Enes Batur: Hayal mi Gerçek mi?

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Malûm son 3 yıldır yerli filmlerimiz arasında, sosyal medyada fenomen olmuş kişileri başrolde oynatma alışkanlığı görülüyor. 8. Bodrum Türk Filmleri Haftası’nda bu fenomen kişilerden Enes Batur’a ödül verilmesi kararlaştırılmıştı. Her ne kadar kendisi ödül almamaya gelmemekle fenomen olma hastalığına kapıldığını gösterse de konumuz o değil. Ödülün gerekçesi, başrolünde oynadığı “Enes Batur: Hayal mi Gerçek mi?” filminin ülke çapında bir milyondan fazla seyirci çekerek, bu tür filmlerin sinema salonlarına hiç gelmeyen genç kitleyi sinemada film seyretmeye teşvik etmesiydi. Ödülün sinema salonu yatırımcıları tarafından verilmesi de makûldü. Neticede sinemalar ticari işletmelerdir, gelir getiren mal sahiplerini bir şekilde ödüllendirmelerine söylenecek söz olmaz. Ancak bu tür filmlerin youtube kuşağını sinemaya çekerken, klasik sinema seyircisini de sinemadan soğutabileceği göz ardı edilmemeli. Son yıllarda yapılan, bilhassa Karadeniz hikâyelerini konu edinen dizi sinema filmlerinin basit bir konu içine mini Karadeniz fıkralarını skeç halinde serpiştirerek yapılmaya başlanması da bir tür youtube fenomeni hikâyelerinin filmlere yansıması gibi. Klasik Yeşilçam komedisi beklentisi içindeki seyircinin bu tür filmler nedeniyle sinemadan soğumamasını dileriz. (28 Eylül 2018)

Uluslararası Antalya Film Festivali’nin geçen yıl festival kapsamında yapılan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasını iptal etmesi üzerine protesto mahiyetinde İstanbul’da aynı tarihlerde 54. Ulusal Yarışma etkinliği düzenlenmişti. Aynı etkinlik bu sene de 55. Ulusal Yarışma adı altında gerçekleştiriliyor. Basına gönderilen bir görsele göre 55. Ulusal Yarışma’ya bu sene şu filmler katılıyor: Di Navberê De, İçerdekiler, Dead Horse Nebula, Fragments, Hewno Bêreng (Renksiz Rüya), Sibel, Yol Ayrımı. (29 Eylül 2018)

Film festivallerinin farklı bir tadı da ünlü benzerleri olan kişilerdir. Yaşadıkları şehirlerde yapılan film festivalleri zamanlarında kısa süre benzedikleri ünlü sayesinde oldukça popüler olan bu kişilerden Orhan Gencebay benzerine Malatya’da, tıpkı Gencebay’ın duvara asılmış çerçeveli portre resmi gibi dolaşırken rastlayabilirsiniz. Antalya’daki çiftliğinde yaşayan rahmetli Sümer Tilmaç da kendisinin katılmadığı bir festivalde benzerinin korteje katıldığını, hayranlarıyla bol bol fotoğraf çektirdiğini belirtmiş ve ilgililerin bu konuda dikkatli olmalarını istemiş, benzerinin kendi karakterine aykırı davranıp kişileri maddi manevi istismar edebileceğinden fevkalade rahatsız olduğunu belirtmişti. Bu yıl Uluslararası Adana Film Festivali’nin açılış gecesinde 25 Yeşilçam emektarı figüran ve karakter oyuncusuna ödül verilmesi öncesi oturduğum masa tam bu oyuncularımızın toplu oturduğu masanın yanına denk gelince dikkatimi çekti. Adana’nın malum en ünlü benzeri Yılmaz Güney benzeri olan kardeşimizdir. Bilenler bilir, bu arkadaşımız sakin, durumu hazmetmiş, kimseyi kırmayan, Yılmaz Güney’in efendiliğine uygun hareket eder. Bu yılki tören devam ederken, önümüzdeki karakter oyuncularının masasına dikkatlice baktım, sanki rahmetli Yılmaz Köksal boyu uzamış şekilde gelmiş önümüzdeki figüranların masasına oturmuş. Adana’lı yeni ünlü benzeri, rahmetli Yılmaz Köksal’ın bildiğin karbon kopyası. Bir de bu benzer arkadaşlar çevrelerinin gazına gelip, saçlarını, sakallarını, bıyıklarını aynen ünlü gibi yaptıkları için hayranlar gelip aslı gibi fotoğraf çektiriyorlar. Nitekim Köksal benzeri ile fotoğraf çektiren birkaç kişiye bu artistin kim olduğunu sordum, Yılmaz Köksal olduğunu söylediler. Sükût-u hayale uğramasınlar diye Yılmaz abimizin rahmetli olduğunu açıklamadım tabi ki. Demek istediğim bu benzer arkadaşlar asıllarının efendilik ve saygınlıklarına halel getirmemelidirler. Festivalin sondan bir önceki günü, yani bugün basın mensupları arasında da benzerler olduğunu fark ettim. “Ben falanca TV.de çalışıyorum, filanca web sitesine yazıyorum, feşmekanca gazeteye çiziyorum.” diyenlerin oralarda çalışmadıkları veya yazmadıkları yapılacak küçücük bir araştırmayla ortaya çıkabiliyor. Yani ben sallasam, “Festivali Çilingir Ajans adına takip ediyorum; orada, burada, şurada, yukarıda, aşağıda, her yerde haberlerim yayınlanıyor.” desem yeridir; kral dairesinde konaklayabilirim. Yaptırmayın ve yapmayın böyle şeyleri, gerçek basın emekçilerine karşı ayıp oluyor. (29 Eylül 2018)

İnternet yayıncılığı tarafından oldukça sarsılan yazılı basın kağıt zamları nedeniyle daha da fazla sıkıntıya girdi. Bazı gazeteler kültür sanat eklerini kaldırırken Ege’de yayınlanan yerel gazetelerin bir kısmının 6 gün yayın yaptıkları haberleri gelmeye başladı. Son birkaç festivaldeki gözlemlerime göre yazılı basın sarsılırken, bizim konumuza giren sinema camiasında sanki sinema yazarlığını da yakın gelecekte oldukça güçlü bir sarsıntı bekliyor. Adana Film Festivali’nde servis beklerken görevli öğrencilerle, yine başka festivallerde çalışmış ve Adana’ya komşu festivallerin çalışmalarını yerinde görmeye gelmiş başka şehir festival çalışanı öğrencilerin kendi aralarındaki konuşmalara şahit oldum. Filmleri sinema yazarlarının tavsiyelerine göre değil de sürekli festival izleyen sinefillerin ve festival teyzeleri ve amcalarının tavsiyelerine göre izlediklerini belirtiyorlardı. Sinefil adı vererek “Bilmemne hoca o filmin yarısında çıktı, izlemeye gerek yok. Falanca teyze şu filmi 3 kez izlemiş, bunu mutlaka görmeliyiz.” benzeri konuşmalara çok şaşırdığımı belirteyim. Bendeniz iyi ki ne sinema yazarı ne de sinefilim, ikisi arasındaki yerimi sağlam tutmaya gayret edeyim bari. (01 Ekim 2018)

Genellikle şiddetli, yıkıcı ve yakıcı kasırgalara Amerika’da Sandy, Katrina, Emily, vs. gibi bayan adları verilse de olaya mizahi açıdan yaklaşanlara göre bu isimlendirmede kadınlara afet denilmesinin de etkisi olduğu belirtiliyor. Şu günlerde gündemde olan ve ülkemizi teğet geçen fakat Yunanistan’ı vuran kasırga, televizyon haberlerimizde “Zorba” adıyla anılıyor. Böylece dünya kasırgalar tarihine bir film adı da sokmuş oluyoruz. Malum “Zorba” (The Greek), Yunanistan’lı ünlü yazar Nikos Kazancakis’in eserinden uyarlanan ve başrolünü Anthony Quinn ile Alan Bates’in oynadığı siyah-beyaz çok güzel bir filmdir. Bu arada belirtmekte fayda var, kasırganın geleceği haberleri yayılmaya başladığında bazı kesimler olayı, yaşam tarzı nedeniyle tanrının ege bölgesini cezalandırması şeklinde nitelendirmişti. Aynı kesim kasırganın ülkemiz kıyılarını teğet geçmesini muhtemelen memleketin başarıyla yönetilmesine bağlayacak. Dönüş, döner, dönme, u dönüşü yani. (01 Ekim 2018)

Not olarak kaydedeyim: Arkadaşa “Asghar Farhadi’nin bavulu havaalanında kaybolmuş.” dedim; “İran istihbaratı yapmıştır onu.” dedi. (03 Ekim 2018)

(21 Mayıs 2019)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir