Aile Arasında

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Herkes yapıyor, ben eksik mi kalayım. 2017 yılında izlediğim en iyi filmler:
1- Bu film
2- Şu film
3- Öteki film
4- Beriki film
5- Yandaki film
6- Öndeki film
7- Renkli film
8- Siyah beyaz film
9- Uzun film
10- Kısa film (27 Aralık 2017)

Aslında beğendiğimiz, sevdiğimiz şeylerin tutsağıyız. İnsan, doğa, hayvan, şarkı, türkü, aklınıza ne gelirse, her şeyin. Bizi öyle bir bağlıyorlar ki görünmeyen bu bağ zincirden de güçlü. Beğendiğiniz, sevdiğiniz dünyanın öbür ucunda dahi olsa O’nu düşündüğünüz anda bu güçlü bağ harekete geçiyor ve her yere uzanıyor. Sevdiğiniz şarkı, türkü, film ve düşünce hakkındaki beğeninizi, vazgeçmediğiniz sürece şu dünyadaki hiçbir güç sizden çekip koparamaz. (29 Aralık 2017)

Öyledir bizim gözünü sevdiğim sinema sektörünün bazı müdavimleri (*). İnternet ortamında taş çatlasa 10 adet web sitesine reklam yağdırır; yüzlerce amatör web sitesine ise alt tarafı bir çay kahve ısmarlayıp, film gösterdiği basın gösterimi yapmayı çok görür. Hayır biraz etli butlu, allı morlu, paralı pullu birisi olsam çıkıp masraflarını karşılayacağım.
(*) Bu kelime yerine “şirketleri” veya “mensupları” kelimelerini de kullanabilirdim ama “yanlış veya yetersiz kelime kullanmış” zehabını vermek için öyle yaptım. Bu bir üslûp denemesidir. Hani desinler ki, “Sen önce düzgün ifade kullanmasını öğren, sonra bize giydir.” Ne de olsa böyle düşündürmek de bir tesellidir. (29 Aralık 2017)

Metroya bindim, delikanlı kavalıyla “Gesi bağlarında dolanıyorum” türküsünü çalıyor. Oysa İstanbul metrolarında dolanıyor. Hani Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş ses sanatçısı büyükşehrin en lüks semtinin en popüler gece kulübünde sıla hasretini dillendiriyor ya, onun gibi bir şey. Tuhaf bir dünyada yaşıyoruz vesselam. (29 Aralık 2017)

Herhalde bende bir terslik var. Kartı makineye gösterdim, herkesi “Yetersiz bakiye” diye ikaz eden makina bana “Bakiyesiz yeter” dedi. (29 Aralık 2017)

Yataklı sinema bazı insanları sinemadan soğutacak. Şuna şahit oldum: “Aile Arasında” birkaç salonda oynuyor; uzun süredir sinemaya gelmedikleri belli olan iki sevgili kuyruğa girmiş, o zamana da tam yataklı salon matinesi denk geliyor. Gişedeki kız doğal olarak bilet fiyatını söylüyor, delikanlının yüzü asılıyor. Kenarda bekleyen ben mecburen olaya giriyorum; salonun özel olduğunu, başka bir matineye gitmelerini öneriyorum. Bilet almadan, yavaşça gişeden uzaklaşıyorlar. O çift muhtemelen bir daha sinemaya gelmeyecek. Sadece gelmemekle kalmayacaklar, içinde sinema olan bir AVM.ye bile girmeyecekler. (29 Aralık 2017)

Bakış açısı: “Barajlar kurudu. Suların çekildiği topraklarda kara lahana yetiştiriyor.” (Eee normal. Baraj olmadığı zamanlarda oralarda zaten kara lahana yetiştiriliyordu.)
“Göller kurudu. Suların çekildiği topraklarda beyaz lahana yetiştiriliyor.” (Eee normal. Şarıl şarıl akan suların önüne barajlar yaparsan, gölün beslendiği derelerin önünü kesersen göller kurur.) (05 Ocak 2018)

Sosyal medya kullanımı yaygınlaştıkça film şirketlerinin pr.cılarının işleri de gittikçe zorlaşıyor. Geçen gün Beyoğlu Sineması’nda yapılan bir filmin basın gösterimine giriyorum, Alfred Hitchcock kapısına yaklaşırken genç bir kız “Basın gösterimi nerede?” diye sordu. Beyoğlu Sineması, İstanbul’da sinemasever olan herkesin bilmesi gereken bir salon. “Sen buraya hiç gelmedin mi?” dedim. “Gelmedim.” dedi. Kapıdan salona girerken “Nereden geliyorsun?” diye sordum; “Şirketten.” dedi. “Hangi şirketten?” diye sorularıma devam edince, “Biz Sinebir diye bir platform kurduk, oradan geliyorum.” dedi. Muhtemelen sinemada film izlemeye yeni merak saran gençlerin sosyal medyada kurduğu bir grup. Gösterimi duyup gelmiş olmalı. Başa dönersek: Sosyal medya kullanımı yaygınlaştıkça film şirketlerinin pr.cılarının işleri de gittikçe zorlaşıyor. Kolaylıklar diliyorum. (06 Ocak 2018)

Hadi bendeniz de “Arif V 216”nın pi-ar’ına bir katkıda bulunayım: Cem Yılmaz basın gösteriminde filmini merdivenlere oturarak seyretti. Filmin adını da “V for Vendetta”dan aldığım ilhamla şöyle açıklayayım: Arif’in 216’ya karşı zaferi. Hani V = Victory ya, o bakımdan. (08 Ocak 2018)

Mesela bendeniz herkesin yere göğe sığdıramadığı, Ertem Eğilmez’in “Arabesk”ini Yeşilçam’la dalga geçtiği için hiç sevmem. Hatta o kadar ki üstadın o güzelim “bizim mahalle” filmlerinden sonra sinemasında gerileme olarak bile görürüm, her ne kadar zamanında iyi hasılat yapsa da. (08 Ocak 2018)

(07 Nisan 2018)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir