Batının Dört Devi Dönüyor

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Memlekette film festivalleri o kadar çoğaldı ki bazen aynı zaman aralığına bir-iki değil, üç-dört festival denk geliyor. Sağ olsunlar çoğu festival konuk olarak davet ediyor ancak aynı zaman aralığına denk geldiğinde racon gereği mecburen ilk davet gönderene yönelmek gerekiyor. Geçenlerde bir festivale iştirak edeyim dedim, akreditasyon formu doldurmak gerektiğini söylediler. Formda o kadar çok teferruat var ki, konuk etmemek için bin dereden su getirmişler. Bir kuş sütü eksik, pardon bir ilkokuldaki öğretmeninizin adını sormamışlar. Bu kadar teferruat iyi bir şey, festivale mutlaka sinemaya yararı olacak insanların katılımını sağlamak lazım, ancak çok teferruat nedeniyle müracaattan vazgeçilebilir. Birkaç temel bilgiden sonra formları bilen kişilerin kontrolünden geçirip ona göre davet yapılabilir. Forma onlarca teferruat eklenmesi, konuk davetinin bir lütufmuş gibi algılanmasına da yol açıyor. Festivalin bir değeri olduğu gibi olası konukların da sektör bakımından bir değeri vardır. Yani terazinin bir kefesi festivalse diğer kefesi sektör insanlarıdır. Yani sen bana bir değer veriyorsan, ben de sana bir değer arz ediyorum. (Bak ifadede bile seni üst makam olarak belirttim, sen verdin, ben arz ettim.) Aynı zaman aralığına denk geldiği için, bu yıl birkaç festivalin davetini geri çevirmek zorunda kalmamın ve yukarıda bahsettiğim teferruatlı akreditasyon formunun verdiği ilhamla, film festivalleri akreditasyon tarihinde bir ilke imza atabilir ve web sitesine bir “Akredite olun ki festivalinize gelip sizi onore edebileyim” bölümü açabilirim. Böylece akredite olan düdüğü çalar. (05 Ekim 2018)

“Dolarsa ne olur, dolmazsa ne olur” sözüne nazire: “Euro bakalım sahile doğru.” (05 Ekim 2018)

Gönül Atatürk Kültür Merkezi olmasını arzu ediyor ama Antalya’daki AKM’nin açılımı Antalya Kültür Merkezi; Atıl İnanç değil Atıl İnaç; Fadik Sevim Atasoy değil Fadik Sevin Atasoy. (Festival bültenlerindeki dil sürçmelerine gönderme) (06 Ekim 2018)

Hepimiz çok kıymetliyiz, hiç birimizin değeri yok. (06 Ekim 2018)

Hayatta emniyet kemeri olmak lazımmış, sürekli birilerine sıkı sıkı sarılıyorsun. (06 Ekim 2018)

Servise bindik, otelin plajına mekân araştırması için gidiyoruz. Çapraz ön koltuğumda oturan orta yaşlardaki delikanlıya lâf attım. “Sen neredensin, ne yapıyorsun?” dedim. “Ben Ankara’dan geldim. Sinema yazarıyım, Sinema Yazarları Derneği var ya, SİYAD, yazılarımı oraya gönderiyorum.” diye cevap verdi. Hiç tanımadığım birisi. “Adın ne senin?” dedim, söyledi. “Eee ben de aynı derneğin üyesiyim. Üyelerin hepsini tanırım, dernekte senin adın falan yok.” deyince “Abi ben Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışıyorum 30 yıl önce Tarık Akan’la röportaj yapmıştım, vs. vs.” demeye başladı. (Kıssadan hisse: Doğa boşluk kaldırmıyor. Adı geçen derneğe mensup sinema yazarlarının çoğu, Uluslararası Antalya Film Festivali’nin Ulusal Yarışmayı iptal etmesini protesto etmeleri nedeniyle festivale gelmedi.)
Yemekte aynı masaya oturduğumuz bir bayana da sohbette yeri geldiğinde ne işle iştigâl ettiğini sorduğumda, yine ilgisiz bir cevap aldım. Büyükşehir Belediye Başkanının özel kaleminden birisinin arkadaşıymış.
Film festivali konuklarının hatırı sayılır miktarının sinema ve filmcilikle âlâkası olmayan kişilerden oluştuğunu yazdığım bir paylaşımın altına festival çalışanlarından bir arkadaş mealen şöyle bir not yazmıştı: “Bu kişilerin hepsini biliyoruz Öyle yerlerden baskı yapıyorlar ki, festival organizasyonları çaresiz kalıyor.”
Bu paylaşımı “Bu kadar akıl bana çok geldi biraz da size vereyim” bölümüyle bitireyim: Festivallere akredite olamayan arkadaşlar, üzülmeyin. Önümüzdeki festivallerde şöyle yapın: Önce peşpeşe olan iki festivali gözünüze kestirin. Birincisine İstanbul’dan gidiş-dönüş THY uçak bileti aldırın. Takip eden ikincisine de ilk festivalden İstanbul aktarmalı bilet aldırın. Böylece 5 uçuş güzergâhı kullandığınız için bilmemkaç uçuş mili kazanırsınız. İlk festivalden İstanbul’a dönüş biletini de açığa aldınız mı iş tamam demektir. Bu arada akredite olamayanların hakkını yediğinizi hakkınızın köşesinden bile geçirmeyin, pardon aklınızın. (06 Ekim 2018)

Ben derdimi buraya yazıyorum. Siz de derdinizi kendi buranıza yazın. Başkasının orasına, burasına yazıp başkalarıyla tartışmayın. Başkasının orasına, burasına yazdığınızda orasının mütemmim cüz-i, yani peşine eklemlenmişi oluyorsunuz. Kendi buranıza yazdığınızda orijinal üretim oluyor. Yani naturel. Yani organik. Yani gezen tavuk yumurtası. (07 Ekim 2018)

Tam memleket havası: Şehirlerarası otobüste önümdeki koltuğun arkasındaki ekranda saat 10:32, şoförün tepesinde 13:25 yazıyor, benim telefon ise 13:34’ü gösteriyor. İçecek ikramında çayı tercih ettim. “Kek?” dedim. “Bitti abi.” dedi. Müzik dinlemek için kulaklık sordum, “Sağlık Bakanlığı yasakladı abi” dedi. Bu hengamede otobüslerdeki kulaklık delikleri de atıl kaldılar yani. (07 Ekim 2018)

Daha önce birkaç kez gittiğim Ayvalık ilçemizi, Başka Sinema Ayvalık Film Festivali nedeniyle mi olacak, nedendir bilinmez, bu sefer oldukça sevimli ve yaşanır buldum. Sabun Fabrikasında konakladık, Zeytinyağı Fabrikasında film seyrettik, Kilisede namaz kıldık diyeyim de derdimi anlatamamış olayım ve açıklayayım. Efendim günümüzün modası turizm nedeniyle bu şirin ilçemizde ne kadar sabun, yağ, zeytin vs. fabrikası varsa hepsinin binaları otel, sanat evi, cafe, vs. olmuş. O hengameden önce ise Kilisenin birisi de Camiye çevrilmiş. Başka bir ilginçlik de bu şirin ilçemizde Deve ve Deve Güreşi Sevenler Derneği bile var. (10 Ekim 2018)

Vay anasını, şehirden fazla ayrılmaya da gelmiyor. 3 gün Malatya’ya gideyim geleyim dedim. Metro’dan ineceğim, semtimizin adı değişmiş, “Nekssteyşin Osmanbey” olmuş. Metrodan çıkıyorum, simit alayım dedim, fiyatı güncellenmiş, 1 lira 75 kuruş olmuş. (14 Ekim 2018)

Yeni bir börek çeşidi çıkmış, ilk defa duydum: “Haniya Börek”. Az önce seyyar bir börekçi, “Hani ya börek” diyerek önümden geçti, yan sokağa saptı. (15 Ekim 2018)

Göz muayenesi için bekliyoruz. Yan tarafta iki kişi. Birisi sürekli konuşuyor, diğeri kafa sallayarak, arada onaylayarak dinliyor, dinliyor. Herhalde yakın bir arkadaşı ki sabırla dinlemesini sürdürüyor. Öyle ki, sabırla dinlemenin, gereksiz teferruat vererek konuşmaktan daha önemli bir maharet olduğu kanaatine vardım. (16 Ekim 2018)

Facebook, “Ne düşünüyorsun?” diye soruyor. Bir sinemasever olarak ne düşüneyim? Tabi ki Papaz Bronson krizi nedeniyle TRT’nin kaldırdığı Western filmleri kuşağının yeniden yayınlanması gerektiğini düşünüyorum. (21 Ekim 2018)

5 yıldır “Uluslararası Boğaziçi Film Festivali” olarak kullandığı adını, “İstanbul Film Festivali” gibi “Uluslararası” kelimesini çıkararak sadeleştirip bu yıl “Boğaziçi Film Festivali” olarak kullanan festivali tasvip, tasdik ve tebrik ediyorum. Bütün film festivalleri adlarını bu şekilde sadeleştirmelidir. (21 Ekim 2018)

Memlekette hakikaten kriz falan yok; küçük bir örnekle açıklayayım: Bugün semt pazarından alışveriş yaptım. Kahvaltıda yemek için yarım kilo sivri biber alayım dedim. Esnaf tarttığı biberi avuçlayıp uzatınca şaşırdım, “Hayırdır?” diye sordum. “Abi, naylon torba çok pahalı.” deyince bir şey diyemedim, içinde 2 kg. soğan bulunan elimdeki torbayı uzattım, “Koy buraya.” dedim. (25 Ekim 2018)

Yıllarca 8-10 kg.lık üç ayaklı takeometre omuzda, dağda, bayırda, kayalıklarda, çalılıklarda boşuna dolaşıp Harita Teknisyenliği yapmışız. Yeni öğrendim, Hediye Danışmanlığı diye bir meslek varmış. Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Ne yapayım? Güleyim mi, ağlayayım mı? (28 Ekim 2018)

Basketbolla ilgili haberlerde şöyle bir cümle duydum: “Top çalma istatistiğine göre yılın en iyilerinden.” Basketboldan pek anlamam ama günümüz Türkiye’sinin yeni değerlerinden bir şey herhalde. (30 Ekim 2018)

(06 Haziran 2019)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir