ENKA Açıkhava Sineması Bu Hafta Üç Filmle Sona Eriyor

Ağustos ayı boyunca sinemaseverleri seçkin yapımlarla buluşturan ENKA Açıkhava Sineması, bu hafta üç özel gösterimle sona eriyor. 17 Ağustos’ta Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another), 19 Ağustos’ta Muhteşem Marty (Marty Supreme), 21 Ağustos’ta ise Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary) seyirciyle buluşacak. “1 bilet alana 1 bilet bedava” kampanyası uygulanan sinemada Paul Thomas Anderson’un yönettiği, Sean Penn ve Leonardo DiCaprio’nun rol aldığı Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another), Oscar Ödülleri’nde En İyi Film, Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu dahil altı ödül kazanan film, geçmişin peşini bırakmadığı sürükleyici bir hikâye anlatıyor.

ENKA Açıkhava Sineması Bu Hafta Üç Filmle Sona Eriyor yazısına devam et

Sürdürebilirsin Film Festivali

Sürdürebilirsin Film Festivali, 07 – 08 Kasım 2026 tarihlerinde Ankara CerModern’de izleyiciyle buluşacak. Sürdürebilirsin Kültür ve Ekoloji Derneği tarafından gerçekleştirilecek olan festival; yeni üretilmiş filmlerin yanında daha önce gösterilmiş, yeterince görünürlük bulamamış veya zamanla dolaşımdan çıkarılmış yapımları yeniden seyirciyle buluşturmayı amaçlıyor. Bir yapım sırasında ortaya çıkan kullanılmamış görüntülerin, seslerin, fikirlerin, dekorların, kostümlerin ve yaratıcı emeğin de tek kullanımlık olmadığını savunan festival programı Yeni Dolaşım, Yeniden Dolaşım, Yarım Kalanlar, Film Kompostu – İkinci Kurgu gibi başlıklardan oluşuyor.

Sürdürebilirsin Film Festivali yazısına devam et

Türkiye ve Endonezya’nın Tarihî Sinema Vizyonu Kızıl Baharat: Denizin Yetimleri ile Beyazperdeye Taşınıyor

Türkiye ile Endonezya’nın Osmanlı dönemine kadar uzanan ilişkilerinden ilham alan sinema filmi Kızıl Baharat: Denizin Yetimleri, iki ülkeden yapımcıların iş birliğiyle hazırlık ve geliştirme çalışmalarını sürdürüyor. Osmanlı Devleti ile Açe Sultanlığı başta olmak üzere Nusantara coğrafyası arasında kurulan tarihî ilişkileri sinemanın evrensel diliyle anlatmayı amaçlayan yapım, Türkiye – Endonezya kültürel iş birliğinin öncü ortak yapımlarından biri olmaya hazırlanıyor.

Türkiye ve Endonezya’nın Tarihî Sinema Vizyonu Kızıl Baharat: Denizin Yetimleri ile Beyazperdeye Taşınıyor yazısına devam et

Nobel Ödüllü Patrick Modiano’dan Belleğin Sisli Sokaklarında Tekinsiz Bir Yolculuk Uyuyan Hatıralar Raflarda

Kaybolan gençliğin, sisli sabahların ve ulaşılamayan mutlak gerçeğin peşinde şiirsel bir kayıp zaman arayışı… Patrick Modiano imzalı Uyuyan Hatıralar, geçmişin hiçbir zaman bütünüyle kaybolmadığını ve en sıradan ayrıntıların bile uykuya dalmış anıları canlandırabileceğini gösteren bir hafıza romanı. Altmışlı yılların sonu, belleğin labirentlerine açılan bir kapı. Anlatıcı, elli yıl sonra hayatının en gizemli dönemine dönerek, geçmişin tozlu sayfaları arasında kalmış esrarengiz kadınların izini sürüyor. Paris’in arka sokaklarında, isimsiz otel odalarında ve yarım kalmış konuşmalarda yankılanan bu anılar, uykuya dalmış birer hayalet gibi gün yüzüne çıkmayı bekliyor.

Nobel Ödüllü Patrick Modiano’dan Belleğin Sisli Sokaklarında Tekinsiz Bir Yolculuk Uyuyan Hatıralar Raflarda yazısına devam et

Anne Hathaway ve Dakota Johnson’lı Psikolojik Gerilim Filmi Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı’ndan Yeni Afiş ve Fragman Paylaşıldı

Colleen Hoover’ın satış rekorları kıran aynı adlı çok satan romanından sinemaya uyarlanan Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı (Verity) için heyecan artıyor. Başrollerini Oscar ödüllü Anne Hathaway ve Dakota Johnson’ın paylaştığı filmden merakla beklenen yeni afiş ve fragman yayınlandı. 02 Ekim 2026 tarihinde vizyona girecek filmde, maddi zorluklarla mücadele eden yazar Lowen Ashleigh, geçirdiği kaza sonrası yazı yazamaz hale gelen dünyaca ünlü yazar Verity Crawford’un yarım kalan serisini tamamlamak üzere işe alınır. Bu iş için ailenin malikanesine taşınan Lowen, araştırmaları sırasında Verity’nin yazdığı, tüyler ürpertici otobiyografik notları keşfeder.

Anne Hathaway ve Dakota Johnson’lı Psikolojik Gerilim Filmi Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı’ndan Yeni Afiş ve Fragman Paylaşıldı yazısına devam et

Cemal Süreya’nın Kaleminden Şiirin, Hayatın ve Düşüncenin 993 Duraklık Güncesi: Günler

Cemal Süreya’nın anı, otobiyografi ve deneme türlerini iç içe geçirerek işlediği Günler, şairin kişisel yaşamına, politikaya, şiire, tarihten güncel meselelere dair birçok düşüncesini merkezine alıyor. 993 günce içeren kitap, bazen kısa bir nottan, bir mısradan, bir kitap alıntısından, bazense uzun uzadıya tartışmaya açılmış konulardan oluşuyor. Günler, okuru şairin yaşamından 993 güne tanıklığa davet ediyor. Cemal Süreya, 1931 yılında Erzincan’da doğdu. İlk şiiri Şarkısı – Beyaz, Mülkiye Dergisi’nde yayımlandı. Toplu şiirleri Sevda Sözleri adıyla yayımlanan şair, 1990 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Eşi Zuhal Tekkanat’a yazdığı On Üç Günün Mektupları ölümünden sonra yayımlandı.

Cemal Süreya’nın Kaleminden Şiirin, Hayatın ve Düşüncenin 993 Duraklık Güncesi: Günler yazısına devam et

Yapı Kredi Yayınları’nda Ağustos’ta Yeni Çıkanlar

Yapı Kredi Yayınları, Ağustos ayında Knut Hamsun’un Benoni ile Rosa, Ingeborg Bachmann’ın Göle Üç Yol: Toplu Öyküler II, Jean Giono’nun Sevincim Eksilmesin Yeter ki ve D.H. Lawrence’in Tüylü Yılan adlı kitaplarını yayınladı. Behçet Necatigil, Knut Hamsun’un Benoni romanını 1960’ta, Rosa’yı 1968’de çevirmiş, birbirinin devamı olan bu iki romanı Benoni ile Rosa adıyla radyoya uyarlamıştı. Arşivinde daktilo edilmiş sayfalar halinde bulunan ve 1979 yılında İstanbul Radyosu’nda yayımlanan oyun ilk kez kitaplaşıyor. Benoni, Norveç’in küçük kıyı kasabalarından birinde genç bir balıkçıdır, posta sürücülüğü de yapmıştır. Komşu köyün rahibinin kızı Rosa ile evlenmek ister.

Yapı Kredi Yayınları’nda Ağustos’ta Yeni Çıkanlar yazısına devam et

Tomris Uyar’dan Aşka, İlişkilere, Kopuşa Dair Bir Uzun Öykü: Güzel Yazı Defteri

Tomris Uyar’ın son öykü kitabı Güzel Yazı Defteri, ilişkilerdeki arzu, kırılma ve duyguları çok katmanlı bir anlatıyla ele alıyor. Dostluk, aşk ve ihanet etrafında şekillenen bu uzun öykü, bir yemek masasının etrafında buluşmuş dostların birbirleri için ifade ettikleri anlamları,  insan ilişkilerinin girift taraflarını görünür kılıyor. Tomris Uyar’ın öyküsüne paralel bir şekilde Ali Arif Ersen’in kitaba özel olarak çizdiği resimlerse Güzel Yazı Defteri’ni daha da derinlikli bir hale getiriyor. Tomris Uyar, 1941’de İstanbul’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bağlı Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. İlk öykü kitabı İpek ve Bakır 1971 yılındıa yayımlandı.

Tomris Uyar’dan Aşka, İlişkilere, Kopuşa Dair Bir Uzun Öykü: Güzel Yazı Defteri yazısına devam et

Japonya’nın Karanlık Yüzünde Geçen, Ahlaki Sınırları Zorlayan Bir Psikolojik Gerilim: Doyumsuz

Nox Yayınları, uluslararası okurlardan övgüler toplayan Callie Kazumi’nin ikinci romanı Doyumsuz’u Türkçeyle buluşturuyor. Orijinal adı Greedy olan bu farklı eser, Japon kültürünü, göçmenlik deneyimini ve insan doğasının karanlık tarafını sıra dışı bir gerilim hikâyesi içinde ele alıyor. Bir İngiliz göçmen olan Ed Cook, işini kaybettikten sonra kumar bağımlılığı nedeniyle hem ailesini hem de hayatını uçurumun kenarına sürükler. Yakuza’ya olan borçlarını ödeyemeyen Ed, çaresizlik içinde karşısına çıkan sıra dışı bir iş ilanına başvurur: Kimliği gizli, son derece zengin bir kadın için özel şef aranıyordur ve yalnızca iki günlük deneme süresi için teklif edilen ücret bile inanılmazdır.

Japonya’nın Karanlık Yüzünde Geçen, Ahlaki Sınırları Zorlayan Bir Psikolojik Gerilim: Doyumsuz yazısına devam et

Mubi Fest İstanbul 2026

Dünyanın dört bir yanında sinemaseverleri bir araya getiren MUBI FEST, iki yıl aradan sonra İstanbul’a dönüyor. Festival, 04 – 06 Eylül 2026 tarihleri arasında seyirciyle buluşacak filmleri açıkladı. 79. Cannes Film Festivali’nde iki başrol oyuncusuna En İyi Erkek Oyuncu Ödülü kazandıran Coward, Paweł Pawlikowski’ye En İyi Yönetmen Ödülü getiren Ata Yurdu (Fatherland) ve Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) bölümünden ödülle alan Miyazma Kampı (Camp Miasma), Türkiye prömiyerlerini MUBI Fest’te yapacak. Cannes’da büyük beğeni toplayan Arthur Harari imzalı The Unkown ve Na Hong-Jin imzalı Hope da ilk kez MUBI FEST’te gösterilecek.

Mubi Fest İstanbul 2026 yazısına devam et

Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün Çekimleri İstanbul’da Tamamlandı

2011 yılında vizyona giren ve milyonlarca izleyicinin unutamadığı Aşk Tesadüfleri Sever’in yeni filminde çekim maratonunun sonuna gelindi. Yaklaşık bir ay boyunca üç farklı şehirde devam eden çekimlerin son durağı İstanbul olurken, ekip keyifli set yolculuğunu pasta keserek kutladı. Yoğun çalışma temposuna rağmen sette samimi anlar, bol kahkahalı molalar ve oyuncular arasındaki güçlü uyum dikkat çekerken, filmin sıcak ruhu çekim sürecine de yansıdı.

Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün Çekimleri İstanbul’da Tamamlandı yazısına devam et

Kendinizi Ne Kadar Tanıyorsunuz?: Davet.

“Akıllı insan evlenmez, birlikte yaşar” için Oscar Wilde’in, “İnsan her zaman âşık olmalıdır. İşte bu yüzden asla evlenmemelidir” sözünün günümüze uyarlanmış hali diyebiliriz. Evlendiğiniz, uzun yıllar her şeyinizi paylaştığınız insanla ne kadar anlaşabilirsiniz? Denemeden söylemek zor; filmde de “boşanın” önerisine “ama çocuğumuz var” yanıtı ne kadar tanıdık değil mi? Sahi, evlilik için boşuna “tarihin marangoz hatası” denmiyor.

Çok bilinen, tiyatrodan dansa, sinemadan radyoya kadar birçok kez uyarlanan öyküyü Olivia Wilde çekmiş… Uzun süredir evli olan San Fransiskolu bir çift Joe (Seth Rogen) ve Angela (Olivia Wilde), üst kat komşuları Piña (Penélope Cruz) ve Hawk’u (Edward Norton) akşam yemeğine davet etmeleriyle tek mekânda geçen bir film izliyoruz. Tek mekân ama alabildiğine merak, heyecan ve soru işaretleriyle dolu.

Aytekin Çakmakçı, “bir filmde kamera hareketlerini, resmi görmüyorsanız, kameraman başarılı demektir” diye anlatırdı, kendi mesleği olmasına karşın. Muhakkak ki, bazı kamera hareketleri, görüntü ölçekleri yakalıyorsunuz, ama “Davet.” tam anlamıyla sizi içine alıyor; dahası kendi içinize doğru çekiyor ve önce kendinizi, sonra da partnerinizi (eşinizi, sevgilinizi) sorguluyorsunuz.

“İçiniz nasıl” sorusuna yanıt vermeniz gerekmiyor, kendi yanıtınızı kendinize verin ve sadece kendinizi kandırdığınızı kabûl edin. Birbirlerinin gözlerinin içine bakarak yalan söyleyenler en çok da eşler galiba; hele uzun bir süre geçmişse birliktelikle… Her şey bitmiş, her şey bir kenara itilmiş, ne beklenti kalmış ne saygı ne de sevgi. Peki, niye sürdürülür o ilişki; işkence olsun diye mi?

İkilinin misafirleri bunu vuruyor yüzlerine. Sahi, belki de gelmemişlerdir. Belki de kendi duygularını kendileri deşmişlerdir karı koca, bunca yıl sonra. Duygudan düşünceye, sevgiden cinselliği tabunun ne denli yanlış olduğunun kanıtı bu film; sadece itiraf edemediğiniz…

Kendinize, duygularınıza, düş(ünce)lerize, bedeninize cimri olmayın.

21 Ağustos’ta gösterimde…

(14 Ağustos 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Hava Durumundan Asla Emin Olamazsın / Fırtınadan Önce

Nisan 1944’te İngiltere’nin güneybatısındaki Slapton Sands sahillerinde yapılan, Normandiya Çıkarması’nın (D-Day) gizli genel provası niteliğindeki Tiger Harekatı (Exercise Tiger) koordinasyon hataları ve Alman botlarının saldırısı sonucu 750’den fazla Amerikan askerinin kaybıyla sonuçlanmıştır. Anthony Maras’ın yönettiği ‘Fırtınadan Önce / Pessure’ işte bu talihsiz girişimin sahili kana bulayan görüntüsüyle açılıyor. Müttefik kuvvetleri baş komutanı general Dwight ‘Ike’ Eisenhower’ın (Brendan Fraser) kedisine lanet okuduğu bu başarısızlık hikayesi bir kez daha tekrarlanmamalıdır.

Soutwick House’a konuşlanmış müttefik komutanlar ‘Operation Overlord’ kod adıyla bilinen ve tüm hazırlıkları tamamlanmış ünlü çıkarmanın tarihini belirlemek üzere toplanmıştır. Hazır bekleyen 7 bin donanma gemisi, 130 bin kara askeri, 15 hastane gemisi, 8 bin doktor ve 3 destek hava birliğinden oluşan, tarihin deniz yoluyla en büyük istila kuvvetinin hazır beklediği Normandiya kıyılarına çıkışın 6 Haziran pazartesi sabahı yapılması planlanmıştır. Savaşın kaderi buna bağlıdır. Fransa’nın işgaline 61 saat kala yapbozun tüm parçaları yerli yerindedir. Geriye bir tek kolay ölçülemez hava tahmini kalmıştır. Lakin burası Kuzey Avrupa’dır ve burada meteorolojik olarak konuşursak, 24 saati aşan her tahmin uzun vadeli sayılmaktadır.

Eisenhover’ın kesinliğe ihtiyacı vardır. İngiliz müttefiki Churchill’in tavsiye ettiği İskoçyalı Dr. James Stagg’ı (Andrew Scott) huzuruna çağırması bundandır. Ada devletinin en iyi meteoroloğu olarak bilinen ağırbaşlı ve ciddi bilim adamı, harekatın Alman cephesinde duyulmadan ivedilikle başlaması için, filme özgün adını veren, yoğun ‘baskı’ karşısında acele karar alma niyetinde değildir. Ike’ın baş meteoroloğu albay Irving Krick’in (Chris Messina) ivedi çözümlerine ya da geçmiş yıllardan toplanmış verilere yüz vermez. Atlantik boyunca Newfoundland’den Normandiya’ya kadar uzanan iki agresif fırtınayla birlikte halen günlük güneşlik olan havanın saatler ilerledikçe aniden bozabileceğini ve bunun sonucunda yükselecek olan dalga boyuyla deniz taşıtlarının bozguna uğrayabileceğini, yoğun bulutlanmanın hava desteğine engel olacağını açık sözlülükle dile getirir. Düşman savunmasını daha da güçlendirmeden ve müttefiklerin taktiklerini çakmadan harekete geçmeyi ateşli bir biçimde savunan İngiliz general Bernard ‘Monty’ Montgomery’nin (Damian Lewis) itirazına karşı son söz Eisenhower’ın iki dudağı arasındadır.

Normandiya çıkarması, John Wayne’den Richard Burton’a geniş kadrolu sinemaskop ‘En Uzun Gün / The Longest Day’den (1962) Steven Spielberg’in Omaha plajında tam 24 dakika süren nefes kesici açılışın yer aldığı ünlü başyapıtı ‘Er Ryan’ı Kurtarmak / Saving Private Ryan’a (1998) kadar bir dolu Anglo-Amerikan yapıtına konu olmuştur. Maras’ın filmi aynı tarihi dönemece savaş alanından değil, harekat kararının verildiği ordu karargahından bakıyor. İlk kez 2014 yılında sahnelenen aynı adlı oyundan beyazperdeye uyarlanan yapımın senaryosu Avustralyalı yönetmen ile oyun yazarı David Haig tarafından ortaklaşa kaleme alınmış.

Baştan sona bir ‘mahkeme draması’ tarzında gelişen hikâye son bölüm haricinde bir savaş filmi bekleyenler için hayal kırıklığı yaratabilir belki. Ancak savaşın kazanılması için bir ölüm kalım mücadelesi için kararın tartışıldığı 61 saatin öyküsü hiç de yabana atılmayacak denli heyecan içeriyor. 2018 yapımı ‘Hotel Mumbai’de yaşanmış bir olaydan yola çıkarak, lüks bir konaklama merkezinde gerçekleşen terörist saldırının dehşetini beyazperdeye taşımış olan Maras, bu kez de gerilimi diri tutmayı başarıyor. Filmin başarılı oyuncu kadrosu bu hararetli tarihsel tartışmanın yeniden canlandırılmasına büyük katkı sağlamış. Fraser, Messina, Lewis hepsi iyiler ama İrlanda asıllı Scott, taviz vermez Dr. Stagg kompozisyonuyla çağımızın en iyi aktörlerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

(14 Ağustos 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu