Soğuk Soygun

Daniel Calparsoro’nun yönettiği ve Antonio Resines, Natalia Azahara, Anriana Torrebejano ile Roger Casamajor’nun oynadığı Soğuk Soygun (Mikaela), 03 Nisan 2026’da Özen Film dağıtımıyla Özen Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Bayram arifesi akşamında İspanya’yı büyük bir kar fırtınası etkisi altına alır, Trafik felç olur, insanlar araçlarında mahsur kalırlar. Karanlık ve soğuk gece kaosa dönüşmüştür. Trafikte mahsur kalan araçlar arasında para dolu zırhlı bir banka aracı vardır, Azılı bir hırsız grubu durumu ani bir planla fırsata çevirmek ister. Kar fırtınası altında geçen, soygun, aksiyon ve gerilim dolu sahneleriyle soluksuz izlenen bir takip filmi.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Soğuk Soygun yazısına devam et

Altın Ayı Ödüllü İlker Çatak Filmi Sarı Zarflar, 27 Mart’ta Türkiye’de Sinemalarda

İlker Çatak’ın 76. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü alarak tarihi bir başarıya imza atan yeni filmi Sarı Zarflar, 27 Mart 2026 Cuma günü Türkiye’de vizyona giriyor ve sinemaseverlerle buluşuyor. Özgü Namal ve Tansu Biçer’in performanslarıyla dünya basınında büyük yankı uyandıran ve yılın en çok beklenen yapımları arasında yer alan film, bir ailenin idealleri ile hayatta kalma arzusu arasındaki etik ve politik yol ayrımlarını merkezine alıyor. if… Productions, Haut et Court ve Liman Film ortaklığında çekilen Sarı Zarflar, 05 Mart’ta Almanya’da, 01 Nisan’da da Fransa’da gösterime çıkarılıyor.

Altın Ayı Ödüllü İlker Çatak Filmi Sarı Zarflar, 27 Mart’ta Türkiye’de Sinemalarda yazısına devam et

Süper Mario Galaksi Filmi’nin Ana Afişi ile Türkçe Alt Yazılı ve Dublajlı Yeni Fragmanı Yayınlandı

Ana afişi ile Türkçe alt yazılı ve dublajlı yeni fragmanı yayınlanan Süper Mario Galaksi Filmi, Super Mario Bros. dünyasına dayanan bir animasyon filmi ve 2023’te vizyona girip dünya çapında 1,3 milyar doların üzerinde hasılat elde eden Super Mario Kardeşler Filmi’nin devamı. Hem 2023 yılı yapımı film hem de Süper Mario Galaksi Filmi, Illumination’dan Chris Meledandri ve Nintendo’dan Shigeru Miyamoto tarafından yapımcılığı üstlenilen projeler. Süper Mario Galaksi Filmi’nin yönetmenliğini geri dönen isimler Aaron Horvath ve Michael Jelenic üstleniyor. 01 Nisan’da vizyona girecek filmin senaryosu Matthew Fogel’e, müzikleri ise Brian Tyler’a emanet.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız: 5 / 6
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Süper Mario Galaksi Filmi’nin Ana Afişi ile Türkçe Alt Yazılı ve Dublajlı Yeni Fragmanı Yayınlandı yazısına devam et

Dedektif Reptır: Birlikte Gülelim Galası Karnaval Havasında Geçti

TRT Çocuk ekranlarında 52 bölüm boyunca yayınlanan ve çocukların büyük ilgi ve tutkuyla takip ettiği Dedektif Reptır adlı TV dizisinin sinema uyarlaması Dedektif Reptır: Birlikte Gülelim filminin galası renkli ve neşeli görüntülere sahne oldu. Ailelerin ve çocukların yoğun ilgi gösterdiği filmin galası adeta karnaval havasında gerçekleştirildi. Çocuklara pamuk şeker ve patlamış mısır ikram edilen gala gecesinde, orkestranın çaldığı neşeli müziklerle minik misafirler ve aileleri doyasıya eğlendi. Filmin yapımcıları olan Emre Karayel ve Gizem Karayel çifti, galada oğulları Can ve aileye yeni katılan 5 aylık bebekleri İlke ile birlikte davetlileri karşılayarak aile saadeti yaşadılar.

Dedektif Reptır: Birlikte Gülelim Galası Karnaval Havasında Geçti yazısına devam et

Rayların Ötesinde

Cenk İzgören’in yönettiği ve Mine Doğan, Ahmetcan Özer, Remzi Çetinkaya ile Kudret Dönmez’in oynadığı Rayların Ötesinde, 13 Mart 2026’da MC Film dağıtımıyla Ötüken Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Reklamcılık yapan Başak, kanserle yıllardır süren savaşını kaybetmektedir. Rakiplerinden ve sosyal çevresinden uzakta, sessiz bir kasabada trenin önüne atlayarak intihar etmeyi planlar. Ancak hat çökmüştür, onu ölüme götürecek tren bir türlü gelmez. Rayların arasında, çiftçilerin ekinlere zarar verdikleri için sıcakta ölüme terk ettikleri kaplumbağalarla karşılaşır. Ölümün sessizliğini ararken, hayatın tuhaf ve belirsiz yüzü yavaşça karşısına çıkar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Rayların Ötesinde yazısına devam et

Can Yayınları Mart Kitaplarını Duyurdu

Can Yayınları, Mart ayı yayın programını açıkladı. Bu ayın programında da çağdaş, modern ve klasik edebiyattan nitelikli eserler yer alıyor. Latife Tekin’in yeni romanı Para Gürültüsü çağın finans dili içinde sıkışan insanı odağına alırken, Natsuko İmamura Ağaca Dönüşen Kız’da toplumun kıyısındaki kadınların dokunaklı hikâyelerine eğiliyor. Ayın diğer kitapları arasında Susan Taubes’in Boşanma, Christian Kracht’ın Ölüler, Abdullah Ezik’in Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi, Yukio Mişima’nın Güneş ve Çelik ile Yasak Renkler, Desiderius Erasmus’un Özgür İrade Üzerine ve Thomas De Quincey’nin İngiliz Posta Arabası adlı kitapları var.

Can Yayınları Mart Kitaplarını Duyurdu yazısına devam et

Senden Geriye Kalan: Büyük Bir Dünya

Vanessa Caswill’in yönettiği ve Maika Monroe, Tyriq Withers, Rudy Pankow ile Lainey Wilson’un oynadığı Senden Geriye Kalan (Reminders of Him) Severek evlendiği erkeği bir trafik kazasında kaybedince bütün suçu üstlenen Kenna (Maika Monroe), hapiste doğurduğu ancak eşinin anne babasının yanında büyüyen çocuğunu görmek için kente döner. Kocası Scotty’nin (Rudy Pankow) anne babası doğal olarak Kenna’ya tepkilidir. Ancak en yakın arkadaşı Ledger (Tyriq Winters) başta tepki duyarken, kadının duygusallığını ve gerçek yaşananları öğrenince onun yanında yer alır.

Tipik, komedisi de olan duygusal bir film. Bir romandan uyarlanmış. Yönetmen Vanessa Caswill, neredeyse hiçbir atraksiyona yer vermeden, olanca içtenliğiyle, alabildiğine yumuşak, yalın bir film sunmuş bize. Uzun zamandır böylesi duygusal film izlemediğimizden (hiç mi yok-tu diyeceksiniz, tabii ki var ama bunun kadar etkileyici olanı, doğrudan insanın içine işleyeni çok seyrek) bu filmin sakin, yalın anlatımı, oyuncularının içtenliği duygusallığı daha bir sevdiriyor filmi.

Anne çocuk duygusallığı, çocuk sevgisi, çocuk sorgulaması, ailelerin (genellikle kaynanalar çocuklarını eşlerine layık görmezler) katı bakışlı kırıcılığı, iki genç insanın yalın ilişkisi, yasak aşk ikilemi hepsi bir arada, belki biraz uzun ama dozu kıvamında yer alıyor.

Bir dönüp kendinize (hadi, genişletelim çemberi), çevrenize, ülkenize bakıyorsunuz… kadın cinayetleri, akran zorbalığı, trafik magandalığı arasında hiç gülümseyen bir yüz bile göremediğiniz için filmin olası hatalarını görmezden geliyorsunuz. Ledger, çok yakın arkadaşı Scotty’nin eşini görmemiş olabilir ama trafik kazası sonrası hiç mi haber takip etmez, arkadaşının ölümüne yol açan kazayı yapan kişiyi hiç mi merak etmez! Aklınıza takılsa bile uzaklaştırıyorsunuz hemen, buna benzer küçük aksamaları…

Oyuncular, sanki yaşıyorcasına rahat ve doğal… Müzik de öyle… Bir duygusallığı yaşamak isteyenler için…

(12 Mart 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Örsçelik Balkan 7. Kısa Film Festivali

Örsçelik Balkan 7. Kısa Film Festivali kapsamında Karaköy Rotary Kulübü Örsçelik Balkan Kısa Film Yarışması düzenleniyor. Yarışma kapsamında, sanatsal etkinlikler yoluyla; Atatürk’ün başlatmış olduğu kültür devrimi yolculuğuna; sanat kavramının kapsayıcı, etik, estetik, insani ve benzeri değerleriyle üretilen etkili kısa filmler yoluyla farkındalık katmak, toplum yaşamının kalitesini artırmak, bu bağlamda yurttaşların, sanatçılar ve sanat eserleriyle buluşmasını sağlamak amaçlanıyor. Ödül ve gala töreni 07 Nisan 2026 tarihinde Tepebaşı Pera Müzesi’nde gerçekleştirilecek olan yarışmaya son film gönderim tarihi 20 Mart 2026 olarak belirlendi.

Örsçelik Balkan 7. Kısa Film Festivali yazısına devam et

Sevimli Kahraman Dedektif Reptır Beyazperdede

Yapımını Üç Artı Prodüksiyon, yapımcılığını Emre ve Gizem Karayel’in üstlendiği Türkiye’nin ilk gerçek zamanlı kukla dedektiflik serisi Dedektif Reptır beyazperdeye taşınıyor. Daha önce TRT Çocuk ekranlarında yayınlanan ve çocukların kalbinde taht kuran serinin sinema filminden fragman yayınlandı. Minik izleyicilerin ilgiyle takip ettiği Dedektif Reptır: Birlikte Gülelim, TME Films dağıtımıyla 13 Mart’ta sinemalarda yerini alacak. Dedektif Reptır ve ekibi, kendilerine gelen birbirinden ilginç vakaları çözmek için soluksuz bir maceraya atılıyor. Gizemli olayların izini süren ekip, karşılarına çıkan engelleri takım ruhu ve problem çözme yetenekleriyle aşıyor.

Sevimli Kahraman Dedektif Reptır Beyazperdede yazısına devam et

Disney Filmi Hoplayanlar (The Hoppers) Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi

Paribu Cineverse, yönetmen koltuğunda Daniel Chong’un oturduğu Disney filmi Hoplayanlar’ın galasını Paribu Cineverse Kanyon salonunda gerçekleştirdi. Sinemaseverler ve her yaştan animasyon tutkununun yoğun ilgi gösterdiği gecede, insan ve hayvan dünyasını birleştiren bu yenilikçi hikâye büyük bir heyecanla karşılandı. Film; bilim insanlarının, insan bilincini gerçekçi robot hayvanlara aktarmanın bir yolunu keşfetmesi sonrası hayvansever Mabel’ın bilincini bir kunduza aktararak hayvanlar aleminde bir serüvene çıkmasını konu ediniyor.

Disney Filmi Hoplayanlar (The Hoppers) Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi yazısına devam et

Hem Yapımcı Hem Oyuncu Hem de Oynatıcı: Bu İş Bizim İçin Bir Sevdaydı

Dedektif Reptır, 13 Mart Cuma günü beyazperdede izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Filmin yapımcılığını ve oyunculuğunu üstlenen Emre Karayel, projeyi ilk kez eşi Gizem Karayel ve ekibiyle birlikte izledi. Vizyona sayılı günler kala heyecanını dile getiren Karayel, “Çok heyecanlıyız. Vizyona giren bir filmde yapımcı, oyuncu ve de oynatıcı olmak acayip heyecanlıymış. Günler geçmek bilmiyor. İlk izlemeyi yaptık, gerçekten çok sevdim. Emeğimizin karşılığını inşallah alırız.” dedi. Çocukluk yıllarına da değinen Karayel, “Biz The Muppet Show ile büyüdük. Tiyatro bölümünden mezun olduktan sonra kukla dersleri aldım. Bu iş bizim için bir sevdaydı.” dedi.

Hem Yapımcı Hem Oyuncu Hem de Oynatıcı: Bu İş Bizim İçin Bir Sevdaydı yazısına devam et

Festival Fırtınası Estiren Tavşan İmparatorluğu 06 Mart’ta Vizyonda

Yönetmenliği ve senaristliği Seyfettin Tokmak’ın üstlendiği, yetişkin dünyasının acımasız kurallarına karşı çocukça bir cesaretle direnen 12 yaşındaki Musa’nın hikâyesini anlatan, katıldığı her festivalden ödüllerle dönen Tavşan İmparatorluğu 06 Mart 2026 Cuma günü sinemaseverlerle buluşuyor. CJ ENM tarafından dağıtılan filmin başrollerinde Alpay Kaya, Sermet Yeşil, Perla PalamutçuoğullarıKubilay Tunçer ve Emrullah Çakay’ın yer aldığı, görüntü yönetmenliğini Claudia Becceril Bulos’un, sanat yönetmenliğini Tora Aghabayova’nın, kurgusunu ise Vladimir Gojun’un üstlendiği filmin müziklerinde usta müzisyen Erkan Oğur’un imzası bulunuyor.

Festival Fırtınası Estiren Tavşan İmparatorluğu 06 Mart’ta Vizyonda yazısına devam et

Dikkat: Kıyamet!

Bilimsel araştırmalar, her nerede ve ne amaçla yapılırsa yapılsın hiç beklenmeyen (daha doğrusu umulmayan) sonuçlar elde edilebilir. Duymuşsunuzdur muhakkak, uzay araştırmaları için yapılan bir araştırma sonucu yapışmayan tava bulunması, mide için ilaç üretimi araştırmalarında alzheimer için kullanılabilecek bir ilacın keşfi vb…

Bu kez, bilimsel bir araştırma için gönderilen uzay aracının atmosfere girerken patlaması sonucu bir mantar mutasyonunun yarattığı tehlike anlatılıyor. “Soğuk Depo” denmesinin nedeni, yeraltında saklanan mantarın küresel ısınmanın da etkisiyle (küresel ısınma ve fosil yakıtların başımıza açtıkları yetmiyor sanki… Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısının da aynı nedenden kaynaklandığını biliyoruz) “uyanması” ve kitlesel ölümlere yol açacak olması… “Kıyamet” ise adı üstünde… felâket.

Jonny Campbell’in senaryosunu David Koepp ile yazıp yönettiği film, gerçek bir olaya dayanıyor-muş- giriş jeneriğinde yazdığına göre. Doğrudur, benzer olaylar yaşanmıştır, ama gerçeklik kurmaca ile buluşunca “hakikat” uzak duruyor. Rob Collins, Sossie Bacon, Leam Neeson, Georgine Campbell oyunculuklarıyla sürükleseler de, film istenilen heyecanı yaratamıyor. Kimi yerde “olmaz ki, bu kadarı da saçma” diyorsunuz ister istemez. Mantar bulaşan ve öl(dürül)en insanlar paramparça halde ayaklanıyor, bir kez daha öl(dürül)meleri gerekiyor.

Zaman zaman gülebiliyorsunuz, kara komedi sayıp, zaman zaman korkuyorsunuz meraktan yerinizde oturamazken, zaman zaman “ya gerçekse” diyorsunuz içinizden.

Filmden çıkınca; üzerinde yaşadığımız yerkürenin ne büyük sorunlarla, felâketlerle karşı karşıya kalabileceğini düşünüyorsunuz. Haksız sayılmazsınız, savaşlar sürdükçe, dünyanın hâkimi olmalıyım hırsı var oldukça (en tam da bugünlerde olduğu gibi televizyon önünde çekirdek çitleyerek canlı savaş izledikçe) bu tür felâketler hepimizi tehdit edecektir.

(09 Mart 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Semra Güzel Korver Yazıyor: Yeniden 1001 Belgesel

Belgesel Sinemacılar Birliği’nin temelleri, 1996 yılında bir grup belgeselcinin kaleme aldığı bir çağrı metniyle atıldı. Belgesel sinemanın dönüştürücü gücüne inanan, henüz mesleğinin başında bir belgeselci olarak o metnin altında benim de imzam vardı. 1997’de Feriye’de bir araya gelen belgesel sinemacılar, Türkiye’de ilk kez seslerini toplu biçimde duyurdu. O buluşma, yalnızca bir meslek örgütünün değil; bir dayanışma kültürünün, bir söz … Devamı… »

Neden – Sonuç İlişkisinden Uzak Mikro Evrenin Sosyolojik Çıkmazı

Son yıllarda işlediği konular ve yarattığı kamuoyu etkisiyle çağdaş sinemamızın en etkili figürlerinden biri haline gelen Emin Alper’in, Berlin Film Festivali sonrası merakla beklenen yeni filmi “Kurtuluş”u izledim. Şahsi kanaatimce; eğer biçimsel tercihler anlatıya makro düzeyde bir hizmet sunmuyorsa, bu teknik detaylar üzerine yorum yapmayı pek anlamlı bulmuyorum. Zira beşinci uzun metrajına imza atan bir yönetmenin, artık belli bir teknik standardı yakalamış olduğu aşikârdır. Bu kalibredeki isimlerin işlerini; biçimden ziyade hikâye üzerinden ürettikleri yeni anlamlar ve açtıkları sorgulama alanları üzerinden okumak gerektiğini düşünüyorum. Ancak ne yazık ki “Kurtuluş” filminde o kadar çok yapısal problem göze çarpıyor ki, asıl anlatılmak istenene odaklanmaya bir türlü sıra gelemiyor.

Konuyu kısaca özetlemek gerekirse; karşımızda iki aşiret arasındaki toprak ve buna bağlı olarak gelişen iktidar çatışması var. Bölgede koruculuk yaparak varlığını ve gücünü sürdüren Hazeran aşireti ile yıllar sonra köylerine dönerek topraklarını geri almaya çalışan ve koruculuğa talip olan Bezariler aşireti arasındaki bozulan dengeler anlatılıyor. Hikâyenin detaylarına daha fazla girmeyecek, doğrudan izlerken zihnimi kurcalayan yapısal problemlere odaklanacağım. Yazının buradan sonrasının “spoiler” içerdiğini belirterek, henüz izlemeyenlerin film sonrasında okumasını tavsiye ederim.

Hikâye başladığı andan itibaren anlatının Doğu’da, Kürt coğrafyasında geçtiği net bir şekilde hissediliyor. Haliyle izleyici; bölgenin kültürel kodları, dili, mimarisi ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi temel unsurlar üzerine inşa edilmiş tutarlı bir temsil bekliyor. Ancak bunun aksine, filmdeki ilk Kürtçe diyalogda kullanılan bir kelimenin aslında Kürtçede var olmadığı; Türkçedeki anlamının doğrudan çevrilmesiyle oluşturulmuş “yapay” bir sözcük olduğu gerçeği hemen göze batıyor. Özellikle ana karakterlerin şiveleri ve telaffuzları konusunda, filmin Türkçe – Kürtçe ağırlıklı diyalog yapısı düşünüldüğünde, mutlak bir özen gösterilmeliydi. Karakterlerin her iki dildeki telâffuzları, yaratılan temsilin inandırıcılığı açısından eksiksiz olmak zorundadır. Bu durum kimilerine basit bir detay gibi gelebilir; ancak Karadeniz’de geçen bir hikâyede karakterlerin Ege şivesiyle konuştuğu o absürt tabloyu hayal etmenizi isterim. Aynı disiplinli tutumun burada da sergilenmesi gerekirdi.

Anlatı ilerledikçe Hazeran aşiretinin temel motivasyonunun ve hakimiyet alanlarının “koruculuk” sistemi üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Öyle ki, rakip aşiretin de koruculuk yapmak istediğini öğrendiklerinde, devlet eliyle edinilecek silahların kendilerine karşı bir üstünlük kuracağı endişesi, saldırganlıklarını tetikleyen ana unsur haline geliyor. Fakat bu detaylar işlenirken, koruculuk kurumunun ne olduğuna veya tarihsel arka planına dair en ufak bir bağlam sunulmuyor. Bu kavram, hikâyede devasa bir yer kaplamasına rağmen, nedenlerine dair hiçbir unsura yer verilmiyor. Filmin belki de en kritik sorunu; bu “neden – sonuç” ilişkisinden kopuk olması. Sadece koruculuk meselesinde değil; bölge insanının içinde bulunduğu sosyolojik durumun nedenleri, terörün varlığı, devletin işlevi ve dönemin konjonktürü gibi durumların bir şekilde izah edilmesi gerekiyordu. Nedensellikten uzaklaşıldığında, anlatı otomatik olarak anlam kaybına uğruyor. Yönetmenin bilinçli bir tercih olduğunu düşündüğüm bu “soyutlanmış dünya” tasarımı, ne yazık ki izleyici nezdindeki karşılığını azaltıyor. Film bir yandan gerçek olayların ağırlığını kullanmaya çalışırken, diğer yandan yönetmenin kendi perspektifiyle eklediği imgelerle “temsili bir mikro evren” yaratmaya çabalıyor. Bu ikililik arasında net bir tercih yapılmalıydı ki doğabilecek soruların çoğu bu temel tercih ile yanıt bulabilsin.

Bu belirsizlik, filmin politik duruşunda da kendisini hissettiriyor, devlet ve aygıtlarının hikâyedeki konumu oldukça flu. Yönetmen, ülkemizin son 50 yılına damga vuran bu mesele hakkında bir taraf seçme gayretinde bulunmuyor. Ancak bu “tarafsız” kalma çabası, filmi her iki cenahtan da eleştiri alabilecek kırılgan bir zemine oturtarak, anlatı için en büyük hataya dönüşüyor. Aslında yüzyıllardır süregelen feodal yapı ve toprak düzeni gibi köklü problemlerin bir neticesi olarak Hazeran ve Bezarilerin toprak kavgasına gelindiğini es geçmemeliyiz. Bu tarihsel ve sosyolojik gerçekliklerin yansımalarının, olaylardan bağımsız ve kopuk bir şekilde anlatılması ve bu kopukluğun göze batması benim filme dair temel eleştirilerimin merkezini oluşturuyor. Yönetmenin kurduğu bu mikro evrende, röportajlarından da anladığım kadarıyla asıl amacı, toplumların kendilerini yönetmesi için yanlış ve problemli liderleri seçmesi ve bunun yıkıcı sonuçlarını işlemek. Bu kolektif psikozu yansıtmak adına rüya sekanslarına başvurulmuş. İlk başlarda bu tercihi oldukça başarılı bulsam da bir noktadan sonra sürekli tekrara düşülmesi bu sahnelerin işlevini yitirmesine sebep oluyor. Bir yere varmayan ve yalnızca izleyiciyi germeyi amaçlayan bu histerik sahneler, ne yazık ki anlatıyı beslemek yerine döngüsel bir tekrara hapsediyor.

Burada teknik bir parantez açmak isterim ki rüya sahnelerinin görsel dili ve filmin genel aksiyon – gerilim kısımları gerçekten takdire şayan. Sinemamızda, özellikle de “Auteur” sinemamızda pek sık rastlamadığımız bu dinamik üslûbu görmek beni oldukça mutlu etti. Işık ve renk kullanımı, aktüel kamera tercihleri ve filmin genelinde etkisini hissettiren çok başarılı ses tasarımı, farklı unsurların bütünleştiği teknik bir şölen sunmakta. Hareketli sahneleri çekmenin ve bu kaosu yönetmenin ayrı bir meziyet olduğu kanaatindeyim, film de bu konuda meziyetini ispatlıyor. Ancak, daha iç mekânda geçen ve karşılıklı diyalogların ağırlıkta olduğu sahnelerde, özellikle filmin ilk yarısında sıkça tercih edilen şaryo (dolly) hareketlerini biraz yersiz bulduğumu belirtmeliyim. Bu kısımlarda daha statik bir kamera kullanımı anlatının tonuna daha çok hizmet edebilirdi, tabii bu tamamen benim kişisel ve teknik bir tercihim olduğunun altını çizmek isterim.

Hikâyeye dönecek olursak; gerçekte yaşanan olaylara az çok hâkim olan her izleyici, daha ilk sahnelerden itibaren anlatının nereye evrileceğini tahmin edecektir. Yönetmen, karakter psikolojilerine ağırlık vererek asıl patlama noktasını geciktirmeye çalışmış; fakat yukarıda belirttiğim gibi, birbirini tekrar eden rüya sekansları bu boşluğu doldurmaya yetmiyor. Anlatılmak istenen o tekinsiz atmosfer, psikanalitik derinliği olan veya dini imgelerle desteklenen gerçeküstü bir dille pekiştirilseydi, varılmak istenen nokta çok daha güçlü olabilirdi. Son olarak, yönetmenin bilinçli bir tercihle hikâyeyi şehir merkezine veya “dağ” odağına hiç kaydırmamasını anlıyorum. Ancak bu tercih, zaten oldukça dar bir alana sıkışmış olan köyde hikâyenin patinaj yapmasına neden oluyor. Sürekli aynı mekânlarda, bir türlü atağa geçemeyen ve kendi içinde devinen bir insan topluluğunu izlemek, filmin temposunu zayıflatan unsurlardan biri haline geliyor.

Tüm bu gözlemleri bir araya getirdiğimde, “Kurtuluş” filmine dair iki temel eleştirim baki kalıyor: Oryantalist bakış açısı ve neden – sonuç ilişkisinden kopukluk. Emin Alper, şahsen filmlerini her zaman merakla beklediğim ve sinema dilinden büyük keyif aldığım bir yönetmen. Bu filmdeki aksaklıkların bir özensizlikten ziyade, yönetmenin kurmak istediği o izole mikro evrene aşırı yoğunlaşma arzusundan kaynaklandığını düşünüyorum. Ancak hem seçilen coğrafyanın somutluğu hem de anlatının gerçek bir trajediden esinlenmiş olması, bu yapısal tercihleri ne yazık ki eleştiriye açık hale getiriyor. Belki yönetmenin önceki filmlerinde olduğu gibi, coğrafi belirsizliğin hâkim olduğu ve temsillerin daha evrensel / doğru temellere oturduğu bir hikâye yapısı tercih edilseydi, ortaya çok daha tutarlı bir eser çıkabilirdi. Yine de birbirini tekrar eden sığ temaların hüküm sürdüğü sinema iklimimizde; eleştireceksek tam da bu kalibredeki toplumsal işleri eleştirelim diyor, Emin Alper’in bir sonraki projesini şimdiden merakla bekliyorum.

(09 Mart 2026)

Nusret Şen

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu