Nostaljik Yaz Şenliği Devam Ediyor

Nostaljik Yaz Şenliği, Eylül ayında da devam ediyor. Şenlik, 3 şehirde, 6 sinemada, 13 önemli yönetmenin 28 klasik filmiyle izleyiciyle buluşacak. Bu ayki programda Marjane Satrapi, Wim Wenders, Federico Fellini, Nuri Bilge Ceylan,  Michelangelo Antonioni, Hayao Miyazaki, Zeki Demirkubuz ve Gaspar Noe gibi yönetmenlerin sevilen filmleri 01 Eylül – 01 Ekim tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak. Gösterimler İstanbul’da Beyoğlu Atlas 1948, Mecidiyeköy Biletinial Torun Center, Kadıköy Sineması ve Caddebostan CKM Sineması’nda, Ankara’da Kült Kavaklıdere Sineması’nda, İzmir’de ise Karaca Sineması’nda yapılıyor. Biletler sinema gişeleriyle biletinial.com’da.

Nostaljik Yaz Şenliği Devam Ediyor yazısına devam et

Angela Merkel’in Tüm Dünyada Büyük Ses Getiren Anıları, Özgürlük İlk Kez Türkiye’de

Angela Merkel’in siyasi yaşamını ve Almanya’nın yakın tarihine damga vuran şansölyelik yıllarını anlattığı Özgürlük: Anılar 1954 – 2021, Kadim Yayınları etiketiyle Türkçede yayınlandı ve okurla buluşuyor. Angela Merkel’in Beate Baumann ile birlikte kaleme aldığı kitap, yalnızca bir siyasetçinin anıları değil, aynı zamanda Avrupa’nın son yıllarda yaşadığı büyük dönüşümlere içeriden bir tanıklık niteliğinde. Doğu Almanya’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarından Berlin Duvarı’nın yıkılışına, bilim insanlığından siyasete uzanan yolculuğundan Almanya’nın ilk kadın şansölyesi oluşuna kadar Angela Merkel, kendine has kişisel hikâyesini yakın tarihin en önemli dönemeçleriyle birlikte anlatıyor.

Angela Merkel’in Tüm Dünyada Büyük Ses Getiren Anıları, Özgürlük İlk Kez Türkiye’de yazısına devam et

Sadan Hanım’ın Anılarıyla Yaşadığı Vahşi Kovalamaca

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’nde, ülkemizde Alzheimer farkındalığını artırmayı amaçlayan dramatik destekli bir belgesel film gösterime girecek. 25 sinema salonunda izleyiciyle buluşacak olan Sadan Hanım adlı bu yapım, ileri evredeki gerçek bir kadın Alzheimer hastası Sadan Ünüvar’ın onayı ve yardımlarıyla çekildi. Filmin yönetmeni Göksel Gülensoy, ülkemizde belgesel sinema türüne yaşamının 30 yılını vermiş bir isim. Gülensoy, 2010’lardan itibaren Alzheimer’ın hastalar ve ailelerinde yol açtığı yıkıma odaklandı. Öyküsünün odak noktasına oturttuğu kişi ise yine bir Alzheimer hastası, o sıralarda 70’li yaşlarında olan kayınvalidesi Sâdan Ünüvar’dı.

Sadan Hanım’ın Anılarıyla Yaşadığı Vahşi Kovalamaca yazısına devam et

Apokaliptik Bir Gelecekte / Köpek ve Yıldızlar

Peter Heller’ın bizde de yayımlanan romanı ‘Köpek ve Yıldızlar / The Dog Stars’ Amerikan nüfusunun önemli bir bölümünü yok etmiş bir pandemi sonrasında yaşananları anlatır. New York’lu yazarın 2012 yılında piyasaya çıkmış olan kitabı tüm dünyanın tam sekiz yıl sonra Corona virüsüyle yüzleşmesinin bir ön işareti gibidir. Neyse ki bizler bu salgını büyük zayiat vermeden atlattık, ancak Heller’in apokaliptik evreninde hayatta kalma savaşı verenler o kadar şanslı değiller.

Hollywood sinemasının baba yönetmenlerinden Ridley Scott’ın aynı adla çektiği, hayli yakın bir gelecekte (tam olarak 2035 yılında) geçen öyküde, karısını bir salgında yitiren Hig (Jacob Elordi) keşif uçaklarından oluşan hangarın bitişiğinde can dostu köpeği Jasper ve asker eskisi Bangley (Josh Brolin) ile birlikte hayata tutunma mücadelesi vermektedir. Her an tetikte ve nöbettedirler çünkü hayatta kalanlar yiyecek, su ve barınma ihtiyaçları için yakındaki ormanlık araziden süzülmek suretiyle her daim tehlike oluşturabilmektedir.

Dünyada güvenilecek hiç kimse kalmamıştır. Hig günlerini keşif uçağına binip etrafı kolaçan ederek geçirir. Şehre inerek ıssız mekanlardan yiyecek, içecek, ilâç, benzin temin eder. Sessiz kırsalın görece güvenli bir köşesine sığınmış Mennonitlere yardım eder. Dağ göllerinde balık avlar, Jasper ile birlikte yitirdiği sevdiklerinin anısına adlandırdığı yıldızlara içini döker.

Özgün roman olay örgüsünden ziyade Hig’in iç dünyasına, düşüncelerine ve duygularına odaklanan parçalı anlatımıyla bir anı defteri gibidir. Mücadeleci ruhlu ama aynı zamanda hayalperest olan ana karakterin ağzından aktarılan akıcı, lirik ve doğa tasvirleriyle zenginleştirilmiş bir üslûba sahiptir. Bizde gösterime girmeyen David Fincher filmi ‘Mank’ (2020) ile bir Oscar’ı da bulunan Erik Messerschmidt’in kamerası filmin ilk bölümünde bu minvalde büyüleyici bir görsel sunuyor ve kıyamet ertesi uçsuz bucaksız kırsala sığınmış bir avuç insanın huzuru doğada bulmalarının resmini başarıyla çekiyor. Bizler de doksanlı yaşlarına merdiven dayamış kurt sinemacının aksiyondan uzak bir gelecek evreninde huzur bulduğunu düşünür gibi oluyoruz. Ancak bu bir Hollywood yapımıdır. Dışardan gelecek kötülük ve vahşet Hig ve dostlarının izole dünyasını işgale niyetlendiğinde kızılca kıyamet kopar, genç adamın hala var olduğuna inandığı umudu ve insanlığı bulmak uğruna bilinmeyene doğru doğru çıktığı yolculukta başına gelmeyen kalmaz. Bu keşif gezisinin tek kazancı salgında kocasını yitirmiş Cima (Margaret Qualley) ile pederi Pops (hayli yaşlanmış Guy Pearce) olacaktır.

‘Köpek ve Yıldızlar’ temel aldığı özgün romanın izinde halüsinatif bir kıyamet ertesinin huzurlu dinginliğinde başlıyor, ancak çok geçmeden siz deyin ‘Mad Max’, ben diyeyim ‘Walking Dead’, ‘Last of Us’ serileri ya da daha da öncesini eşelersek John Wayne’li kovboy filmlerinin dünyasına uzanan bir aksiyon sinemasından nasibini alıyor. Neonazi görünümlü saldırganların at üzerinde okla, silahla, kızılderili narasını andırır çığlıklarla hücum ettiği sahnelerde ise bilinçli ya da bilinçsiz Amerikan Westernlerinin ayrımcı kalıpları akla düşüyor.

Hataları ve sevaplarıyla Ridley Scott ustanın ahir ömründe kotardığı, müziğinden görüntülerine geniş perdede sinema keyfi veren bu şimdilik son filmi, Gregory Peck ile yarışan gösterişli fiziğiyle başrolde boy gösteren yeni kovboy Elordi’nin yükselişine de tanıklık etmek için rahatlıkla izlenebilir.

(30 Ağustos 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Mahsun Karaca’dan Yeni Film: Ben Sana İnanıyorum

Sosyal medyada yarattığı Röportaj Adam karakteriyle geniş kitlelere ulaşan, ardından sinema ve dijital projeleriyle kariyerini sürdüren Mahsun Karaca, yeni filmi, komedi ile suç dünyasını bir araya getiren hikâyesiyle dikkat çeken Ben Sana İnanıyorum ile beyazperdeye dönmeye hazırlanıyor. MGX Film ve Safe Medya ortaklığında gerçekleşen, Ömer Faruk Sorak’ın yöneteceği filmin oyuncuları, çekimler öncesinde yapılan okuma provasında bir araya geldi.

Mahsun Karaca’dan Yeni Film: Ben Sana İnanıyorum yazısına devam et

Oğlan Kıza Rastlar / Sadece Bir Gece

Romantik güldürülerin yeni siması Will Gluck’un imzasını taşıyan ‘Sadece Bir Gece / Only One Night’ türün tutkunlarını şaşırtacak hikâyesiyle son haftaların belki de en eğlenceli yapımı olarak dikkat çekiyor. Trump sonrası yakın geleceğin baskıcı polis devletinde evlilik öncesi cinsel ilişki kurulması kanun yoluyla yasaklanmıştır. Her bireyin bileğine takılı biyomedikal çipler vasıtasıyla kural ihlâlinde bulunan bekâr çiftlerin tutuklandığı bu sistemde yılın 12 saatle sınırlı tek bir gününde sınırsız seks özgürlüğü bahşedilmiştir.

‘Arınma Gecesi / The Purge’ serisinin adını anıyorsanız tam üstüne bastınız. Bir gece boyunca öldürme iç güdüsünü sınır tanımadan tatmin etme imkânı veren ve kişisel olarak haz duymadığım kanın oluk gibi aktığı bir vahşet gösterisine dönüşen bu seriden ilham almışa benzeyen bu cin fikir, bu defa bir diğer temel iç güdü üzerinden yol alıyor. Gluck ve senaryo yazarı Travis Braun’un bugün dünyanın farklı coğrafyalarını tehdit eden faşist devlet olgusunu eleştirmek gibi bir niyeti olmadığı, hınzır ikilinin matrak bir ütopyaya imza atmak istedileri besbelli. İngiliz asıllı kız arkadaşının o kutsal gecenin tadını başka bir erkekle çıkarmak için terkettiği pizza dükkânı sahibi Owen (Callum Turner) ile boşta olan ve o gece için partner arayışına çıkan Allie’nin (Monica Barbaro) ‘Harry ile Sally’ misali karşılaşıp romantik bir ilişkiye adım atmalarını baştan beri bekliyorsunuz. Günümüz Amerikan sinemasının bu iki yetenekli oyuncusunun görünürde kimyaları da tutmuş görünüyor. Amma velâkin türlü terslikler fil kulaklı Owen ile cazip Allie’nin birlikte olmalarını uzunca bir süre engelliyor.

Kısıtlı saatler içinde gelişen olaylar, yılın romantizmden en uzak gecesinde romantik bir ilişki bulmanın zorluğunu daha da zorlaştırıyor. Gluck bir ‘romantik komedi’ çektiği fikrine hayli uzun bir süre direniyor. Ve böylece, lisanslı yapay zekâ seks odalarının tasarlandığı gecede hınzır bir seks komedisinin tüm pervasızlığına dalıveriyoruz. Evlilik dışı cinsel birliktelikte korunmanın ana şart olması nedeniyle ‘prezervatif’ altın misali kıymete biniyor örneğin. Kimileri rahatsız olmuş belki ama şahsım adına, New York caddelerinde prezervatif arayışının sürdüğü bu sekansın kültleşeceğine inananlardanım.

Sözün kısası, bahsi geçen vahim baskının toplumsal boyutu ile ilgilenmemeyi yalnızca eğlendirmeyi seçmiş olan Gluck’un filmi, James Bond adayları arasında adı geçen karizmatik Turner ile ‘Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez / A Complete Unkown’daki Joan Baez yorumuyla Oscar adayı olmuş billur sesli Barbaro’nun tutmuş cinsel kimyalarıyla gayet hoşça vakit geçirten bir seyirlik olmuş. Bu kadarı bana yeter diyorsanız.

(29 Ağustos 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Hatice Keltek Yazıyor: Özgürlük mü, Kaçış mı? Karavan Hayatının Psikolojisi

Oscar ödüllü Nomadland (2020), eşini ve yaşadığı kasabayı kaybettikten sonra karavanıyla yollara düşen Fern’in hikâyesini anlatıyor. Film, bir insanın evini kaybettiğinde geride ne bıraktığını, yanında ne taşıdığını ve yasın insanı nereye götürdüğünü soruyor. Belki de Nomadland, gitmenin her zaman özgürleşmek, kalmanın da her zaman vazgeçmek olmadığını hatırlattığı için önemli. Çünkü insan nereye giderse gitsin, içinde taşıdığı hikâyeden … Devamı…»

Üsküdar’da Açık Hava Sinema Günleri, Sihirli Orman: Peri Kraliçesi ile Devam Ediyor

Üsküdar Belediyesi’nin “Üsküdar’da İzler İken” etkinlikleri devam ediyor. Açık hava sinema gösterimleri kapsamında Sihirli Orman: Peri Kraliçesi filmi, 07 Eylül Pazartesi günü Yavuztürk İlkokulu’nda çocuklar ve ailelerle buluşacak. Üsküdar Belediyesi, etkinliklerini ilçenin farklı noktalarına taşımaya devam ediyor. Çocukları renkli bir sinema dünyasıyla buluşturacak gösterim, ailelerin de birlikte keyifli bir akşam geçirmesine imkân sağlayacak.

Üsküdar’da Açık Hava Sinema Günleri, Sihirli Orman: Peri Kraliçesi ile Devam Ediyor yazısına devam et

Dağ Gibi Arkanızdayız

Allianz Türkiye’nin, Erzurum Palandöken’deki kız çocuklarını kayak sporuyla buluşturmak ve desteklemek amacıyla hayata geçirdiği Dağ Gibi Arkanızdayız projesi, belgesele dönüştü. Gökçe Kaan Demirkıran’ın yönettiği film, dünya prömiyerini 22 Ağustos’ta Sırbistan’da düzenlenen 15. FICTS Zlatibor Spor Filmleri Festivali’nde gerçekleştirecek. Festivalin yarışma finalistleri arasına seçilen belgesel, En İyi Belgesel Ödülü için de yarışacak.

Dağ Gibi Arkanızdayız yazısına devam et

Şehirlere Bombalar Yağarken / Kuşatma Kayıtları

‘İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırımın sizler de ortağısınız. Bu gerçeği idrak edecek kadar aklınız olduğunu umuyorum’. Şubat ayında düzenlenen 76. Berlin Film Festivali’nin ‘Perspektifler’ seçkisinde gösterilen ‘Kuşatma Kayıtları / Chronicles from the Siege’ ile en başarılı ilk film ödülünü kazanan filmin yönetmeni Abdullah El-Katip tarafından Alman hükümetine karşı sarfedilmişti bu cümleler. Filistin – Suriye kökenli sinemacının bu sözleri üzerine orada bulunan Alman Çevre Bakanı Carsten Schneider’in salonu terk ettiğini biliyoruz. İşte bu olaylı yapım yeni mevsimin ilk güzel sürprizi olarak Bir Film dağıtımıyla ülkemiz sinemalarında gösterime giriyor.

El-Katip 2021 yılında çektiği ‘Küçük Filistin: Bir Kuşatmanın Günlüğü’ adlı belgesel ve iki kısa filminin ardından bu ilk uzun metrajıyla, kuşatma altındaki insanların hayatına kurban ya da kahraman olarak değil, tüm çelişkileriyle herkes gibi sıradan insanlar olarak odaklanmış. Yermük’teki Filistin mülteci kampında bizzat yaşadıklarından yola çıkarak, şehirlere roketler yağarken kargaşanın göbeğindeki gündelik hayatın peşine düşmüş.

‘Kuşatma maddi olarak bedenleri kıstırırken, manevi olarak ruhları esir alır. Saatleri susturan, zamanı durduran kuşatmanın hedefi bedenden önce ruhtur. İnsanı hemen öldürmez, hafızayı parçalara bölününceye kadar çarpıtır ve kişiyi koruyacak anıları olmadan çıldırmanın eşiğine getirir’. Bu dizeler yaşlı Arafat’a (Nadeem Rimawi) aittir. Filmi oluşturan beş kısa hikâyenin ilkinde, meydanda dağıtılan ekmeğini çaldırdığı için aç bilâç yıkık dökük evine dönen ihtiyarın bir damla su, bir kırıntı yiyecek arayışından yorgun düşüşüne tanıklık ederiz. Yardım amaçlı bile olsa, kapısını çalan herkesi düşman addedecek kadar şuurunu yitirmiştir.

İkinci öyküde, kısa bir ateşkes arasında gecenin buz gibi soğuğundan korunmak için yakacak bir şeyler peşine düşmüş Leyla (Saja Kilani), Yusuf (Samer Bisharat), Muhammed (Ahmad Kontar) ve Firaz’ın (Ahmed Zitouni) bitişikteki marangozhane yerine yanlışlıkla Arafat’ın video dükkanına dalar. Sinema aşığı yaşlı adamın arşivini bin bir emekle oluşturduğu bir zamanların anlı şanlı mekânı, tozlu rafları kasetler, yıkık duvarları kült filmlerin afişleriyle donanmış olan ‘Doğu Videotek’ direnişte görevli dört arkadaşın anılarını canlandırmıştır. Bir sigara bulup ortaklaşa fırt çekerken, dükkânın kayıt defterinde kiraladıkları kasetlerin izini sürerler. Erkekler ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ kod adıyla porno kaset kiraladıkları geçmiş güzel günlerin hınzır hatırasıyla keyiflenmiştir.

Üçüncü ve en kısa bölümde televizyon, buzdolabı benzeri çoğu kırık dökük eşyayı bir adet sigara karşılığında satmak üzere meydanda toplanmış insanlar arasındayızdır. Kaçakçı Salih’in (Idir Benaibouche) aldıkları karşılığında herkesin bir fırt çekmesi için verdiği tek cigara yönetmen El-Katip’in canlandırdığı açıkgöz hırsız tarafından kapıp kaçırılacaktır.

Kuşatma her şeyin kıymetini değiştirmiş, medeniyetin değerleri komik hale gelmiştir. Yine kuşatma altında eskiden daha az önemsenen şeyler kıymete binmiş, savaşın getirdiği yoksunluk yeni değerler yaratmıştır. İnsanlar açlık ve yetersiz sağlık hizmetleriyle mücadele ederken umarsızca aşkı, dostluğu, küçücük bir mutluluğu aramayı sürdürmektedir. Dördüncü öykü bu anlamda hem hazin hem de komiktir. Birleşmiş Milletler yardım ekipleriyle çalışan Fares (Emad Azmi) roket yememiş, göreceli olarak birçok imkâna sahip dairesinde Huda (Maria Zreik) ile buluşmaya hazırlanmaktadır. Bir lokma irmik helvası yiyebilmek ve kısa da olsa bir erkekle hoşça vakit geçirmek için tehlikeli bir yol katetmiş olan genç kadın ile Fares’in hevesi, civardaki patlamaların, kapının sürekli çalmasının ve de geciktirici spreyin beklenmedik azizliğine uğrayacaktır.

Bu trajikomik hikâyenin ardından tüm epizodların ana karakterlerinin toplanacağı hastanede ise bir can pazarı yaşanmaktadır. Ölen bir arkadaşın kanı yeni doğmuş bebeğin annesine verilirken zaman durmuş, kelimeler kifayetsiz kalmıştır.

‘Kuşatma Kayıtları’ Hollywood’un çok sevdiği apokaliptik bir geleceği anlatan bilim kurgu yapımlarının karanlık atmosferinden çok da farklılaşmadan, bugünkü dünyamızda Orta Doğu’da ya da başka iklimlerde yaşanan acı gerçekleri bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Almanya’da yaşayan mülteci sinemacı, değerlerin altüst olduğu bir savaş ve yoksunluk ortamında en büyük direnişin zor da olsa ‘insan kalabilmek’ olduğunun altını ustalıkla çiziyor.

(27 Ağustos 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Türkiye’nin Gastronomi Hikâyeleri Sinema ile Dünyaya Açılıyor

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonunda izleyiciyle buluşan Agop’un Kaz’ı (Agop’s Goose), IGCAT Food Film Menu 2026’da Young Director (Genç Yönetmen) kategorisinin kazananı oldu. İlyas Okşit imzasını taşıyan kısa belgesel, Kars’ın gastronomi hafızasını ve güçlü yerel kültürünü merkezine alıyor; Kars kazını yalnızca bir yemek olarak değil, iklim, coğrafya, üretim, gündelik yaşam ve kültürel kimlikle iç içe geçmiş bir değer olarak ele alıyor. IGCAT Food Film Menu’de “Kars, Türkiye” başlığı altında sunulan filmin bölgenin yemek kültürüyle kurduğu güçlü bağ jüri değerlendirmesinde öne çıkan unsurlar arasında yer aldı.

Türkiye’nin Gastronomi Hikâyeleri Sinema ile Dünyaya Açılıyor yazısına devam et

Dinçer Gökçe, İlk Şiir Kitabı Yüzler ile Okurla Buluşuyor

Finans, sigorta ve gayrimenkul sektörlerinde uzun yıllara uzanan profesyonel kariyerini sürdürmekte olan Dinçer Gökçe, hayatın farklı dönemlerinde kaleme aldığı şiirlerini ilk kitabı Yüzler’de bir araya getirdi. Dinçer Gökçe; insanı, hayatı ve geride bıraktığımız izleri sevinçler, kırgınlıklar, özlemler, vedalar ve hatıralar üzerinden anlatırken, yıllardır kendisine eşlik eden şiir yolculuğunu ilk kez okurlarla paylaşıyor. Kimi zaman bir yolculukta, kimi zaman sessiz bir akşamda, kimi zaman ise tek bir cümlenin çağrıştırdığı duyguyla başlayan dizeler… Gökçe’nin yıllardır hayatın akışı içinde tuttuğu notlar ve yazdığı şiirler, Yüzler ile ilk kez bir kitapta buluşuyor.

Dinçer Gökçe, İlk Şiir Kitabı Yüzler ile Okurla Buluşuyor yazısına devam et

Ruhlar Bölgesi: Aramızdalar Filmi Paribu Cineverse Emaar’daki 4DX Ön Gösteriminde İlk Kez İzleyici Karşısına Çıktı

Paribu Cineverse, sinema dünyasının heyecanla beklediği yapımları izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Korku türündeki merakla beklenen Ruhlar Bölgesi: Aramızdalar (Insidious: Out Of The Further), 18 Ağustos Salı günü Paribu Cineverse Emaar 4DX Salonu’nda düzenlenen özel bir etkinlikle ön gösterim yaptı. Davetliler, Paribu Cineverse’ün Emaar 4DX Salonu’nun sunduğu çok boyutlu atmosferde filmi vizyon tarihinden önce izleme şansı yakaladılar. Filmin yoğun korku atmosferini iliklerine kadar hisseden sinemaseverler, Öte’nin karanlık dünyasından gerçek dünyaya taşınan tüyler ürpertici varlıklara en ön sıradan tanıklık ettiler.

Ruhlar Bölgesi: Aramızdalar Filmi Paribu Cineverse Emaar’daki 4DX Ön Gösteriminde İlk Kez İzleyici Karşısına Çıktı yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu