İstanbul Kanatlarımın Altında

Geçen hafta dediğim gibi Altıoklar’ın “Asansör”üne “beğenmeyeceğim şartlanması” ile gitmeme rağmen çok beğendim. Bu teknik imkânlar sağlandığı sürece önce “Salkım Hanım’ın Gerdanlığı”, sonra “Asansör”, daha sonra da “Kahpe Bizans”ın fragmanlarına bakarsak Türk Sineması’nın geleceği parlak. Önümüzdeki günlerde, peş peşe gösterime girecek yerli filmlerimizi de incelersek, demek ki tren kalktı ve hızlanıyor; “Mayıs Sıkıntısı”, “Kaç Para Kaç”, “Duruşma”, “Romantik”, “Kahpe Bizans” sırasıyla gösterime giriyor.

Altıoklar’ın filminde ses mükemmel, görüntü mükemmel, Arzu Yanardağ mükemmel, Mustafa Uğurlu mükemmel; gidin görün ki hasılat da mükemmel olsun. Anlaşıldığına göre verdiğimiz paralar yine yerli film olarak geri dönecek.

Gala iyiydi, sinema dünyamızın ve diğer dünyalarımızın ekabirleri oradaydı. Özen Film’in 4 salonu da gösterime açmasına rağmen bir çok konuk merdivenlerde ve sandalyelerde filmi sonuna kadar izledi. İki hususu “Baragan’ın Dikenleri” olarak belirteyim. Birisi sinemayı, diğeri TV ve basını ilgilendiriyor.

Biz Sinema Gazetesi elemanları, doğal davetli olduğumuzdan -özel davetiyem olmamasına rağmen- gittim ve girdim. Girişte “1.5 milyarlık özel elektronik kapı” (Temel öyle diyor. Beyoğlu Sineması. Bknz: Müdür) aynen Nasreddin Hoca’nın kapısına benziyordu; başında, kaşında kimse yok. Valizlerimle felan daldım içeri; Bir Allah’ın kulu bile “Hoop hemşerim, nereyesun… Burası Ringo’nun…” falan demedi. Ringo biliyorsunuz Giuliano Gemma’nın kovboy adıdır. (Ali öyle diyor. Gazi Sineması. Bknz: Müdür).

İkincisi “basın” dedim, ama sinemayı da ilgilendiriyor. Yine kendimden örnek vereyim. Galada bizim gazetenin kimlik kartını boynuma asıp dolaştım. İşte buradan izafeten derim ki: “TV ve basıncı arkadaşlar, müessesenizden alacağınız resimli ve tasdikli ve kameraman mısınız, sunucuman mısınız, yazarman mısınız, yazılı kartlarınızı boynunuza asınız. Yoksa şimdi giderim, 50 tane adam bulur, 50 tane kamerayı ellerine verir (yapamam ya), gala, paparazi vs. mekânlarına gönderirim. Size çekecek yer de kalmaz, mahâl de kalmaz. Benim adamlarım uzun boylu olacağından, mikrofoncu kızlarım saksofonlarını da (“mikrofonlarını” olacak) uzatamaz hani. Temam mı mı mı?” (Üretim Tarihi: 30.11.1999.)

Sadi Çilingir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir