Gizem Ertürk

(Film Eleştirileri, Röportajlar)
Gizem Ertürk, 03 Nisan 1987 yılında Antalya’da doğdu. Trakya Üniversitesi Radyo – Televizyon Yayıncılığı Bölümü’nde eğitim gören Ertürk’ün, Trakya Üniversitesi 7. Altın Süpürge Kısa Film Yarışması’nda En İyi Belgesel Film Ödülü var. Belgesel geçtiğimiz yıl AkbankDevamı… »

*****

Kaybedecek Neyimiz Var ki, Kendimizden Başka

– Seni özleyecek birileri var mı?
– Pek sayılmaz

*****

– Hayallerin var mı?
– Bunu bana daha önce kimse sormamıştı?

(Filmden birkaç replik)

Yol filmleri, sinemada çok sevdiğim bir tür. Üstelik hem yol hem de gençlik filmine çok sık rastlamıyoruz perdede… Her şeyden önce birbirinin kopyası romantizm, korku ya da blog buster çılgınlığından sıkıldıysanız ilaç gibi gelecek bir film American Honey… Gençlere gençliğin aslında nasıl bir şey olduğunu hatırlatacak yaşlılara ise gençliğini özletecek cinsten… Filmi, bir parça uzun bulmakla beraber her anını keyifle, merakla ve biraz da iç geçirerek izledim. Gelecekte adını çok da fazla duyacağımızı düşündüğüm 21’lik çıtır Sasha Lane ve bu filme kadar özel bir hayranlık duymadığım Shia LaBeouf’a aşık oldum. Sasha’nın hayranlarının tabiriyle Riri’ye (Rihanna) fazlasıyla benzeyen görünüş ve tavırları ise gençliği kalbinden vuracak cinsten…

Filmin konusundan kısaca söz etmek gerekirse; ergen kahramanımız Star, ilgisiz anne ve tacizci üvey baba kıskacında iki küçük kardeşine bakmaya çalışıyor. Tabii hayatından mutsuz ve bir çıkış yolu arıyor. Tam da bu sırada karşısına çıkan, şirinliğinden fazlaca etkilendiği Jack’in cazibesine kapılarak nereye gideceğini bilmediği bir otobüse atlıyor ve hayatının yolculuğuna çıkıyor. Dergi satıcılığı yapan daha doğrusu binbir takla atarak insanları abone yapmaya çalışan bir grup gencin doluştuğu bu otobüsteki insanlar kısa süre içinde onun ailesi olmakta gecikmiyor. Sonsuz eğlence, parti ve macera vaad edilen bu yolculuk grubun lideri Krsytal’in sert kurallarıyla sekteye uğrasa da Star için aşk, tutku ve tehlike dolu bir hayat tecrübesine dönüşüyor.

Red Road, Fish Tank, Wuthering Heights filmlerinden tanıdığımız Andrea Arnold’un yazıp yönettiği American Honey iki güçlü kadın karakteri ile göz dolduruyor. Ceplerinde para yerine umut taşıyan bir grup saf gencin hayata tutunma çabalarını öyle naif ve tutkuyla anlatmış ki hayran kalmamak elde değil. Genç bir kızın ilk aşk ve ilk hayal kırıklığı da yine aynı özen ve incelikle tasarlanmış. Filmde her an bir felâket olacağını ve olayların yön değiştireceğini bekliyorsunuz ancak Arnold son ana kadar iyiliğe, gençliğe ve umuda olan inancını kaybetmiyor. Bu filmi bir erkek çekseydi o yolda o kızın başına neler gelirdi hayal bile edemiyorum. 70’li yılların hippie gençliği, çiçek çocukları farklı kıyafet ve modern bir arabadaydılar belki ama ruh aynı ruhtu, dünya sanki bugünkü kadar kötü bir yer değildi. Sırf bu bakış açısından dolayı bile saygı duydum Arnold’a. Her şeye rağmen insana dair bir umut taşıyordu.

Sasha Lane ve Shia LaBeouf’un performanslarını çok yüksek ve başarılı bulmakla beraber birbirlerine de inanılmaz yakıştırdım. Yer yer aralarındaki yaş farkı, Lane’in fazla çocuk görünüşü ve LaBeouf’un hoyratça tavırları endişelendirse de kendimi aralarındaki karşı konulmaz çekime kaptırmam uzun sürmedi. Altını çizmemiz gereken bir diğer çıkarım ise yine ancak bir kadının tezahür edeceği cinsten. Nedir o? Kadın olan taraf aşkta çok daha cesur, tutkulu ve gözü kara… Erkek ise daha kararsız, güvensiz ve endişeli.Alın size günümüz ilişkilerinin en büyük sorunu. Sasha Lane ile Shia LaBeouf’u överken Riley Keough ve diğer yan karakterlerin de görevlerini büyük bir başarıyla yerine getirdiğini ekleyelim. Herkes rolünü büyük bir ciddiyetle yapıyor, böyle serseri rolleri bu denli başarılı oynamak hiç de kolay bir şey değil. Herhangi birindeki aksama o dünyaya olan inancımızı kolayca kırabilirdi çünkü…

Toparlayacak olursak, American Honey en azından bir yarım saat kısa olsaydı hikâyenin sonlarına doğru olan aksama ve dikkat dağınıklığını yaşamayacak, filminden de adından hareketle ağzımızda bir parmak bal tadıyla salondan ayrılacaktık. Bu durum biraz fazla şekerli etkisi bırakıyor bünyede bu da bir gerçek… Ancak her şeye rağmen o muhteşem final sahnesini görmek için buna değer diye düşünüyorum. Gençliği, tutkuyu ve aşkı kutsayan rock’n roll soslu yaz kokan bu yol hikâyesini kaçırmamanızı tavsiye ediyorum. Ön yargılarınızı ve kara kışı kapının öteki tarafından bırakın. American Honey’in şerefine, kalbimi çalan 15 yol filmini karışık olarak şuracığa bırakıyorum. İyi seyirler…

Easy Rider
Yağmur Adam (Rain Man)
Gün Doğmadan (Before Sunrise)
Thelma ve Louise (Thelma and Louise)
My Own Private Idaho
Çılgın Romantik (True Romance)
Planes, Trains and Automobiles
Yaban (Wild)
Uzaklara Gidelim (Away We Go)
Cazcı Kardeşler (The Blues Brothers)
Into the Wild
Mad Max
Küçük Gün Işığım (Little Miss Sunshine)
Moonrise Kingdom
Fikrimin İnce Gülü: Sarı Mersedes

(14 Ocak 2017)

Gizem Ertürk

DİĞER YAZILARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu