Göç Mevsimi

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Ayniyle şöyle oldu: 3-4 gün önce “Müslüm”ün önümüzdeki haftalarda tekrar vizyona gireceğini duydum. Sonra yapımcısına ödül verildiği haberi geldi. Peşinden, yılın en çok iş yapan ve sevilen filmi “Müslüm”ün başrol oyuncusu Timuçin Esen dururken, yılın pek az iş yapan ve rağbet görmeyen “Can Feda” filminin oyuncusu Burak Özçivit’e neden Yılın En İyi Erkek Oyuncusu ödülü verildiği sitemi “Müslüm” yapımcısından- geldi. Dünkü günde de Muhterem Nur’un yapımcıyı mahkemeye verdiği haberini duyduk. Bütün bunların hepsi, öyle veya böyle “Müslüm”ün yeniden gösterimine reklam desteği yapıyor kanaatindeyim netekim. Alın işte bugün de Sadi Bey böyle bir paylaşım yapıyor. Ki kendisi “Müslüm” filmini çok sevmiştir ve bir türlü ısınamadığı Timuçin Esen’e bu filmdeki başarılı rolü nedeniyle fevkalade ısınmıştır. (12 Ocak 2019)

Bu fotoğrafları dün şehrin muhtelif yerlerindeki panolardan aldım. Ortama not düşeyim: “Ünlü filmleri çağrıştıran sanatsal etkinlikler furyası mı başlıyor nedir? (Lars Von Trier “Dogville” / Mustafa Altıoklar “İstanbul Kanatlarımın Altında” / Steve Spielberg “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar – Close Encounters of the Third Kind”) (04 Şubat 2019)

İmla işaretlerinden . kardeşimiz beyanatta bulunmuş, şöyle diyor: “Son zamanlarda beni bol miktarda, ulu orta, cümle içlerinde ‘noktasında’, cümle sonlarında ‘nokta’ şeklinde kelime olarak kullanmaya başladınız. Hasta etmeyin adamı, beni doğal şeklimde . veya , kardeşimle birlikte ; veya üst üste : veya üçümüz bir arada … veya sıralı olarak …….. kullanın. Veya bol bol kitap okuyun kelime haznenizi zenginleştirin.” (Bu paylaşımın ilhamını bir belediye başkanı adayının konuşmasından aldım.) (06 Şubat 2019)

Havalar biraz soğumaya başlamasın, bütün hava durum tahmincileri hemen “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası” haberleri yağdırmaya başlar. Bendeniz de bir Balkan kökenli olarak -elimde değil- yurda zarar veriyormuşum gibi bir tedirginlik duyarım. Bu gelen dalganın gittiği haberlerini hiç duymayız. Allah rızası için arada sırada “Artvin üzerinden giden soğuk hava dalgası” veya “Hakkari üzerinden yurdu terk eden serin hava dalgası” gibi haberler de yapın yahu. (07 Şubat 2019)

Öngörüde bulunayım, dediydi dersiniz: Bu rant meselesi o kadar çığırından çıktı ki, yakın gelecekte büyükşehirlerin ana cadde ve bulvarları üzerlerine de bina yapacaklar. Ve caddeler bu binaların içinden geçiyor olacak. Kim ne derse desin, neticede parayı veren düdüğü çalıyor. (14 Şubat 2019)

Söylemek istediğimizi konuya uygun ifade etmeliyiz. Mizahi misalen, “TV.lerdeki yemek programları kabak tadı verdi” demek doğru değil, çünkü kabak da bir yiyecek. “TV.lerdeki yemek programları bıktırdı” veya “…programlarından gına geldi.” şeklinde ifade etmeli, mizahi misalen. (14 Şubat 2019)

TV.de sinema filmi gösterilirken muhterem RTÜK sigara dumanını, rakı kadehini flulaştırmayı uygun görüyor fakat spor skiperinin maç özetini verirken bangır bangır “Top çaldı, top çalmayı becerdi…” gibi ifadelerle çalmanın iyi bir şey olduğu algısını yayıp durmasına ses çıkarmıyor. (16 Şubat 2019)

Sinemada mısır sorunu çözüldü derken, “Organize İşler: Sazan Sarmalı”nın sinema gösterimini tamamlamadan Netflix’te gösterilmesi konuşulmaya başlandı. Bu hengamede bazı sinema zincirlerinde başlayan hediye bilet uygulaması dikkatten kaçmamalı. Bir zamanlar dağıtım şirketleri salonlara rastgele eleman gönderip seyirci sayısını saydırır, salonların eksik sayı göstermelerinin önüne geçmeye çalışırdı. Bu uygulama devam ediyor mu bilmiyorum. Son zamanlarda birkaç yerde rastladığım hediye bilet uygulaması üzerine kötü kötü düşünmeye başladım. Sinema zinciri sahibi olsam ve gidip bir market zinciriyle anlaşsam: “Size 10.000 adet hediye bilet vereyim, siz de bana 10 ton mısır verin” desem; bu 10.000 biletin dağıtımcı payını şak diye cebime atsam nasıl olur? (Burada bahsi geçen zincirlerin gerçek hayattaki zincirlerle bir ilgisi yoktur. Mesela.) (16 Şubat 2019)

Şimdiden haber vereyim; yakın gelecekte sinema sektörünü yeni bir kriz bekliyor. 17 Mayıs’ta vizyona girecek “Hababam Sınıfı Yeniden” filminden sonra eski Hababam Sınıfı’nın memlekette dolaşmadık yer bırakmayan sevimli oyuncuları “Gerçek Hababam biziz” diye kazan kaldırabilirler. Yeni Hababam oyuncularını bugün, 17 Şubat’ta, tam 3 ay önceden uyarmış olayım. Denkinizi ayak alın, pardon ayağınızı denk alın. (17 Şubat 2019)

Kimin dediğini hatırlayamadım ama söyleyen ne güzel söylemiş: “Bed asla necabet mi verir hiç üniforma; zerduz palan ursan eşek yine eşektir.” Nişantaşı City’s Sineması’nda “Göç Mevsimi”ni izlemek için yukarıya çıkacağız, köşedeki girişte 3-4 kişi asansör bekliyoruz. Tam boş asansör kabini indiği anda, dışarıdan gelen 2 çok şık bayan, bekleyen bizleri dikkate almadan asansöre daldı. Biraz durdum, söylemesem olmayacak, “Demek ki asansör sırası yokmuş.” diye mırıldandım. Tebessüm ederek karşılık verdiler. “Buna da şükür.” dedim içimden. Kafama çanta da patlatabilirlerdi. (23 Şubat 2019)

Seyretmeden hiçbir filme ön yargı ile yaklaşmamak lâzım. Olumsuz kanaatle gittiğim basın gösteriminden sonra ilk defa bir Şafak Sezer filmini sevdim ve beğendim. Bu film iş yapar: “Yalan Dolan”. Ve devamı gelir. (26 Şubat 2019)

“Kel âlâka” tabirinin kuaförlük bilimiyle bir ilgisi var mıdır? (Ahmet bu sorudan muaftır, cevabını bilse de bilmese de bilmiştir gibi işlem yapılacaktır.) (26 Şubat 2019)

(06 Aralık 2019)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir