15. Crossroads Ödülleri Sahiplerini Buldu

Crossroads Uluslararası Kısa Film Festivali 2021 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na bağlı olarak “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” temasının yansımalarını ve izlerini anlatan kısa filmleri ve yönetmenlerini 17 Ekim’de Baba Sahne’de gerçekleştirilen görkemli Gala Gecesinde ödüllendirdi. Festivalin bu seneki ana jüri üyeleri arasında yapımcı Diloy Gülün, yönetmen – yapımcı Leyla Yılmaz, oyuncu İpek Erdem ve Ahmet Rıfat Şungar yer aldı. Finale kalan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” temalı 20 belgesel ve kısa film, izleyenlerin beğenisine sunuldu ve izleyiciler tarafından beğenilen film ve yönetmenler oylanarak ayrıca seyirci özel ödülü belirlendi.

15. Crossroads Ödülleri Sahiplerini Buldu yazısına devam et

Yeni Düzen

Michel Franco’nun yönettiği ve Naian Gonzalez Norvind, Diego Boneta, Fernando Cuautle ile Samantha Yazareth Anaya’nın oynadığı Yeni Düzen (Nuevo Orden – New Order), 29 Ekim 2021’de Başka Sinema dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Bu ilgi çekici ve sürükleyici distopik dramda, yapılmakta olan çok lüks bir üst sınıf düğünü yerini aniden şiddetli bir darbeye ve hiç beklenmedik bir sınıflar arası çatışmaya bırakıyor. Sevimli ve sempatik gelin ve buoldukça zengin aile ile çalışmakta olan uşakların gözünden izlediğimiz hikâye, bir politik sisteminin çöküşünün oldukça dramatik sonuç ve etkilerini izliyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Yabancı Topraklarda Kök Salmak

Minari her türlü zemine uyum sağlayan her iklimde yetişen, görünüş olarak maydanoza benzeyen bir ot. Zengin fakir herkesin kolay ulaşabileceği, hastaysan ilâç olacak bir bitki. Koreli yazar yönetmen Lee Isaac Chung kendi ailesinin anılarından derlediği ikinci uzun metrajı ‘Minari’de bu her derde deva lezzet ürününü metafor olarak kullanıyor.

Yi ailesi 70’li yıllarda geleceklerini inşa etmek üzere binbir umutla memleketlerinden ABD’ye gelmiştir. 10 yıl boyunca Kaliforniya’da tavuk çiftliklerinde çalışıp biriktirdikleri ufak sermaye ile Arkansas’a taşınan aile, kararlı Jacob’un önderliğinde bakir topraklarda çiftçilik yapmaya koyulur. Reagan döneminin pek de toprak insanlarının lehine işlemeyen politik koşulları altında mücadele başlar. Aksiliklerin Yi’lerin peşini bırakmayacağı bu zorlu süreçte, yabancı topraklarda benliğini yitirmeme savaşı veren çekirdek aileyi bir arada tutacak olan, çocuklarla ilgilenmek üzere memleketten gelen bilge büyükanne olacaktır.

Amerikan Rüyası’ndan payını almak üzere ta uzaklardan kopup gelmiş Yi ailesinin öyküsü aslında hayli tanıdık klişeleri içeriyor. 200 yıl önce türlü hayallerle göç etmiş Avrupalıların ABD’yi inşa edişleri üzerine çok film izledik. Bu açıdan Chung’ın hikâyesini bir nevi çağdaş western olarak da tanımlayabiliriz. Dedesinin anılarından yola çıkan sinemacı dönemin politik altyapısına ve ırkçılık meselesine bulaşmadan son derece içten ve duygusal bir anlatım tutturmayı seçmiş. Kültürüne ve doğaya saygılı, küçük David’in deyişiyle Amerika’daki büyükannelere hiç benzemeyen sevgi dolu muzip anneannesi sadece ona değil tüm aileye rehberlik görevini üstleniyor.

Chung’ın hikâyesinde umutsuzluğa yer yok. Bu küçük Kore ailesi aynı Minari otu gibi en elverişsiz koşullarda yabancı topraklarda tutunma kavgası verecektir. İyi anlatılmış, iyi görüntülenmiş ve iyi oynanmış bir film ‘Minari’. Bizde ‘Şüphe’ adıyla gösterilmiş ‘Burning’in kibirli yuppie’si Steven Yeun bu kez idealist baba Jacob rolünde gayet iyi. Ancak filmin esas yıldızı büyükanne yorumuyla bu yıl en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ına layık görülen Youn Yuh-Jung. Kore sanat aleminin efsanevi divası tam anlamıyla döktürmüş. Sırf onu izlemek için bile görülebilir ‘Minari’.

(23 Ekim 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Gösteri Bitene Kadar Nefesinizi Tutun

Leos Carax’ın Cannes Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödüllü son filmi ‘Annette’, sıradışı sinemacının perde gerisinden yankılanan bu sözleriyle açılıyor. Bir önceki deneysel başyapıtı ‘Kutsal Motorlar / Holy Motors’ hatırlandığında bu girişten renkli bir fantezi dünyasına giriş yapacağımızı anlıyoruz. Bir kayıt stüdyosunda Carax ve 13 yaşındaki kızı Nastya karşılıyor bizi. Filmin müziklerini ve özgün hikâyesini yazan 70’lerin ünlü grubu Sparks’ın yaratıcıları Ron ve Russell Mael kardeşler de oradadır. Ve müzik başlar. Perdeden yükselen ‘So May We Start’ adlı şarkıda dendiği gibi ‘başlamanın tam zamanıdır’ artık. Hikâyenin ana karakterleri Henry (Adam Driver) ile Ann (Marion Cotillard) stüdyo dışında ekibe katılır. Oyuncular ve koronun iştirakiyle Los Angeles sokaklarında müzikli bir resmigeçit başlar.

Evet ‘Annette’ bir müzikal, karanlık bir pop opera olarak da tanımlayabiliriz. Zira Ann Defrasnoux şöhreti dünyayı sarmış bir lirik sopranodur. Her temsil onu delicesine alkışlayan izleyicisi için opera tarihinin dramatik aryalarını seslendirirken can veren bir diva, İsa peygamber misali dünyanın tüm günahının yükünü üstlenerek seyircisini hayatta tutan bir kurtarıcıdır o. ‘Tanrı’nın maymunu’ lakabı ile bilinen bir o kadar şöhretli partneri, stand-up yıldızı Henry McHenry ise insanları silahsız bırakmak için güldüren ve sahne üzerinde gerçekleri ifşa ederek seyircisini öldürmenin kibriyle küstahlaşan bir sahne soytarısıdır.

Mantıkla alay edercesine bir birliktelik bu belki de. Ancak gönül ferman dinlemiyor, Ann’ın sürekli dişlediği kırmızı elmanın onları yaşadıkları cennetten kovmadığı da aşikar. Bu zıt denklem, kariyerlerinin zirvesindeyken evlenen çiftin Annette adını verdikleri küçük kızları dünyaya geldiğinde hata vermeye başlıyor. Bir ayak bağı ya da hazırlıksız yakalanılmış bir sorumluluk ötesinde, çiftin birbirinden uzaklaşması şöhret skalalarının ters yönde hareketinden kaynaklanıyor. Ann’in sanat dünyasındaki popülaritesi giderek artarken, sahnede özel hayatının detaylarını verirken giderek çirkinleşen ve küstahlaşan Henry’nin seyircinin gözünden düşmesi ikilinin alma-verme dengesini bozacak, dipteki Henry’nin kıskançlığı, özündeki toksik erkek saldırganlığıyla ona kontrolünü kaybettirecektir. Seyir zevkini bozmamak için hikâyesini bu noktada kestiğimiz Sparks grubunun özgün müzikali, birkaç kez filme alınmış ‘Bir Yıldız Doğuyor / A Star Is Born’da en parlak örneklerinden birine tanıklık ettiğimiz şöhret yitimi sendromundan yola çıkmış, Carax gibi çizgi dışı bir yönetmenin elinde deneysel bir çabaya dönüşmüş.

Yönetmenin deyişiyle müzikal, sinemaya başka bir boyut katıyor. Zaman, mekan özgürlüğü müzik aracılığı ile yaratıcıya sonsuz bir alan açıyor. Carax bu özgürlük fırsatını tahmin edeceğiniz gibi doyasıya kullanmış. Onun müzikal fantezisinde sahnede en soylu duygularla ölüme giden kırılgan soprano, sıradan hayatın içinde tuvaletini yaparken şarkısına devam ediyor, canlı kaydedilen şarkının ritmi, ateşli bir sevişme sahnesinin ritmine ayak uyduruyor.

‘Annette’ sanatçı ile seyircinin toksik ilişkisinin yanı sıra, baba-kız ilişkisi üzerine de ilginç şeyler söylüyor. Bir yandan, sanatçının seyirciden onay isteyen ilkel dürtüsü ve de seyircinin ikiyüzlü acımasızlığı üzerine bir sorgulamaya dönüşüyor. Öte yandan, yeteneği ebeveynleri tarafından istismar edilen küçük kız üzerine yoğunlaşıyor. Carax’ın Annette’i Pinokyo benzeri tahtadan bir kukla bebek olarak tasarlaması da bu istismar hadisesi yüzünden olmalı. Velhasıl, farklı temalara yaratıcı yorumlar getiren, eşine benzerine kolay rastlanmayacak farklı bir deneyim olan ‘Annette’, başta Driver ve Cotillard olmak üzere tüm kadronun şarkılarını canlı olarak seslendirdiği cüretkâr bir müzikal, kapkara bir peri masalı olarak mutlaka izlenmeyi hak ediyor.

(22 Ekim 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

9. Engelsiz Filmler Festivali Sinemaseverleri Ağırlamaya Devam Ediyor

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrimiçi olarak sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor. Çevrimiçi ve fiziki gösterimlerle geçen ilk üç günde Kısa Film Yarışmasındaki finalist filmlerin yönetmenleriyle söyleşiler de gerçekleştirildi. Festivalin ilk gününde YouTube kanalında yayınlanan söyleşiler Gamze Hamacıoğlu moderatörlüğünde Büyük İstanbul Depresyonu’nun yönetmeni Zeynep Silan Süren, İklim Değişimi’nin yönetmeni Yasemin Demirci, Peşimdeki Polis’in yönetmeni Kayahan Kaya, Susam’ın yönetmeni Sami Morhayim ve Toz Olmak filminin yönetmeni Hüseyin Aydın Gürsoy ile gerçekleştirildi.

9. Engelsiz Filmler Festivali Sinemaseverleri Ağırlamaya Devam Ediyor yazısına devam et

Dune: Çöl Gezegeni: Korku Her Zaman Belirleyicidir

İyi edebiyat her zaman için her kesimden insanın baş tacıdır. İyi bilimkurgu da benzer şekilde aranır, okunur, ufuk açar. Dune da öyle oldu. 1965 yılında çıkan, Frank Herbert’in Dune’u bilimkurgunun da temelini oluşturdu. Filmcilerin bu önemli özellikten uzak kalması beklenemezdi ve birçok bilimkurgu filmde Dune’un etkisi görüldü.

Bilebildiğim, takip edebildiğim kadarıyla birçok sinemacının hayalinde yatan Dune’u filme çekme düşünü Denis Villeneuve hayata geçirmeyi başardı. Hemen baştan söylemeliyim: Gerçekten bir görsel şölen, iyi bir anlatım, devamını heyecan ve merakla bekletecek bir film serisi…

Ekoloji başrolde…

10 binli yıllarda, bırakın keşfedilmeyi hallaç pamuğu gibi atılmış uzayda, hemen herkesin “burada yaşam yoktur” dediği bir gezegende kumların arasında yaşayanlar vardır ve -sanki günümüzde yaşanan vahşi kapitalizmin benzeri- ticaretin esiri olmuşlardır. Gezegenin sahip olduğu, yaşamsal gereksinim olan, uzay araçlarının kullanılabilmesinde kullanılan baharatı, “dış güçler” ele geçirmek, gezegen halkı da vermemek için savaşmaktadır.

Tanıtım bülteninde, “Efsanevi ve duygu yüklü bir kahraman yolculuğu olan ‘Dune: Çöl Gezegeni’, kendi ailesi ve halkının geleceğini garanti altına almak için evrendeki en tehlikeli gezegene seyahat etmek zorunda olan, kavrayışının ötesinde büyük bir kaderin içine doğmuş, parlak ve yetenekli genç Paul Atreides’in hikâyesini anlatıyor. Kötücül güçler, gezegenin var olan en değerli kaynağı için -insanlığın en büyük potansiyelini ortaya çıkarabilecek bir maden- çatışmaya tutuşmuşken, yalnızca korkularını yenebilenler hayatta kalacaktır.” cümleleriyle anlatılan filmde; gezegenin göz alabildiğine kumdan oluştuğunu, en büyük sorunun susuzluk olduğunu, yerli halkın bu duruma uyum sağladığını, ama saldırılar karşısında güçsüz kaldıklarını öğreniyoruz. Sonrasını filmden izlemek çok daha iyi bana sorarsanız…

Gelecekte neler olur…

…bilmemiz mümkün değil, ancak bilimsel çalışmalar bize yol gösteriyor. Film(ci)ler de yardımcı oluyor. Nasıl bir dünya ile karşı karşıya olacağımızı hayal edebiliyoruz. Her ne kadar barış ve demokrasinin egemen olacağı inancı yüksekse de -bugüne değin olduğu gibi- savaşsız olunamayacağı da apaçık. Dune, bunu anlatıyor. Bütün savaşların temelinde yattığı gibi gelecektekilerin de temelinde (Faruk Erem’den el alarak Dune üzerinden söylersek, ‘kumu kazıyınız, gerçeği göreceksiniz’) egemen erk olma hevesi yatıyor.

Burada bir parantez açıp, küçük bir soluklanma olanağı yaratmak istiyorum… Burçay Anger, “İnsanlığın İki Yüzü” kitabında, evrimin tamamlanmadığını, tamamlananların ise artık değişmediğini söyler. Filmin ilginç sahnelerinden birinde, gücünü deneyen Paul’e, annesi, cansız nesneler emir dinlemez diyordu, sürahiden su isterken. Günümüzden binlerce yıl sonrasında, binalar, araçlar vb. değişmişken sürahide hiçbir değişiklik yok. Tabii ki, estetik değerler değiştikçe farklılıklar denenecektir, ama formu asla.

Korkunun ecele faydası…

Paul Atreides, kraliyet varisi olarak, iktidar koltuğuna oturmaya hazırlanmakta, dövüş becerilerini ve zekâsını geliştirmek için ustalar ve akıl hocalarından eğitim almaktadır. Sürekli gördüğü rüyanın da etkisiyle uykuları kaçmakta, annesinin desteğiyle o korkuyu yenmek için çaba harcamaktadır. Korkunun ecele faydası olup olmadığını yaşayarak görecektir.

İyiler, kötüler, sinsiler, korkaklar, cesurlar, savaşçılar arasındaki mücadelede daha neler izleyeceğiz, merak etmeye değer.

Dune: Çöl Gezegeni (Dune) (Bilimkurgu, Gerilim, Aşk); Yönetmen: Denis Villeneuve; Senaryo: Denis Villeneuve, Eric Roth, Frank Herbert; Oyuncular: Timothée Chalamet, Rebecca Ferguson, Oscar Isaac, Josh Brolin, Stellan Skarsgård, Dave Bautista, Stephen McKinley Henderson, Zendaya, Chang Chen, David Dastmalchian, Sharon Duncan-Brewster… 22 Ekim’den başlayarak gösterimde…

(21 Ekim 2021)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

32. Ankara Film Festivali Ulusal Yarışma Filmleri Belli Oldu

04 – 12 Kasım 2020 tarihleri arasında Kızılay Büyülüfener Sineması’nda gerçekleşecek olan 32. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Uzun Film, Belgesel Film ve Kısa Film dallarında yarışma heyecanı yaşayacak filmler belli oldu. Akademisyenler Fulten Larlar ile İclal Can Gürbüz ve Dünya KİV Başkanı İrfan Demirkol’dan oluşan ön seçici kurul Ulusal Uzun Film Yarışması’na başvuran 55 film arasından yarışacak 10 filmi belirledi. Açıklamaya göre Anadolu Leoparı, Çatlak, Gölgeler İçinde, İki Şafak Arasında, Okul Tıraşı, Koridor, Lacivert Gece, Sabırsızlık Zamanı, Sardunya ve Sen Ben Lenin adlı uzun filmler Ulusal Uzun Film Yarışması’nda yarışacak.

32. Ankara Film Festivali Ulusal Yarışma Filmleri Belli Oldu yazısına devam et

Cinni: Nazar

Tayfun Can Demirtaş’ın yönettiği ve Hakan Fidan, Gülay Özyıldız, Savaş Özkul ile Sara Özyıldız’ın oynadığı Cinni: Nazar, 29 Ekim 2021’de Skypic Film dağıtımıyla Sinema Port – TCF Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Sinan bir sabah eve geldiğinde anne ve babasını vahşice bir şekilde ölmüş bulur. Polislere göre babası cinnet geçirmiş annesini boğarak öldürmüş, sonrasında kendisini öldürmüştür. Gerçekte ne olduğunu bir türlü aklı almayan Sinan bunun normal bir ölüm olmadığını düşünürken cenazede uzun yıllardır görmediği dayısını görünce aklına bir şüphe düşer. Ne olduğunu öğrenmek için anne ve babasının doğmuş olduğu Nazarkuyu köyüne gider.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Spencer

Pablo Larrain’in yönettiği ve Kristen Stewart, Jack Farthing, Sally Hawkins ile Timothy Spall’ın oynadığı Spencer, 12 Kasım 2021’de ????? dağıtımıyla Filmartı Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Film adını Lady Diana’nın evlenmeden önceki soyadından alıyor. Spencer‘de, beklenmedik ölümüyle sevenlerini yasa boğan Lady Diana’nın Prens Charles’la evliliğine son vermeye ve kraliyetten ayrılmaya karar verdiği, hayatının en kritik üç günü anlatılıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Teaser
  • IMDb

Spencer yazısına devam et

Türkiye’nin İlk ve Tek Erişebilir Film Festivali, Engelsiz Filmler Festivali Başladı

Dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrim içi ve Ankara’da gerçekleşen fiziki gösterimleriyle sinemaseverlerle buluştu. Festivalin ilk gününde Kısa Film Yarışması filmleri, Clermont Ferrand Kısa Film Festivali Seçkisi, Çocuklar İçin Seçkisi ve Ulusal Uzun Film Yarışması filmlerinden Kumbara filmi gösterildi. Bu yıl Dünya ve Türkiye sinemasından 38 filmi erişilebilir olarak seyircisiyle buluşturacak olan festival, Ankara’da 11 – 13 Ekim 2021 tarihleri arasında Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ve 11 – 17 Ekim 2021 tarihleri arasında çevrim içi olarak eff2021.muvi.com adresi üzerinden takip edilebilecek.

Türkiye’nin İlk ve Tek Erişebilir Film Festivali, Engelsiz Filmler Festivali Başladı yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu