Sadi Çilingir

(Her Telden, Ne Bulursa Yazıyor)
Nüfus kaydına göre 10 Kasım 1950’de, atalarının dediğine göre ise kış doksanında, yani kışın tam ortasında doğmuştur. Bu tarih eski takvime göre Kasım 90’a, yeni takvime göre 05 Şubat’a tekabül eder. O zamanlar çocuk milleti dünyaya teşrif ettiğinde ha deyince … Devamı… »

*****

Aşıklar Şehri

Bundan 40 – 45 yıl önceleri, 1970’lerde Beyoğlu’na çıktığımızda İstiklal Caddesi’ndeki sinemalarda yerli filmlerden Battal Gazi Destanı (Cüneyt Arkın), Baba (Yılmaz Güney), Memduh Ün’ün 2. kez çevirdiği Üç Arkadaş gibi filmleri, yabancı filmlerden Borsalino (Alain Delon, Jean Paul Belmondo), Elveda Sabata (Adios Sabata / Yul Brynner), Sonsuz Ölüm (Butch Cassidy and the Sundance Kid / Paul Newman, Robert Redford) gibi filmleri izlemekteydik. Ki o zamanlar Butch Cassidy… İstiklal Caddesi’nde hem Fitaş Sineması’nda hem Dünya Sineması’nda gösterilmişti. Şu anda yok gibi olan da var gibi olan Dünya Sineması, bugünkü Fitaş Sineması’nın yer altında olan bölümünün adıydı. O zamanlarda seyrettiğimiz diğer yabancı filmler arasında Türkçe Hücum Hücum Hücum adıyla gösterilen Tora Tora Tora ve başrollerinde Julie Andrews ile Rock Hudson’ın oynadığı Sevgilim Lili (Darling Lili) gibi filmler de vardı.

İşte o zamanlarda Fitaş Sineması, Galatasaray istikametine doğru geçildiğinde, karşı kaldırımın ilk sokağının köşesindeki küçük büfede (sanıyorum hâlâ duruyor) parça fındıklı çikolata satılıyordu. Uyanık büfeci çikolataya buladığı Giresun fındığını çikolata fiyatına yıllarca sattı, daha sonra Atlas Sineması’nın yakınında bulunan pasaj kapısındaki büfe de aynı fındığı satmaya başladı. Bildiğin bu çikolataya bulanmış fındık gel zaman git zaman, günümüzden 5 – 10 yıl öncesi mükemmel bir pazarlama taktiğiyle Beyoğlu Çikolatası adıyla sunulmaya başlandı.

Bugünlerde sinemalarda gösterimi sürmekte olan müzikal film Aşıklar Şehri (La La Land) filmini bendeniz tam bu Beyoğlu Çikolatası’na benzetiyorum. Güzel bir aşk hikâyesini müzikale batırmışlar ve gösterime çıkarmışlar. Eski yılların moda olmuş tür filmlerinin benzerleri zaman zaman yeni kuşak sinemaseverlere sunulduğunda aşırı müspet övülme ile karşılanıyor. Zamanında bunu Clint Eastwood’un Unforgiven (Affedilmeyen / Emek Sineması’nda izlemiştim) filminde de yaşamıştık. Westernlerin neredeyse unutulduğu bir zamanda Eastwood’un filmi de bu şekilde göklere çıkarılmıştı. Bizim kuşağın sinemalarda seyrettiği yüzlerce western arasında hemen her yıl birkaç tane western başyapıtı gösterime girmekteydi. Günümüzdeki genç kuşak sinemaseverlerin de ileriki yıllarda muhtemelen ilk akıllarına gelecek olan western Tarantino’nun The Hateful Eight filmi olacak. Bu arada unutmadan not olarak ekleyeyim: Cuma günü gösterime girecek girecek olan Jackie filminin yapımcı şirketi Wild Bunch’ın adını ne zaman perdede görsem Sam Peckinpah olarak okuyorum. Western sevenlerin malumudur, Peckinpah’ın The Wild Bunch orijinal adlı filmi ülkemizde Vahşi Belde adıyla gösterilmiştir.

70’li yıllarda gösterime girmiş birkaç film daha yazayım da bizim kuşağın anıları tazelensin. Orhan abimizin Bir Teselli Ver’i ve geçenlerde 100. yaşına giren Kirk Douglas’ın başrolünü oynadığı Kader Değişmez (The Arrangement), Sicilyalılar Çetesi (Le Clan des Siciliens / Alain Delon, Jean Gabin), Son Gerçek: Atları da Vururlar (They Shoot Horses, Don’t They? / Jane Fonda), 1972 Mart’ında; Cehennemde İki Adam (Hell in the Pacific) / Lee Marvin, Toshiro Mifune), Turist Ömer Uzay Yolunda 1973 Ekim’inde; Marlon Brando’lu o müthiş film İsyan: Kanlı Ada (Queimada / Burn), rahmetli Tarık Akan’ın oynadığı, ünlü Arzu Film ekolü bizim mahalle filmlerinden Oh Olsun 1974 Ocak ayında sinemalarımızı şenlendirmişti. Bir not da yazının sonuna ekleyeyim: Susuz Yaz’ı çeken Metin Erksan’ın Emel Sayın’lı Feride’yi, Irmak’ı çeken Lütfi Ömer Akad’ın Orhan Gencebay’lı Bir Teselli Ver’i çekmesini hep yadırgamışımdır.

(15 Ocak 2017)

Sadi Çilingir

*****

Dünyanın En Çok Aranan Adamı

Geçenlerde TV.deki bir programa çıkan yarışmacı, ne gibi bir kabiliyeti olduğu sorulduğunda “Ben, son 10 yılda oynanmış lig maçlarının sonuçlarını, hangi yılda, hangi maçta kaçıncı dakikada kimin gol attığını bilirim.” dedi. Nitekim bildi. Bendeniz de bizim sinema sektöründe bu kadar incelikli bilgileri niye gündeme getirmiyoruz diye düşünürken bu hafta vizyona giren bir filmle bu şansı yakalamış oldum.

Malum bu hafta 4 yabancı, 1 yerli film vizyona girdi. Vizyona giren yabancı filmlerin 3 adedi, “Snowden: Dünyanın En Çok Aranan Adamı”, “The Sea of Trees: Sonsuzluk Ormanı” ve “Anthropoid” orijinal adlarıyla gösterime girdiler. Bu filmlerin kendi aralarında da ilginç farklılık vardı. İlk ikisinin Türkçe isimleri afişlerinde altyazı şeklinde küçük puntolarla belirtiliyordu. “Anthropoid” ise sadibey.com’un yayına başladığı Haziran 2005 tarihinden bu yana, Türkçe afişi yapılmadan vizyona giren 2. film olarak dikkat çekiyordu. Diğeri ise 15 Temmuz 2016 tarihinde gösterime giren “Şimdi Nereyi İşgal Edelim?” (Where to Invade Next) adlı filmdi. Bu filmin kendisine has diğer özelliği ise Türkçe afişi olmasa da vizyona Türkçe isimle girmesiydi.

Filmlerin sinemalarda gösterime girdiği zamanki Türkçe adları önemlidir. Filmi orijinal adıyla gösterime çıkardığınızda ileriki yıllarda DVD.si, Blu-Ray’ı başka firmalar tarafından piyasaya sunulduğunda, paralı parasız TV.lere satıldığında, sinema gösteriminden bihaber kişiler bu filmlere çeşitli Türkçe isimler koyuyorlar ve sinemaseverlerin yanılmalarına sebep oluyorlar. Yazın bir kenara ve takip edin, bu haftaki “Anthropoid” ileride kaç çeşit Türkçe isimle TV.lerde gösterilecek.

Benzer konu açıldığında hep misal veririm, Clark Gable ile Vivien Leight’in başrolünü paylaştığı ünlü “Gone With The Wind” sinemalarda orijinal adıyla gösterime girseydi muhtemelen DVD.si “Aşkımız Rüzgar Gibi”, Blu-Ray’i “Rüzgar Gibi Geçen Aşk”, TV gösterimleri “Aşkımızın Esintisi”, “Fırtına Gibi Aşkımız” vs. vs. gibi 50 çeşit Türkçe isimle gösterilecekti. Sinemalarda Türkçe isimle gösterildiği için bırak sinefili, normal bir sinemasevere bile “Clark Gable, Gone…” dediğinizde hemen lafı ağzınızdan alır, “Aaa ‘Rüzgar Gibi Geçti’yi çok severim, hele o yangın sahnesi, Clark’ın bıyıkları…” diye saydırmaya başlar.

(Bu yazı da pek kısa film gibi oldu ama olsun, kısa film iyidir.)

(08 Ocak 2017)

Sadi Çilingir

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu