Spencer: Geçmiş ve Şimdi Aynı Şeydir

Bu hafta ilginç, iki film giriyor gösterime, ikisi de biyografik, ikisi de gerçek, ikisi de yol gösterici… Biri (Kral Richard) dünyanın en ünlü iki tenisçisi iki kız kardeşin, Venus ile Serena Williams’ın öyküsü. İkincisi de Spencer, Lady Diana’nın kraliyetteki son Noel’i.

Bir ilginçlik daha… Ben iki filme de birer alıntı cümle ile başlıyorum. Bu kez Andrey Tarkovski, “Mühürlenmiş Zaman”da, “İki tür sanatçı vardır: Kendi dünyalarını şekillendirenler ve gerçeği yeniden üretenler” diyor. İşte, Spencer de (aslında Kral Richard da aynı) gerçeği yeniden üretiyor.

Evlenmeseydi…

Lady Diana denseydi adına filmin, herkes bilecekti, ama o kadar çok Lady Diana izledik ki, o heyecanı doruğa çıkartamayacaktı izleyici. Gerçekten de belgeselden dramaya herkes için bitimsiz kaynak Diana ve her seferinde yeni bir şey öğreniyoruz. Spencer, Diana’nın evlenmeden önceki soyadı. Doğal olarak bir gönderme de var, evlilik karşıtı.

Spencer, hemen baştan söyleyeyim, bir yönetmen filmi. İnanılmaz etkileyici ve güçlü. Oscar adayı gözüyle gören arkadaşlarımız da var. Olabilir, neden olmasın.

Eşler arasında gerginlikler yaşanabilir, birbirlerini aldatabilir ve ayrılık çanları çalabilir. Eşler birbirleriyle anlaşamadıklarında boşanırlar, olur biter. Ama bu, öyle sıradan insanların birlikteliği değil ki, Büyük Britanya Kraliyet Ailesi söz konusu olan. Göz önünde oldukları kadar dillere düşmeleri de istenmeyen bir şey. Birbiriyle bağlantılı olarak, “Aman efendim, kessin sesini, otursun, keyfini sürsün.”, “Ben olsam asla itiraz bile etmem.” gibi çok sayıda dedikodu işleyebilir. Hep sorduğum soruyu burada Diana’ya da sormak isterim: İçiniz nasıl?

Kişi ve karakteri…

Diana’yı film boyunca izliyoruz, bize yalnızlığını, adanmışlığını, çözümsüzlüğünü, içinde boğulduğu depresyonu yaşatıyor neredeyse. Sadece oğullarıyla birlikteyken çok huzurlu ve duvarların dışında (siz onu sınırları aşarken diye alın) yalnızken mutlu. Çocuklarıyla kaçamak yapıp da Londra’da ayaküstü bir şeyler yedikleri zamanın rahatlığı apaçık ortada. Bir de sırdaşı olan kostümcüsüyle anlaşabiliyor sadece. Diğer yardımcıları veya çalışanlar anlasalar da o yakınlığı kuramıyorlar.

Yönetmen filmi dedik, çocukluktan kalmış ve ceket giydirilmiş korkuluk, inci gerdanlık, viraneye dönüşmüş köşk metaforlarıyla, gazetecilerin (paparazzi demek daha doğru) görüntü almasını önlemek amacıyla perdelerin açılmaması için dikilmesi, sadece Diana’nın kaygılı olmadığını, ailenin, Kraliçenin, Prensin de kurallar altında ezildiğini gösteriyor. Geleneksel söyleyişle, “Sarayda yaşayayım, on milyon borcum olsun.” demek yetmiyor.

Çözüm elinizde…

Filmden çıktığınızda kendinizi Diana’nın yerine koyacak, ama sonuca vardıramayacaksınız. Çocuklarının yerine koyacaksınız, ama çözüm olmayacak. Evli olmasına karşın sevgilisine pahalı mücevherler alan Prensin yerinde olmayı hiç istemeyeceksiniz; çünkü o daha yalnız. Hatta üzerine bir film bile yapılmadığı için hep göz ardı ediliyor, hâlâ.

Başlıktaki cümleyi Diana dillendiriyordu filmde ve ekliyordu “Gelecek yok”.

Spencer (Spencer) (Biyografi, Depresyon, Aşk); Yönetmen: Pablo Larrain; Senaryo: Steven Knight; Oyuncular: Kristen Stewart, Jack Farthing, Sally Hawkins, Timothy Spall… 19 Ekim’den başlayarak gösterimde…

(18 Kasım 2021)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir