Araf

Sadi Bey’in Twitter Günlükleri:

Yeşim Ustaoğlu’nun “Araf”ını çok beğendim, benim gözümde Ustaoğlu’nun en iyi filmi diyebilirim. Sinemaskop görüntüleri tablo gibi, genç …

… oyuncular Neslihan Atagül, Barış Hacıhasan olsun, Özcan Deniz, Nihal Yalçın olsun çok başarılı oyun çıkarmışlar. Nihal Yalçın’ı …

“Hayatın Tuzu”nda mimlemiştim. “Masumiyet”te Haluk Bilginer’in, “Küçük Günahlar”da Macit Koper’in kesintisiz ve uzun diyaloglu …

… sahnelerinde olduğu gibi Nihal Yalçın da “Araf”ta benzer bir sahnede, hayatın içinden alınmış gibi adeta devleşiyor. Önümüzdeki …

… festival ve yarışma değerlendirmelerinde yardımcı kadın oyuncu dalında sanırım tüm ödülleri silip süpürecek. “Araf”ın son jeneriğinde, …

… şimdiye kadar çok az yerli filmimizde rastladığımız “Bu filmde hayvanlara zarar verilmemiştir.” ibaresi geçti. Bu da filmin olumlu …

… yanlarından biri, ancak filmdeki görüntülerde barınaktaki köpeklere fiziken zarar verilmese de psikolojik olarak zarar verildiği …

… açıkça görülüyor. Çünkü barınakta geçen yangın sahnesinde ateşten korkan hayvanlar tel örgüleri tırmalıyor, korkuyla köşelere ve …

… birbirlerine sığınıyorlar.

*****

Hiçbir festivalin verdiği veya vermediği ödüller bir başka festivalin verdiği veya vermediği ödüllerle karşılaştırılmamalı, ödüller …

… birbiriyle ölçülmemeli. “Falanca festivalde ön elemeyi geçemedi ama filân festivalde birinci oldu” dememeli. Yanlış hatırlamıyorsam …

… 2008 yılının Temmuz, Ağustos ayları olmalı, mekân tuttuğum dağıtım şirketine bir yönetmenimiz geldi, sohbet ediyoruz. Filmi vizyonunu …

… tamamlayalı 6 – 7 ay olmuş. O sıra diğer birkaç film 2. kez vizyona çıkmış durumda. Bir ara yönetmen arkadaş, dağıtımcı arkadaşa …

… “Abi” dedi, “Benim filmi Amerika’da filânca festivale göndereyim, birkaç tane ödül alıp geleyim, bir daha vizyona çıkaralım, ister …

… misin?” diye ekledi. Dağıtımcı arkadaş filmin seyircisini tükettiği kanaatinde olduğundan yeniden vizyonun gereksiz olduğunu belirtti …

… ve kabul etmedi. Yönetmenimizin sözlerini şu mübarek 2 kulağımla birebir duyduğumdan bu anıyı kamuoyuna da mal edeyim. Siparişle ödül …

… alınabileceğine, -başkasından duysam- itiraf ederim bende inanmazdım. Şu günlerde benzer bir konu ortalıkta dolaşıyor. Film olsun, …

… karalanan festival olsun, her iki taraftaki kişiler sevdiklerim arasındadır, onu da belirtmiş olayım. Demem o ki yazar milleti olarak …

… yurtdışında herhangi bir festivalden ödül alındığında hemen olaya atlayıp yurtiçindeki festivalleri karalamamalıyız.

*****

Padişahımız efendimiz Muhteşem Süleyman bir muallime vazife tevdi etse de şu Hürrem Sultan’ın adam gibi Türkçe veya beyefendi gibi …

… Osmanlıca öğrenmesine sebep olsa. Kimbilir kaç sene geçti hâlâ padişahımız efendimize “Sülüman” diyor, korkarım yakında padişahımızın …

… o güzelim lâkabını da “Mıhteşem” diye telâffuz etmeye başlar, dünya aleme rezil oluruz, ayıp oluyor ha.

*****

İstanbul’da o kadar çok Ortadoğulu, sadece gözleri açıkta bırakan kara çarşaflı turist var ki kara çarşafa özenmeye başladım, giyip …

… dolaşasım var. Tabi ki şaka, fakat kötü niyetli düşündüğümde acaba diyorum, Arap ülkeleri vatandaşlarının vize almadan Türkiye’ye …

… girmesini bilhassa mı kolaylaştırdılar. Hani geleceğe hazırlık mı yapılıyor. Her gün göre göre, kara çarşaflasına, şalvarlısına, …

… sakallısına iyiden iyiye gözümüz alışsın, yadırgamayalım, Osmanlıcası aşina olalım diye mi?

*****

Hayatın İçinden:

62 yaşındayım, 63 senedir tren yolcusu sayılırım, tren rayı döşenecek güzergâha önce mıcır denilen küçük taş parçalarının serildiğini, üzerlerine tahtadan traversler döşenip onlara da rayların monte edildiğini bilirdim. Keza bu şekilde hızla giden demir tekerleklerin yaptığı sarsıntının küçük taşların esnemesiyle emildiğini sanırdım. Ne zaman İstiklal Caddesi’ne çıksam ve tramvay yolunun ortasına döşenmiş parke taşları kırılmış bir şekilde görsem bu bildiklerimi hatırlıyorum. Bunları döşeyen vatandaşların tren rayı nereye, nasıl, ne şekilde döşenir, hiç mi haberi yoktur bilemiyorum. Hadi, “Şehir içinde mıcır mı olur hemşerim” derseniz, o zaman en azından Taksim meydanında olduğu gibi rayların orta kısma ve kenarlarına 10×10 cm.lik küçük taşları döşeyerek yapsaydınız şu yolu da şimdiki kırık parke taşları gibi çirkin görüntülerle karşılaşmasaydık. “İstiklal Caddesinin altından tarihi bir tünel geçiyor Sadi Bey, kırılmalar o nedenle oluyor, haberiniz yok mu?” derseniz bu sorunuz, memleketin ahval ve şeraitinden endişe eden gazetecilere “Oturmuşsunuz boğaza karşı masaya, alkollü içkinizi yudumlayarak ahkâm kesiyorsunuz, vs. vs.” diyen iki gözümüzün nuru, başımızın tacı başbakanımızın açıklamasına benzer. Esas olan sorunun çözülmesi, yürüdüğümüz yolun kırık dökük, çukurlu tümsekli olmaması. Yolu da gazeteciler değil, iki gözümüzün nuru, başımızın tacı yapacak tabiî ki. Bu arada 62 yaşında, nasıl 63 senelik tren yolcusu olduğumu açıklamayı unutmuşum. Aslında 62 ¾ yaşında demem lâzımdı, anamın karnındaki 9 ayda da trenle seyahat etmiş olabilirim deye öyle yazmış bulundum.

(16 Eylül 2012)

Sadi Çilingir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir