Tesadüfün İğne Deliği… ya da Senaryonun Güzelliği

Bizim ülkemizde olmayan bir toplu taşıma aracı, hızlı tren. Japonya’nın ulaşımdaki ana damarı. Hayatta neler oluyorsa, trenin vagonlarında da o(nlar) yansıyor. Bana trenini ya da vagonunu söyle, senin kim olduğunu, hangi mafyanın egemenlik alanında bulunduğunu, hangi partinin siyasi dostu veya düşmanı olduğunu söyleyeyim. Tabii ki, siyasal düşüncelerin kutuplaştığı tek ülke biz olduğumuz için sinemaya bu kısım pek yansımıyor. Ama işin içine mafya, insan tacirliği ve/veya kaçakçılık girdiğinde tüm dünyanın ilgisini çekiyor.

Kotaro Isaka’nın yazdığı “Bullet Train”, yönetmen David Leitch tarafından, başrolünde Brad Pitt ile sinemaya uyarlandı. Aslına bakarsanız keyifli bir film. Mizah ögeleri de taşıyan, heyecanın düzeyini yukarılarda tutmayı başaran, merak ettiren, aksiyonu bol film için Yeşilçam’ın -başlığa çıkarttığım- sözü cuk oturuyor. Bilirsiniz işte, Cüneyt Arkın yaralansa da ölmez hiç, attığını vurduğu yetmezmiş gibi silahında hiç mermi de bitmez ya da en olmadık yerde bir “sihirli el” çıkar ve son anda “kahraman”ımızı kurtarır o sıkıntılı yerden. Bir defa olursa kimse bir şey demez de birbiri ardına hatta film boyunca tekrarlanırsa “tesadüfün iğne deliği”nden de geçer dünya.

Hızlı olmaya hızlı da olsa (ki, saatte 320 kilometre hıza ulaştığı biliniyor) bizim kahramanlarımız trenin üstünde hem de ayakta durabiliyor, dahası yürüyüp gezebiliyor. Japon hızlı treni bizim çakma hızlı trenden daha yavaş olsa gerek. Neyse, olanları bir tarafa bırakıp filme odaklanalım. Brad Pitt (Uğur Böceği) sıtkı sıyrılmış bir şekilde belki de son işine yollanır. Bir çanta alması için görevlendirilmiştir, ama her adımda yeni bir şey çıkar, birbirini takip eden olaylar sonucunda labirentten çıkmayı başarır.

Senaryo ya da kitabın öyküsü gibi iyi kotarılmış. Çocuğu için intikam yemini etmiş bir baba, çocuğu ölüme iten ortaokul öğrencisi görünümlü, psikopat bir katil kız; çantayı almak için görevlendirilmiş acımasız (aklıma Yılmaz Güney’in Düşman filmini getirdi; iki arkadaşı senaryoya “tıpkı Fareler ve İnsanlar’daki Milton ile Lennie gibidirler, birbirlerinden ayrılmazlar” notunu düşmüştü) arkadaşın bir yanıyla komik bir yanıyla vahşi iki katil ve onları da yönlendiren çete liderlerinin birbirleriyle çakışan ama çatışmayan karşılaşmaları… Çakışıyor, çünkü trenin içinde buluşmamaları mümkün değil, çatışmıyor, çünkü hepsi kendi hedefine odaklanmış. Tabii ki, “esas oğlan” galip geliyor. “Kurt” karakteriyle ölümcül yılanı unutmamak gerekir. Anlaşılan o ki, otuz iki kısım tekmili birden ve heyecan dorukta.

Yönetmen Leitch, stüdyoda kurduğu tren dekorunda blue box ya da green sreen kullanmak yerine oyuncuları da rahatlatan ve buna da bağlı olarak performanslarını arttıran led ekranlarla şehrin görüntüsünü yansıtmış. Alabildiğine başarılı ve olağanüstü güzel olmuş bu yöntem, daha pahalı olsa da…

Meraktan tırnaklarınızı yerken gülümsemek, gülerken heyecanlanmak, heyecanlanırken ürpermek ve hepsinin üstüne bu sıcak yaz gününde sinema salonlarının klima ile serinletilmiş ortamında keyif çatmak. Bence kaçmaz!

Suikast Treni (Bullet Train) macera, komedi, aksiyon, Yönetmen: David Leitch, Senaryo: Zak Olkewicz, Oyuncular: Brad Pitt, Joey King, Aaron Taylor – Johnson, Brian Tyree Henry, Andrew Koji, Hiroyuki Sanada, Michael Shannon, Benito A Martínez Ocasio, Sandra Bullock… 5 Ağustos’tan başlayarak gösterimde…

(05 Ağustos 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.