Başrolünde Asena Keskinci’nin Yer Aldığı Üç Harfliler: Mühür Filminin Afişi Yayınlandı

Senaryosu ve yönetmenliği Mert Uzunmehmet’e ait olan, başrolünü Asena Keskinci’nin üstlendiği ve 25 Eylül’de vizyona girecek Üç Harfliler: Mühür filminden ilk afiş yayınlandı. Türk korku sinemasının ikonikleşen figürlerinden Falcı Müzeyyen’in karanlık dünyasını gözler önüne seren afiş büyük heyecan yarattı. Doğmamış bir bebeğin masumiyetine kazınan gizemli bir mühür, Falcı Müzeyyen’i geçmişin en karanlık güçleriyle yüz yüz bırakan ölümcül bir sınava sürükler. Köklü ve sırlarla dolu bir konakta yeni bir sayfa açmaya çalışan Fatma ve ailesi, evlerine adım atan beklenmedik bir misafirle birlikte görünmeyen bir kötülüğün serbest kalmasına tanıklık eder.

Başrolünde Asena Keskinci’nin Yer Aldığı Üç Harfliler: Mühür Filminin Afişi Yayınlandı yazısına devam et

Ayrıntı Yayınları Eylül Kitapları

Ayrıntı Yayınları, 2026 Eylül kitaplarını açıkladı. Michel Foucault’un Deliliğin Tarihi, Camilla Barnes’ın Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Burcu Kapu’nun Futbol, Pierre Marie Morel’ın Atom ve Zorunluluk: Demokritos, Epikuros, Lucretius, Nesîmî’nin Dîvân (Seçmeler), Eugenia Palieraki’nin MİR Devrimci Sol Hareket [Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi], Celal Güngördü’nün Bana Tahir’i Sormayın, Çağla M. Işın Alemdar’ın Evcil Hayvan Kaybında Yas: Yas Sürecini ve Kendimizi Anlamak, Arzu Başer’in Zorbalar Ofsayta Düştü adlı kitapları 2026 Eylül ayında satışa sunulacak. Michel Foucault’un kitabı, “Delilik” nasıl doğdu? Nasıl inşa edildi? Nelerden etkilendi? gibi sorulara cevaplar arıyor.

Ayrıntı Yayınları Eylül Kitapları yazısına devam et

Nostaljik Yaz Şenliği Devam Ediyor

Nostaljik Yaz Şenliği, Eylül ayında da devam ediyor. Şenlik, 3 şehirde, 6 sinemada, 13 önemli yönetmenin 28 klasik filmiyle izleyiciyle buluşacak. Bu ayki programda Marjane Satrapi, Wim Wenders, Federico Fellini, Nuri Bilge Ceylan,  Michelangelo Antonioni, Hayao Miyazaki, Zeki Demirkubuz ve Gaspar Noe gibi yönetmenlerin sevilen filmleri 01 Eylül – 01 Ekim tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak. Gösterimler İstanbul’da Beyoğlu Atlas 1948, Mecidiyeköy Biletinial Torun Center, Kadıköy Sineması ve Caddebostan CKM Sineması’nda, Ankara’da Kült Kavaklıdere Sineması’nda, İzmir’de ise Karaca Sineması’nda yapılıyor. Biletler sinema gişeleriyle biletinial.com’da.

Nostaljik Yaz Şenliği Devam Ediyor yazısına devam et

Angela Merkel’in Tüm Dünyada Büyük Ses Getiren Anıları, Özgürlük İlk Kez Türkiye’de

Angela Merkel’in siyasi yaşamını ve Almanya’nın yakın tarihine damga vuran şansölyelik yıllarını anlattığı Özgürlük: Anılar 1954 – 2021, Kadim Yayınları etiketiyle Türkçede yayınlandı ve okurla buluşuyor. Angela Merkel’in Beate Baumann ile birlikte kaleme aldığı kitap, yalnızca bir siyasetçinin anıları değil, aynı zamanda Avrupa’nın son yıllarda yaşadığı büyük dönüşümlere içeriden bir tanıklık niteliğinde. Doğu Almanya’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarından Berlin Duvarı’nın yıkılışına, bilim insanlığından siyasete uzanan yolculuğundan Almanya’nın ilk kadın şansölyesi oluşuna kadar Angela Merkel, kendine has kişisel hikâyesini yakın tarihin en önemli dönemeçleriyle birlikte anlatıyor.

Angela Merkel’in Tüm Dünyada Büyük Ses Getiren Anıları, Özgürlük İlk Kez Türkiye’de yazısına devam et

Azem 6’da Korku, Görünenden Çok Hissediliyor

Anadolu’nun kadim korkularını beyazperdeye taşıyan Azem serisi, altıncı filmiyle geri dönüyor. Azem 6, korkuyu yalnızca seyirciyi ürkütmek için kullanılan bir unsur olarak değil, hikâye ve karakterlerin içerisinde giderek büyüyen bir duygu olarak ele alıyor. Yönetmen Özgür Akbaş, filmin görsel dünyasını oluştururken gerçeklik duygusunun önemine dikkat çekerek, “Seyirci önce gördüğü dünyaya inanmalı ki o dünyanın içindeki olağanüstü durumdan korkabilsin.” diyor. Azem 6, 04 Eylül’de izleyicilerle buluşacak.

Azem 6’da Korku, Görünenden Çok Hissediliyor yazısına devam et

Sadan Hanım’ın Anılarıyla Yaşadığı Vahşi Kovalamaca

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’nde, ülkemizde Alzheimer farkındalığını artırmayı amaçlayan dramatik destekli bir belgesel film gösterime girecek. 25 sinema salonunda izleyiciyle buluşacak olan Sadan Hanım adlı bu yapım, ileri evredeki gerçek bir kadın Alzheimer hastası Sadan Ünüvar’ın onayı ve yardımlarıyla çekildi. Filmin yönetmeni Göksel Gülensoy, ülkemizde belgesel sinema türüne yaşamının 30 yılını vermiş bir isim. Gülensoy, 2010’lardan itibaren Alzheimer’ın hastalar ve ailelerinde yol açtığı yıkıma odaklandı. Öyküsünün odak noktasına oturttuğu kişi ise yine bir Alzheimer hastası, o sıralarda 70’li yaşlarında olan kayınvalidesi Sâdan Ünüvar’dı.

Sadan Hanım’ın Anılarıyla Yaşadığı Vahşi Kovalamaca yazısına devam et

Üç Harfliler: Mühür

Mert Uzunmehmet’in yönettiği ve Asena Keskinci, Hicran Çalı, Oğuzhan Mengübeti ile Ejder Özkarslıgil’in oynadığı Üç Harfliler: Mühür, 25 Eylül 2026’da TME Films dağıtımıyla TME Films – Muhteşem Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Doğmamış bir bebeğin masumiyetine kazınan gizemli bir mühür, Falcı Müzeyyen’i ölümcül bir sınava sürükler. Sırlarla dolu bir konakta yeni bir sayfa açan Fatma ve ailesi, evlerine adım atan beklenmedik bir misafirle birlikte bir kötülüğün de serbest kalmasına tanıklık eder. Yaşanan amansız süreç, bazı kaderlerin insan eliyle değil, korkunç güçler tarafından çoktan mühürlendiği gerçeğini gün yüzüne çıkaracaktır.

Üç Harfliler: Mühür yazısına devam et

Apokaliptik Bir Gelecekte / Köpek ve Yıldızlar

Peter Heller’ın bizde de yayımlanan romanı ‘Köpek ve Yıldızlar / The Dog Stars’ Amerikan nüfusunun önemli bir bölümünü yok etmiş bir pandemi sonrasında yaşananları anlatır. New York’lu yazarın 2012 yılında piyasaya çıkmış olan kitabı tüm dünyanın tam sekiz yıl sonra Corona virüsüyle yüzleşmesinin bir ön işareti gibidir. Neyse ki bizler bu salgını büyük zayiat vermeden atlattık, ancak Heller’in apokaliptik evreninde hayatta kalma savaşı verenler o kadar şanslı değiller.

Hollywood sinemasının baba yönetmenlerinden Ridley Scott’ın aynı adla çektiği, hayli yakın bir gelecekte (tam olarak 2035 yılında) geçen öyküde, karısını bir salgında yitiren Hig (Jacob Elordi) keşif uçaklarından oluşan hangarın bitişiğinde can dostu köpeği Jasper ve asker eskisi Bangley (Josh Brolin) ile birlikte hayata tutunma mücadelesi vermektedir. Her an tetikte ve nöbettedirler çünkü hayatta kalanlar yiyecek, su ve barınma ihtiyaçları için yakındaki ormanlık araziden süzülmek suretiyle her daim tehlike oluşturabilmektedir.

Dünyada güvenilecek hiç kimse kalmamıştır. Hig günlerini keşif uçağına binip etrafı kolaçan ederek geçirir. Şehre inerek ıssız mekanlardan yiyecek, içecek, ilâç, benzin temin eder. Sessiz kırsalın görece güvenli bir köşesine sığınmış Mennonitlere yardım eder. Dağ göllerinde balık avlar, Jasper ile birlikte yitirdiği sevdiklerinin anısına adlandırdığı yıldızlara içini döker.

Özgün roman olay örgüsünden ziyade Hig’in iç dünyasına, düşüncelerine ve duygularına odaklanan parçalı anlatımıyla bir anı defteri gibidir. Mücadeleci ruhlu ama aynı zamanda hayalperest olan ana karakterin ağzından aktarılan akıcı, lirik ve doğa tasvirleriyle zenginleştirilmiş bir üslûba sahiptir. Bizde gösterime girmeyen David Fincher filmi ‘Mank’ (2020) ile bir Oscar’ı da bulunan Erik Messerschmidt’in kamerası filmin ilk bölümünde bu minvalde büyüleyici bir görsel sunuyor ve kıyamet ertesi uçsuz bucaksız kırsala sığınmış bir avuç insanın huzuru doğada bulmalarının resmini başarıyla çekiyor. Bizler de doksanlı yaşlarına merdiven dayamış kurt sinemacının aksiyondan uzak bir gelecek evreninde huzur bulduğunu düşünür gibi oluyoruz. Ancak bu bir Hollywood yapımıdır. Dışardan gelecek kötülük ve vahşet Hig ve dostlarının izole dünyasını işgale niyetlendiğinde kızılca kıyamet kopar, genç adamın hala var olduğuna inandığı umudu ve insanlığı bulmak uğruna bilinmeyene doğru doğru çıktığı yolculukta başına gelmeyen kalmaz. Bu keşif gezisinin tek kazancı salgında kocasını yitirmiş Cima (Margaret Qualley) ile pederi Pops (hayli yaşlanmış Guy Pearce) olacaktır.

‘Köpek ve Yıldızlar’ temel aldığı özgün romanın izinde halüsinatif bir kıyamet ertesinin huzurlu dinginliğinde başlıyor, ancak çok geçmeden siz deyin ‘Mad Max’, ben diyeyim ‘Walking Dead’, ‘Last of Us’ serileri ya da daha da öncesini eşelersek John Wayne’li kovboy filmlerinin dünyasına uzanan bir aksiyon sinemasından nasibini alıyor. Neonazi görünümlü saldırganların at üzerinde okla, silahla, kızılderili narasını andırır çığlıklarla hücum ettiği sahnelerde ise bilinçli ya da bilinçsiz Amerikan Westernlerinin ayrımcı kalıpları akla düşüyor.

Hataları ve sevaplarıyla Ridley Scott ustanın ahir ömründe kotardığı, müziğinden görüntülerine geniş perdede sinema keyfi veren bu şimdilik son filmi, Gregory Peck ile yarışan gösterişli fiziğiyle başrolde boy gösteren yeni kovboy Elordi’nin yükselişine de tanıklık etmek için rahatlıkla izlenebilir.

(30 Ağustos 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Mahsun Karaca’dan Yeni Film: Ben Sana İnanıyorum

Sosyal medyada yarattığı Röportaj Adam karakteriyle geniş kitlelere ulaşan, ardından sinema ve dijital projeleriyle kariyerini sürdüren Mahsun Karaca, yeni filmi, komedi ile suç dünyasını bir araya getiren hikâyesiyle dikkat çeken Ben Sana İnanıyorum ile beyazperdeye dönmeye hazırlanıyor. MGX Film ve Safe Medya ortaklığında gerçekleşen, Ömer Faruk Sorak’ın yöneteceği filmin oyuncuları, çekimler öncesinde yapılan okuma provasında bir araya geldi.

Mahsun Karaca’dan Yeni Film: Ben Sana İnanıyorum yazısına devam et

Oğlan Kıza Rastlar / Sadece Bir Gece

Romantik güldürülerin yeni siması Will Gluck’un imzasını taşıyan ‘Sadece Bir Gece / Only One Night’ türün tutkunlarını şaşırtacak hikâyesiyle son haftaların belki de en eğlenceli yapımı olarak dikkat çekiyor. Trump sonrası yakın geleceğin baskıcı polis devletinde evlilik öncesi cinsel ilişki kurulması kanun yoluyla yasaklanmıştır. Her bireyin bileğine takılı biyomedikal çipler vasıtasıyla kural ihlâlinde bulunan bekâr çiftlerin tutuklandığı bu sistemde yılın 12 saatle sınırlı tek bir gününde sınırsız seks özgürlüğü bahşedilmiştir.

‘Arınma Gecesi / The Purge’ serisinin adını anıyorsanız tam üstüne bastınız. Bir gece boyunca öldürme iç güdüsünü sınır tanımadan tatmin etme imkânı veren ve kişisel olarak haz duymadığım kanın oluk gibi aktığı bir vahşet gösterisine dönüşen bu seriden ilham almışa benzeyen bu cin fikir, bu defa bir diğer temel iç güdü üzerinden yol alıyor. Gluck ve senaryo yazarı Travis Braun’un bugün dünyanın farklı coğrafyalarını tehdit eden faşist devlet olgusunu eleştirmek gibi bir niyeti olmadığı, hınzır ikilinin matrak bir ütopyaya imza atmak istedileri besbelli. İngiliz asıllı kız arkadaşının o kutsal gecenin tadını başka bir erkekle çıkarmak için terkettiği pizza dükkânı sahibi Owen (Callum Turner) ile boşta olan ve o gece için partner arayışına çıkan Allie’nin (Monica Barbaro) ‘Harry ile Sally’ misali karşılaşıp romantik bir ilişkiye adım atmalarını baştan beri bekliyorsunuz. Günümüz Amerikan sinemasının bu iki yetenekli oyuncusunun görünürde kimyaları da tutmuş görünüyor. Amma velâkin türlü terslikler fil kulaklı Owen ile cazip Allie’nin birlikte olmalarını uzunca bir süre engelliyor.

Kısıtlı saatler içinde gelişen olaylar, yılın romantizmden en uzak gecesinde romantik bir ilişki bulmanın zorluğunu daha da zorlaştırıyor. Gluck bir ‘romantik komedi’ çektiği fikrine hayli uzun bir süre direniyor. Ve böylece, lisanslı yapay zekâ seks odalarının tasarlandığı gecede hınzır bir seks komedisinin tüm pervasızlığına dalıveriyoruz. Evlilik dışı cinsel birliktelikte korunmanın ana şart olması nedeniyle ‘prezervatif’ altın misali kıymete biniyor örneğin. Kimileri rahatsız olmuş belki ama şahsım adına, New York caddelerinde prezervatif arayışının sürdüğü bu sekansın kültleşeceğine inananlardanım.

Sözün kısası, bahsi geçen vahim baskının toplumsal boyutu ile ilgilenmemeyi yalnızca eğlendirmeyi seçmiş olan Gluck’un filmi, James Bond adayları arasında adı geçen karizmatik Turner ile ‘Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez / A Complete Unkown’daki Joan Baez yorumuyla Oscar adayı olmuş billur sesli Barbaro’nun tutmuş cinsel kimyalarıyla gayet hoşça vakit geçirten bir seyirlik olmuş. Bu kadarı bana yeter diyorsanız.

(29 Ağustos 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Hatice Keltek Yazıyor: Özgürlük mü, Kaçış mı? Karavan Hayatının Psikolojisi

Oscar ödüllü Nomadland (2020), eşini ve yaşadığı kasabayı kaybettikten sonra karavanıyla yollara düşen Fern’in hikâyesini anlatıyor. Film, bir insanın evini kaybettiğinde geride ne bıraktığını, yanında ne taşıdığını ve yasın insanı nereye götürdüğünü soruyor. Belki de Nomadland, gitmenin her zaman özgürleşmek, kalmanın da her zaman vazgeçmek olmadığını hatırlattığı için önemli. Çünkü insan nereye giderse gitsin, içinde taşıdığı hikâyeden … Devamı…»

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu