Sadi Çilingir

(Her Telden, Ne Bulursa Yazıyor)
Nüfus kaydına göre 10 Kasım 1950’de, atalarının dediğine göre ise kış doksanında, yani kışın tam ortasında doğmuştur. Bu tarih eski takvime göre Kasım 90’a, yeni takvime göre 05 Şubat’a tekabül eder. O zamanlar çocuk milleti dünyaya teşrif ettiğinde ha deyince … Devamı… »

*****

Geçmişten Gelen

Sadi Bey’in Facebook Günlükleri:

Zaman zaman sinemacı ve filmcilere ve çalışanlarına sosyal medya ortamından olsun, sosyal medya ortamından olmasın sitem ederiz. Bu sitemlerin bazıları, teknolojinin hızının sağladığı gerekçeler öğrenildiğinde haksız oluyor. Varlığından yeni haberdar olduğum bir filme, geçenlerde bir Çarşamba günü basın gösterimi düzenlendi. Filmin alt yazılarını çeviren arkadaşa rastlayınca “Nereden çıktı bu film birden?” diye sordum. “Sorma abi, o kadar hızlı oldu ki, film Cuma günü geldi, haftasonu alt yazıları çevirdim, bugünkü basın gösterimine ucu ucuna yetiştirebildik.” dedi. Yani bizim yakadan şöyle görünen olay karşı yakadan böyle görünebiliyor. Gönül koyalım mı? Hayııır, gönül koymayalım, herkes haklı olabiliyor. (07 Şubat 2017)

“Karanlığın Ellibir Tonu” 2018 Şubatında sinemalarda. (-Müneccim miyim neyim ben? -Yok canım, ne âlâkası var; sadece “Karanlığın Elli Tonu”nun sondaki jeneriğini The End’e kadar izledim, hepsi bu.) (08 Şubat 2017)

Aşk ve seks ağırlıklı “Karanlığın Elli Tonu” filminin verdiği ilhamla: Aciz insanoğu hangi makamda, hangi yerde ve hangi zamanda olursa olsun yapacaklarının mutlaka bir sınırı vardır. Bu dünyada yaşamak bir sınırdır, bu şehirde yaşamak bir sınırdır, bu yediklerimiz bir sınırdır, bu içtiklerimiz bir sınırdır, bu gördüklerimiz bir sınırdır. Bu yazdıklarımın hiçbiri aklınıza yatmadıysa söyleyeyim: Ömür bir sınırdır. O nedenle ihtirasa kapılmayın, adaletsiz olmayın, yanlış yapmayın; sevecen olun, adil olun, doğru olun.
Yukarıda yazdıklarım da gösteriyor ki hiçbir filmi küçümsememeli, her filmden mutlaka alacağımız bir şeyler vardır. Filmin sonlarına doğru anne mealen şöyle diyor: “Çocuklarımız büyüdüğünde bizden uzaklaşır; mutlu bir hayat yaşıyorlarsa bunu sorun etmemeliyiz.” (08 Şubat 2017)

TRT Müzik 08 Şubat 2017, 20:38: “Kadifeden kesesi, havadan gelir sesi…”. (Daha önce bahçeden geliyordu, şimdi havadan geliyor yapmışlar.) (08 Şubat 2017)

Sinemacı tabiriyle söylersek, başka bir kamera açısından baktığımızda hayır demek mevcut duruma evet demek oluyor. Veya hayır dersem belki demek, belki dersem evet anla; evet dersem belki demek, belki dersem hayır anla. (09 Şubat 2017)

Atalarımız boşuna “İnsandır beşer, kuldur şaşar” dememiş. Geçen gün Franco Nero’dan bahsederken O’nu 1970’lerdeki Sartana adlı kovboy filmleri serisinden hatırladığımızı, ayrıca yanılabileceğimi bu filmlerde Anthony Steffen adlı başka bir oyuncunun oynamış olabileceğini yazmıştım. Bir kez yanılmakla kalmamış, iki kez yanılmışım. Az önce sinemaseverlerin kutsal kitabı IMDb’ye baktım, Sartana filmlerinde Gianni Garko ve William Berger oynuyor. Bu wesileyle William Berger’den kısaca bahsedeyim. Bu oyuncu, ünlü Alman oyuncu Klaus Kinski ve bizim Erol Taş’ımız gibi genelde kötü rollerde oynasa dahi sinemaseverler tarafından çok sevilirdi. Sartana’lara dönersek IMDb.de Türkçe adlı Sartana Affetmez (1968), Sartana’nın Oyunu (1969), Sartana Ölüm Vadisi (1970), Sartana Ölümle Öder Amigo (1970) adlı filmler var. Benim sinemalarda gösterildiğinde Türkçe afişlerinden aldığım notlarımda Sartana Ölümle Öder (IMDb.de “Amigo” eki konmuş) ve Sartana Ölüm Vadisinde (IMDb.de “nde” eki yok) adlı filmlerin 1972 Mayıs ayında, Sartana’nın Acı İntikamı adlı filmin ise 1972 Ağustos ayında ülkemiz sinemalarında gösterildiği yazıyor. IMDb.ye Türkiye’den bilgi giren arkadaşlar zaman zaman değişiyor, şu anda hangi arkadaşın ilgilendiğini bilmiyorum, o nedenle buradan yazayım: Sartana’nın Oyunu ve Sartana Ölümle Öder Amigo filmlerinde aynı orijinal afiş (yukarıda görülen) kullanılmış, sanırım birisinin kaldırılması gerek. (09 Şubat 2017)

TRT Müzik 09 Şubat 2017, 14:42: “Onbeş yaşında da Nazife de Hanıma doyum olur mu?”. (Restorasyona meraklıysan, bunu “Ellibeş yaşında da Nazife de Hanıma…” yapsana.) (09 Şubat 2017)

Asansör bozuldu. (Merdivenlerin ahı tuttu herhalde.) (09 Şubat 2017)

(11 Şubat 2017)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

*****

Geçmişin İzleri

Beyoğlu Lale Sineması Anılarının Çağrıştırdıkları:

Kapanma öncesinde son işletmecisinin Avşar Film olduğu Beyoğlu Lale Sineması’nı Cemil Filmer, Fitaş Sineması’na rakip olarak açmış, daha sonra Lâle Film sahibi Rahmi Akçaoğlu’na devretmiştir. Marlon Brando’nun Baba’(Goodfather), tam 12 hafta kuyruk yapmış seyirciye gösterildi. Caddeden gelip geçenlerin kuyrukta bekleyen sinemaseverlere ne kuyruğu olduğu konusunda sorular sorduklarını; devasa bir bez afişin, pasaj girişinin üzerinde filmin gösterildiği 12 hafta süresince asılı durduğunu hatırlarım.

Lâle Sineması’nın 1970’lerdeki diğer bir özelliğini de genç kuşaklara hatırlatayım; Beyoğlu Saray ve Beşiktaş Yumurcak Sineması’nda da aynı özellik vardı. Bu müşterek özelliğin sebebi bahsi geçen sinemaların Türk Sinemasının en büyük yapım şirketlerinin filmlerini göstermeleridir. Bu şirketler Erler Film, Erman Film, Akün Film gibi şirketlerdi. Hollywood’un Warner Bros, 20th Century Fox, Metro-Goldwyn-Mayer şirketlerinin Türkiye’deki eş değerleri diyebiliriz. O yılların diğer yerli yapım şirketleri ise Saner Film, Acar Film, Melek Film, Cem Film, Dadaş Film, Osmanlı Film, Gaye Film olarak sıralanabilir.

Lâle, Yumurcak ve Saray Sineması’nın yukarıda bahsettiğimiz ortak özelliğine gelirsek, bu sinemaların fuayelerinde sinemamızın sevgili starlarının büyütülmüş çerçeveli vesikalık fotoğrafları dururdu. Yumurcak Sineması’nın salon giriş kapısının üzerinde Yumurcak – İlker İnanoğlu’nun ortadan ayrılmış ve kulağını örten uzun saçları ve 32 dişini gösteren gülüşü ile karşılaşırdınız. Yabancı film gösteren bazı sinemalarda da bu uygulamayı hatırlıyorum. Akla ilk geleni Beyoğlu Emek, Harbiye Konak Sineması’nda da yabancı sevgili starlarımızın fotoğrafları fuayeleri süslerdi.

Sadi Bey’in Facebook Günlükleri:

İtiraf ediyorum: Bu dikey yapılaşmaların hepsi benim dönemimde oldu. Çünkü 1970’den beri İstanbul’dayım. (Kırklareli amcam. Özüm Edirne.) (01 Şubat 2017)

Keanu Reeves’in Cüneyt Arkın’ın adam öldürme rekorunu kırdığı John Wick Chapter 2′nin en güzel sürprizi bir zamanların 2 no.lu kovboyu Franco Nero oldu. O zamanların 1 no.su Clint Eastwood’du. Google’dan kontrol etmeden bir-iki filmini yazayım: Sartana, Sartana’nın İntikamı. Yoksa bu filmlerde oynayan Anthony Steffen mıydı? Geçmişten gelen hatıraların bir hoş tarafı da yanlış hatırlayabilmek ama yanlış da olsa tadı bir başka. Sinemanın tadının başka olduğu gibi. Sanki Franco, Bertolucci’nin 1900′ünde de oynamıştı. Nereden nereye; John Wick’i 1900′e bağladım ya helâl olsun bana.* (06 Şubat 2017)
* Bu günlüğe gelen faydalı yorumlar:**
Y.Y.: Haram olmasında nasıl olursa olsun!
Sadi Çilingir: Hayııır olmaz; film bunlar, yiyecek değil. Ama senin dediğini tahmin olarak da kabul edebiliriz. Yakında Helâl Film kavramını da duyabiliriz. Son destekleme kararlarına bakarsak gidiş o gidiş.
E. Ş.: Helâl film. Çok güldüm.
Sadi Çilingir: Telif hakkının bana ait olduğuna şahitsin o zaman.
** İsimlerinin baş harflerini belirttiğim arkadaşlar bu yazıyı okuyup izin verirlerse adlarını açıklayabilirim.

Müzikle ilgili 2 soru:
1- Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin / Kül, malzemenin yandıktan sonra geriye kalan artığıdır. Yeniden nasıl yanabiliyor?
2- Sen yağmur ol ben bulut Maçka’da buluşalım / Kırk yıllık karadeniz türküsünün bu güzelim dizesini “Sen yağmur ol ben bulut aşkta buluşalım” diye neden değiştiriyorsunuz?
(Hep bana mı takılıyor bilmiyorum ama TRT Müzik’te bazı şarkı ve türküler -nasıl diyeyim- sanki restore ediliyor. Hayırdır? Nedendir? (07 Şubat 2017)

Pera Müzesi’nin, 10 – 28 Şubat 2017 tarihleri arasında gerçekleştireceği film gösterim programının adı Kuyruklu Hikâyeler: Sinemanın Köpekleri olarak duyuruldu. Program adının sadibey.com’daki Sadi Bey’in Köpekleri köşesiyle benzerlik taşıması hoşuma gitti. (07 Şubat 2017)

(09 Şubat 2017)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

*****

Duvar

Sadi Bey’in Facebook Günlükleri:

Duvar, nam-ı diğer The Wall. “Duvar” deyip hor görme garibi. Nice dünya güzelleri, yeryüzü yakışıklıları yürüdü, geçti önünden. (31 Ocak 2017)

Geleceği tahmin etme becerisi en çok ses sanatçılarımızın ailelerinde bulunuyor sanırım. Soyadlarına dikkat ederseniz Tatlıses, Gürses, Şenses, Güzelses, Bülbülses’lerin aileleri daha evlatları dünyaya gelmeden onların ses sanatçısı olacaklarını öngörmüşler ki ailelerinin soyadlarını ses’lendirmişler. Bendeniz de bu uygulamadan ve şu an içinde bulunduğum sektörden ilham alarak soyadımı Tatlıfilm, Gürfilm, Şenfilm, Güzelfilm, Bülbülfilm veya Tatlısinema, Gürsinema, Şensinema, Güzelsinema, Bülbülsinema olarak değiştirmeyi düşünüyorum. Sadi Tatlısinema veya Sadi Güzelfilm olur mu? Henüz karar veremedim, siz ne dersiniz? (“O soyadları ses sanatçılarımızın şöhret basamaklarını tırmanmaları için kullandıkları takma adlardır” diye bazı arkadaşlar konuya hemen müdahil olup akıl vermesinler lütfen. Öyle olduğunu ben de biliyorum ve bu saatten sonra soyadımdan da vazgeçecek değilim tabi ki. Ne de olsa o şekilde meşhur oldum; bu duruma meşhurluk denmese de sağ olsunlar bazen duayen diyorlar.) (01 Şubat 2017)

Gemilerde talim var. (“Gemicik” yazsam yanlış anlaşırım deye* böyle yazdım. Fotoğrafı otobüs içinden çektim. Camdaki “Acil Çıkış” yazısı da konuya uydu sanki. Hani talim, hoplama, zıplama vs. vs. gibi.)
*Rahmetli Özdemir Asaf malum kelimeyi böyle yazardı. (01 Şubat 2017)

Kısa boylu arkadaşlar genelde boylarından şikâyet ederler. Hiç etmesinler, çünkü uzun boylu olmak daha kötü. 1.83 boyumla pek selvi boylu olmasam da ben bile bazen rahatsız oluyorum uzunluğumdan. Sinemada, tiyatroda arkamıza denk gelenler, oyunun, filmin olur olmaz yerinde dürterler bizi, “Perde görünmüyor, kafanızı eğer misiniz?” diye taciz ederler. Taciz olmasa da uzunluğun verdiği tedirginlikle koltukta büzüldükçe büzülürüz. Mesela kısa boylu olarak hiç duydunuz mu “Beyefendi kafanızı biraz yukarı kaldırın da perdenin yarısı kapansın.” diye. Mümkün değil, duymamışsınızdır. Bazen seslenirler “Uzuuun baksana” diye, “Kısaaa bak bana.” diyene rastladınız mı? Rastlamadınız tabi ki. Bazen tarifi bile uzun adam üzerinden yapanlar olagelmiştir. “Bak teee oradaki uzunun önünde durduğu dükkân.” derler. “Kısanın yan tarafındaki kebapçı.” demezleeer. (02 Şubat 2017)

“Yeni Nesil Ajan” filminin afişinde IMAxXx esprisi. (01 Şubat 2017)

Kantarın topuzunu kaçırıp sürekli mağdur olduğunuzdan ve suçunuz olmadığından bahsederseniz, farkında olmasanız dahi kendi aleyhinize çalışıyorsunuz demektir. Bir müddet sonra insanlar sizin mağdur olmadığınıza ve suçun kesinlikle sizde olduğuna inanmaya başlarlar. Çünkü işin suyunu çıkardınız, inanılmaz oldunuz. (05 Şubat 2017)

“Bir çiçekle bahar gelmez” deyip gülü, yasemini, menekşeyi hor görme, sadece sana değil görüntü ve kokularıyla tüm doğaya mutluluk saçıyorlar. (05 Şubat 2017)

Milliyet Gazetesi’nin ekini tetkik ederken üstad R. Hakan Kırkoğlu’nun köşesine takıldım. Kırk yılda bir burcuma bakayım dedim, bulamadım. Kova Burcu’nu göremeyince tarih aralığına baktım, Saka Burcu yazıyor. 67 yaşımdan sonra Yeni Türkiye’de burcumun da değiştiğini gördüm ya artık sen sağ ben selamet. (05 Şubat 2017)

Sadi Bey’in Beyazperde Yazıları:

Üzüntü insanı olgunlaştırır. (Dixie, Yön: Edward Sutherland.)

Hepimiz çocukluğumuzu özleriz; en kötümüz bile. (Vahşi Belde-The Wild Bunch, Yön: Sam Peckinpah.)

(07 Şubat 2017)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu