Yılın En İddialı Çocuk – Aile Filmi Efes’in Sırrı Vizyondaki İlk Haftasında Gişenin Lideri Oldu

Efes’in Sırrı filmi vizyondaki ilk haftasında tüm rakiplerini geride bırakarak listenin zirvesine yerleşti. Sömestr tatilinde çocuklar ve aileleri tarafından yoğun ilgi gören film gişenin lideri oldu ve toplam 232.613 seyirci tarafından izlendi. Gökhan Tiryaki’nin yönettiği film, sinema salonlarında seyircilerle buluşmaya devam ediyor. Filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Ecem Erkek, Onur Buldu, Erdem Yener, Sarp Apak, Mert Ege Ak, Lina Çetinkaya, Leya Kırşan, Gamze Karta, Emir Berke Zincidi, Zeynep Çiçekoğlu Süner, Nazlı Yağcı, Ebrar Demirbilek, Ayaz Gülşen, Ayaz Çoban, Masal Ayşe Gencer, Ayça Bilir, Abdullah Şahin ve Tarık Papuççuoğlu ve Oya Başar yer alıyor.

Yılın En İddialı Çocuk – Aile Filmi Efes’in Sırrı Vizyondaki İlk Haftasında Gişenin Lideri Oldu yazısına devam et

Primat Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi

Paribu Cineverse, başrollerinde Johnny Sequoyah, Jessica Alexander ve Troy Kotsur’un yer aldığı korku türündeki Primat için 21 Ocak Çarşamba günü saat 21:00 seansında ön gösterime ev sahipliği yaptı. Filmin Paribu Cineverse Kanyon’da gerçekleşen gösterimi, gerilim tutkunları ve sinemaseverler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Yönetmen Johannes Roberts’ın imzasını taşıyan film, Primat, bir grup arkadaşın huzurlu geçmesini bekledikleri tropik tatillerinin, konakladıkları yerdeki evcil bir şempanzenin kuduz virüsüne yakalanmasıyla bir kâbusa dönüşmesini merkeze alıyor.

Primat Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi yazısına devam et

Yeni Bir Hayatın Kıyısında Bir Çöküş Hikâyesi, Jennifer Lawrence’tan Sarsıcı Bir Performans: Geber Aşkım, 23 Ocak’ta Mubi’de

Cannes Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından sezonun en çok konuşulan yapımları arasında yer alan Lynne Ramsay imzalı Geber Aşkım (Die my Love), evlilik ve annelik üzerine çarpıcı bir anlatı kuruyor. Ariana Harwicz’in çok okunan ve ses getiren romanından uyarlanan, başrollerinde Jennifer Lawrence ile Robert Pattinson’ın oynadığı film, yeni bir hayata adım atan genç bir kadının yaşadığı yıkıcı dönüşümü merkeze alıyor. New York’tan kırsala taşınan Grace ve Jackson, yeni doğan bebekleriyle birlikte izole bir hayata uyum sağlamaya çalışmaktadırlar. Ancak yalnızlık ve artan baskı, Grace’in kendisi ve çevresiyle olan bağını giderek zayıflatır.

Yeni Bir Hayatın Kıyısında Bir Çöküş Hikâyesi, Jennifer Lawrence’tan Sarsıcı Bir Performans: Geber Aşkım, 23 Ocak’ta Mubi’de yazısına devam et

Sömestir Tatilinde Gişenin Galibi: Efesin Sırrı

Efes’in Sırrı filmi sinema salonlarındaki yerini aldı ve büyük bir ilgi gördü. Film, vizyona girdiği ilk hafta sonu 2026’nın en iyi açılışını yaptı ve 102.830 seyirci tarafından izlenerek gişenin galibi oldu. Oyuncuların katılımıyla düzenlenen özel gösterimlerde İstanbul’da Leya Kırşan, Gamze Karta, Emir Berke Zincidi ve Nazlı Yağcı, Ankara’da ise Lina Çetinkaya salonu dolduran seyirciler tarafından sevgiyle karşılandı. Gösterim alanında uzun kuyruklar oluşurken, izleyiciler oyuncularla fotoğraf çektirebilmek için sıraya girdi. Sevenleriyle bir araya oyuncular fotoğrafların ardından bol bol sohbet edip imza dağıttı. Yoğun katılımın olduğu özel gösterimler, renkli anlara sahne oldu.

Sömestir Tatilinde Gişenin Galibi: Efesin Sırrı yazısına devam et

İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali 2026

Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenerek spor ve sinemayı aynı çatı altında buluşturan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, bu yıl 2. kez izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, sporu yalnızca rekabetin değil; insan hikâyelerinin, toplumsal dönüşümün ve güçlü anlatıların merkezine yerleştiriyor. 26 – 29 Mart 2026 tarihleri arasında, İstanbul’un farklı mekânlarında gerçekleşecek festival kapsamında kurmaca kısa film ve belgesel film yarışmaları düzenlenecek. Festivalin yarışma ve proje geliştirme bölümlerine gösterilen yoğun ilgi nedeniyle başvurular 31 Ocak 2026 tarihine kadar uzatıldı.

İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali 2026 yazısına devam et

Bak Postacı Geliyor Filmi Özel Gösterimi

Poll Films tarafından hazırlanan ve 12 Aralık’ta vizyona giren Bak Postacı Geliyor filminin özel gösterimi, PTT A.Ş.’nin katkılarıyla Ankara’da yapılacak. Film, yönetmen Yüksel Aksu’nun babası Osman Aksu’nun yaşam öyküsünden ilham alınarak yazılan senaryo çerçevesinde; 1950’li yılların sonlarında küçük bir Ege kasabasında görev yapan bir posta memurunun hayatını konu alıyor. Dönemin toplumsal yapısını ve insan ilişkilerini beyazperdeye taşıyan yapım, postacılık mesleğinin özveri ve fedakârlık gerektiren yönlerini güçlü bir sinema diliyle yansıtıyor. Özel gösterim 20 Ocak Salı günü CSO Tarihi Salon’da düzenlenecek.

Bak Postacı Geliyor Filmi Özel Gösterimi yazısına devam et

Ulusal Hazine Olmanın Bedeli / Kokuhô

Kabuki sanatı ile tanışmam 70’li yılların ortalarına rastlar. TRT’nin İsmail Cem yönetiminde en parlak dönemini yaşadığı zamanlarda gece vakitleri sanat kuşağında yayınlanan Kabuki tiyatro geleneğinden seçkin bölümler, Ozu ve Kurosawa filmleriyle tutkunu olduğum Japon sineması ve geleneksel kültürü ile bağımı sağlamlaştırmış, hatta üniversitede okurken bu köklü sanat üzerine bir sunum hazırlamıştım.

Japonya’nın yerel kalmış sinemacılarından Lee Sang-il’in, geçtiğimiz yıl Cannes’da ‘Yönetmenlerin 15 Günü’ seçkisi kapsamında dünya arenasına çıkan ve büyük ilgiyle karşılanan son çalışması ‘Kokuhô’ ülkesinde milli bir değer olarak asırlar boyu korunan ve halk tarafından coşkuyla alkışlanan Kabuki tiyatrosuna övgü niteliğinde destansı bir çaba. Japonya’da 10 milyonu aşan seyirci sayısıyla tarihi bir hasılat rekoru kıran yapım, bir Kabuki sanatçısının yetişme, olgunlaşma ve yarım asırlık bir süreçte kusursuzluk yolunda bir ‘ulusal hazine’ olma sürecini öykülüyor.

Kabuki tiyatrosu 17. yüzyılda Kyoto’da ortaya çıkmış. Shōgun yönetimi ahlâki çöküşe neden olacağı gerekçesiyle kadınların sahneye çıkmasını yasakladığından, dramatik sahne temsillerinin ana karakterleri olan kadınları ‘onnagata’ olarak anılan erkek oyuncular canlandırmış ve gelenek o günden bugüne korunmuş. ‘Ulusal Hazine’ anlamına gelen ‘Kokuhô’ bu geleneksel gösterinin primadonnası olarak eğitilen iki rakip dostun hikâyesidir.

Kabuki ustası Hanjiro Hanai (Ken Watanabe) bir yeni yıl kutlaması sırasında izlediği Yakuza patronunun 14 yaşındaki oğlu Kukio’yu izlediğinde genç çocuğun doğal yeteneğine hayran oluyor. Sonrasında bir çete hesaplaşması sonucu yetim kalan çocuğu himayesine alan Hanjiro onu kendi varisi Shunsuke ile birlikte yetiştirmeye koyuluyor. Sert bir hocadır Kabuki ustası, lakin ufacık bedenlerin bu sanatın inceliklerine vakıf olarak eğitilebilmesi hayli disiplinli ve meşakkatli bir eğitimden geçmektedir.

Vahşi bir dünyadan gelmiş kuralsız, ham ama içgüdüsel bir dehaya sahip, herşeyi bir sünger gibi emen doğuştan ‘onnagata’ Kukio (Ryô Yoshizawa) ile bu sanatın içine doğmuş Shunsuke (Ryusei Yokohama) birlikte büyüyor, eğitim alıyor, aynı sahnede birlikte ter döküyorlar. Ancak kader onların yollarını hem yakın bir dost hem de amansız bir rakip olarak çizdiğinde yolları ayrılıyor. Aşklar, ihanetler, başarı ve başarısızlıklarla geçen bir ömürde her ikisi de değişecek, olgunlaşacak ama Kabuki tiyatrosunun saygınlığı, halkın bu sanata olan tutkusu hiç eksilmeyecektir.

Lee Sang-il yarım asırlık destansı öyküyü beyazperdeye taşırken konvansiyonel bir anlatım tutturmuş. Bu açıdan seyirci dostu bir sinemayı tercih ettiği söylenebilir. Hikâye 1964 yılında Nagazaki’de başlıyor. Ancak trajik dünya savaşı felâketinin üzerinden çok da uzun bir süre geçmemiş olmasına, üstelik küçük Kukio’nun öz annesini ve amcasını kenti yakıp yıkmış atom bombası mirası radyasyondan kaybettiği bilgi olarak verilmesine rağmen, Sang-il ülkenin bu yıllarda yaşadıklarından ve takip eden süreçte ülkenin tarihsel değişimi ile pek ilgilenmemiş. Buna karşılık yaklaşık 3 saat uzunluğundaki epiğini Kabuki sanatının incelikleri ve sahne üzerindeki performanslara adamayı seçmiş.

Film, Nagazaki’den Kabuki’nin ana vatanı Osaka’ya uzanan süreçte tiyatronun farklı evrenini taze Oscar adayı olan büyüleyici makyaj ve kostüm çalışmasıyla perdeye taşıyor. Kabuki temsilleri detaylı bir biçimde uzun bir zaman dilimine yayılmış. Atlas Sineması’nın devasa perdesinde seyirciyi sihirli bir aleme taşıyan bu sahne gösterileri bazen iki kez tekrarlanıyor. Kabuki sanatının en önemli klasiklerinden ‘Aşk İntiharı’nı ilk kez izlediğimizde Kikuo’nun zirve yolundaki emin adımlarına tanıklık ediyoruz. Aynı oyunun son bölümdeki tekrarında, fiziksel engeline rağmen can dostu ve amansız rakibinin desteğiyle sahneye çıkan Shunsuke’nin acı yüklü ‘onnagata’ performansı iç dünyalarda kopan fırtınaların simgesi haline geliyor. Kamera pudranın altından süzülen endişe ve gözyaşını ustaca yakalıyor.

Japon sinemacı büyüleyici bir evrenin arka bahçesini detaylı bir biçimde önümüze seriyor. Kikuo babadan oğula miras olarak devredilen Kabuki sanatında adeta bir kast sisteminin dişlileri ile mücadele ederken ‘ulusal hazine’ mertebesine ulaşmanın bedelini özgürlüğünün kısıtlanması, sevdiği kadından, küçük kızından uzak kalmasıyla ödüyor. Sahnenin huşusu içinde boşalmış salona bakarken ağzından ‘ne güzel’ sözleri döküldüğünde ise biz izleyicilere bu güzelliği alkışlamak düşüyor.

(23 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Efes’in Sırrı Ortaya Çıktı: Gençliğe Dönüş Efes’ten Geçiyor, Efes’in Sırrı Bugün (16 Ocak) Sinemalarda

Tarihin en büyüleyici antik kentlerinden Efes, bu kez sinema perdesinde gizem ve macerayla buluşuyor. Efes’in Sırrı bugün (16 Ocak) sinemalarda izleyiciyle buluşuyor. Film, Efes’te yapılan bir kazı sırasında ortaya çıkan gizemli bir harita ve sihirli mağarayla başlıyor. Bu keşif, bazı yetişkinleri çocuklara dönüştürürken, Tuna ve arkadaşı Damla’yı da bir maceranın tam ortasına sürüklüyor. Ajanların haritanın peşine düşmesiyle ortaya sıcak bir yolculuk çıkıyor.

Efes’in Sırrı Ortaya Çıktı: Gençliğe Dönüş Efes’ten Geçiyor, Efes’in Sırrı Bugün (16 Ocak) Sinemalarda yazısına devam et

Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da 23 – 26 Ocak 2026 Tarihleri Arasında Düzenlenen III. Sanat Dünyamız Film Günleri Programı Açıklandı

Bu yılki teması “Kim Kimi Yiyor?” olan III. Sanat Dünyamız Film Günleri seçkisinde yer alan filmler; sinema yazarı Engin Ertan ve Sanat Dünyamız dergisi editörü Fisun Yalçınkaya’nın konuşmalarıyla basın toplantısında açıklandı. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen de basın buluşmasında yapmış olduğu karşılama konuşmasında “Sanatın iyileştirici, birleştirici, eğitici gücüne inandığımızı vurgulamak istiyoruz.” şeklinde konuştu.

Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da 23 – 26 Ocak 2026 Tarihleri Arasında Düzenlenen III. Sanat Dünyamız Film Günleri Programı Açıklandı yazısına devam et

14. Pembe Hayat KuirFest

Pembe Hayat KuirFest, 23 – 25 Ocak 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek 14. edisyonu için başvuru formunu yayınladı. Festival, tüm yasaklamalara ve baskılara rağmen bu yıl on dördüncü kez perdelerini aralamaya hazırlanıyor. Pembe Hayat KuirFest, bu yıl da çatlaklardan sızmanın, birlikte direnmenin ve perdeyi kolektif emekle yırtmanın alanı olmaya çağırıyor. Film programı, söyleşiler, atölyeler ve festivale özel sürprizlerle geri sayıma başlayan KuirFest, kuir sinemayı yalnızca bir temsil alanı olarak değil; dayanışmanın zemini olarak kurmaya devam ediyor. Güvenlik önlemleri gereği katılım başvuru yoluyla sağlanacak.

14. Pembe Hayat KuirFest yazısına devam et

Aşk Parça Parça Olduğunda / Geber Aşkım

Her filminde izleyicisini şaşırtan Lynne Ramsay’in geçtiğimiz yıl Cannes Altın Palmiye seçkisinde dünya prömiyerini yapan, sekiz yıllık aradan sonra çekmiş olduğu son filmi ‘Geber Aşkım / Die My Love’ önce sinemalarda ve MUBI’de eş zamanlı olarak gösterime giriyor.

Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in 2012’de yayımlanmış aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan yapımda mekân Fransız kırsalından ABD’ye taşınmış. Film, New York keşmekeşinden Montana’daki kır evine taşınan yeni evli bir çiftin, Grace (Jennifer Lawrence) ile Jackson’ın (Robert Pattinson) inişli çıkışlı arızalı ilişkileri üzerinden ilerliyor. Doğanın kucağında farklı bir yaşama yelken açmanın heyecanı içinde olan çiftimiz, oğlanın kendini vurmuş amcasından miras kalan orman içindeki evde bağımsız bir hayatın hayalini kurmuştur. Grace kuş cıvıltılarının ilhamıyla bir süredir yol alamadığı romanına konsantre olacak, Jackson da günlük işlerinden kalan zamanda vurmalı çalgılarıyla evin başka bir köşesinde özgürce müziğine yoğunlaşabilecektir.

Taşrada her yere ve her şeye uzak ev eskidir, yıpranmıştır ama genç çifte geniş bir özgürlük alanı sunar. Lakin hamile Grace bebeğini dünyaya getirdikten sonra içinden kolay kolay çıkamadığı bir rutin sarmalına girer. ‘Bir şey yapmayı istemekle yapmamayı istemek arasında kaldım’ diyerek dert yanan genç kadın, doğum sonrası depresyonla karışık bir yalnızlık bataklığına düşmekten kurtulamaz. Yakın kasabadaki işiyle gücüyle meşgul olan kocasıyla da uzaklaştığının farkındadır. Rutin canını iyice yakmaya başlamış, tutkular azalmış, şikâyetler artmış, küçük ve sakin yuvalarında kıskançlık ve nefret rüzgârları esmeye başlamıştır.

Ramsay, ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız / We Need to Talk About Kevin’ (2011) ya da bir önceki çalışması ‘Hiçbir Zaman Burada Değildin / You Were Never Really Here’ (2017) benzeri sert bir psikolojik kaynaktan yola çıkmış olmasına karşın Harwicz’in zaptı zor karanlık metnine alaycı bir mizah eklemiş. İskoçyalı auteur sinemacı, Arjantinli yazarın doğrusal olmayan anlatısı ile hayli uğraşmış, kariyeri boyunca izini sürdüğü saf sinema doğrultusunda dişi karakterin iç monologlarını kullanmamış. Grace’in psikozunu ya da derin hüznünü haklı çıkarmak gibi bir niyeti de yok. Filmin yalnızca doğum sonrası depresyonu üzerine olması gibi klişe bir tespite de itirazı var. Grace 6 aylık bebeğiyle uğraşırken özgürlük hayallerinden ve ideallerinden adım adım uzaklaştığını hissediyor. Bunun yanı sıra kocasına olan duygularının parça parça yok olmakta olduğunun dehşetle farkına varıyor. Ramsay gerçeklik ve hayal algıları birbirine karışan Grace’in çözülme ve yavaş yavaş deliliğe evrilme sürecini bir ressam, bir fotoğrafçı titizliğiyle gözlemliyor. Aşkın bitişini irdelerken Jackson ya da ailesini negatif karakterler olarak çizmekten özellikle kaçınıyor.

Başrolde nicedir özlediğimiz Lawrence, Altın Küre (Golden Globe) adayı olduğu etkileyici bir performans sunuyor. Pattinson’ın anne ile babasını, anılarımızı tazeleyen geçmişin önemli iki oyuncusu Sissy Spacek ve Nick Nolte üstlenmiş. Boşluktaki Grace’in hayal prensi esrarengiz yabancıda ise son dönemin yükselen siyahi aktörü LaKeith Stanfield’i izliyoruz. ‘Bu hikâyenin merkezinde aşkın karmaşıklığı ve zaman içinde nasıl değişip dönüşeceği var’ diyor Ramsay. Gerçek ile hayalin birbirine karıştığı gerçeküstü finale ise efsanevi rock grubu Joy Division’ın 80’li yıllardan yükselen ‘Aşk Bizi Parça Parça Edecek / Love Will Tear Us Apart’ tınıları eşlik ediyor.

(22 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi

Paribu Cineverse, başrollerinde Ralph Fiennes, Jack O’Connell ve Emma Laird’in yer aldığı korku – gerilim türündeki 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı için 14 Ocak Çarşamba günü ön gösterime ev sahipliği yaptı. Filmin Paribu Cineverse Kanyon’da gerçekleşen gösterimi, sinemaseverler ve korku türü tutkunları tarafından yoğun ilgi gördü. 28 Gün Sonra (2002) ve 28 Hafta Sonra (2007) filmlerini takip eden serinin bu yeni halkası, izleyicileri zombilerin ötesinde, hayatta kalan insanların yarattığı karanlık bir dünyaya davet etti. Film, serinin hayranları tarafından ilgiyle karşılandı.

28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi yazısına devam et

Ünlü Oyuncu Scarlett Johansson, Müthiş Eleanor ile Bu Kez Yönetmen Koltuğuna Geçiyor

Bir Konuşabilse (Lost in Translation) ve Aşk (Her) gibi unutulmaz filmlerin yanı sıra Marriage Story ve Tavşan Jojo’daki (Jojo Rabbit) etkileyici performansıyla Oscar’a iki defa aday gösterilen Scarlett Johansson, dünya prömiyerini 2025 Cannes Film Festivali’nde yapan Müthiş Eleanor (Eleanor the Great) ile yönetmenliğe etkileyici bir başlangıç yapıyor. 96 yaşındaki usta oyuncu June Squibb’in performansıyla büyük beğeni topladığı filmin ABD dağıtımı Sony Pictures Classics’e ait. Büyük bir kaybın ardından Florida’dan New York’a taşınan 93 yaşındaki Eleanor, yeni hayatına uyum sağlamaya çalışırken tesadüfen katıldığı bir destek grubunda karmaşık bir sürecin içine girer.

Ünlü Oyuncu Scarlett Johansson, Müthiş Eleanor ile Bu Kez Yönetmen Koltuğuna Geçiyor yazısına devam et

Şeytana Hizmet Etmek / Mephisto

‘Mephisto’yu 40 küsur sene önce İKSV festivalleri henüz ‘Uluslararası İstanbul Sinema Günleri’ başlığı altında düzenlenirken tarihi Emek Sineması’nda izlediğimi ve büyülendiğimi hatırlıyorum. Aradan geçen süre zarfında ikinci kez izleme bulamadığım István Szabó’nun 1981 tarihli başyapıtını, ‘Bir Film’in geçen yıl Ocak ayı başlarında düzenlemeye başladığı 11 filmden oluşan üç günlük film maratonunda, üstelik restore edilmiş gıcır gıcır kopyasıyla sinema perdesinde yeniden deneyimlemek yeni senenin ilk güzel sürpriziydi.

Macar ustaya 1982 yılında en iyi yabancı film Oscar’ını da getiren film, ilk dünya savaşındaki ağır yenilginin ardından karanlığa sürüklenen 1930’lar başı Almanya’sında yıldızı hızla parlayan tiyatro oyuncusu Hendrik Höfgen’in (muhteşem Klaus Maria Brandauer) yıldız olma yolundaki hikâyesini anlatır. Hamburg’ta bölgesel bir topluluğun üyesi olan Höfgen işçilerin oyuncularla bütünleşeceği topyekûn bir ‘devrimci tiyatro’ hayalini kurmaktadır. Lakin ihtirası doğrultusunda taşralı bir matine yıldızı olarak kalmaya da hiç niyeti yoktur. Nazi rejimi yükselirken Berlin’e çağrıldığında solcu tiyatro arenasındaki köklerinden kopar ve kariyerinin pırıltısını korumak adına politik duruşunu iktidarın çizdiği sınırlar doğrultusunda yeniden şekillendirmeye koyulur.

Arka sokaklarda Yahudilerin patakladığına tanık olan Höfgen, Nazilerin saldırgan politikalarının farkındadır belki ama büyük şehirde iktidarın gözüne girme dürtüsüyle çevresinde olan biteni görmezden gelir. Arkadaşları, meslekdaşları tutuklanır. Cumhuriyet için endişe duyan karısı ülkeyi terk eder. Siyahi dans hocası ve sevgilisi Alman vatandaşı olmasına rağmen ari ırktan olmadığı gerekçesiyle zorunlu sürgüne gönderilir. Höfgen kaynamakta olan kaptaki kurbağa misali yaşananlara seyirci kalmayı sürdürür. ‘Sen bu liberallikle diktatörlüğe bile alışırsın’ diyen yakınlarının sözüne kulak asmaz. Zor durumdaki yakınlarını kurtarma düşüncesiyle kendini kandırır. Kariyerinde hızla yükselerek Devlet Tiyatrosu’nun başına getirildiğinde ruhu iktidar ateşiyle tutuşmuş sanatçının geriye dönüş olanağı kalmamıştır artık.

Film, ünlü Alman edebiyatçı Thomas Mann’in oğlu Klaus Mann’ın 1936 yılında yayımlanan aynı adlı eserinden uyarlanmış. Roman piyasaya çıktığında Reich’ın şeytani girişimleri henüz plan aşamasındadır. Polonya’nın işgaline, Kristallnacht’ın (Kristal Gece) yaşanmasına daha 3 yıl vardır. Romanın ana karakteri, Mann’ın yasak bir eşcinsel ilişki yaşadığı dönemin parlak oyuncusu Güstaf Gründberg’den esinlenmiştir. Ancak Macar sinemacı, Höfgen’i heteroseksüel bir gönül çelici olarak yorumlamış, iktidarın gücüne teslim olmuş yandaş bir sanatçının ibret verici hikâyesini öne çıkarmak istemiş.

‘Mephisto’ iktidar ile iş birliği yaparak kendi çevresine ve ideallerine ihanet eden bir sanatçının ibret verici hikâyesidir. Goethe’nin ünlü ‘Faust’unun Berlin sahnesindeki en göz alıcı Mephistopheles’i olarak gönüllerde taht kurmuş Höfgen, şan ve şöhret uğruna ruhunu şeytani emelleri olan diktatöre satan zavallı Faust’un yersiz ve zamansız iz düşümüdür. Geçmişte olduğu gibi günümüzde, hatta yanı başımızda ruhunu ve ahlâki değerlerini güçlü olanın emrine vermiş nice sanat aktörlerine denk geliyoruz. İtaatkâr davranışlarının mükâfatını alan, gelmekte olan kötülüğe çıkarı için, biraz da korktuğundan gözlerini yuman, kulaklarını tıkayan nice yerli/yabancı Höfgenlerin tarih önünde mahkûm edilecek olmanın tedirginliğini taşıdığına eminim. Biraz sesini çıkarıp itiraz etmeye başladıklarında ‘sen işine bak oyuncu parçası yoksa böcek gibi ezilirsin’ karşılığını alacakları gün yakındır. O gün geldiğinde Höfgen gibi yandaşların ‘benden ne istiyorlar, ben sadece bir oyuncuyum’ demeye hakkı olmayacaktır.

Sözlerimi noktalarken ‘Bir Film’e bu güzel sürprizi için teşekkür etmek istiyorum. Szabó’nun Brandauer’in benzersiz yorumuyla devleşen ünlü üçlemesinin diğer iki filmini ve özellikle sinema-tarih iş birliğinin en başarılı örneklerinden 1985 yapımı ‘Albay Redl / Oberst Redl’ı da yenilenmiş kopyasıyla yeniden sinema perdesinde izleme dileğimi de ekliyorum.

(21 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Geber Aşkım

Lynne Ramsay’ın yönettiği ve Jennifer Lawrence, Robert Pattinson, Sissy Spacek, Nick Nolte, Kennedy Calderwood, Gabrielle Rose ile Clare Coulter’un oynadığı Geber Aşkım (Die My Love), 24 Ocak 2026’da Başka Sinema dağıtımıyla Mubi tarafından vizyona çıkarıldı.
New York’tan kırsala taşınan Grace ve Jackson, yeni doğan bebekleriyle birlikte yeni izole bir hayata uyum sağlamaya çalışırlar. Ancak yalnızlık ve artan baskı, Grace’in kendisi ve çevresiyle olan bağını giderek zayıflatır. Sevgi ile delilik arasındaki çizgide seyreden hikâye, evin ve ailenin güvenli sayılan sınırları içindeki çözülüşü ödünsüz özel bir sinema diliyle anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Geber Aşkım yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu