Sadi Çilingir

(Her Telden, Ne Bulursa Yazıyor)
Nüfus kaydına göre 10 Kasım 1950’de, atalarının dediğine göre ise kış doksanında, yani kışın tam ortasında doğmuştur. Bu tarih eski takvime göre Kasım 90’a, yeni takvime göre 05 Şubat’a tekabül eder. O zamanlar çocuk milleti dünyaya … Devamı… »

*****

Yalnız Hayaller Kaldı

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Çeşitli Anadolu kentlerinde mütevazı bütçelerle düzenlenen film festivallerini küçümsememek lazım. Bazen öngörüleri ile sinemaseverleri şaşırtabiliyorlar. Misalen, 10. Uluslararası Çaydaçıra Film ve Sanat Festivali geçen yıl Perihan Savaş’a onur ödülü vererek değerli sanatçıya sinema adına vefa borcu ödemiş oldu. Festival dönüşünde de sanki Perihan Savaş’ın şansı açıldı. İstanbul’a döndüğünün haftasında mı, ayında mı ne Mehmet Ali Arslan’ın yönetmenliğinde, Mahmut Cevher’in yapımcılığında “Yalnız Hayaller Kaldı”nın çekimlerine başladı. Film önümüzdeki 27 Nisan’da vizyona girecek. TV dizilerini pek takip etmem ama kulağıma çalındığına göre çok beğenilen “Çukur” dizisinde önemli bir rolde oynamış. O arada geçtiğimiz ay, 23 Mart’ta son yılların en üretken yönetmeni Onur Ünlü’nün “Gerçek Kesit: Manyak” filmiyle de sinemalarda karşımıza çıktı. Ve şu günlerde sürmekte olan 37. İstanbul Film Festivali de Elazığ’dan yaklaşık 1 yıl sonra Perihan Savaş’a onur ödülü verdi. Bazı filmlerde yapıldığı gibi baştaki cümleye dönersek: Çeşitli Anadolu kentlerinde mütevazı bütçelerle düzenlenen film festivallerini küçümsememek lazım. (13 Nisan 2018)

Filmler de eleştirmenleri eleştirebilse ne güzel olurdu. Misalen bendeniz falanca film için “Senaryosunda diyaloglar pek bi kitabi duruyor.” dediğimde, o eleştirdiğim film de “Sadi Bey yaptığı eleştiride önce de’yi da’yı ayrı mı, yapışık mı yazacağına karar verse.” diyebilse. (16 Nisan 2018)

Büyülüfener’de bilmem kaçıncı kez izlemek üzere “Easy Rider”ın seansına girdim. H (Aş) sırası 7. koltuğu ararken bir yandan da kendi kendime konuşuyorum. Birden “Kendi kendine konuşana deli derler” darb-ı meseli aklıma gelince sustum. Bu sefer de bir ilham geldi, yazayım: “Kendi kendine konuşan delilere akıllı derler.” Olmuş mu? Olmuş. (21 Nisan 2018)

Hayatın İçinden / Olduğu Gibi / Bir Turgut Yasalar Hikâyesi Yazma Gayreti: 29. Ankara Film Festivali’nin açılışını yaptık, 2-3 gün, 4-5 film izledikten sonra Pendik’te trenden indik. Birimiz o yana, birimiz bu yana gitmek üzere mahalli vasıta duraklarına doğru yürüyoruz. Çağla ve yeşil erik satılan kamyonetin yanında durdu, “Çok severim.” dedi, yarımşar kilo aldı. Durağa geldik. Arkadaş sigarasını yakarken O’na eşlik edeyim dedim, eriklere daldım. Şehir modern ama köydeki gibi yol kenarında çoban çeşmesi yok. Erikleri yıkayamayınca silip silip, kütür kütür yiyorum. Arkadaş sigarasının dumanını üflerken, “Erikleri yıkamadan yersen mikrop kaparsın.” dedi. Hiçbir art niyetim olmadan, “He, he, sen sigarayı yıkayıp da içiyorsun, değil mi?” diye soruverdim. Bir şey diyemedi, baktı, kaldı. Ben de baktım, güldüm. O da güldü. (22 Nisan 2018)

29. Ankara Film Festivali, uzun yıllar hatırlanacak, çok güzel bir animasyon tanıtım filmi yapmış. Film gösterimlerinin öncesinde zevkle izlendi ve izleniyor. “Easy Rider”ın önünde filmi izliyoruz, artık iyiden iyiye seyirci türünde klasik haline gelmiş olan bir festival teyzesi arkamdaki koltukta, tam kulağımın dibinde “Leon” diye seslenerek sinema konusunda ne kadar bilgili olduğunu salonun en ücra köşesine kadar duyurdu. Teyze bildirir de ben bir festival Dayısı olarak eksik mi kalayım, bir kişinin bile merakını gidersek yeter. Tanıtım filminde, kameralı adam yürürken aklından geçen ünlü filmler -sırasıyla- şunlardır: “Kış Uykusu” (Haluk Bilginer), “Susuz Yaz” (Ulvi Doğan, Hülya Koçyiğit, Erol Taş), “Easy Rider” (Dennis Hopper, Peter Fonda), “Bisiklet Hırsızları” (Enzo Staiola, Lamberto Maggiorani), “Leon” (Jean Reno / İsrail’in verdiği ödülü, Filistinlilere uyguladığı acımasızlıklar yüzünden geçtiğimiz günlerde reddeden Natalie Portman’ın küçüklüğü / Festival, Portman’ı gündeme iyi denk getirdi. / “Leon” bizim sinemalarımızda, 1995 Nisan’ında “Leon: Sevginin Gücü” adıyla gösterilmişti.) (23 Nisan 2018)

27 Nisan’da gösterime girecek filmin (Selfi) afişinde şöyle yazıyor: Ben Hülya Avşar, Yazan ve Yöneten: Hülya Avşar, Mekân: Hülya Avşar, Işık: Hülya Avşar, Ses: Hülya Avşar, Kamera: Hülya Avşar, Senaryo: Hülya Avşar, Yönetmen: Hülya Avşar. Afişe adını tam 8 kez yazdırmış. Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek için müracaat etse yeridir. (25 Nisan 2018)

Farkında mısınız, yayalara trafik hiç tıkanmıyor. Kırmızıda dur, yeşilde geç; hepsi bu. (27 Nisan 2018)

Nişantaşı City’s AVM.ye girdim, katı dolandım, bulamadım. Kapıdaki güvenlikçiye sordum, “2 kat aşağıda, 2 kat yukarıda var.” dedi. Bu ifadeden 2 anlam çıkıyor. Birincisi Nişantaşılıların şişi fazla gelmiyor, ikincisi AVM.nin m2 değeri, demek o kadar yüksek ki, her kata avuç içi kadar olsa dahi def-i hacet mekânı koymamışlar / koyamamışlar. (Ben ona yordum.) (27 Nisan 2018)

Ne zaman rahmetliden, “Domaaates, biber, patlıcaaan” seslenişini duysam, “Fasulyeee, kabak, pırasaaa”nın ne günahı var diye hayıflanıyorum. (Arnavut kardeşlerimizin kulakları çınlasın.) (28 Nisan 2018)

Sosyal medyada yazılanlara, gerçekten beğendiyseniz veya hoşunuza gittiyse beğeninizi belirtin veya paylaşın. Yok arkadaşım gücenmesin, yok memnun olsun, yok sevinsin diye beğeni belirtmeyin, paylaşım yapmayın. Kendimden biliyorum, insan gaza geliyor, beğeniliyor diye saçma sapan espriler, gözlemler yapmaya yöneliyorsunuz. Keza sürekli uzun uzun alıntılar paylaşacağınıza, kısa fakat kendinizden fikirler, düşünceler yazıp paylaşın ki ortam birbirinden alıntılanmış yazılar çöplüğüne dönmesin. Misal, “Sak üstünde damdağan, kaz beline vurmayı.” Bu cümle benim icadım değil, yıllar önce rahmetli Kemal Bisalman yazmıştı, orijinal olduğu için aklımda kalmış. (28 Nisan 2018)

Hayatın İçinden / Olduğu Gibi / Bir Turgut Yasalar Hikâyesi Yazma Gayreti 2: Kartal’dan minibüse bindik. Ayaktayım, yanımda iki genç kız, bir delikanlı var, minibüs hareket etti. Gençler sohbete başladılar. Kulağımın dibinde konuştukları için mecburen duyuyor ve hiç hilafsız, olduğu gibi yazıyorum: Üçü genç kızların, ikisi delikanlının ağzından bir dakika içinde, sırasıyla “mal”, “mal”, “lan”, “oha”, “geri zekâlı” kelimeleri dökülüverdi. Hasbelkader 28 yıldır, şurada burada yazı yazıyorum, bu kelimeleri kısa bir paragraf içinde bir araya getirebileceğimi sanmıyorum. Bizim aynı yaşlarımız, şimdilerde küçümsenen 1970’lerin eski Türkiye’sinde geçmişti ve lise çağlarımızda hiçbirimiz bu tür kelimeleri kullanmazdık. Demek ki zamanın ruhu kelimelere de yansıyor. (29 Nisan 2018)

(14 Temmuz 2018)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu