Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonu başladı. 12 Temmuz Pazar gününe kadar sürecek olan festival; Gastro Sınıf ve Sine Sınıf etkinliklerinden UGFF söyleşilerine, Uluslararası Yarışma Kısa Belgesel Seçkisi gösterimlerinden açık hava film gösterimine, belgesel gösterimleri ve söyleşilere uzanan programa ev sahipliği yapmayı sürdürecek. Festivalin ilk etkinliği öncesinde açılış konuşmasını gerçekleştiren Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) Kurucu Direktörü Gülper Ergün, “Bu yola çıkarken, Anadolu’nun zengin kültürel mirasını gastronomi ekseninde sinemanın güçlü anlatım diliyle uluslararası arenaya taşıyıp, hak ettiği değeri dünya vitrininde buluşturmayı hedefledik.” dedi.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı yazısına devam et

Ceza (Yönetmen: Saeed Roustayi)

Saeed Roustayi’nin yönettiği ve Parinaz Izadyar, Payman Maadi, Soha Niasti ile Hassan Pourshirazi’nin oynadığı Ceza (Zan va Bache – Woman and Child), 17 Temmuz 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Mahnaz, 40 yaşında, dul bir hemşiredir. Okuldan uzaklaştırılan asi oğlu Aliyar’la baş etmeye çalışmaktadır. Yeni erkek arkadaşı Hamid’le yapılan nişan töreni sırasında aile içindeki gerilim doruğa ulaşır ve bir kaza yaşanır. Bu olayın ardından Mahnaz, ihanet ve kayıpla yüzleşmek zorunda kalacak ve adalet arayışına çıkacaktır. Leyla’nın Kardeşleri’nin yönetmeni Saeed Roustayi’den, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış sarsıcı bir aile dramı.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Ceza (Yönetmen: Saeed Roustayi) yazısına devam et

Ataerkil Kültür: Ceza

İran’ın muhafazakâr kültürü, yaşamı belirliyor. Bizde, mahalle baskısı olarak tanımlanan o tutuculuk İran’da çok daha yoğun ve alabildiğine erkek egemen.

İki çocuklu bekâr bir anne olan Mahnaz’ı (Parinaz Izadyar) merkeze alan film, aslında tam bir dram; evlenmek istediği Hamid (Payman Maadi), çocuklu biri olduğunun bilinmesini istemediği için oğlu ve kızını eski kaynanasının evine bırakır. Kız isteme töreninde ise kız kardeşi Neda’(Arshida Dorostkar) görünce, gönlü ona kayar. Mahnaz’ın oğlu Aliyar (Sinan Mohebi) yaramaz ama kafası çalışan bir çocuktur. Anneannesinin ödevini yapmak için rüşvet alır, aldığının küçük bir kısmını kardeşine verip hem kendi ödevini hem de anneannesininkini yaptırır. Okuldan kaçıp kumar oynar. Ağzı iyi laf yaptığından, sevimlidir ve kimse ona kızamaz, annesinin birlikte çalıştığı bir hemşireye aşıktır ve hiç de gizlemez.

Sıradan bir film öyküsü gibi gelse de ipucunu baştan verdik. Kapalı kültürde büyükanne ve babalar “ceza” vererek terbiye etmeyi tercih ederler. Şairin şiirce dediği gibi -“erken öten horozun başını keserler / bitmek tükenmek bilmez ki başın kesile kesile”- hiçbir ceza işe yaramamıştır, kaldı ki, filmde olduğu gibi çok daha büyük ve onulmaz yaralar açabilir.

Saeed Roustayi’nin filmi, iniş ve çıkışlarla dolu; kimi zaman izleyiciyi bıktıracak denli fazla ama Doğu kültürünü bilenler için gerekli. Filmi iki bölüm olarak ele alabiliriz. Birinci kısmında, çocuklu bir kadınla evlenmek istemeyen bir erkeğin yaşadıkları ve yaşattıkları. Alabildiğine yalın ve anlaşılır. İkinci bölümdeyse trajik bir durumun arkasından izleyerek değil yorumlayarak katılıyorsunuz filme. Karakterlerin de savrulduğu bu bölümde, ister istemez, siz de dengenizi yitiriyorsunuz. Unutulmaması gereken bir şey: toplumsal durum ya da mahalle baskısı. Acaba konu komşu ne der diye yaşayamayan insanların yurdudur Doğu. Mahnaz’ın adım adım çöküşünü izleriz. Sosyal ve ekonomik baskılar, izleyiciyi bile etkiliyor; kaldı ki, karakterler tam da göbeğinde yaşıyor. Filmin psikolojisi gerçekten etkileyici. Oyuncuların başarılılığını söylememe bile gerek yok. Aliyar’ın okuldan uzaklaştırılmasında erkek egemen bakışın önemini hemen anlıyoruz. Ancak okul müdürü, çocukların gözündeki kararlılığı görünce geri adım atıyor. Bu bir başka açıdan bir anlamda çöküş, ama asıl çöküşü Mahnaz yaşıyor.

“Bunca çöküşten sonra hayatın geri kalanı yaşamaya değer mi?” sorusuyla çıkıyorsunuz salondan. Sonrası sizin yorumunuz ve önemli olan da o.

(15 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Kadınlar ve Çocuklar / Ceza

İran sinemasının bizde fazla tanınmayan bağımsız sinemacılarından Said Rustayi’nin geçtiğimiz yıl Cannes’da Altın Palmiye seçkisinde yer almış son çalışması ‘Ceza / Zan va Bache’ yaz sezonunun önemli filmlerinden biri olarak gösterimine başlıyor. Rustayi ilk uzun metrajından başlayarak aile kurumu üzerinden kendi toplumunu neşter altına yatırır; sistemi, bürokrasiyi, adaletsizliği, kadınlara söz hakkı tanımayan geleneksel patriyarkal düzeni eleştirir. Bu yüzden de İran İslam Cumhuriyeti’nce sık sık engellenmiş, hapis cezası ile yargılanmış ve film çekmesi uzun yıllar engellenmiştir.

Aile kurumu üzerinden yaşadığı toplumun fotoğrafını çeken sinemacının 2016 yapımı ilk uzun metrajı ‘Sonsuzluk ve Bir Gün / Abad va Yek Rooz’, babanın göçmüş olduğu, yaşlı ve hasta anneleriyle aynı yoksul evi paylaşan dördü kız 7 kardeşin hikâyesi üzerinedir. Uyuşturucu müptelâsı ortanca kardeşin fakirhaneye getireceği belaları savmakla mücadele eden aile bireyleri, abi Murteza’nın (Payman Maadi) işlettiği küçük market ve kızların günübirlik işleriyle ayakta kalmaya çalışır. Yakınlarını bu derin yoksulluktan kurtarmak için zengin bir Afganlıya varması istenen Sümeyye (Perinaz İzadyar) ailenin dipten çıkması için kendini feda edecek midir.

Yönetmenin 2022’de Cannes ana seçkisine alınmış olan bir önceki filmi ‘Leyla’nın Kardeşleri / Barādarān-e Leilā’ benzer düşkünlükte bir aileyi ele alır. Yaşlı babanın ve onun uydusu konumundaki annenin dediğinden çıkmayan işe yaramaz dört erkek kardeşin ortaklaşa çalışacakları mütevazı bir işletmeyi hayata geçirmek için didinen Leyla, Sümeyye’den daha isyankâr, ataerkil örf ve adetlere karşı direnen genç bir kadındır. Her iki film de kurulu düzenin çağ dışılığını acımasızca eleştirir, yoksulluğun acımasız resmini çizer ancak finaller umut yüklü bir çözüm sunmaz. Genç insanların, genç kadınların engellemelere ve darbelere direnmeye güçleri yetecek midir?

Rustayi’nin bizde ‘Ceza’ ismi uygun görülmüş son filminin özgün ismi Farsça ve İngilizce dillerinde ‘Kadın ve Çocuk’ anlamına geliyor. Yine bir ailenin öyküsünü izliyoruz ancak bu defa hikâye yaşlı anneleri ile birlikte yaşayan iki kız kardeş üzerinden ilerliyor. Kocasını erken yaşta kaybetmiş, 14 yaşındaki oğlu Aliyar (Sinan Mohebi), 8 yaşındaki kızı Neda (Arshida Dorostkar), 25 yaşındaki kız kardeşi Mehri (Soha Niasti) ve arşiv görevlisi olarak çalışan yaşlı annesi (Fereshteh Sadre Orafaiy) ile birlikte çok katlı bir sitenin üst katında yaşayan hemşire Mahnaz (9 yıl önce Sümeyye’yi canlandırmış olan Perinaz İzadyar bu defa 40’lı yaşların başındaki olgun bir genç kadına hayat veriyor) çalıştığı hastanenin serbest çalışan ambulans şoförü Hamid (Rustayi’nin tüm filmlerinde rol almış olan usta oyuncu Payman Maadi) ile evlilik hazırlığı içerisindedir.

Film, yüz bakımı yaptıran Mahnaz’ın yakın planıyla açılır. Güzeldir, bakımlıdır. Kadınlarla arası pek iyi olan flörtöz Hamid’in deyişiyle ‘ona herşey yakışmaktadır’. Genç kadın Hamid’in aurasından ve iltifatlarından hoşlanır ama evlilik hakkında şüpheleri vardır. Durumu olmayan göçmen hasta yakınlarını geceleri para karşılığı ambulansında yatıran 48 yaşındaki feleğin çemberinden geçmiş adamın evlenmek için çok da uygun bir aday olmadığını bilir. Hastaneden arkadaşı Rana’nın ‘bağımsızlığını ilan etmiştin hani’ dokundurmasına verecek cevap bulamaz, ama yine de bir erkeğin başında olduğu kurulu aile düzenini kendi yuvası için de arzu eder ve sesini çıkarmaz.

Hamid, Tahran dışından eş isteme töreni için gelecek olan anne baba ve görümcenin iki günlük ziyareti için çocukların ve eşyalarının ortadan kaldırılmasını talep eder. Mahnaz bunu da kabullenerek yanlışlarına bir yenisini ekler. Derslerinde çok başarılı ancak ele avuca sığmayan Aliyar tam da bu iki günde sınıf arkadaşlarıyla şehir dışı bir gezide olacakken, okulda yarattığı kaos nedeniyle uzaklaştırma cezası alınca Mahnaz bir hata daha yapar ve çocukları huysuz eski kayınpederinin eline bırakır. Gelin isteme gününde Hamid’in fıldır fıldır gözleri evdeki alımlı kız kardeşe kayıvermiştir. Meri de, belki de çevresinde daha iyi bir seçenek olmadığından, ağzı laf yapan, kadın ve çocuk değil, bir çocuk – kadının peşine düşmüş Hamid’in arzu dolu bakışlarına cevapsız bırakmaz. Mahnaz’ı asıl yıkacak olan çok daha trajik bir gelişme ise yaşlı dedenin evinde yaşanacaktır.

İlk bir saatlik bölümde ana karakterleri ve düzenin mikrokozmosu olarak aile çatısını başarıyla kuran yapımın, seyir düzenini etkileyecek spoiler vermemek adına, filmin çok ağır bir trajediye doğru yol alan ikinci bölümüne dair ayrıntılara girmek istemiyorum. Mahnaz’ın sıra sıra dizilmiş yanlış kararlarının yükünü çekmekte zorlandığını, tüm kuralların erkekler tarafından belirlendiği bir sistemle öfkeyle, kıskançlıkla, intikam hissiyle hatta bir cinayeti göze alarak tek başına mücadele etmeye çalıştığını, oğlunu koruyamasa bile kız kardeşini koruma isteğiyle hareket ettiğini söylemekle yetinelim. Lakin kadın başına ezeli patriyarka ile savaşmak mümkün olacak mıdır. Mahnaz’ın debelene debelene, saçlarını ağırta ağırta öğreneceği gibi Rustayi kurulu düzenin bugünden yarına değişmeyeceğini çok iyi bilir aslında. Lakin, kuralları dikte eden hâlâ erkekler olsa da kadın dayanışması ve kadınlarının eğitiminin ne denli hayati olduğunu vurguladığı çarpıcı finaliyle bu son filminin yine de öncekilerden farklı olarak umut pırıltısıyla sonuçlandırır.

35 yaşındaki İranlı sinemacının ilk filminden bu yana sinema dilini, öykü detaylandırma becerisini ne denli geliştirdiğinin, artık İran’ın en önemli melodram ustası olduğunun kanıtı bu film. Aliyar’ın okul atölyesinde kumar oynattığı sekans, 700 öğrencinin okulda mahsur kaldığı kalabalık sahne başta olmak üzere Adib Sobhani’nin ustalıklı sinematografisi de sağolsun. Tüm Rustayi filmlerinde olduğu gibi kastingin yine son derece başarılı olduğunu vurgulamak isterim. Gelecek vadeden bir çocuk oyuncu olarak Aliyar’ı canlandıran Sinan Mohebi’ye, bir de dramatik anlarda filmle bütünleşen Ramin Kousha’nın müzik çalışmasına ayrıca dikkat çekmek isterim.

(15 Temmuz 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Dehşet Verici Bir Cehennem Toplantısına Hazır mısınız? Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, Paribu Cineverse Kanyon’daki Ön Gösterimde İzleyiciyle Buluştu

Paribu Cineverse, sinema dünyasının heyecanla beklediği yapımları izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Korku türündeki dikkat çekici yapımlardan biri olan Kötü Ruh: Cehennem Ateşi (Evil Dead Burn), geçtiğimiz günlerde Paribu Cineverse Kanyon Salonu’nda düzenlenen özel bir etkinlikle ön gösterim yaptı. Davetliler, Paribu Cineverse’ün Kanyon Salonu’nun sunduğu etkileyici atmosferde filmi Türkiye’de ilk kez izleme şansı yakaladılar. Filmin yönetmeni Sebastien Vanicek’in korku dolu bir dille ele aldığı yapım, sinemaseverlere benzersiz bir görsel ve işitsel şölen sunuyor. Filmin gerilim atmosferini iliklerine kadar hisseden izleyiciler, karanlık güçlerin istilâsına en ön sıradan tanıklık ettiler.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Dehşet Verici Bir Cehennem Toplantısına Hazır mısınız? Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, Paribu Cineverse Kanyon’daki Ön Gösterimde İzleyiciyle Buluştu yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başlıyor

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonu, 10 – 12 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festival, Gastro Sınıf ve Sine Sınıf etkinliklerinden UGFF söyleşilerine, Uluslararası Yarışma Kısa Belgesel Seçkisi gösterimlerinden açık hava film gösterimine, belgesel gösterimleri ve söyleşilere uzanan zengin bir etkinlik programına ev sahipliği yapacak. Urla, Londra ve Çeşme edisyonlarının ardından rotasını Kars’a çeviren Uluslararası Gastronomi Film Festivali, üç gün boyunca Kars Merkez, Boğatepe ve Ani’de sinema, gastronomi, kültürel miras ve eğitimi buluşturan zengin programıyla katılımcılarla buluşacak.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başlıyor yazısına devam et

Werwulf Filmi Birinci Fragmanı Yayınlandı

Focus Features’ın sunduğu, birinci fragmanı yayınlanan Werwulf, bağlılık, lanet ve insanın içindeki şeytan üzerine sarsıcı bir hikâyeyi anlatıyor. Filmi, Sjon ile birlikte kendi yazdığı senaryodan Robert Eggers yönetiyor. Başrollerinde Bodhi Rae Breathnach, Aaron Taylor Johnson, Lily Rose Depp, Willem Dafoe, Ralph Ineson, Valeriia Karaman ve Kate Dickie’nin oynadığı filmin Yapımcılığını Robert Eggers, Tim Bevan, Eric Fellner, Garrett Bird ve Sjon üstleniyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Werwulf Filmi Birinci Fragmanı Yayınlandı yazısına devam et

Cennetten Kafes / Doğum Günü Partisi

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yaz bugünlerde Locarno Film Festivali’nde yapan ‘Doğum Günü Partisi / The Birthday Party’ esinini Aristotle Onassis’in hayatından almış. Bu haftadan başlayarak bizde de gösterime giren film, İspanyol sinemacı Miguel Ángel Jiménez imzasını taşıyor. Yunan yazar Panos Karnezis’in aynı adlı romanından beyazperdeye aktarılan yapım, Onassis benzeri servetinin ucu bucağı bilinmeyen Marcos Timoleon (Willem Dafoe) ve yakınındakilerin gerilim yüklü 24 saati üzerine kurulmuş.

Film kısa bir geriye dönüşle açılıyor. Gökyüzünde kıyametin koptuğu fırtınalı bir gecede Marcos 18 yaşındaki biricik oğlunun ölüm haberiyle sarsılıyor. Tacını tahtını devretmeyi planladığı veliahtının ölümü, kendine ait adasında gözlerden uzak özel hayatını sürdüren Yunanlı armatörü perperişan etse de onca servetine karşın yapacağı hiçbir şey yoktur.

İlk jeneriğin hemen ardından bir 10 yıl sonrasına, 1975 yılının güneşli bir yaz sabahına uyanırız. Marcos’un hayatta kalan tek evladı olan kızı Sofia’nın (Vic Carmen Sonne) 25. yaşının kutlanacağı görkemli partinin hummalı hazırlığı sürmektedir. Emekliliğe çekilmek isteyen baba, muazzam servetini bırakacağı kızının geleceği hakkında planlarını çoktan hazırlamıştır. Ancak genç kız babasının hiç hoşlanmayacağı bir sürprizle ayak basmıştır cennet misali adaya. Sofia, babasının biyografisini kaleme almakta olan İngiliz gazeteci Ian Forster (Joe Cole) ile evlenmek üzere olduğunu ve sevgilisinden bebek beklediğini ilan etmeye hazırdır. Kızını nereye giderse gitsin bir casus gibi izletmiş olan Marcos’un her şeyden haberi vardır oysa.

Zengin iş adamları, politikacılar, faşist Franco ile işbirliği yapmış soylular ve Avrupa sosyetesinin türlü asalaklarından mürekkep davetliler arasında Marcos’un ayrı yaşadığı ikinci eşi Olivia (Emma Suárez) ve boşanma şartlarını konuşmak üzere New York’lu avukatı da hazır bulunmaktadır.

Sofia’ya yakın emektar hizmetçi kızın deyimiyle ilk birkaç gün cennette yaşadığınız hissine kapıldığınız, ancak sonrasında her adımınızın izlendiği bir kafese hapsolmuş duygusundan kaçamadığınız bir yerdir burası. Gözden ırak mekânda kişisel kamera kullanmak yasaktır, ancak malikanenin en mahrem bölgelerine yerleştirilmiş cihazlar, hatta deniz altındaki otçuklara dahi monte edilmiş böcekler vasıtasıyla konukların tüm konuşmaları kayda alınmaktadır.

Konukların gelişiyle birlikte kendimizi bir an tekinsiz bir Agatha Christie polisiyesinin içine düşmüş gibi hissederiz. Marcos ile Sofia arasındaki gerilim gece boyunca tırmanmayı sürdürür. Marcos’ta Samuel Ratchett (Doğu Ekspresinde Cinayet) misali faka basacak göz yoktur gerçi. Anadolu’da başlamış çilekeş bir hayatın ardından kendi sarsılmaz imparatorluğunu kurmuş zalimin zalimidir. Servetini bir köpekbalığı acımasızlığıyla korumaya o denli kararlıdır ki, o sene hasılat rekorları kırmış ‘Jaws’ filminin kendi hayat hikâyesi olduğunun şakasını yapmaktan kendini alamaz. Yönetmen Jiménez ana karakterini betimlerken ilhamını ‘Baba / Godfather’dan almıştır halbuki. Marcos’un partiyi açarken kızı ile dans ettiği sahne, partiyi şenlendiren (Frank Sinatra misali) ünlü erkek şarkıcı motifi, ya da finale doğru Sofia’nın sevdiği adamın kapanan kapının ardında kaybolduğu bölümde hep Francis Ford Coppola’nın filmine atıf yapılır.

Usta Dafoe dışında, Magnus von Horn filmi ‘Şişli Kız / The Girl with the Needle’da (2024) hayranı olduğumuz Sonne ve yönetmenin İKSV festivalinde izlenen ‘Denize Açılan Pencere / Una Ventana al Mar’dan (2019) hatırladığımız Suárez başta olmak üzere sağlam bir oyuncu kadrosuna sahip olan yapım, başlangıç bölümüyle umut vermiyor değil. Marcos’un general Franco’nun artığıyla yaptığı konuşma, ABD Başkanı Henry Kissinger ortaklığı ile Batı Sahra için ‘barış’ planı adı altında bölgenin fosfat yataklarını ele geçirme planları emperyalizmin çok çok eskiden beri biz mazlum ülkelerin yeraltı zenginliklerinin sömürülmesine dair kanayan yaraya parmak basarmış gibi oluyor. Ancak Jiménez’inin derdi bunlar değil. Belli ki İspanyol sinemacının aklı Onassis benzeri Marcos’un görkemli hayatında, Korfu adasının cennetten bir köşe güzelliğinde kalmış. Gecenin ilerleyen vaktinde içki ve sefahatten ne yapacağını şaşırmış yoz topluluğun 70’ler estetiğiyle çekilmiş orji manzaralarını teşhir edesi gelmiş. Final jeneriğinde bizzat Dafoe’nun ağzından ünlü ‘Don’t Let Me Be Misunderstood’un ‘Tanrım ben sadece iyi niyetli bir ruhum / Beni yanlış anlamalarına izin verme’ dizelerini döktürdüğünde ise iyice saçmalamış.

(10 Temmuz 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Jane Austen’ın İkonik Başyapıtından Uyarlanan Aşk ve Yaşam’ın Türkçe Alt Yazılı İlk Fragmanını Yayınlandı

Türkçe alt yazılı ilk fragmanı yayınlanan Aşk ve Yaşam (Sense and Sensebility), Jane Austen’ın eserinden uyarlandı. Daisy Edgar Jones, Esme Creed Miles, Caitriona Balfe, Frank Dillane, George MacKay, Herbert Nordrum, Bodhi Rae Breathnach ve Fiona Shaw’ın oynadığı filmin yönetmenliğini Georgia Oakley üstleniyor. Aşk ve Yaşam, sevgi ve kız kardeşliği konu alan, büyüleyici, esprili ve son derece ilişkilendirilebilir bir hikâye.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Jane Austen’ın İkonik Başyapıtından Uyarlanan Aşk ve Yaşam’ın Türkçe Alt Yazılı İlk Fragmanını Yayınlandı yazısına devam et

İnsanın Alışkanlık Belleği: Baba

Hayat o denli hızlı akıyor ki, yetişebilmek mümkün olamayabiliyor. Tıpkı Dünya’nın akıl almaz (saatte 1670 kilometre) hızı gibi, hatta ondan da hızlı. Bu hız içerisinde kim nerede, neyi ne kadar, niye ve nasıl yapıyor hiç düşünmüyoruz. Kendimizce bir yol tutuyoruz, kendimizce önceliklerimizi belirliyoruz ve kendimizce sıraladıklarımızı yapıyoruz. Kendi deneyimlerinizi anımsayın: Evden çıkınca, şuraya gidecekken kendinizi farklı bir yönde bulduğunuz olmuyor mu; ya da toplu taşıma aracından bir durak önce, belki bir durak sonra indiğiniz… Akşam, eve girip giysilerinizi çıkardıktan hatta duşunuzu bile aldıktan sonra, unuttuğunuz işler (alınması gereken bir kitap, söz verdiğiniz halde getirmediğiniz bir sebze, görmek istediğiniz biriyle buluşmadığınız vb.) geliyordur aklınıza. Buna “Unutulmuş Çocuk Sendromu” diyor uzmanlar. Her şeyi unutabilirsiniz ama yerine getirilebilir bir şekilde. Ancak unutulan bir canlıysa, hele de çocuğunuzsa yerine koyabileceğiniz ne olabilir?

Telafisi yok!

Tereza Nvotová’nın yeni filmi, gerçek bir olaya dayanıyor. Senaryosunu Dusan Budzak ile yazdıkları “Baba”, günümüz insanının yaşadığı, yaşaması olası, yıkıma varabilecek bir durumu anlatıyor. Suç var mı, suçlu olabilir mi, suç kimde ya da neyde diye sormak yerine işin içindeki duyguyu, insanların acılarına odaklanıp yaşamı ne denli hırpaladığını izliyoruz.

Yönetmen, hiç de sakin olmayan bir dille başlıyor filme, uzun uzun çekimler, kamera hareketleri, birbiri ardına eklenen yapılması gerekenler ve tabii, kaprisler, alınganlıklar, öncelikler… Filmin başında, sinema salonunun koltuğunda oturduğunuz halde o yoğun tempoyu içinizde hissediyorsunuz. Ürpermemek, kaygılanmamak elde mi?

Yaz mevsimindeyiz, sıcaklıklar dolayısıyla herkes, hepimiz rahatsızız, kitle iletişim araçları bas bas bağırıyor: Sıcaklardan korunun! Şemsiyesiz sokağa çıkmayın! Bol bol su için! Ancak en sevdikleriniz de içlerinde, yoğun çalışma temposu her şeyi unutturuyor; hatta çalıştırılan vantilatör, pencereden başına su döken çocuğu görmeniz bile…

Baba rolündeki Milan Ondrík ile anne Dominika Morávková gerçekten çok başarılılar, filmin bir diğer başarısı müziği… Zaman zaman sessizliğe bürünse de ritmiyle, sözlerinin anlamıyla seyircinin hep yanında, ona yardımcı. Asıl övgüyü kamera (Adam Suzin) hak ediyor, gerek hareketli kamera kullanımında gerekse estet çerçevelemede gerçekten başarılı.

(09 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars Programı Açıklandı

Gastronomi ve sinemanın buluşma noktası Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), 10 – 12 Temmuz tarihleri arasında Kars’ta yapılıyor. Festival, 3 gün boyunca sürecek etkinliklerle Kars Merkez, Boğatepe ve Ani’de katılımcılarla buluşacak. Festivalin Kars edisyonu, Gastro Sınıf ve Sine Sınıf etkinliklerinden UGFF söyleşilerine, Uluslararası Yarışma Kısa Belgesel Seçkisi gösterimlerinden açık hava film gösterimine, belgesel gösterimleri ve söyleşilere uzanan zengin bir etkinlik programına ev sahipliği yapacak. Festival, 10 – 12 Temmuz 2026 tarihleri arasında sinema, gastronomi, kültürel miras ve eğitimi buluşturan oldukça kapsamlı bir program sunacak.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars Programı Açıklandı yazısına devam et

Bir Christopher Nolan Filmi Odyssey’den Yeni Fragman Paylaşıldı

Yeni fragmanı paylaşılan, ünlü yönetmen Christopher Nolan’ın bir sonraki filmi Odyssey, dünyanın dört bir yanında, yepyeni IMAX film teknolojisiyle çekilmiş mitolojik bir aksiyon destanı olarak tanıtılıyor. Film, Homeros’un çok bilinen temel destanını ilk kez IMAX film ekranlarına taşıyor ve 17 Temmuz 2026’da tüm sinemalarda gösterime giriyor. Odyssey’de Matt Damon, Tom Holland, Anne Hathaway, Robert Pattinson ve Lupita Nyong’o, ayrıca Zendaya ve Charlize Theron rol alıyor. Odyssey, Emma Thomas ve Christopher Nolan tarafından Syncopy şirketleri için sinemaya uyarlandı. Bu destansı özel filmin yürütücü yapımcılığını ise Thomas Hayslip üstleniyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Bir Christopher Nolan Filmi Odyssey’den Yeni Fragman Paylaşıldı yazısına devam et

Vahşinin Kalbi Filminin Teaser Afişi Paylaşıldı

Teaser afişi paylaşılan Vahşinin Kalbi’nde (Heart of the Beast) zorlu bir uçak kazasının ardından, Özel Kuvvetler subayı olan James Belmont (Brad Pitt) ve onun sadık savaş köpeği Odin, Alaska’nın geniş, ıssız ve vahşi doğasında mahsur kalırlar. Birlikte, sert doğa şartlarına karşı acımasız bir hayatta kalma mücadelesine girmek zorunda kalırlar. Ünlü yönetmen David Ayer imzalı Vahşinin Kalbi (Heart of the Beast), bir adam ile onun en sadık dostu arasındaki sarsılmaz sevgi bağını anlatan, şimdiye kadarki en büyük sınavlarıyla yüzleşirken keşfe çıkan, yoğun tempolu benzersiz ve heyecanlı bir macera – gerilim filmi.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Vahşinin Kalbi Filminin Teaser Afişi Paylaşıldı yazısına devam et

Moana’nın Destansı Yolculuğu, Dwayne Johnson, Catherine Lagaʻaia ve Tamatoa Rolünü Yeniden Üstlenen Jemaine Clement’ın Yer Aldığı Yepyeni Bir Fragmanla Devam Ediyor

Disney’in merakla beklenen canlı aksiyon (live-action) uyarlaması Moana’dan yeni bir fragman yayınlandı. 10 Temmuz 2026’da sinemalarda izleyiciyle buluşacak filmin başrollerinde, kararlı yol bulucu Moana rolünde Catherine Lagaʻaia ve düzenbaz yarı tanrı Maui rolünü yeniden canlandıran Dwayne Johnson yer alıyor. Pasifik’in yetenekli oyuncularından oluşan kadroya, animasyon filmde seslendirdiği gösteriş düşkünü dev yengeç Tamatoa karakterini yeniden canlandıran Jemaine Clement de katılıyor. Clement; Moana’nın saygıdeğer büyükannesi Tala rolünde Rena Owen, tavizsiz babası Şef Tui rolünde John Tui ve güçlü iradeli annesi Sina rolünde Frankie Adams’ın da yer aldığı oyuncu kadrosuna dahil oluyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız: 1 / 2 / 3
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Moana’nın Destansı Yolculuğu, Dwayne Johnson, Catherine Lagaʻaia ve Tamatoa Rolünü Yeniden Üstlenen Jemaine Clement’ın Yer Aldığı Yepyeni Bir Fragmanla Devam Ediyor yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu