‘Tourette Sendromu’ hakkında ne ölçüde bilgi sahibisiniz? Kendi adıma, Bafta ödüllerinde gecenin yıldızlarından ‘I Swear’ filmini izlemeden önce bu başa bela sinir rahatsızlığından pek haberdar değildim. Mütevazı filmleriyle bilinen İngiliz yönetmen Kirk Jones imzasını taşıyan ve hafta sonu ‘Ağzımdan Kaçtı’ adıyla gösterime girecek olan yapım, öncelikle yarattığı farkındalık açısından önem taşıyor.
Film gerçek bir kişinin, bu katlanılması kolay olmayan rahatsızlıktan muzdarip yazar – aktivist John Davidson’ın hayat hikâyesi üzerine kurulmuş. İskoçya’nın Edinburgh’a bağlı sınır kasabası Galashiels’de yaşayan John’ın (Scott Ellis Watson) henüz 14’ünde başarılı bir kaleci olarak umut verdiği dönemde ortaya çıkan tikleri yetenekli gencin dünyasını karartmaya başlıyor. Boynuyla ve gözleriyle yaptığı istemsiz hareketler giderek artarken, zıplama, titreme, ulu orta bağırma, tükürme ve nihayetinde ağzından dökülen küfürler onun okul ve aile çevresinde dışlanmasına neden oluyor. Beyninde bir dürtü onu bir şeyler yapmaya ya da söylememesi gereken sözleri sarfetmesine neden olmaktadır. Bu durum aile düzenini de bozuyor, babası evi terk ediyor. Annesi (Shirley Henderson) bir umutla doktorlara başvurmaktan yanadır, ancak bu tıbbi durumun tedavisi olmadığını idrak ettiklerinde umutlar tükeniveriyor.

Halbuki tünelin ucunda her zaman bir ışık vardır. 26 yaşındaki John’ın (Robert Aramayo) 6 ay ömür biçilmiş kanser hastası Dottie (Maxine Peake) ve bölgedeki ‘Toplum Merkezi’ Community Center’ın yöneticisi (Peter Mullan) ile yollarının kesişmesi, onun kabûl edildiği ve anlaşıldığı bir ortamda toplum hayatına katılabileceğini keşfetmesini sağlar. Genç adam bundan böyle eğitmen olarak kendisi gibi bu rahatsızlığın kurbanı olan insanların yanında olacak, yalnızca o çaresiz genç insanları değil, tüm toplumu bu sinir rahatsızlığı hakkında eğitmek üzere kolları sıvayacaktır.

Yönetmen Jones bu sıcak ve duygulu yaşam öyküsünü konvansiyonel bir biyografi olarak beyazperdeye taşımış. Bafta töreninde ‘Yükselen Yıldız – Rising Star’ ödülüne, güçlü rakiplerinden sıyrılarak en başarılı erkek oyuncu ödülünü de ekleyerek gecenin ilgi odağı haline gelen Aramayo etkileyici John Davidson yorumuyla kalpleri fethederken, anne Heather’da Henderson, Davidson’a kucak açan Dottie’de Peake ve de Cannes’da ödüle layık görüldüğü ‘Benim Adım Joe / My Name Is Joe’nun (1998) unutulmaz aktörü Mullan birinci sınıf yorumlarıyla seyir keyfi yaşatıyor.

Tüm engellere rağmen ‘normal’ bir hayat kurma mücadelesini güçlü bir dille anlatan filmi izledikten sonra ‘Tourette Sendromu’nun çaresizliğine tutsak olmuş bireylere çok daha sevecen bakacağınızı ve onlarla aranızdaki engelleri kaldıracağınızı umuyorum. Onlar dünyaya ve olan bitene dürüstçe tepki veriyorlar çünkü. Bu denli ürkütücü karşılanmaları, bizlerin toplum önünde kısıtladığımız davranışları, bastırdığımız duygu ve düşünceleri açık yüreklilikle dile getirmelerinden kaynaklanıyordur belki de. Ne dersiniz?
(29 Nisan 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com