Film_Festivalleri
.
2009 yılından bugüne yazılan kitaplar aşağıdaki linklerden takip edilebilir:

2009 – 2010 Yılı Festival Değerlendirmesi
2010 – 2011 Yılı Festival Değerlendirmesi
2011 – 2012 Yılı Festival Değerlendirmesi
2012 – 2013 Yılı Festival Değerlendirmesi
2013 – 2014 Yılı Festival Değerlendirmesi
2014 – 2015 Yılı Festival Değerlendirmesi
2015 – 2016 Yılı Festival Değerlendirmesi
2016 – 2017 Yılı Festival Değerlendirmesi
2017 – 2018 Yılı Festival Değerlendirmesi
2018 – 2019 Yılı Festival Değerlendirmesi
2019 – 2020 Yılı Festival Değerlendirmesi

(29 Ocak 2021)

Hayri Çölaşan
Sinema Yazarı, Araştırmacı
http://www.hayricolasan.com
hayri.colasan@gmail.com
05355667340
.
http://www.kameraarkasi.org
kameraarkasi.org@gmail.com
https://independent.academia.edu/HayriÇölaşan

Yitik Kuşlar

Yeryüzüne gelen en büyük salgın nedeniyle yılın yarısından fazlasında sinemaların kapalı olduğu 2020 yılı sinema sektörünün birçok değerli ismini de bu hayattan çekti aldı. Yılın ilk kaybı Yalova’da hayatını sürdüren oyuncu ve tiyatro yöneticisi Ercüment Doğan oldu. Ocak ayında yerli filmlerimizin oryantal dans hocası Kudret Şandra, Antalya Film Festivali yöneticilerinden Arif Bulut, Oyuncu Hakan Bahadır, Recep Aktuğ, sinemacı ve Cast Direktörü Vedat Kurttutar ile Boksör, Antrenör ve Oyuncu Garbis Zaharyan aramızdan ayrıldı.

Şubat ayı başında, 01 Şubat’ta, ülkemizde sevmeyeni olmayan, çocuk rollerinde perdeye gelen en ünlü çocuk oyuncu Ömer Dönmez en olgun çağında hayata veda etti. Oyuncu Şükran Sabuncu, Edremit’te; Oyuncu Erhan Gökgücü, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda; Yapımcı, Oyuncu, Senarist, Yönetmen Tunca Yönder, Üsküdar’da toprağa verildi.

Mart ayı Sanat Yönetmeni Zafer Kanyılmaz, Oyuncu Suat Ülhan, Oyuncu ve Dublaj Sanatçısı Levent Ünsal, film müziklerinde imzası olan Necdet Varol, Oyuncu Nurtekin Odabaşı aramızdan ayrılan isimler oldu. Mart ayında kaybettiğimiz bir diğer değerli oyuncu, sinemamızın başyapıtlarından, Mehduh Ün’ün ilk “Üç Arkadaş”ının başrol oyuncusu, efsane oyuncumuz Muhterem Nur oldu. Seri halde onlarca maceraları filme alınan tarihi çizgi romanlar Kara Murat ve Karaoğlan’ın çizerleri Suat Yalaz ve Abdullah Turhan, kaderin garip cilvesi olsa gerek aynı tarihte, 02 Mart 2020 günü hayata veda ettiler.

Nisan ayında Oyuncu Ayşenur Sezen; Yönetmen, Yapımcı, Metin Yazarı, Eğitmen Bahri Eryılmaz; Oyuncu Cevdet Balıkçı; Tiyatro Yönetmeni, Yazar, Çevirmen, Oyuncu Coşkun Tunçtan (Georges Daniel); Kamera Asistanı, Görüntü Yönetmeni, Oyuncu Ahmet Servidal; Müzisyen Oyuncu Seyhan Karabay; Kars’ın değerli tiyatrocusu, Oyuncu, Rıza Sönmez’in unutulmaz “Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var” filminin başarılı başrol oyuncusu İsrafil Parlak; yıkılışına sebep olanların, neredeyse tüm sinemaseverlerin ahını aldığı Beyoğlu Emek Sineması’nın efsane müdürü Hikmet Dikmen, Oyuncu Umut Demirdelen; Karikatürist, Yönetmen, Bodrum Ortakent Mezarlığı’na defnedilen Murat Kürüz, Nisan ayında aramızdan ayrılan sevdiklerimiz oldu.

Oyuncu Sükan Kahraman, 04 Mayıs’ta; Oyuncu, Senarist, Yönetmen Özer Kızıltan, 05 Mayıs’ta; Sinema Makineleri Teknisyeni Hacı Bayram Gülbay, 08 Mayıs’ta; Müzik Direktörü Alpay Göltekin, 11 Mayıs’ta; Yapımcı, Yönetmen, Yönetmen Yardımcısı Sunar Kural Aytuna, 13 Mayıs’ta; Yapımcı, Oyuncu, Senarist, Yönetmen Atilla Akarsu, 17 Mayıs’ta; Görüntü Yönetmeni Erdal Kahraman, 18 Mayıs’ta; sinema salonu ortağı Ertan Simer, 26 Mayıs’ta bu hayata veda edip gittiler.

Nadir kadın komedi oyuncularımızdan sevimli Ayşegül Atik’i 09 Haziran’da Erenköy Galippaşa Camii’nden Maltepe Başıbüyük Mezarlığı’na defnettik. Müzisyen Diler Ebeperi, 14 Haziran’da aramızdan ayrıldı. Küçük firmaların filmlerinin aksiyon başrol oyuncusu Altan Bozkurt; Ayvalık’lı Ekip Başı, Yerel Cast Direktörü Hüseyin Ay, Haziran ayında vefat ettiler.

Temmuz ayında vefat eden sektör insanlarımız:
Jale Aylanç, Oyuncu, Dublaj Sanatçısı, 07 Temmuz 2020, Ankara Karşıyaka Mezarlığı;
Özgür Başaran, Kameraman, Işık Şefi, 09 Temmuz 2020;
Adalet Ağaoğlu, Oyun, Öykü, Roman Yazarı, 14 Temmuz 2020, Ankara Kocatepe Camii, Cebeci Mezarlığı;
İbrahim İldem, Sanat Yönetmeni, 16 Temmuz 2020;
Seyfi Dursunoğlu, Şarkıcı, Sunucu, Oyuncu, 17 Temmuz 2020, Zincirlikuyu Camii / Mezarlığı;
Rıza Zıngal, Yılmaz Güney Kültür Sanat Vakfı Başkanı, 18 Temmuz 2020;

Ağustos ayı, 2020 yılında sinema sektörünün en çok kayıp yaşadığı ay oldu. Ağustos’taki ilk kaybımız Görüntü Yönetmeni Ergun Özdemir oldu, Özdemir’i 04 Ağustos günü uğurladık. Aynı gün ünlü karakter oyuncusu Üstün Asutay hayata veda etti. Oyuncu Nurgül Uluç, Elazığ’da; Oyuncu ve yapım ekibi çalışanı Ahmet Keskin, Ankara Asri Mezarlık’ta toprağa verildi. Yine Ankara’dan kaybettiğimiz iki isim Sinema, Tiyatro ve Dizi Oyuncusu Meral Niron ve Ankara Uluslararası Film Festivali’nin kurucularından, Gazeteci Varlık Özmenek oldu. Malatya’nın efsane sinemacıları, baba – oğul Hacı Yeşil ve Hüseyin Yeşil, salgın nedeniyle Ağustos ayında hayatımızdan ayrıldılar ve toprağa verildiler. Medyavizyon Film ve Sinema TV kanalı çalışanlarından, sinemayı çok seven Tayfun Tezgören genç yaşta hayata veda etti. Pangaltı Tan Sineması’nın müdürlerinden, Arşivci, ünlü karakter oyuncumuz Nubar Terziyan’a ikiz kardeşi kadar benzeyen Garbis Gülyan, Feriköy Kilisesi’nden ebediyete uğurlandı. Yapımcı, Oyuncu Ali Şakar, Londra’da; Oyuncu Mehtap Anıl, Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı’nda; Oyuncu, Seslendirme Sanatçısı Haldun Boysan, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilerek rahmetli oldular.

03 Eylül’de vefat eden Behiye Yanık, Tiyatro ve Sinema Oyunculuğu; 09 Eylül’de vefat eden Halil Kumova, Oyunculuk; 27 Eylül’de vefat eden Ersan Uysal ise Sinema ve Tiyatro Oyunculuğu, Seslendirme Yönetmenliği ve Seslendirmecilik yapıyordu. Sevilen Oyuncu Halil Kumova, Malatya’da “Zaho” adlı filminin çekimi sırasında vefat etti, Celaliye Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Ekim ayı, Mahmut Benek’i Kuşadası Yayla Köyü’nde, Mehmet Yağmur’u Malatya’da, Hikmet Karagöz’ü Zeytinburnu’nda aramızdan aldı. Oyuncu Arto Arsenyan 30 Ekim’de; ünlü aksiyon oyuncusu Jean Claude Van Damme’ı Türkiye’ye tanıtan Yeni Tual Film ortaklarından, İthalatçı Mustafa Cemil Tual, Girne’de vefat etti ve Çatalköy Camii’nden kaldırılarak aynı köy mezarlığında toprağa verildi.

Kasım ayında kaybettiğimiz değerli sektör insanlarımızı şöyle sıralayabiliriz:
Orhan Çoban (02 Kasım 2020), Oyuncu (Topkapı Mezarlığı);
Timur Selçuk (06 Kasım 2020), Piyanist, Besteci, Film Müziği Yapımcısı;
Ahmet Uz (08 Kasım 2020), Oyuncu, Yapımcı, Seslendirme Sanatçısı (Üsküdar Şakirin Camii);
Mahmut Hazım Kısakürek (11 Kasım 2020), Tiyatro, Sinema Oyuncusu, Karagöz Ustası (Adana);
Ziya Akelli (11 Kasım 2020), Tiyatrocu, Oyuncu, Organizatör, Menajer;
Mustafa Mert Aldemir (20 Kasım 2020), Sanat Yönetmeni;
Devrim Parscan (24 Kasım 2020), Oyuncu, Seslendirme Yönetmeni ve Sanatçısı;
Muhittin Korkmaz (24 Kasım 2020), Oyuncu;
Ayhan Şen (30 Kasım 2020), Görüntü Yönetmeni, Yapımcı, Yönetmen.

Aralık ayında ilk kaybımız 07 Aralık 2020 tarihinde, Hatay’ın Kırıkhan ve Reyhanlı, Mersin’in Anamur ve Osmaniye’nin Kadirli ilçelerinin sinemacısı Osman Kaya oldu ve Kaya’yı Adana Çukurova Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verdik. Oyuncu, Seslendirme Sanatçısı Mete Yavaşoğlu; Türkiye’nin ilk rock şarkıcısı, efsane Erkut Taçkın; ülkemizin ilk Paparazzi Fotoğrafçısı, Oyuncu Zozo Toledo; bir başka efsane, çevre tutkunu, Profesör ve 2 sinema filminin oyuncusu Orhan Kural; ayın son vefatı, yine kendi dalında ilk akla gelen, efsane Klarnetçi Mustafa Kandıralı, yılın aramızdan son ayrılan sinema sektörü mensubu oldu.

Merhum ve merhumelere tanrıdan rahmet, kederli ailelerine sabırlar dileriz. Onları, bizim insanlarımızı unutmayacağız ve sevmeye devam edeceğiz, mekânları cennet olsun.

(02 Ocak 2021)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Kaybettiklerimiz 2020

Ercüment Doğan (04 Ocak 2020), Oyuncu, Tiyatro Yöneticisi (Yalova, Çiftlikköy, İlyasköy Camii)
Kudret Şandra (09 Ocak 2020), Oyuncu, Dans Hocası (Maltepe Küçükyalı Kılavuz Çayırı Camii, Kurtköy Mezarlığı)
Arif Bulut (12 Ocak 2020), Film Festivali Yöneticisi, AKSAV Başkanı (Muratpaşa Camii / Serik – Gebiz Yolu Aşağıoba Yol Ayrımı Aile Mezarlığı)
Hakan Bahadır (14 Ocak 2020), Oyuncu
Recep Aktuğ (14 Ocak 2020), Oyuncu
Vedat Kurttutar (14 Ocak 2020), Cast Direktörü, Sinemacı, Oyuncu
Garbis Zaharyan (25 Ocak 2020), Boksör, Antrenör, Oyuncu (Beyoğlu Üç Horan Kilisesi, Şişli Ermeni Mezarlığı)
Ömer Dönmez (01 Şubat 2020), Oyuncu (Üsküdar Selimiye Camii)
Şükran Sabuncu (03 Şubat 2020), Oyuncu (Balıkesir Edremit’te toprağa verildi)
Tunca Yönder (04 Şubat 2020), Yapımcı, Oyuncu, Senarist, Yönetmen (Üsküdar Şakirin Camii)
Erhan Gökgücü (14 Şubat 2020), Oyuncu (Ankara Karşıyaka Mezarlığı)
Zafer Kanyılmaz (01 Mart 2020), Sanat Yönetmeni
Abdullah Turhan (02 Mart 2020), Çizgi Roman Ressamı (Datça, Mesudiye Köyü Avlana Camii’nden Bahçearası Mezarlığı)
Suat Yalaz (02 Mart 2020), Çizgi Roman Ressamı, Yapımcı, Yönetmen, Senarist (Zincirlikuyu Camii / Mezarlığı)
Suat Ülhan (18 Mart 2020), Sinema, Tiyatro ve Dizi Oyuncusu (Pendik 15 Şehitler Camii)
Muhterem Nur (20 Mart 2020), Oyuncu (Zincirlikuyu Mezarlığı)
Levent Ünsal (21 Mart 2020), Oyuncu, Dublaj Sanatçısı
Necdet Varol (29 Mart 2020), Bestekâr
Nurtekin Odabaşı (30 Mart 2020), Oyuncu, Yönetmen, Senarist
Ayşenur Sezen (05 Nisan 2020), Oyuncu
Bahri Eryılmaz (06 Nisan 2020), Yönetmen, Yapımcı, Metin Yazarı, Eğitmen
Cevdet Balıkçı (07 Nisan 2020), Oyuncu (Samsun, Bafra)
Coşkun Tunçtan (Georges Daniel) (10 Nisan 2020), Tiyatro Yönetmeni, Yazar, Çevirmen, Oyuncu (Fransa)
Ahmet Servidal (14 Nisan 2020) Kamera Asistanı, Görüntü Yönetmeni, Oyuncu
Seyhan Karabay (17 Nisan 2020) Müzisyen, Oyuncu
İsrafil Parlak (17 Nisan 2020), Oyuncu (Kars)
Hikmet Dikmen (19 Nisan 2020), Sinema Müdürü (Feriköy Mezarlığı)
Umut Demirdelen (21 Nisan 2020), Oyuncu
Murat Kürüz (24 Nisan 2020), Karikatürist, Yönetmen (Bodrum, Ortakent Yahşi Kerem Aydınlar Camii, Ortakent Mezarlığı)
Sükan Kahraman (04 Mayıs 2020), Oyuncu
Özer Kızıltan (05 Mayıs 2020), Oyuncu, Senarist, Yönetmen (Ortaköy Mezarlığı)
Hacı Bayram Gülbay (08 Mayıs 2020), Sinema Makineleri Teknisyeni (Arnavutköy, Kayabaşı Mezarlığı)
Alpay Göltekin (11 Mayıs 2020), Müzik Direktörü
Sunar Kural Aytuna (13 Mayıs 2020), Yapımcı, Yönetmen, Yönetmen Yardımcısı (Foça)
Atilla Akarsu (17 Mayıs 2020), Yapımcı, Oyuncu, Senarist, Yönetmen
Erdal Kahraman (18 Mayıs 2020), Görüntü Yönetmeni (İzmir)
Ertan Simer (26 Mayıs 2020), Sinema Salonu Ortağı (Kadıköy)
Ayşegül Atik (09 Haziran 2020), Oyuncu (Erenköy Galippaşa Camii, Maltepe Başıbüyük Mezarlığı)
Diler Ebeperi (14 Haziran 2020), Müzisyen
Altan Bozkurt (28 Haziran 2020), Oyuncu
Hüseyin Ay (01 Temmuz 2020), Ekip Başı, Yerel Cast Direktörü (Ayvalık)
Jale Aylanç (07 Temmuz 2020), Oyuncu, Dublaj Sanatçısı (Ankara Karşıyaka Mezarlığı)
Özgür Başaran (09 Temmuz 2020), Kameraman, Işık Şefi
Adalet Ağaoğlu (14 Temmuz 2020), Oyun, Öykü, Roman Yazarı (Ankara Kocatepe Camii, Cebeci Mezarlığı)
İbrahim İldem (16 Temmuz 2020), Sanat Yönetmeni
Seyfi Dursunoğlu (17 Temmuz 2020), Şarkıcı, Sunucu, Oyuncu (Zincirlikuyu Camii / Mezarlığı)
Rıza Zıngal (18 Temmuz 2020), Yılmaz Güney Kültür Sanat Vakfı Başkanı
Ergun Özdemir (04 Ağustos 2020), Görüntü Yönetmeni
Üstün Asutay (04 Ağustos 2020), Oyuncu
Nurgül Uluç (08 Ağustos 2020), Oyuncu (Elazığ)
Ahmet Keskin (11 Ağustos 2020), Yapım Ekibi, Oyuncu (Ankara Karşıyaka Camii, Asri Mezarlık)
Meral Niron (13 Ağustos 2020), Sinema, Tiyatro ve Dizi Oyuncusu (Ankara)
Varlık Özmenek (19 Ağustos 2020), Ankara Uluslararası Film Festivali Kurucusu, Gazeteci (Ankara)
Hacı Yeşil (21 Ağustos 2020), Malatya Yeşil Sineması’nın İşletmecisi (Malatya Şehir Mezarlığı ve Camii)
Hüseyin Yeşil (25 Ağustos 2020), Malatya Yeşil Sineması’nın Kurucusu
Tayfun Tezgören (25 Ağustos 2020), Medyavizyon Film ve Sinema TV kanalı Çalışanı (Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı)
Garbis Gülyan (27 Ağustos 2020), Pangaltı Tan Sineması’nın Müdürü (Feriköy Kilisesi)
Ali Şakar (28 Ağustos 2020), Yapımcı, Oyuncu (Londra’da defnedildi)
Mehtap Anıl (30 Ağustos 2020), Oyuncu (Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı)
Haldun Boysan (31 Ağustos 2020), Oyuncu, Seslendirme Sanatçısı (Ankara Karşıyaka Mezarlığı)
Behiye Yanık (03 Eylül 2020), Tiyatro, Sinema Oyuncusu
Halil Kumova (09 Eylül 2020), Oyuncu (Malatya’da “Zaho” filminin çekimi sırasında vefat etti. Celaliye Mezarlığı’nda toprağa verildi)
Ersan Uysal (27 Eylül 2020), Sinema ve Tiyatro Oyuncusu, Seslendirme Yönetmeni ve Seslendirmeci)
Mahmut Benek (03 Ekim 2020), Oyuncu (Kuşadası, Yayla Köyü)
Mehmet Yağmur (03 Ekim 2020), Oyuncu (Malatya)
Hikmet Karagöz (26 Ekim 2020), Oyuncu (Zeytinburnu Kozlu Mezarlığı)
Mustafa Cemil Tual (29 Ekim 2020), İthalatçı (Girne Çatalköy Camii, Çatalköy Mezarlığı)
Arto Arsenyan (30 Ekim 2020), Oyuncu
Orhan Çoban (02 Kasım 2020), Oyuncu (Topkapı Mezarlığı)
Timur Selçuk (06 Kasım 2020), Piyanist, Besteci, Film Müziği Yapımcısı
Ahmet Uz (08 Kasım 2020), Oyuncu, Yapımcı, Seslendirme Sanatçısı (Üsküdar Şakirin Camii)
Mahmut Hazım Kısakürek (11 Kasım 2020), Tiyatro, Sinema Oyuncusu, Karagöz Ustası (Adana)
Ziya Akelli (11 Kasım 2020), Tiyatrocu, Oyuncu, Organizatör, Menajer
Mustafa Mert Aldemir (20 Kasım 2020), Sanat Yönetmeni,
Devrim Parscan (24 Kasım 2020), Oyuncu, Seslendirme Yönetmeni ve Sanatçısı
Muhittin Korkmaz (24 Kasım 2020), Oyuncu
Ayhan Şen (30 Kasım 2020), Görüntü Yönetmeni, Yapımcı, Yönetmen
Osman Kaya (07 Aralık 2020), Hatay’ın Kırıkhan ve Reyhanlı, Mersin’in Anamur ve Osmaniye’nin Kadirli ilçelerinin sinemacısı (Adana Çukurova Kabasakal Mezarlığı)
Mete Yavaşoğlu (13 Aralık 2020), Oyuncu, Seslendirme Sanatçısı
Erkut Taçkın (14 Aralık 2020), Rock Müzik Şarkıcısı, Oyuncu
Zozo Toledo (22 Aralık 2020), Türkiye’nin İlk Paparazi Fotoğrafçısı, Oyuncu
Orhan Kural (23 Aralık 2020), Profesör, Oyuncu (Zincirlikuyu Mezarlığı)
Mustafa Kandıralı (27 Aralık 2020), Klarnetçi (Zincirlikuyu Mezarlığı)

2020’den Benim Seçtiklerim

Covid salgını ile özdeşleşen 2020 yılı sinema endüstrisi açısından talihsiz bir yıldı. Birkaç tanesi dışında festivaller gerçekleştirilemedi film projeleri zorunlu olarak ertelendi. Ancak başta İKSV olmak üzere ülkemizin ve dünyanın sanat kurumları çevrimiçi gösteriler yoluyla sinema etkinliğini ayakta tutmaya çalıştı. 2020’nin en iyileri listem aşağıdaki filmlerden oluşuyor.

1- Sarı Hayvan / Um Animal Amarelo
Brezilyalı yaman sinemacı Felipe Bragança’nın son filmi ‘Sarı Hayvan / Um Animal Amarelo’, sadece seçkinin değil son dönemin en yaratıcı çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Kendi varoluşunu ve sinema yapma amacını yeniden tanımlamak isteyen 30’lu yaşlardaki yönetmen Fernando’nun kimliğini kaybetmiş ülkesinin acı dolu geçmişine uzandığı gezintisinde, sömürgeci mazinin hayaleti peşini bırakmıyor.

2- Boyalı Kuş / The Painted Bird
Jerzy Kosiński’nin 1965 tarihli romanı, dünyanın bütün günahlarını yüklenmiş küçük yaşlarda bir Yahudi çocuğunun, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Slav illerinde hayatta kalma mücadelesi üzerine. 35 mm peliküle siyah – beyaz formatta çekilen film, benzersiz görselliğiyle göz kamaştırıyor.

3- Günler / Rizi
Uzak doğulu usta sinemacı Tsai Ming-liang’ın ‘metropol ve yalnızlık’ teması üzerine yeni denemesinde, iki yalnız ruhun diyalogsuz birlikteliğini yine uzun plan – sekanslar halinde perdeye taşıyor. Afişte yer alan sahnenin güzelliğine bir müzik kutusundan yükselen ‘Chaplin / Sahne Işıkları’nın ana teması eşlik ediyor zaman zaman.

4- First Cow
Amerikalı bağımsız sinemacı Kelly Richardt, Vahşi Batı yıllarından günümüze bir ülkenin kuruluşunun gizemini incelediği son filminde, western mitini tersyüz ederken, benzersiz bir dostluk hikâyesine imza atmış.

5- Berlin Alexanderplatz
Afgan göçmeni yönetmen Burhan Qurbani, Alfred Döblin’in 1929 tarihli anıt romanını, mülteci sorunu üzerinden günümüz Almanya’sına uyarlamış. Fassbinder’in 15,5 saatlik muazzam başyapıtı ile kıyaslamamak kaydıyla, görselliği, usta işi oyuncu performansları ve etkileyici müzik çalışmasıyla dikkat çekiyor.

6- Hırsız ve Ressam / The Painter and the Thief
Ressam Barbora Kysilkova, sanat galerisinden iki resminin çalınmasının ardından uyuşturucu bağımlısı olan hırsız bulunuyor. Ressam, hırsızdan tazminat yerine bir portre için poz vermesini istiyor. Hırsız ve ressam arasında gelişen dostluğu, olayın gerçek kişileriyle perdeye aktaran Norveçli sinemacı Benjamin Ree, belgeselin sınırlarını aşan hayranlık uyandırıcı bir kurgusal yapı inşa etmiş.

7- Rüyaların Dağları / La Cordillera De Los Sueños
46 yıldır ülkesinden uzakta yaşayan Şilili müthiş belgeselci Patricio Guzmán, ülkeyi çepeçevre saran And Dağları’nda geçmişinin izini sürüyor. Harabeye dönmüş çocukluğunu geçirdiği evinden yükselen dumanın, ruhunu hiç terk etmediğinden dem vuruyor. Şili’nin diktatörlükle yitirilen saf neşesine kavuşabilmesi tek dileği.

8- Vitalina Varela
Pedro Costa imzalı Locarno Film Festivali galibi ‘Vitalina Varela’ fısıltılarla ilerleyen ağır temposuyla dikkat çekiyor. Portekizli yaratıcı sinemacının, Caravaggio’nun ışık ve renk oyunlarını anımsatan tablo estetiğine haiz görüntülerine hayran kalmamak imkânsız. Resim sanatına ilgi duyanlar özellikle kaçırmasın.

9- Beyaz Üstüne Beyaz / Blanco En Blanco
Fotoğrafçılıktan gelme İspanyol yönetmen Theo Court’un henüz ikinci uzun metrajı. Ancak hem görselliği hem de Beyaz Adam’ın Amerika kıtasındaki vahşi sömürü düzenine tanıklık eden özgün anlatısıyla yılın öne çıkan filmlerinden biri olarak parıldıyor.

10- Saklanmak İstiyordum / Volevo Nascondermi
2020 Berlin Film Festivali ana seçkisinde yer alan yapım, 20. yüzyıl naif ressamlarından Antonio Ligabue’nin yaşamı üzerine ilgiye değer bir çalışma. Festivalde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmış olan İtalyan sinemasının önde gelen oyuncularından Elio Germano’nun zihinsel ve bedensel sorunlu sanatçı yorumu tek kelimeyle olağanüstü.

11- Onca Ruh / Tantas Almas
Yılmaz Güney’in yürekleri dağlayan ‘Baba’ filmini anımsatan yapım, farklı bir coğrafyada geçen benzer bir kederli babanın öyküsü. 2002 yılında iç savaşın dehşetini yaşayan Kolombiya’da, balıkçı Jose’nin milislerin katlettiği iki oğlunu uzun nehir boyunca arayışının hikâyesini, daha ilk filminde ustalıklı uzun planlarla naklediyor yönetmen Nicolas Rincon Gille.

12- Antigone
İstanbul Film Festivali ‘Sinemada İnsan Hakları Yarışması’ seçkisinde yer alan, Kanada’nın Oscar adaylığı için seçtiği, Sophie Deraspe imzalı yapım, Sophocles’in klasik metni kadar Anouilh ve Brecht yorumlarından da feyz almış, günümüz Montreal’ine taşınmış taptaze bir yorum. Cezayirli göçmen ailenin kızı Antigone, bir kez daha yüreğinin kanunları ile toplumun yasaları arasındaki çözümsüz savaşı verirken, çağdaş dünyada eşitlik ve özgürlüğün sembolü haline geliyor.

13- Bacurau
Brezilyalı yönetmen Kleber Mendanço Filho’nun ülkesinin kültürel değerlerinin işgaline karşı soylu isyanı sürüyor. 2019 Cannes Şenliği’nden jüri ödüllü son filmi, yolsuzluğun ve çağdaş sömürgeciliğin ayyuka çıktığı Brezilya ve emsal ülkeler ahvalinin metaforu niteliğinde eşsiz bir politik alegori.

14- Öteki Kuzu / The Other Lamb
Polonyalı tanınmış sinemacı Malgorzata Szumowska’nın İrlanda kırsalında çektiği ilk İngilizce filmi, ataerkil bir düzende kadınların başkaldırışı üzerine. Müthiş sinematografisi ile dikkati çeken yapım, katı Hristiyan dogmalarını ve İsa peygamber motifini ters yüz ederek cesur bir denemeye girişiyor.

15- Söz Senettir / Es Gilt Das Gesprochene Wort
Hikâye, askerden yeni dönmüş, Marmaris’te garsonluk / jigololuk iş kovalayan Baran’ın bir yabancı kadınla evlenerek Batı’nın gelişmiş bir ülkesinde gelecek kurma hayalleri üzerinden ilerliyor. Almanya doğumlu Türk yönetmen İlker Çatak, ikinci uzun metrajında, kültür farkları ve ayrımcılık teması üzerinden klişelerden kaçınarak ilerlemesini bilmiş. Ancak bazen bir oyuncu filmi olduğu yerden daha yukarılara taşıyabiliyor. İlk kez karşılaştığımız Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun yetenekli oyuncusu Oğulcan Arman Uslu, Baran yorumunda işte böyle bir mucizeyi gerçekleştirmiş.

(31 Aralık 2020)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Hayaletler

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Film yapım şirketinin afişteki adına bakıyorsun Elma Production, gelen bültene bakıyorsun Elma Productions, fragmanda Elma Yapım, trailerde Elma Yapımevi olarak geçiyor. Film şirketlerinin soyadları aynı olsun, “Film” deyin gitsin şunlara. Bendeniz soyadımı web sitesinde Çilingir, Facebook’ta Çilingiroğlu, Twitter’de Çilingirzade, Instagram’da Çilingirgil yazıyor muyum? Yazmıyorum. Elma Film, Armut Film, Kiraz Film, Üzüm Film, Çilek Film, Muz Film deyin gitsin. Bazı film/yapım/prodüksiyon şirketlerinin adlarını doğru yazmak için her seferinde orayı burayı kontrol etmekten “bıktım” desem yeridir. Bıktım. (08 Eylül 2020)

Fox sabah haberinde ani başlayan yağmura yakalanan vatandaşlar için kullanılan “Dükkânların saçaklarında toplandı” ifadesi “Dükkânların saçak altlarında toplandı” olmalıydı. “Dükkânların saçaklarında toplanan” vatandaşlarımızın çoğu dilimizi sizlerden öğreniyor, Türkçemizi düzgün kullanalım, lütfen. (13 Eylül 2020)

10 yıl deyip geçme, herkesin 10 yılı kendine özel. 60’ta ihtiyarsın, 70’te de ihtiyar, fark etmiyor. Ancak 8’inde çocukken 18’inde genç oluyorsun. Hayat gerçekten çok ilginç. (16 Eylül 2020)

27. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü… Neyse vazgeçtim, şimdiye kadar öğrenmişsinizdir zaten. Bana en azından 10 kişi bildirdi. Bir de ben yazıp, sosyal medyanızı doldurmayayım. (20 Eylül 2020)

Adam “Kör olasın zalım Fırat” diye türkü yakmış. Fırat kör olursa hayvanları, tarlaları nasıl sulayacaksın? Kuyu suyuyla mı çimecen? Fırat kör olsun, ondan sonra sen de git yağmur duasına çık. Onu mu istiyorsun? (Ben Fırat’ın tarafını tuttuğumdan bu türkü bana öyle değil böyle çağrışım yapıyor.) (22 Eylül 2020)

Şöyle düşünüyorum sayın Facebook: Tarafıma, Azra Deniz Okyay’ın 77. Venedik Film Festivali’nin Uluslararası Eleştirmenler Haftası bölümünde en iyi film seçilerek büyük ödül kazanan “Hayaletler” filmiyle ilgili, “Azra Deniz Okyay’ın ‘Hayaletler’ine Poster Geldi” başlıklı bir basın bülteni ulaştırıldı, ekinden “Ghosts” başlıklı bir poster çıktı. Bence bu bültenin başlığı “Azra Deniz Okyay’ın ‘Ghosts’una Poster Geldi” başlıklı olmalıydı veya “Azra Deniz Okyay’ın ‘Hayaletler’ine Poster Geldi’ başlıklı bültenin ekinden “Hayaletler” başlıklı bir poster çıkmalıydı. Türkçemize özen gösterelim, lütfen. (23 Eylül 2020)

Geçtiğimiz hafta sona eren 27. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması ödüllerini inceliyorum. Toplamda 16 dalda ödül vermişler ama çok ilginç 4 dalda En İyi’yi bulamamışlar. Şaşırdım. Netekim bir daha inceleyeyim dedim. İyi ki incelemişim, meğer o 4 dalda “En İyi” değil de 2’şer kişiye sadece “Ödül” vermişler. Yani yarışma sonucunda Adana’dan 12 adet “En İyi Ödül”, 4 adet de “Ödül” çıkmış oluyor. Veya başka bir ifadeyle, 12 adet tam, 8 adet de yarım En İyi Ödül çıkmış oluyor. Bu duruma göre de 16 daldaki yarışmada totalde (Türkçemize saygı lütfen) 20 ödül kazanılmış oluyor. Siz maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz? (24 Eylül 2020)

Fox TV.de güzel bir sinema programı izledim, tavsiye ederim. “Kamera Arkası” adlı, yeni başlamış program, TV.nin kendi dizisi “Zümrüdüanka”nın kamera arkası görüntüleriyle başladı, yine aynı TV.nin yemek programı sunucusu Zuhal Topal’ın doğum günü kutlaması ile bitti. Aralara da gösterimdeki ve gelecek programdaki sinema filmlerinin fragmanlarını serpiştirmişler. Ne kadar güzel. Haftaya buluşmak üzere vedalaştık. Fox TV.de güzel bir sinema programı izledim, tavsiye ederim. (27 Eylül 2020)

Tam sosyal medyaya uygun bir güzel söz icat ettim, şöyle: “Ayinesi lâftır kişinin işe bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı sözünde.” (Biraz tanıdık ve benzer geliyor ama vallahi ben icat ettim; esinlenme denebilir, ona ses çıkarmam.) (27 Eylül 2020)

Neticede her şey doğaya bırakılan iz’dir, bir gün hepsi yok olacak. Garibim insanlık birilerini muhafaza edebilmek için çırpınıp duruyor. (28 Eylül 2020)

Bugün, TV.de pandemiyle ilgili bilgi veren profesör doktor, “Salgın nedeniyle kafamız ‘karma karış’ oldu.” dedi. Geçen gün izlediğim bir yerli dizide de genç kız “Fol yok, fos yok.” demişti. Biz 65+’lar bu ifadeleri “karma karışık” ve “fol yok, yumurta yok” şeklinde kullanırız. Resmi bir değişiklik yapıldıysa söyleyin, biz de bilelim, yoksa güzel Türkçemize dikkat edelim, lütfen. (01 Ekim 2020)

Son günlerin dikkat çeken ünlü cümlesi “Ben döviz kuruna bakmıyorum.” sözü üzerine: Gözünü sevdiğim Yeşilçam, taa o zamanlardan bu zamanları görmüş ve Osman Fahir Seden yönetmenliği, Metin Akpınar, Zeki Alasya aracılığıyla sormuş: “Nereye Bakıyor Bu Adamlar?” (07 Ekim 2020)

(09 Aralık)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Bir Başkadır Üzerine

Türkiye’de söz konusu bir “gişe filmi” ya da dizi gibi kitlesel bir sanatsal üretimse, övgüleri iki temel başlıkta toplamak mümkündür: 1. Daha önce yapılan hiçbir işe benzememek, 2. Gerçekçi olmak. Gerçeklik meselesine yazının ilerleyen bölümlerinde bolca değineceğim; ancak bir üretimin kendisinden önce yapılanlardan farklı olması tezinin izini sürmekte yarar var.

Daha Önce Yapılmayan Bir “İş”

Önceki yıllarda bu dizi yapımcısı, artan RTÜK baskısından kurtulmak için otosansüre nasıl başvurulduğunu çarpıcı bir örnekle ele alıyor ve üst sınıfı merkezine alan yapımlarda, akşam alkol tüketimi yapılacağı için kahvaltı sahnelerinin çoğaldığından dem vuruyordu. Dizilerini dünyanın çeşitli ülkelerine nasıl pazarladığını gururla anlatan bir sektör için hazin bir manzara bu. Dolayısıyla Bir Başkadır’a yapılan ilk övgünün çıkış noktasında bir tuhaflık var: Türkiye gibi son 20 yılda yalnızca kültürel değil, politik ve ekonomik bağlamda da tarihinin en büyük kırılmalarından birini yaşayan bir ülkede, diziler neden dar bir alana hapsoluyor? Neden söz konusu dizide ele alınan temaların bir bölümü, yaygın TV kanallarında daha önce karşımıza pek de çıkmamışken, bu onur ücretli bir platformun projesinde ve tam da bugün bizleri selamlıyor? Bunun nedenini yukarıdaki trajikomik örnek eşliğinde hepimiz tahmin edebiliriz.

Diziye dönersek; sonda söyleyeceğimizi en başta ifade ederek, Bir Başkadır’ın yeterince sağlam olmayan bir temel üzerine, kaçak ama mütevazı bir bina değil, devasa bir gökdelen dikmeye çalıştığını ve bunda da büyük ölçüde çuvalladığını vurgulayabiliriz. Dizinin temel yaklaşımı, ülkede sorun olarak gördüğü noktaları çeşitli figürler üzerinden ele almak ve kimi zaman -kendince- derin analizler, kimi zaman da çeşitli göstergeler eşliğinde olgulara dair tespitler yapmak şeklinde açıklanabilir. Ne var ki, bir yanıyla “şablon” (hatta Kürt aile veya “lezbiyenliğin” merkezinde olduğu gibi “oryantalist”) özellikler taşıyan, diğer yandan da doğruluğu tartışmalı ön kabullere dayalı olarak karşımıza çıkan tiplemelerin, ikinci övgüde olduğu gibi “sahici” olduklarına dair kuşkular var.

Sahici mi?

Bir film ya da dizide en kolay bağ kurabileceğiniz tip ya da karakter, yönetmenin (ya da senaristin) tercihleri sonucunda bu niteliğe kavuşmuştur. Meryem, oyuncunun başarılı performansının da etkisiyle hikâyenin tam merkezinde dururken, ilk anda gerçekçi bir figür olduğu izlenimi yaratmaktadır. Peri’yle tanışmasıyla ve sohbet etmesiyle ilerleyen anlatı ilk firesini verir. Boğaza sıfır bir yalıda yaşayan, Halk TV izleyicisi (!) burjuva bir ailenin kızı olan Peri, bir bölümü yurtdışında geçen başarılı eğitim serüveninin ardından memlekete dönüp devlette çalışmaya karar vermiştir! Meryem’in kendine özgü ama ona tepeden bakan bu kadını temellerinden sarsacak derinlikte bir hikâyesi yoktur. Sorunlu bir evliliği olan ağabeyi ve yengesiyle yaşamakta, onların çocuklarıyla ilgilenmekte ve “peygamber soyundan geldiği” iddia edilen Hoca’ya akıl danışmaktadır. Başlangıçta Hoca olgusunun üzerine giden Peri, Peru’daki rahipleri övüp, onların derinliğine şapka çıkarırken, burnunun ucunda duran hazinenin varlığından habersizdir! Dizinin ilk anlarında karşımıza çıkan bu durum, temel yönelimi ele veren ilk ipucudur aslında. Hoca’nın, yüzeyi kazındığında ne anlama geldiği çok da anlaşılmayacak çiçek metaforuyla karşımıza çıkması, Bir Başkadır’a aynı zamanda ilk esaslı darbeyi indirir. Daha birkaç ay önce yaşanan “çocuk tacizi”nde ve buna benzer -giderek yaygınlaşan- onlarca örnekte görülebilecek “dini kanaat önderi”, Berkun Oya’nın ellerinde başka bir şeye dönüşmüştür ve ne yazık ki o “şey”, sahici değildir. Benzer şeyler, Meryem’le ilişkisinde giderek çözülen tarafı temsil eden Peri’de de kendisini gösterir. Onu bu derece büyük bir bunalıma sürükleyen, gününü gün eden bir dizi oyuncusuna ya da meslektaşına günlerce anlatmasına neden olan şey nedir? İsmini yanlış telaffuz etmesinin ardından hıçkırıklara boğulan Peri’yi bu denli sarsan, sınıfsal avantajlarını ve aldığı eğitimi boşa çıkaran o dışavurumun altında neler yatmaktadır? Bu sorunun yanıtı, şayet burjuva ailenin “kızlarına olan ilgisizliği ve topluma yaklaşımındaki sevgisizlik” gibi izahı çok kolay olan bir durum değilse hiçbir zaman verilmeyecektir. Aynı şeyler, Alican Yücesoy’un canlandırdığı tiplemenin sorunlarıyla ilgili ipuçları vermesi beklenen, ama heba edilmiş annenin bulunduğu sahne için de söylenebilir. Hayatı yüzeysel yaşayan, ancak derinlerde büyük psikolojik sorunları olduğu ima edilen Sinan, günübirlik ilişkisinin kendisini yargıladığına tanık olduğu anda, öncülü gibi büyük bir çözülme yaşar. Ne var ki o ana dek bu gerçekle yüzleşmediği varsayıldığı için, söz konusu silkelenme hali de gerçeklikle örtüşmemektedir.

Ön Kabuller, Kodlanmış Veriler

Dizinin gerçeklikle yaşadığı sorunlar bununla da sınırlı kalmamaktadır. Öyküde yama gibi duran terapist Gülbin, yeterince işlenemediği gibi, burjuvalaşan muhafazakâr ablasıyla yaşadığı sorunda görüleceği üzere sahicilikle tüm bağlarını koparmıştır. Peri’yi “gizli faşist” olmakla suçlasa da metropolün tüm avantajlarından faydalanan eğitimli genç kadın, o tuhaf kırılma anında ablasını Tatvan’dan kente gelmekle suçlamaktadır. Gülbin ve ailesi, her konuya temas etmeye çalışan dizide Kürt kontenjanını doldurmaya çalışsa da buradaki temel bakış da ön kabullere ve kodlanmış verilere dayanmaktadır. Sınırı fazla aşmama çabasının ürünü olan bu sahnelere, yine ürkeklik içeren “lezbiyenlik” teması da eklenebilir. Taraflardan birinin tarikat liderinin kızı olması, üstelik bu kimsenin evlâtlık olduğunun anlaşılması bizlere ne söylemektedir? Bu “yalpalanmanın”, türbanı ardında bırakıp yeni sulara yelken açma eyleminin imamın soyundan gelmediği için olağan sayılabileceğini mi? (Tarikat liderinin saçı – sakalı uzatıp huzuru İslam’da değil bir başka yerde aramasına işaret eden kaçış mevzusu da aynı gerçek dışı; hatta bu kez sürreel bakışın ürünüdür. Dizinin mizaha kapalı diliyle bir parça oynansa, bu durum kendisini Coenlere veya Onur Ünlü’ye yaklaştırabilecektir, ama…)

Sonuca Dair

Bütün bunlardan çıkarılabilecek bir sonuç da Berkun Oya’nın, “yukarının” üstenci tavrını hunharca eleştirirken onları betimlediğine benzer kibirli bir bakışa sahip olduğudur. Orta ve üst sınıfı, 90’ların İslamcı edebiyatıyla akrabalık bağları taşıyan, son derece tanıdık bir bakışla yargılarken, onlara sıradan sayılabilecek bir hikâyenin sonucunda derin bunalımlar yaşatırken, Meryem, ağabeyi ve yengesi için mutluluk uzakta değildir. “Bilmenin mutsuzluk getirdiği” tezini destekleyen bu durumun sonucunda; alttaki, yukarıya derin ahlâki dersler verip, onu önyargılarıyla yüzleştirirken, kendisi için mutluluk reçetesi hiç de karmaşık değildir: Tecavüzcünle yüzleş ve sorunlarından arın, mutlu bir evlilik yap, çokomelini ye! Bu bakışın hiçbir yerinde, iddia edildiği gibi derin psikolojik çözümlemeler olmadığı gibi, meselenin ekonomi politiğine ilişkin de bir şeyler söylenmemektedir. Bu çözümleme, 20 yıl öncede kalmış primitif bir kültürel okumadan daha fazlasını vaat etmemektedir (Bu anlamda; imamın TRT, Meryem ve ailesinin Çukur ve burjuva ailenin Halk TV izlemesinin yenilik içermediğini, sözü edilen kodlanmış veriler ekseninde ele alınabileceğini vurgulayalım.)

Bir Başkadır, bir dönemde, yükselen İslami hareketin gelişim çizgisini bağlamından kopararak sadece kültürel okuma yöntemiyle algılamaya çalışan liberal yönelimin yerinde saydığını ve ezberine yeni bir şeyler ekleyemediğini ortaya koyması bakımından önemli görünmektedir; ama teorik altyapısı kesinlikle “yeni” değildir. Bir dizinin bütün bu tahlillerin yeniden hatırlanmasına vesile olması azımsanacak bir şey değildir; ancak “sahicilik” ya da “değinilmeyeni yapma” söyleminin dışında, en çok da bu yüzden övülmesi şartıyla…

(28 Kasım 2020)

Tuncer Çetinkaya
ModernZamanlar Sinema Dergisi Editörü
m_zamanlar@hotmail.com