TV+ ile Açık Hava Sinema Geceleri Başlıyor

TV+, yaz akşamlarına açık hava sinemaları ile keyif katmaya devam ediyor. Sinema tutkunları, Yapı Kredi bomontiada ve Paribu Art’ta düzenlenecek “TV+ Açık Hava Sinema Geceleri” ile birbirinden güçlü ve iddialı filmleri izleyebilecek. TV+ ile Yapı Kredi bomontiada gösterimleri, bu yaz 21 Temmuz – 08 Eylül 2026 tarihleri arasında her Salı akşamı gerçekleşecek. Terminal Kadıköy’de yer alan Paribu Art’taki sinema gösterimleri ise 23 Temmuz – 10 Eylül 2026 tarihleri arasında her Perşembe yapılacak. Gösterim programının dikkat çeken filmleri arasında; 6 Oscar ödüllü One Battle After Another, Christopher Nolan’ın kült bilim kurgu klasiği Interstellar ve başrolünde Dakota Johnson ile Pedro Pascal’ın olduğu Materialists gibi çok konuşulan filmler yer alıyor.

TV+ ile Açık Hava Sinema Geceleri Başlıyor yazısına devam et

Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün İlk Teaser’ı ve Teaser Afişi Yayınlandı

2011 yılında vizyona giren ve milyonlarca izleyicinin hafızasında unutulmaz bir yer edinen Aşk Tesadüfleri Sever, yıllar sonra üçüncü filmiyle yeniden sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Aşk Tesadüfleri Sever 3’ten yayınlanan teaser’da, ilk filmle yeni hikâye arasında kurulan bağ gözler önüne serilirken, üçüncü filme dair ilk ipuçları da paylaşılıyor. “Tüm yaşamımızı baştan sona anlatsak, nerede başlar hikâyemiz?” sorusuyla açılan teaser, izleyiciyi bir kez daha aşkın, kaderin ve tesadüflerin izini sürmeye davet ediyor. Yayınlanan teaser afişi ise filmin romantik ve duygusal atmosferini yansıtan görsel diliyle dikkat çekiyor.

  • Basın Bülteni
  • Teaser’ı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün İlk Teaser’ı ve Teaser Afişi Yayınlandı yazısına devam et

Tüm Cihanı Yakmak / Odyssey

Antik Yunan şairi Homeros’un bundan 29 asır önce kaleme aldığı ‘Odysseia’ destanı, salt bir macera öyküsü olmanın ötesinde, insanın evrene meydan okuyuşunu, aklın gücünü ve hayatın anlamını arayışı işleyen derin bir felsefi metindir. Metninin yoğunluğu ve karmaşıklığı ilkçağdan beri bilginleri şaşırtmış olan hacimli eser, destan içinde destan, masal içinde masal, ozan içinde ozan yapısıyla insanın insan-üstü, insan-dışı varlıklarla ilişkilerinde yeni anlam ve imgeler arar. Batı uygarlığının ilk romanıdır. Gerek karakterlerinin, gerek kurgusunun modern romana yakınlığıyla bütün dünya edebiyatını ve de bir asırdan beri var olan sinema sanatını yakından etkilemiştir. Nitekim çağdaş okur ve izleyici metni hacimli bir romana, aksiyon yüklü bir filme benzetir.

Konusuyla, kuruluşu ve kurgusuyla bir filmi andıran eser yedinci sanatın yüzyılı aşkın serüveni boyunca gerek sinema filmi, gerekse epizodlar halinde televizyon dizilerine kaynaklık etmiştir. Bunlardan en bilineni, Carlo Ponti ve Dino de Laurentiis yapımcılığında İtalyan sinemacı Mario Camerini’nin başrollerde Kirk Douglas ve Silvana Mangano’yu oynattığı, ülkemizde ‘Kral Ülis’in Maceraları’ adıyla gösterilmiş 1954 yapımı ‘Ulysses – Ulise’dir. Yakın bir tarihte ise yine bir başka İtalyan yönetmen, Uberto Pasolini, Ralph Fiennes – Juliette Binoche ikilisini bir araya getirdiği 2024 yapımı ‘Dönüş / The Return’de Odysseus’un maceralarla dolu uzun yol serüvenini bir kenara bırakarak, görmüş geçirmiş savaşçının evine, Ithaca’ya dönüşünü beyazperdeye taşımıştır.

Günümüz Amerikan sinemasının önde gelen isimlerinden Christopher Nolan’ın ‘Odysseia’ tutkusu üzerine çektiğini ifade ettiği ve devasa bir reklam kampanyasıyla bu yazın hiti olarak dünya sinemalarıyla aynı anda bizde de piyasaya sunulan ‘Odyssey – The Odyssey’, 3 saatlik uzunluğu ile bugüne kadar yapılmış en hacimli uyarlama olarak dikkat çekiyor. Nolan’ın sinema teknolojisinin en taze nimetleriyle kotardığı yapım, ‘büyünün yaşamın parçası olduğu yıllar’ ön yazısıyla açılıyor. Antik Yunan’ın Ithaca adası krallığındayız. Tarihçi ozan ‘bir yüz, bir filo, bir savaş, bir fikir, bir hile’ sözleriyle, krallığın sarayında toplanmış güruha yitik komutan Odysseus’un (Matt Damon) Truva seferini anlatmaktadır. Kralın Truva seferi için Ithaca’dan ayrılışının üzerinden tam 20 sene geçmiştir. Savaş biteli 10 küsur yıl olmuş, bir çok Truva gazisi Sparta’ya dönmüş ancak Odysseus’tan haber alınamamıştır. Başsız kalan Ithaca halkı denizden gelecek tehlikelere karşı ordu kurarak güvenliği sağlayacak bir kralın gelmesini beklemektedir. Odysseus’un sadık eşi Penelope (Anne Hathaway) ve artık bir delikanlı olmuş olan oğlu Telemachos (Tom Holland) saraya postu sermiş Ithaca ve çevre ada kentlerden taliplerin izdivaç ısrarına daha ne kadar dayanabilecektir.

Homeros’un ana karakteriyle bu noktada, hafızasını yitirdiği son 7 yılda ona yoldaşlık yapan Calypso’nun (Charlize Teron) adasında karşılaşırız. Yorgun savaşçı uzaklarda bir evi olduğunu hissetmektedir. Calypso’nun ‘hatırlayınca ya mutsuz olursan’ ikazına rağmen geçen yılların anıları birer birer kafasında belirmeye başlar. Antik Truva seferi, Yunan kralı Agamemnon’un (Bennie Safdie) kardeşinin eşi Helena’nın (Lupita Nyong’o) kaçırılması bahane edilerek, boğazlara ve ticaret yollarına hakim olma niyetiyle başlamıştır. Kuşatma yıllar alır. Sonrasında Odysseus’un parlak fikriyle inşa edilen tahta atın içinde saklanan askerler, barış adağı olarak Truva halkına sunulan devasa yapı ile birlikte şehrin surlarını aşar ve tarihten çok iyi bildiğimiz Truva kenti yağması başlar.

Nolan bu kadim metni emrine sunulan tüm imkânlar ve son sürüm sinema teknolojisi ile çekmiş. Aksiyon sinemasına ‘art house’ dokunuşları yapmak suretiyle hem geniş kitleleri hem de eleştirmenleri memnun etmeye çalışmış. Odysseus ve adamlarının Truva sahilinde mahsur kalışı, İtilaf Kuvvetleri askerlerinin ‘Dunkirk’deki tedirgin bekleyişine benziyor. Devasa Truva atının sahildeki görüntüsü Franklin J. Schaffner imzalı 1968 tarihli özgün ‘Maymunlar Cehennemi / Planet of the Apes’in final sahnesini akla getiriyor. Nolan finale doğru, filmin şahikası konumundaki kritik Truva kuşatması bölümünün ikinci perdesine dönüş yaptığında, yakıp yıkılan kentin manzarası karşısında Odysseus’un kendisiyle hesaplaşmasını öne çıkarıyor. Katliama herkes ortak olmuştur ama Yunan askerlerinin barış adağı içi asker dolu tahta atın içinde kente sokulması kendi fikridir. Ve Truva’yı yakıp yıkmak aslında tüm cihanı yakmakla eş değerdedir. İletişimin kıymeti bilinmemiş, ölçüsüz zafer kutlamalarıyla kadınlar, çocuklar insafsızca katledilmiş, Zeus yasası hiçe sayılarak halkların en büyük değeri olan kutsallık bozulmuştur. Bronz çağın her yerde çökmeye başladığının işaretiyle Nolan bu noktada çağımıza gönderme yapar. İnsanoğlunun doymak bilmeyen hırsının bugün Filistin’de, Ukrayna’da ve dünyanın dört bir yanında yaşananları karanlık bir çağın iz düşümleri olarak düşündürür.

Homeros’un destanında hayli rolü bulunan Tanrılara pek yer vermeyen, savaş gazisi ile melez tanrıça Athena’nın (Zendaya) kısa karşılaşmalarıyla yetinen Nolan, günümüzde ‘uzun ve maceralı yolculuk’ anlamında da kullanılan ‘Odyssey’ kelimesinin hakkını vermiş. Odysseus’un Poseidon’un oğlu tek gözlü dev Polyphemos ile karşılaştığı ve onu zekâsıyla alt ettiği sekans ya da ölüler ülkesi Hades’te geçen bölümler bir korku film çekmeye niyeti olduğunu ifade eden sinemacı için iyi bir ön alıştırma gibi duruyor. Kralın serüvenleri arasında benim açımdan başı çeken bölümün Kirke’nin adasında yaşananlar olduğunun altını çizmeliyim. Hollywood’da pek kıymeti bilinmemiş İngiliz oyuncu Samantha Morton’ın Oscar adayı olmasını dilediğim müthiş bir performansla canlandırdığı görmüş geçirmiş cadı kadının, ‘erkekler iştahlarının kurbanı olur, adamlarının sahte gerçek yüzünü gör’ diyerek gözü dönmüş bir şekilde yiyeceklere saldıran Odysseus’un tayfalarını domuza çevirdiği sahne ‘beden korkusu / body horror’ antolojilerine girecek denli etkileyici.

Bitirirken, Fas, İtalya, İzlanda, Yunanistan, İskoçya’da çeşitli doğal mekânlarda çekilmiş olan filmin görkemine büyük katkısı olan iki ustadan söz etmek isterim. 70 mm versiyonu ülkemizde izleme şansımız olamadı ama, İsviçre asıllı görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema’nın ıssız ve yalnız peyzajları, İsveçli besteci Ludwig Göransson’un Truva halkına yaktığı dokunaklı ağıtı ve vurmalıların şaha kalktığı aksiyon sahnelerindeki müzik çalışmasının tüm övgülere layık olduğunu vurgulamak isterim.

(19 Temmuz 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars Edisyonu Tamamlandı

10 – 12 Temmuz tarihleri arasında Kars’ta yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali, 3 gün boyunca birbirinden değerli etkinliklere ev sahipliği yaptı. Festival kapsamında Gastro Sınıf ve Sine Sınıf etkinlikleri, UGFF söyleşileri, kısa film, belgesel film gösterimleri ve açık hava film gösterimleri gerçekleştirildi. Festival aynı zamanda Boğatepe ve Ani’de düzenlenen etkinliklerle doğal, tarihi ve kültürel mirası sinema ve gastronomiyle buluşturdu.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars Edisyonu Tamamlandı yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonu başladı. 12 Temmuz Pazar gününe kadar sürecek olan festival; Gastro Sınıf ve Sine Sınıf etkinliklerinden UGFF söyleşilerine, Uluslararası Yarışma Kısa Belgesel Seçkisi gösterimlerinden açık hava film gösterimine, belgesel gösterimleri ve söyleşilere uzanan programa ev sahipliği yapmayı sürdürecek. Festivalin ilk etkinliği öncesinde açılış konuşmasını gerçekleştiren Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) Kurucu Direktörü Gülper Ergün, “Bu yola çıkarken, Anadolu’nun zengin kültürel mirasını gastronomi ekseninde sinemanın güçlü anlatım diliyle uluslararası arenaya taşıyıp, hak ettiği değeri dünya vitrininde buluşturmayı hedefledik.” dedi.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı yazısına devam et

Mitoloji Sinemanın da Atası: Odyssey

Mitolojik öyküler, güncellenebilirliğiyle yaşamın her anına, her alanına uyar. Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel… her ne anlatırsanız, hepsinin temeline yerleştirebilirsiniz mitolojiyi. En çok da metaforlar için geçerlidir bu temellendirme. Hem zaten değil mi ki bir metafor (eğretileme), asıl söylemek istediğinizi kimseyi ürkütmeden, kimseyi üzmeden ya da sevindirmeden anlatmanın yoludur. Şiirde, öyküde, heykelde, müzikte, dansta, mimaride de eğretilemelerle yepyeni duygular yaratan yapıtlar meydana getirebilirsiniz.

Christopher Nolan, çok gerçekçi ama aynı oranda karmaşık zaman algılarını, felsefi paradoksları ve büyük ölçekli epik hikâyeleri ana akım sinemada gişe rekorları kıran filmlere dönüştüren bir yazar / yönetmen… Öykünün içinden geçiyor, kokluyor, dokunuyor ve izleyiciye ne oranda ulaşabileceğini saptayabiliyor. Tabii ki, zor öyküler seçiyor kendine… Tabii ki, zorluk onu engellemek yerine daha bir azdırıyor, başarıya odaklanmasını sağlıyor. Hiçbir şey yapamazsa yeni formatta (70 mm) film yaptırıyor (bilinen bir format olsa da, pelikül kullanımının azalmasıyla negatifler da tükendi; varsa yoksa dijital). “Şeytan tüyü var” dedikleri Christopher Nolan olmalı… Oppenheimer’da 70 mm pelikül denedi, başardı. Odyssey’de IMAX kamera denedi, yine başardı. “Blimp kamera” (sağır kamera) bizde çok az kullanılan, neredeyse bilinmeyen bir kamera. Kamerayı, ses geçirmeyen bir kutuya yerleştiriyorsunuz hem hacmi büyüyor hem kullanımı zorlaşıyor hem de emek harcatıyor, haddinden fazla.

Başarılı mı?

Christopher Nolan, kuşkusuz çok başarılı bir yazar / yönetmen. Hazırlıklarını çok iyi yapıyor… Filmi, daha baştan kafasında çekiyor ve hazırlıklarını ona göre tamamlıyor. İdealist diyebiliriz Nolan’a; kurgusal hikâyeyi mümkün olan en sağlam bilimsel temellere ve insan psikolojisine oturtarak gerçekçi bir his yaratığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Sadece oyuncularda değil, sette (öncesinden sonrasına kadar, tümüyle), mekânda, kamerada, müzikte, seste, dijital efektlerde de ne istediğini bilen, istediğinin de yerine getirilebileceğinin farkında olan ve onu isteyen biri…

Başarısının kanıtı…

Kameradaki filmden stüdyodaki montaj olanaklarına kadar birçok isteğinin yerine getirilmesini sağlayan (sadece Oppenheimer ve Odyssey bile yeterli) filmleri ve gişe başarısı başarısının kanıtı kuşkusuz.

Birçok ülkede, altı ayda, 91 çekim gününde tamamlanmış Odyssey, 640 bin metre film kullanmış. Onca çekimin montajını varın siz düşünün… Set kurulumu, dekor ve kostüm tasarımı / yapımı / kullanılması büyük zaman ve para demek… Filmin sadece bir sekansında görülen Truva atından 9 adet yapılmış.

Mitolojik başarı sayılır mı?

Bir yıl önce Uberto Pasolini’nin The Return’ünü (Dönüş) izledik. İki ayrı yönetmenin iki ayrı yorumu olsa da öykü aynı. Homeros’un bu başyapıtı, sadece sinemada değil, sanat disiplinlerinin tümünde farklı yorumlarla çıkıyor karşımıza… hem zaten, değil mi ki, bir senaryodan beş yönetmen, beş ayrı film çıkarır denir.

Pasolini, sanki, Homeros’un ruhuna, yalınlığına, sakinliğine daha bir sadık kalmış. Nolan ise, hep yaptığı gibi kendi Odyssey’ini çekmiş. İkisi de çok başarılı (Pasolini’nin filmini de sevmiştim: https://sadibey.com/2025/01/23/sinema-mitolojiyi-yeniden-yorumluyor-donus/).

Diğer her şeye ek olarak 35 farklı boyutta bronz gong, insanın içini titretiyor; gergin hava yaratan müziğiyle de bir adım öne çıkıyor Nolan’ın filmi.

Hep yineliyorum, edebiyat imaj yaratır; film imajın imajıdır. İki filmde iki imaj izliyoruz… İki filmi karşılaştırmalı okumanın, iki yönetmenin yorumunu ele almanın, iki filmi de irdelemenin gerekliliğine inanıyorum.

(17 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Mehmet Günsür ve Devrim Özkan’ın Başrollerini Paylaştığı Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün Çekimleri Başladı

Mehmet Günsür, Devrim Özkan, Serkan Altunorak’ı başrollerinde buluşturan, Böcek Film ve Benesta ortak yapımı Aşk Tesadüfleri Sever 3′ün çekimleri İstanbul’da başladı. Hazırlıklarını tamamlayarak sete çıkan filmin çekimleri İstanbul’da son sürat devam ederken, set İznik & Ankara sahneleriyle son bulacak. Serinin ilk filminde Özgür karakterine hayat veren Mehmet Günsür’ün yeniden kadroya dahil olması, filmin önceki hikâyelerle kuracağı bağı da ortaya koyuyor.

Mehmet Günsür ve Devrim Özkan’ın Başrollerini Paylaştığı Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün Çekimleri Başladı yazısına devam et

Ceza (Yönetmen: Saeed Roustayi)

Saeed Roustayi’nin yönettiği ve Parinaz Izadyar, Payman Maadi, Soha Niasti ile Hassan Pourshirazi’nin oynadığı Ceza (Zan va Bache – Woman and Child), 17 Temmuz 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Mahnaz, 40 yaşında, dul bir hemşiredir. Okuldan uzaklaştırılan asi oğlu Aliyar’la baş etmeye çalışmaktadır. Yeni erkek arkadaşı Hamid’le yapılan nişan töreni sırasında aile içindeki gerilim doruğa ulaşır ve bir kaza yaşanır. Bu olayın ardından Mahnaz, ihanet ve kayıpla yüzleşmek zorunda kalacak ve adalet arayışına çıkacaktır. Leyla’nın Kardeşleri’nin yönetmeni Saeed Roustayi’den, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış sarsıcı bir aile dramı.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Ceza (Yönetmen: Saeed Roustayi) yazısına devam et

Ataerkil Kültür: Ceza

İran’ın muhafazakâr kültürü, yaşamı belirliyor. Bizde, mahalle baskısı olarak tanımlanan o tutuculuk İran’da çok daha yoğun ve alabildiğine erkek egemen.

İki çocuklu bekâr bir anne olan Mahnaz’ı (Parinaz Izadyar) merkeze alan film, aslında tam bir dram; evlenmek istediği Hamid (Payman Maadi), çocuklu biri olduğunun bilinmesini istemediği için oğlu ve kızını eski kaynanasının evine bırakır. Kız isteme töreninde ise kız kardeşi Neda’(Arshida Dorostkar) görünce, gönlü ona kayar. Mahnaz’ın oğlu Aliyar (Sinan Mohebi) yaramaz ama kafası çalışan bir çocuktur. Anneannesinin ödevini yapmak için rüşvet alır, aldığının küçük bir kısmını kardeşine verip hem kendi ödevini hem de anneannesininkini yaptırır. Okuldan kaçıp kumar oynar. Ağzı iyi laf yaptığından, sevimlidir ve kimse ona kızamaz, annesinin birlikte çalıştığı bir hemşireye aşıktır ve hiç de gizlemez.

Sıradan bir film öyküsü gibi gelse de ipucunu baştan verdik. Kapalı kültürde büyükanne ve babalar “ceza” vererek terbiye etmeyi tercih ederler. Şairin şiirce dediği gibi -“erken öten horozun başını keserler / bitmek tükenmek bilmez ki başın kesile kesile”- hiçbir ceza işe yaramamıştır, kaldı ki, filmde olduğu gibi çok daha büyük ve onulmaz yaralar açabilir.

Saeed Roustayi’nin filmi, iniş ve çıkışlarla dolu; kimi zaman izleyiciyi bıktıracak denli fazla ama Doğu kültürünü bilenler için gerekli. Filmi iki bölüm olarak ele alabiliriz. Birinci kısmında, çocuklu bir kadınla evlenmek istemeyen bir erkeğin yaşadıkları ve yaşattıkları. Alabildiğine yalın ve anlaşılır. İkinci bölümdeyse trajik bir durumun arkasından izleyerek değil yorumlayarak katılıyorsunuz filme. Karakterlerin de savrulduğu bu bölümde, ister istemez, siz de dengenizi yitiriyorsunuz. Unutulmaması gereken bir şey: toplumsal durum ya da mahalle baskısı. Acaba konu komşu ne der diye yaşayamayan insanların yurdudur Doğu. Mahnaz’ın adım adım çöküşünü izleriz. Sosyal ve ekonomik baskılar, izleyiciyi bile etkiliyor; kaldı ki, karakterler tam da göbeğinde yaşıyor. Filmin psikolojisi gerçekten etkileyici. Oyuncuların başarılılığını söylememe bile gerek yok. Aliyar’ın okuldan uzaklaştırılmasında erkek egemen bakışın önemini hemen anlıyoruz. Ancak okul müdürü, çocukların gözündeki kararlılığı görünce geri adım atıyor. Bu bir başka açıdan bir anlamda çöküş, ama asıl çöküşü Mahnaz yaşıyor.

“Bunca çöküşten sonra hayatın geri kalanı yaşamaya değer mi?” sorusuyla çıkıyorsunuz salondan. Sonrası sizin yorumunuz ve önemli olan da o.

(15 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Kadınlar ve Çocuklar / Ceza

İran sinemasının bizde fazla tanınmayan bağımsız sinemacılarından Said Rustayi’nin geçtiğimiz yıl Cannes’da Altın Palmiye seçkisinde yer almış son çalışması ‘Ceza / Zan va Bache’ yaz sezonunun önemli filmlerinden biri olarak gösterimine başlıyor. Rustayi ilk uzun metrajından başlayarak aile kurumu üzerinden kendi toplumunu neşter altına yatırır; sistemi, bürokrasiyi, adaletsizliği, kadınlara söz hakkı tanımayan geleneksel patriyarkal düzeni eleştirir. Bu yüzden de İran İslam Cumhuriyeti’nce sık sık engellenmiş, hapis cezası ile yargılanmış ve film çekmesi uzun yıllar engellenmiştir.

Aile kurumu üzerinden yaşadığı toplumun fotoğrafını çeken sinemacının 2016 yapımı ilk uzun metrajı ‘Sonsuzluk ve Bir Gün / Abad va Yek Rooz’, babanın göçmüş olduğu, yaşlı ve hasta anneleriyle aynı yoksul evi paylaşan dördü kız 7 kardeşin hikâyesi üzerinedir. Uyuşturucu müptelâsı ortanca kardeşin fakirhaneye getireceği belaları savmakla mücadele eden aile bireyleri, abi Murteza’nın (Payman Maadi) işlettiği küçük market ve kızların günübirlik işleriyle ayakta kalmaya çalışır. Yakınlarını bu derin yoksulluktan kurtarmak için zengin bir Afganlıya varması istenen Sümeyye (Perinaz İzadyar) ailenin dipten çıkması için kendini feda edecek midir.

Yönetmenin 2022’de Cannes ana seçkisine alınmış olan bir önceki filmi ‘Leyla’nın Kardeşleri / Barādarān-e Leilā’ benzer düşkünlükte bir aileyi ele alır. Yaşlı babanın ve onun uydusu konumundaki annenin dediğinden çıkmayan işe yaramaz dört erkek kardeşin ortaklaşa çalışacakları mütevazı bir işletmeyi hayata geçirmek için didinen Leyla, Sümeyye’den daha isyankâr, ataerkil örf ve adetlere karşı direnen genç bir kadındır. Her iki film de kurulu düzenin çağ dışılığını acımasızca eleştirir, yoksulluğun acımasız resmini çizer ancak finaller umut yüklü bir çözüm sunmaz. Genç insanların, genç kadınların engellemelere ve darbelere direnmeye güçleri yetecek midir?

Rustayi’nin bizde ‘Ceza’ ismi uygun görülmüş son filminin özgün ismi Farsça ve İngilizce dillerinde ‘Kadın ve Çocuk’ anlamına geliyor. Yine bir ailenin öyküsünü izliyoruz ancak bu defa hikâye yaşlı anneleri ile birlikte yaşayan iki kız kardeş üzerinden ilerliyor. Kocasını erken yaşta kaybetmiş, 14 yaşındaki oğlu Aliyar (Sinan Mohebi), 8 yaşındaki kızı Neda (Arshida Dorostkar), 25 yaşındaki kız kardeşi Mehri (Soha Niasti) ve arşiv görevlisi olarak çalışan yaşlı annesi (Fereshteh Sadre Orafaiy) ile birlikte çok katlı bir sitenin üst katında yaşayan hemşire Mahnaz (9 yıl önce Sümeyye’yi canlandırmış olan Perinaz İzadyar bu defa 40’lı yaşların başındaki olgun bir genç kadına hayat veriyor) çalıştığı hastanenin serbest çalışan ambulans şoförü Hamid (Rustayi’nin tüm filmlerinde rol almış olan usta oyuncu Payman Maadi) ile evlilik hazırlığı içerisindedir.

Film, yüz bakımı yaptıran Mahnaz’ın yakın planıyla açılır. Güzeldir, bakımlıdır. Kadınlarla arası pek iyi olan flörtöz Hamid’in deyişiyle ‘ona herşey yakışmaktadır’. Genç kadın Hamid’in aurasından ve iltifatlarından hoşlanır ama evlilik hakkında şüpheleri vardır. Durumu olmayan göçmen hasta yakınlarını geceleri para karşılığı ambulansında yatıran 48 yaşındaki feleğin çemberinden geçmiş adamın evlenmek için çok da uygun bir aday olmadığını bilir. Hastaneden arkadaşı Rana’nın ‘bağımsızlığını ilan etmiştin hani’ dokundurmasına verecek cevap bulamaz, ama yine de bir erkeğin başında olduğu kurulu aile düzenini kendi yuvası için de arzu eder ve sesini çıkarmaz.

Hamid, Tahran dışından eş isteme töreni için gelecek olan anne baba ve görümcenin iki günlük ziyareti için çocukların ve eşyalarının ortadan kaldırılmasını talep eder. Mahnaz bunu da kabullenerek yanlışlarına bir yenisini ekler. Derslerinde çok başarılı ancak ele avuca sığmayan Aliyar tam da bu iki günde sınıf arkadaşlarıyla şehir dışı bir gezide olacakken, okulda yarattığı kaos nedeniyle uzaklaştırma cezası alınca Mahnaz bir hata daha yapar ve çocukları huysuz eski kayınpederinin eline bırakır. Gelin isteme gününde Hamid’in fıldır fıldır gözleri evdeki alımlı kız kardeşe kayıvermiştir. Meri de, belki de çevresinde daha iyi bir seçenek olmadığından, ağzı laf yapan, kadın ve çocuk değil, bir çocuk – kadının peşine düşmüş Hamid’in arzu dolu bakışlarına cevapsız bırakmaz. Mahnaz’ı asıl yıkacak olan çok daha trajik bir gelişme ise yaşlı dedenin evinde yaşanacaktır.

İlk bir saatlik bölümde ana karakterleri ve düzenin mikrokozmosu olarak aile çatısını başarıyla kuran yapımın, seyir düzenini etkileyecek spoiler vermemek adına, filmin çok ağır bir trajediye doğru yol alan ikinci bölümüne dair ayrıntılara girmek istemiyorum. Mahnaz’ın sıra sıra dizilmiş yanlış kararlarının yükünü çekmekte zorlandığını, tüm kuralların erkekler tarafından belirlendiği bir sistemle öfkeyle, kıskançlıkla, intikam hissiyle hatta bir cinayeti göze alarak tek başına mücadele etmeye çalıştığını, oğlunu koruyamasa bile kız kardeşini koruma isteğiyle hareket ettiğini söylemekle yetinelim. Lakin kadın başına ezeli patriyarka ile savaşmak mümkün olacak mıdır. Mahnaz’ın debelene debelene, saçlarını ağırta ağırta öğreneceği gibi Rustayi kurulu düzenin bugünden yarına değişmeyeceğini çok iyi bilir aslında. Lakin, kuralları dikte eden hâlâ erkekler olsa da kadın dayanışması ve kadınlarının eğitiminin ne denli hayati olduğunu vurguladığı çarpıcı finaliyle bu son filminin yine de öncekilerden farklı olarak umut pırıltısıyla sonuçlandırır.

35 yaşındaki İranlı sinemacının ilk filminden bu yana sinema dilini, öykü detaylandırma becerisini ne denli geliştirdiğinin, artık İran’ın en önemli melodram ustası olduğunun kanıtı bu film. Aliyar’ın okul atölyesinde kumar oynattığı sekans, 700 öğrencinin okulda mahsur kaldığı kalabalık sahne başta olmak üzere Adib Sobhani’nin ustalıklı sinematografisi de sağolsun. Tüm Rustayi filmlerinde olduğu gibi kastingin yine son derece başarılı olduğunu vurgulamak isterim. Gelecek vadeden bir çocuk oyuncu olarak Aliyar’ı canlandıran Sinan Mohebi’ye, bir de dramatik anlarda filmle bütünleşen Ramin Kousha’nın müzik çalışmasına ayrıca dikkat çekmek isterim.

(15 Temmuz 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Dehşet Verici Bir Cehennem Toplantısına Hazır mısınız? Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, Paribu Cineverse Kanyon’daki Ön Gösterimde İzleyiciyle Buluştu

Paribu Cineverse, sinema dünyasının heyecanla beklediği yapımları izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Korku türündeki dikkat çekici yapımlardan biri olan Kötü Ruh: Cehennem Ateşi (Evil Dead Burn), geçtiğimiz günlerde Paribu Cineverse Kanyon Salonu’nda düzenlenen özel bir etkinlikle ön gösterim yaptı. Davetliler, Paribu Cineverse’ün Kanyon Salonu’nun sunduğu etkileyici atmosferde filmi Türkiye’de ilk kez izleme şansı yakaladılar. Filmin yönetmeni Sebastien Vanicek’in korku dolu bir dille ele aldığı yapım, sinemaseverlere benzersiz bir görsel ve işitsel şölen sunuyor. Filmin gerilim atmosferini iliklerine kadar hisseden izleyiciler, karanlık güçlerin istilâsına en ön sıradan tanıklık ettiler.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Dehşet Verici Bir Cehennem Toplantısına Hazır mısınız? Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, Paribu Cineverse Kanyon’daki Ön Gösterimde İzleyiciyle Buluştu yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu