Hindistan Eşkıyaları

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

20. Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nde yaşlılığın güzel bir özelliğini daha keşfettim. Belirli bir yaştan sonra görünmez oluyorsunuz. Film festivalinde, Üniversite kampüsü içindeki konuk evinde misafir edildik. Filmlerin bazılarını da kampüs içindeki Anadolu Sineması’nda izliyoruz. Konukevine yürüyerek 10 dakika mesafedeki sinemaya yüzlerce gencin arasından geçerek gidiliyor. Gençler kendi aralarında şakalaştıklarından, bakıştıklarından aralarından geçip giden yaşlıların farkında bile değiller. Görmüyorlar ve bir an için göz göze bile gelmiyorlar. 65’ten sonra görünmez adam da oldum ya helâl olsun bana. (19 Kasım 2018)

Hızlı trendeki ikaz anonslarına bizzat şahit olduğum TCDD’yi çok takdir ettim; memleketin ahvâl ve şeraitini çok güzel özetliyor. “Ayakkabılarınızı çıkarmayınız.” (demek ki çıkarıyorlar), “Sigara içmeyiniz. (demek ki içiyorlar), “Konuşmalarınızı düşük tonda yapınız.” (demek ki yüksek tonda yapıyorlar), “Diğer yolcuları rahatsız etmeyiniz.” (demek ki ediyorlar) / Öyledir bizim insanımız, yarın öbür gün -inşallah yapılmaz ama yapılırsa- Kanal İstanbul’da balık tutmaya kalkanlar bile olabilir. (20 Kasım 2018)

Eskişehir’den kalkarken hızlı trende “Sayın yolcularımız…” diye anons yapıldı. Gebze’ye geldik, 255.867 oldu, hâlâ sayıyorum. Dikkatim dağılmaya başladı, “Saymayın yolcularımız…” anonsunu yapsalar da durup dinlensem. Dilim, damağım kurudu. (20 Kasım 2018)

Geçen yıl başlattığım bir geleneği bu yıl da, 8. Malatya Uluslararası Film Festivali’nde yerine getirdim. Festivalin verdiği basın sponsorluğu plaketini, sinemalarda film seyrederken cep telefonlarını kapatanlara armağan ettim. Bu vesileyle iki çeşit basın sponsorluğu olduğunu belirteyim: Birincisi festivallerin basına yaptıkları sponsorluk teklifi, ikincisi basının festivallere yaptığı sponsorluk teklifi. Sosyal medyada zaman zaman rastlanan “filanca yere olduk, falanca yere olamadık” mealindeki duyuruları bendeniz hep o şekilde değerlendiririm. (21 Kasım 2018)

Gaziantep Zeugma Müzesi’ndeki Çingene Kızı mozayiğinin yurt dışındaki parçalarının yerine dönüşü de sevinçle karşılanıyor, Hasankeyf’teki binlerce yıllık tarihi eserlerin yerlerinden edilişi de sevinçle karşılanıyor. Ya ikisi de doğru, ya ikisi de yanlış. En İyi Film Ödülü’nün 2 filme birden verilmesi gibi. Kelâlâka ama tuhaf. (22 Kasım 2018)

Türkü veya şarkıların sözlerini değiştirerek reklâmlarına alet eden firmaların mallarını bundan böyle kesinlikle almayacağımı duyururum. Siz de almayın. Misalen “Sırma saçlı yarimin can bahşederken işvesi” olarak hafızamıza nakşolmuş şarkının sözleri “Falanca şampuanla yıkanmış saçlı yarimin can bahşederken işvesi” diye değiştirilir mi arkadaş? Ayıptır, yapmayın. (22 Kasım 2018)

Bir adet kalem pile ihtiyacım var, 50 yere sordum, yok; illa ikili almaya zorluyorlar. Bu nedenle pil üreticisi ve satıcısı tüm esnafı kınıyorum, Antalya 100. Yıl Bulvarı’ndaki kırtasiyeci hariç. “Hiçbir yerde tekli satılmıyor.” dediğimde “8’li kutuyu açıp tek tek satıyorum abi.” diye cevap vermişti. Fiyatını unuttum ama isterse 2’liden pahalı olsun, verdiğim parayı helâl ettim o esnafa. En azından birini kullanıp ötekisini çekmeceye atıp unutmuyorsunuz. (25 Kasım 2018)

Yeniden çevrilen filmlerin en büyük zaafı ilk çevrilen orijinalleriyle mukayese edilmesi. Yerli filmlerimizden ilk akla geleni “Fatih’in Fedaisi: Kara Murat” filmi oluyor. Bu filmi seyrettikten sonra keşke Cüneyt Arkın’ın oynadığı herhangi bir “Kara Murat” filminin restore edilmiş kopyası yeniden vizyona çıkarılsaydı diye düşünmüştüm. Keza beklenen ticari başarıyı sağlayamayan son “Karaoğlan”da da öyle olmuş ve Kartal Tibet’li siyah beyaz Karaoğlan filmleri özlemle hatırlanmıştı. Ne yalan söyleyeyim, vizyondaki son tarihi film için de aynı arzuyu duydum. 40 yıl önceki Tarık Akan, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Münir Özkul ve Adile Naşit’li “Hababam Sınıfı” da yeniden filme alınıyor. İlk film gibi yeni film de işe oyuncularını gazete ilanı ile arayarak başladı. Umarız yeni “Hababam Sınıfı” filminde de aynı sükut-u hayal yaşanmaz. Takip eden sinemaseverler bilir, eski Hababam filmleri oyuncuları hâlâ memleketin her yerinde ilgi ile karşılanıyorlar; en son Antalya Kepez Belediyesi tarafından ağırlandılar. Yeni Hababam sonrasında o oyuncular da ülke çapında dolaşıma çıkarlarsa, Öz Hababam – Yeni Hababam gibi hoş ve tuhaf bir rekabet başlayacak sanırım. (30 Kasım 2018)

Sosyal medyada yazan oldu mu bilmiyorum ama “Hindistan Eşkıyaları”ndaki Aamir Khan sanki “Karayip Korsanları”ndaki Johnny Depp’i andırıyor. (30 Kasım 2018)

Mevzu şu kadar basit: Sen ne dersen o. (01 Aralık 2018)

Yaşar Kemal’in “O iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler” cümlesiyle anıldığı gibi, mekânı cennet olsun, geçen hafta kaybettiğimiz Refik Durbaş da hemen herkes tarafından “Sevda ne yana düşer usta” cümlesiyle uğurlandı. En sevdiğim yazarların başında gelen Sait Faik Abasıyanık’ı 1954 yılının 11 Mayıs gününde kaybettik. Bakın şimdiden, kendimi de “çok bilen adamlar” kategorisine yerleştirerek o gün için şimdiden yazıyorum: Seni minnetle anıyoruz büyük usta; “bir insanı sevmekle başlar her şey”. (Yeni cümleler yazın şu ortama. Yeni. Orijinal. İlk. Duyulmamış.) (03 Aralık 2018)

Atalarımız sınırı çok iyi tespit etmişler; 70’e kadar “Dürriye’min güğümleri kalaylı”, 70’ten sonra “Benim sadık yarim kara topraktır.” (13 Aralık 2018)

Bir an kendimi “kiremit kaplı çatı” sandım, “Yenikapı’da aktarma yaptırmak…” anonsunu duyunca. Bu günlerin politik ortamının (Paris’in sarı yeleklileri) yaptıracağı çağrışımla, ister misiniz “Peronlardaki sarı çizgi…” anonsunu da değiştirsinler. “Peronlardaki yeşil çizgi…” (14 Aralık 2018)

(18 Temmuz 2019)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com