Fuze / Fünye, 08 Mayıs’ta Sinemalarda

Chantier Films dağıtımıyla izleyiciyle buluşmaya hazırlanan ve çekimlerinin bir bölümü İstanbul’da gerçekleştirilen Fuze / Fünye (Fuze), 08 Mayıs Cuma günü sinemaseverlerle buluşuyor. Aksiyon ve gerilimi yüksek tempolu bir anlatıyla bir araya getiren Fuze / Fünye’de başrolleri Aaron Taylor Johnson ve Theo James paylaşırken, yönetmen koltuğunda Hell or High Water filmiyle geniş kitlelere ulaşan David Mackenzie oturuyor. Filmde, Londra’nın merkezindeki hareketli bir inşaat alanında, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma patlamamış bir bomba bulunur. Ordu ve polis ekipleri, zamana karşı yarışarak bölgede geniş çaplı bir tahliye operasyonu başlatır.

Fuze / Fünye, 08 Mayıs’ta Sinemalarda yazısına devam et

Sadi Bey’in Viraneleri

Seyyah olup şu alemi gezerken, sağda, solda, kırda, bayırda, köyde, şehirde gördüğümüz, terkedilmiş, yıkılmış, çökmüş binalar nedense sadibey.com’u tarif edilmez kederlere gark eder. İsmi lâzım değil sitenin müellifi yeni bir köşe icat etti ve adını Sadi Bey’in Viraneleri koydu. Yeni eklenen viraneleri:
İncirli Caddesi – Vankulu Sokak Kesişmesi, Resneliler Köşkü, Bakırköy, İstanbul;
Mehmet Yavuz Caddesi, Beykoz, İstanbul.

Sadi Bey’in Beyazperde Yazıları

Zaman zaman gazetelerde özlü sözlerden müteşekkil Duvar Yazıları okuruz. Sadi Bey, “Duvar Yazıları oluyor da Beyazperde Yazıları neden olmasın?” diye düşündü, filmlerin seyri sırasında not almaya başladı ve böylece Beyazperde Yazıları diye bir kavram icat etmiş oldu. Notlarına arada sırada yenilerini ekliyor. Son ekledikleri:
Sadece ihtiyacın olanı al. Ve yoluna git. (Ağzımdan Kaçtı – I Swear, Yön: Kirk Jones)
Güzellik savaş gibidir, kapıları açar. (Su Perisi – Parthenope, Yön: Paolo Sorrentino)
Hiç bir şeyin seni korkutmasına izin verme. (Geride Kalanlar-The Holdovers, Yön: Alexander Payne.)

Bulutsuzluk Özlemi’nin 40 Yıllık Yolculuğunu Anlatan Yaşamaya Mecbursun Belgeseli Mayıs’ta İzleyiciyle Buluşmaya Devam Ediyor

Bulutsuzluk Özlemi grubunun kurucularından Nejat Yavaşoğulları ve Sina Koloğlu’nun müzikal ortaklıklarına ve grubun yolculuğuna dair yeni ve eski üyelerin anlatımlarının yer aldığı Yaşamaya Mecbursun belgeselindeki  gerçekleştirilmiş olan röportajlar döneme ışık tutuyor. “Türkçe rock yapılmaz” denilen bir dönemde Taksim’deki küçük sahnelerden dev stadyum konserlerine uzanan bu yolculukta grup; kent yaşamına, çevreye ve özgürlüğe dair şarkılarıyla bir dönemin sesi oluyor. Müzisyenlerin ve tanıkların gözünden müziğin nasıl bir umut ışığına dönüştüğü ve gelecek nesillere nasıl güzel bir ilham verdiği samimi bir dille aktarılıyor.

Bulutsuzluk Özlemi’nin 40 Yıllık Yolculuğunu Anlatan Yaşamaya Mecbursun Belgeseli Mayıs’ta İzleyiciyle Buluşmaya Devam Ediyor yazısına devam et

Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi’nin Fragmanı Yayında

22 Mayıs’ta gösterime girecek olan Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi filminin fragmanı yayına verildi. Aksiyon dolu hikâyesiyle dikkat çeken filmde Varol Abi ve Gece, Süper 1 Takım’ın filmini yapmak için harekete geçiyor. Süper kahramanlar Ayı Dede, Birce, Birol, Yapay Zekai ve birçok anime karakterin yer aldığı filmde, Kral Şakir ve Fil Necati’nin de sürpriz şekilde ekibe katılmasıyla hikâye büyük bir maceraya dönüşüyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi’nin Fragmanı Yayında yazısına devam et

Pop’un Kralı Emaar’da Canlandı: Michael Filminin Tanıtımı Flash Mob Dans Gösterisiyle Paribu Cineverse Emaar’da Gerçekleşti

Paribu Cineverse, sinema dünyasının heyecanla beklediği özel yapımları sinemasever izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Pop müziğinin unutulmaz ve ölümsüz ikonu Michael Jackson’ın hayatını konu alan Michael filmi, 22 Nisan 2026 Çarşamba günü Paribu Cineverse Emaar’da düzenlenen özel bir gösterimle ilk kez izleyiciler karşısına çıkarıldı. Ön gösterim öncesinde davetliler ve AVM ziyaretçileri, sinemada başlayan Flash Mob dans gösterisiyle büyük bir sürpriz yaşadı. Profesyonel dansçıların Jackson’ın ikonik koreografilerini sergilediği bu büyüleyici performans, izleyicileri filmin atmosferine hazırlayan unutulmayacak bir başlangıç oldu.

  • Basın Bülteni
  • Dans gösterisi görüntüleri için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Pop’un Kralı Emaar’da Canlandı: Michael Filminin Tanıtımı Flash Mob Dans Gösterisiyle Paribu Cineverse Emaar’da Gerçekleşti yazısına devam et

Clayface Filminden İlk Afiş ve Fragman Yayınlandı

Gotham City’nin en ikonik kötü karakterlerinden biri olan Clayface’in dehşet verici hikâyesi beyazperdeye taşınıyor. DC Studios’un korku – gerilim türündeki ilk sinema filmi olma özelliği taşıyan Clayface’den ilk afiş ve fragman yayınlandı. Film, 23 Ekim 2026 Cuma günü TME Films dağıtımıyla, yalnızca sinemalarda seyirciyle buluşacak. James Watkins’in yönetmenliğini üstlendiği film, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen bir adamın dehşet verici hikâyesini anlatıyor. Genç ve hırslı bir aktör olan Matt Hagen, Hollywood’un zirvesine tırmanırken yaşadığı trajik olaylar sonrası kendini geri dönülemez bir fiziksel ve ruhsal değişimin içinde bulur.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Clayface Filminden İlk Afiş ve Fragman Yayınlandı yazısına devam et

Bulutsuzluk Özlemi’nin 40 Yıllık Geçmişini Anlatan Yaşamaya Mecbursun Belgeseli İstanbul Film Festivali’ndeki Prömiyeri Ardından İzleyiciyle Buluşmaya Devam Ediyor

Türkçe rock müziğin köklü gruplarından Bulutsuzluk Özlemi’nin 40 yıllık tarihi, Yaşamaya Mecbursun belgeseliyle izleyiciyle buluşuyor. Yaşamaya Mecbursun belgeselinin İstanbul Film Festivali’ndeki prömiyerinin biletleri günler öncesinden tükendi. Gösterim yoğun katılımla gerçekleşti. 17 Nisan’da gerçekleşen prömiyerin ardından düzenlenen soru – cevap bölümünde bir çok isim yer aldı. Prömiyer ardından gerçekleşen soru – cevap söyleşisinde Teoman, Murat Meriç, Bedri Baykam, İzzet Öz, Murat Cem Orhan, Aptulika, İhsan Apça ve grubun eski üyeleri Demirhan Baylan, Utku Ünal, Sunay Özgür, Serdar Öztop, Mert Alkaya grubu yalnız bırakmadı.

Bulutsuzluk Özlemi’nin 40 Yıllık Geçmişini Anlatan Yaşamaya Mecbursun Belgeseli İstanbul Film Festivali’ndeki Prömiyeri Ardından İzleyiciyle Buluşmaya Devam Ediyor yazısına devam et

Tünelin Ucundaki Işık / Ağzımdan Kaçtı

‘Tourette Sendromu’ hakkında ne ölçüde bilgi sahibisiniz? Kendi adıma, Bafta ödüllerinde gecenin yıldızlarından ‘I Swear’ filmini izlemeden önce bu başa bela sinir rahatsızlığından pek haberdar değildim. Mütevazı filmleriyle bilinen İngiliz yönetmen Kirk Jones imzasını taşıyan ve hafta sonu ‘Ağzımdan Kaçtı’ adıyla gösterime girecek olan yapım, öncelikle yarattığı farkındalık açısından önem taşıyor.

Film gerçek bir kişinin, bu katlanılması kolay olmayan rahatsızlıktan muzdarip yazar – aktivist John Davidson’ın hayat hikâyesi üzerine kurulmuş. İskoçya’nın Edinburgh’a bağlı sınır kasabası Galashiels’de yaşayan John’ın (Scott Ellis Watson) henüz 14’ünde başarılı bir kaleci olarak umut verdiği dönemde ortaya çıkan tikleri yetenekli gencin dünyasını karartmaya başlıyor. Boynuyla ve gözleriyle yaptığı istemsiz hareketler giderek artarken, zıplama, titreme, ulu orta bağırma, tükürme ve nihayetinde ağzından dökülen küfürler onun okul ve aile çevresinde dışlanmasına neden oluyor. Beyninde bir dürtü onu bir şeyler yapmaya ya da söylememesi gereken sözleri sarfetmesine neden olmaktadır. Bu durum aile düzenini de bozuyor, babası evi terk ediyor. Annesi (Shirley Henderson) bir umutla doktorlara başvurmaktan yanadır, ancak bu tıbbi durumun tedavisi olmadığını idrak ettiklerinde umutlar tükeniveriyor.

Halbuki tünelin ucunda her zaman bir ışık vardır. 26 yaşındaki John’ın (Robert Aramayo) 6 ay ömür biçilmiş kanser hastası Dottie (Maxine Peake) ve bölgedeki ‘Toplum Merkezi’ Community Center’ın yöneticisi (Peter Mullan) ile yollarının kesişmesi, onun kabûl edildiği ve anlaşıldığı bir ortamda toplum hayatına katılabileceğini keşfetmesini sağlar. Genç adam bundan böyle eğitmen olarak kendisi gibi bu rahatsızlığın kurbanı olan insanların yanında olacak, yalnızca o çaresiz genç insanları değil, tüm toplumu bu sinir rahatsızlığı hakkında eğitmek üzere kolları sıvayacaktır.

Yönetmen Jones bu sıcak ve duygulu yaşam öyküsünü konvansiyonel bir biyografi olarak beyazperdeye taşımış. Bafta töreninde ‘Yükselen Yıldız – Rising Star’ ödülüne, güçlü rakiplerinden sıyrılarak en başarılı erkek oyuncu ödülünü de ekleyerek gecenin ilgi odağı haline gelen Aramayo etkileyici John Davidson yorumuyla kalpleri fethederken, anne Heather’da Henderson, Davidson’a kucak açan Dottie’de Peake ve de Cannes’da ödüle layık görüldüğü ‘Benim Adım Joe / My Name Is Joe’nun (1998) unutulmaz aktörü Mullan birinci sınıf yorumlarıyla seyir keyfi yaşatıyor.

Tüm engellere rağmen ‘normal’ bir hayat kurma mücadelesini güçlü bir dille anlatan filmi izledikten sonra ‘Tourette Sendromu’nun çaresizliğine tutsak olmuş bireylere çok daha sevecen bakacağınızı ve onlarla aranızdaki engelleri kaldıracağınızı umuyorum. Onlar dünyaya ve olan bitene dürüstçe tepki veriyorlar çünkü. Bu denli ürkütücü karşılanmaları, bizlerin toplum önünde kısıtladığımız davranışları, bastırdığımız duygu ve düşünceleri açık yüreklilikle dile getirmelerinden kaynaklanıyordur belki de. Ne dersiniz?

(29 Nisan 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Engelsiz Filmler Festivali 2026 Başlıyor

“Bir arada film izlemek mümkün” sloganıyla düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali 2026 sinemaseverlerle buluşuyor. 24 Nisan’da Goethe – Institut Ankara’da başlayacak festival, 30 Nisan’da yapılacak ödül töreniyle sona erecek. Programında yer alan tüm filmler sesli betimleme ve ayrıntılı altyazı ile erişebilir olarak izleyicilerle buluşuyor. Gösterimlerin ardından film ekipleriyle yapılan söyleşilerde ve ödül töreninde işaret dili tercümesi yapılıyor. Ayrıca tüm gösterim ve etkinliklerin İngilizce olarak da takip edilebilecek programda Kaleydoskop, Oditoryum ve Çocuklar İçin bölümleri ile her yaştan izleyiciler için hazırlanmış bir seçki sinemaseverleri bekliyor.

Engelsiz Filmler Festivali 2026 Başlıyor yazısına devam et

Hayaller ve Sınırlar / İlişki

Michel Franco’nun dünya prömiyerini geçtiğimiz yı Berlin’de yapmış olan son çalışması ‘İlişki / Dreams – Sueños’ Meksika’nın Texas Amerikan sınırında tali yola parkedilmiş tırın görüntüsüyle açılır. Karanlık çöktüğünde, terkedilmiş gibi duran aracın arka bölümünden insan homurtuları duymaya başlarız. Dorsenin içine tıka basa doldurulmuş göçmenlerin çığlıklarıdır kulağımıza gelen. Aracın kapısı açılıp içindekiler gecenin kör karanlığında dört bir yana dağılırken Fernando (Isaac Hernández) otostop yaparak San Fransisco’ya gitme derdine düşer.

Yetenekli bir balet olan genç adam 10 küsur yıl önce sınır dışı edildiği rüyalar ülkesine, belki de ölümü göze almak suretiyle bir kez daha sızmıştır. Fernando için ‘güneşte bir yer’dir San Fransisco. Zengin evlerinin olduğu mahallenin yokuşunu tırmanır ve bir süredir tutkulu bir gizli beraberliği sürdürdüğü, kendisine destek vereceğini vadetmiş aşığı, ülkenin mega zengin ailesi McCarthy’lerin kızı Jennifer’in (Jessica Chastain) lüks rezidansına ulaşır. Varlıklı ailenin sanat etkinliklerinden sorunlu hayırsever kız, Mexico City’deki kültür faaliyetleri sırasında tanıştığı ve tutkulu bir cinsellikle bağlandığı genç oğlanın aniden çıkagelmesinden endişelidir. Özenle inşa ettiği ayrıcalıklı düzeninin altüst olma tehlikesiyle duralar ama ayyuka çıkan arzularını da dizginleyemez.

‘San Francisco Ballet’ yöneticisinin dikkatini çeken kabiliyetli genç adam yasal olarak topluluğun üyesi olamasa da, göz kamaştıran yeteneği sayesinde kısa sürede başrollere kadar tırmanmayı başarır ama yetkililer tarafından yakalanarak bir kez daha sınır dışı edilince, uluslararası alanda tanınarak fırsatlar ülkesinde yeni bir hayata başlama hayalleri yıkılır. Bu gelişme genç aşığıyla yabancı bir ülkede güvenli birlikteliğini sürdürmek isteyen Jennifer’in işine gelmiştir gerçi, ancak oğlan kendisini kimin ihbar ettiğini öğrendiğinde olaylar yön değiştirecek, trajik final tetiklenecektir.

Gerçekçiliğin ve politik sinemanın sözcülerinden biri olarak bilinen Franco’yu, çağdaş Meksika’da cinsellik, şiddet, sosyal eşitsizlik ve bunun ortaya çıkardığı kaçınılmaz başkaldırı üzerine çarpıcı filmleriyle tanımıştık. Latin Amerika porno mafyasının kurbanı olan varlıklı ailenin bireylerinin açmazı üzerine 2009 yapımı ikinci uzun metrajı ‘Daniel ile Ana’; varlıklı sınıf arkadaşları tarafından aşağılanan ve cinsel tacize uğrayan Lucia’nın öfkeli babasının kendi adaletini uygulamaya soktuğu beklenmedik finaliyle izleyicisini altüst eden 2012 yapımı ‘Lucia’dan Sonra / Después de Lucia’yı, Venedik Film Festivali’den ödülle dönen 2019 yapımı ‘Yeni Düzen / Nuevo Orden’ takip eder. Varlık dağılımındaki büyük eşitsizliğe itirazını bir kez daha büyük perdeden haykıran sinemacı, değişmez görüntü yönetmeni Yves Cape’in huzursuz kamerası aracılığıyla ırkçılığın ve ayrımcılığın bir hastalık gibi dört bir yanı kuşattığı çağımızda, refah dağılımındaki eşitsizliğinin ciddi boyutlara ulaştığı Mexico City özelinden yola çıkarak evrenseli yakalamayı hedeflemiştir.

Franco bu defa vaatler ülkesinde yükselmeyi hedefleyen Meksikalı göçmenle varlıklı Amerikalı kadının yaşadıklarını hem bir tutku sarmalı hem de güç dinamiklerinin acımasız bir egzersizi olarak perdeye taşıyor. Daha önce 2024 yapımı ‘Hatır / Memory’de birlikte çalıştığı cazibeli Chastain ile ‘Amerikan Bale Tiyatrosu’ çıkışlı Hernández’in yoğun cinsel kimyasından yararlanmak suretiyle ana karakterlerin karanlık taraflarını eşeliyor. Sinemacı, Rainer Werner Fassbinder ile Pier Paolo Pasolini’yi örnek aldığını ifade ediyor. Filmin yapım şirketinin Pasolini’nin ünlü klasiğinden esinle ‘Teorema Film’ adını taşıması bu açıdan anlamlı. İnsan davranışının en hassas ögesi olarak gördüğü cinselliğin, tıpkı politik davranışlarımız gibi bize kim olduğumuzun ipuçlarını verdiğinin altını özenle çizmek isteyen Franco’nun koreografisi özenle kurgulanmış cinsellik içeren sahneleri teşhircilik içermiyor, öykünün ve karakterlerin gelişimine hizmet ediyor.

Meksikalı yönetmen Jennifer’i kötü bir karakter olarak çizmiyor. Ancak ‘iyiliğin’ yolunda gitmeyen bir şeyler yaşandığında sınandığına inanıyor. Konfor ve güç dengesi sarsıldığında insanın nasıl davranacağını araştırıyor. Genç kadın rahat ve varlıklı bir hayat sürmektedir. Giriştiği sosyal ve kültürel faaliyetler O’na ailesi ve yakın çevresinde korunaklı, saygın bir konum sağlamıştır. Alt sınıftan göçmen aşığını sanat çevresine bağışlarıyla tanınan babası (Marshall Bell) ve acımasız erkek kardeşinden (Rupert Friend) gizlemek için elinden geleni yapmaktadır. Fernando’ya delicesine tutkun olmasına rağmen, toplum önündeki itibarının önceliğinin gayet iyi farkındadır. Yaşlı kurt baba göçmenlere yardım meselesinin itibarına katkısını iyi hesaplamıştır ancak bir sahnede kızını uyardığı gibi ‘her şeyin bir sınırı olmalıdır’.

Sosyal eşitsizlik, ekonomik adaletsizlik konularında her zaman hassasiyet göstermiş olan Franco, Meksika’da yetişmiş bir sinemacı olarak bu noktada ‘sınırları aşma’ kavramını hem fiziksel hem de duygusal anlamda neşter altına yatırıyor. Daha iyi bir hayat için sınırları aşan ve Amerikan ekonomisi ve kültürel yaşamına katkılar sunan göçmenlerin suça meyilli parazitler olarak karşılanmasını bir kez daha tartışmaya açıyor. Film Donald Trump’ın son seçim kampanyası öncesi çekilmiş gerçi, ancak sinemacı söyleşilerinde, yabancıların sınır dışı edilmesi, ırksal ayrımcılık ve sistematik sömürünün Trump öncesi dönemlerde de kanayan bir yara olduğunu vurgulamayı sürdürüyor. Hayırsever, sanatçı dostu imajı veren McCarthy’lerin liberallerden seçilmesi bu açıdan anlam taşıyor.

Franco’nun mutlu sonları sevmediğini biliyoruz. Gerçekleri yüzümüze bir tokat gibi çarparken dürüstlüğünü yakından tanıyoruz. ‘İlişki’ şok edici açılış sahnesinden çok daha karanlık bir finale evrilirken, güçlülerin güçsüzlere yaşam hakkı tanımadığı çağdaş dünyamıza bizler de bir ağıt yakmaktan kendimizi alamıyoruz.

(28 Nisan 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Fuze / Fünye

David Mackenzie’nin yönettiği ve Aaron Taylor Johnson, Theo James, Sam Worthington, Syiah George, Matthew Earley, Gugu Mbatha Raw ile Honor Swinton Byrne’un oynadığı Fuze /  Fünye (Fuze), 08 Mayıs 2026’da Chantier Films dağıtımıyla Chantier Films tarafından vizyona çıkarılıyor.
Londra’nın merkezindeki bir inşaat alanında, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma patlamamış bir bomba bulunur. Ordu ve polis ekipleri, zamana karşı yarışarak bölgede geniş çaplı, büyük bir tahliye operasyonu başlatır. Kaosun ortasında, tehlikenin bertaraf edilmesi için verilen bu amansız mücadele; şaşırtmacalar ve gizli hareket ve aktörlerle dolu nefes kesen bir gerilime dönüşür.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Fuze / Fünye yazısına devam et

Ağzımdan Kaçtı, Bu Bir Film Yazısı Değildir

“Erken öten horozun başı kesilirmiş,
Bitmez tükenmez ki başın kesile kesile”

Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı bu hafta, -bizim için değil, kendileri için- her şeyi bir kenara bıraksın ve “Ağzımdan Kaçtı” filmini izlesin. Bakanları bir araya getirmek zor, hepsinin çok işi ve sorumluluğu var. Zaten o nedenle de pek sinemaya gidemiyorlardır, bu hem bir fırsat olur hem de konu üzerinde konuşurlar. İki okula baskın yapıldı, birinde 8 öğrenci ile bir öğretmen öldürüldü. Sonra birkaç ilde daha benzer sıkıntılar baş gösterdiyse de engellendi. Bütün yetkililer hep bir ağızdan “güvenlik” sorunu diye zaten demir kapıların ardına gizlenen okulların iyiden iyiye “büyük gözaltı”na alınmasını istedi. Okulların kapısına polis yığıldı; üniversitelerin kapısında vardı, bir de ortaokulların kapısını tutmaları istendi. Her kapıya, her koridora, her dersliğe kamera konulması için görüşler ileri sürüldü. Devletin, sanki (hatırlayanlar vardır muhakkak, zamanın İçişleri Bakanı Faruk Sükan, “Nefes alışlarınızı izliyoruz” demişti yıllar önce -o günden bugüne) izlediği yetmiyormuş gibi daha da zapturapt altına alınmamız konusunda herkes hemfikir.

Filme gelince… “Ağzımdan Kaçtı”, İskoçya’da, Tourette sendromu nedeniyle “deli” olarak nitelendirilip; önce evde anne babasının, sonra da okulda müdürün eziyet ve dayaklarına maruz kalan John Davidson’un yaşamını anlatıyor. Sokaklarda denk gelmişsinizdir; Tourette, birden bağırıp çağıran, belki şiddet gösteren kişilerde görülen bir sağlık sorunu. Akran zorbalığının nasıl bir baskı olduğunu da bilirsiniz. İşte, Davidson, tiklerinin yanı sıra aklına geleni olduğu gibi söyleyen (çoğunlukla seksist küfürlerle) bir öğrenciyken toplum dışına itiliyor. Genç Davidson, büyüdükçe bu sorun iyiden iyiye çekilmez hal alıyor. Neden sonra, arkadaşının kanser teşhisi konmuş annesi çocuğa anlayışla yaklaşıyor ve onu sağaltıyor.

Film, gerçekten çok başarılı. Oyunculuklar harika. Gerilim ve mizah dozu tam kıvamında. Hem değil mi ki, “güleriz ağlanacak halimize”. Kimi zaman kendinizi Davidson’un yerine koyuyorsunuz ve ne(ler) yapılabileceğini düşünüyorsunuz. Kimi zaman da izleyici olduğunuzun farkına varıp, kahkahalar atıyorsunuz. Onların yaşadıklarını ta yüreğinizde hissedip paramparça olmanız da işten bile değil. Kirk Jones tarafından yazılıp yönetilen “Ağzımdan Kaçtı” (I Swear), duygulu, etkili ve içten bir film.

Gelelim bizdeki soruna… Polis babasının silahlarını alan (burada ilk soru: Babanın neden o kadar çok silahı var?) öğrenci neden psikoloji muayenesine götürülmemiş ya da psikiyatr tedavisi uygulanmamış. Okullarımızda rehberlik yeterli değil, rehber öğretmenlere hiç önem verilmiyor. Haklısınız, öğrenciye önem verilmiyor ki, öğretmene verilsin diyorsunuz… Böylesi katliama varan olaylar çıkınca da bildiğimiz tek şey var: Ya (cennetten çıkma) dayak ya da polisiye tedbirler. Filmde polisin Davidson tarafından nasıl eğitildiği de gösteriliyor.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirini başa koymamın nedeni, çocuğu suçlamanın gereksiz ve yersiz olduğunu vurgulamak, başka bir şey değil. Suçlular anne babalar ve yetkililer ile yeterince eğitilmemiş toplum. Şair, şiirce şöyle bitiriyor:

“Öt ki kara dağlar allana,
Aç eller tok tarlalara çullana.”

1 Mayıs’tan başlayarak gösterimde…

(27 Nisan 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

TRT Ortak Yapımı Şehzade: Büyük Şenlik Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor

TRT ortak yapımı Şehzade: Büyük Şenlik filmi, 01 Mayıs 2026 Cuma günü minik sinemaseverlerle buluşuyor. Dostluk, cesaret ve dayanışma temalarının ön plana çıktığı eğlence dolu animasyon film, seyircilerine unutulmaz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Osmanlı döneminin görkemli kutlamalarından esinlenen yapım; kostümleri, müzikleri ve sahne tasarımlarıyla izleyiciyi adeta geçmiş zamanlara götürecek. Senaristliğini ve yönetmenliğini Murat Karahüseyinoğlu’nun, animasyon yönetmenliğini ise Hakan Bol’un üstlendiği film, geleneksel unsurların modern animasyon teknikleriyle harmanlanmasıyla da özgün bir kimlik kazanıyor.

TRT Ortak Yapımı Şehzade: Büyük Şenlik Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor yazısına devam et

Çocuk Sinema Festivali

Sinemaseverleri en iyi sinema deneyimiyle buluşturan Paribu Cineverse, çocuklara sinema kültürünü aşılamayı hedefleyen büyük bir projeye kapılarını açıyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasına özel olarak kurgulanarak Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) tarafından düzenlenen ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle hayata geçirilen Çocuk Sinema Festivali, 23 – 26 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Çocukların sinemayla olan bağını güçlendirmeyi amaçlayan festival kapsamında, seçili filmler Paribu Cineverse salonlarında bayram boyunca 120 TL bilet fiyatıyla beyazperdeye taşınıyor.

Çocuk Sinema Festivali yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu