Kısa, Etkili ve Cesur: Bu Filmlerin Söyleyecek Çok Sözü Var!

7. Akbank Kısa Film Festivali’nin sonuçları 17 Mart akşamı, Emirgân’daki Sakıp Sabancı Müzesi’nde sade ve sevimli bir törenle açıklandı. Her şeyden önce kısa film ve belgesel jürisini tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum! Çünkü onların duyarlılıkları olmasaydı bu anlamlı filmler yeterince tanınıp bilinemeden unutulup gidecekti. Oysa şimdi hepsi yıl boyunca binlerce üniversite öğrenciyle buluşma fırsatı yakalayacak, onların vicdanlarına seslenecek. Sırasıyla filmlerden söz edelim;

En İyi Kurmaca Film; Dönüşü Olmayan Yolculuk

7. Akbank Kısa Film Festivali’nin, En İyi Kurmaca Filmi seçilen Dönüşü Olmayan Yolculuk, 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü ve Alman İnsan Hakları Film Ödülü (2010) başta olmak üzere geçtiğimiz yıl birçok ödülün sahibi oldu. Güçlü Yaman’ın yazıp yönettiği bu çarpıcı kısa filmin etkisi gerçekliğinde yatıyor.

Çok uzak değil, yıl 1999… Sudanlı bir olan göçmen Aamir Ageeb ceketi çalındığı için polise başvuruyor. Kimliği, pasaportu, ikametgâhı her şeyi ceketinin cebinde giden Ageeb hiçbir gerekçesi olmaksızın şüpheli damgası yiyor. Polis, hırsızı yakalamaya çalışmak ve adamcağıza yardım etmek yerine, -sırf renginden, kimliğinden ötürü- onu suçlu durumuna düşürüyor. Aksi olabileceğine ihtimâl vermeden onu tüm insan haklarını hiçe sayarak ve çiğneyerek -değil insana hiçbir canlının hak etmeyeceği bir muameleye maruz bırakıyorlar- paketleyip ülkesine göndermeye çalışıyorlar.

Filmi izlerken ben insanlığımdan utandım. Dünyada insanlıktan nasibini almamış ne kadar çok yaratık olduğunu bir kere daha gördüm ve tüm bu kötülüklere karşı ne yazık ki çok az, bir avuç insanız. Filmin geri kalanını anlatmaya elim varmıyor, siz bir şekilde ulaşıp bu insanlık ayıbıyla yüzleşin.

En İyi Belgesel Film; Urbanbugs ve Selahattin’in İstanbul’u

Bir kategorinin iki birincisi olur mu? Bence olmamalı ama Akbank Kısa Film Festivali’nde seçilen En İyi İki Belgesel’de bu ödülü hak ediyor. İki filmi alıp bir oylama yapsak eminim siz de çok zorlanırsız. Çünkü iki belgeselin de edindiği düstur çok samimi ve gerçek.

Aykut Alp Ersoy’un çektiği “Urbanbugs”; son yıllarda etkisini iyice arttıran bir sokak sanatı olan graffiti’nin Türkiye resmini çiziyor. Türkiye’de kimler, neden grafiti ile uğraşıyor? İnsanları tepkileri nasıl, karşılaştıkları zorluklar neler gibi başlıca soruların cevaplarının yer aldığı bu belgesel bu alandaki açığı ciddi biçimde dolduruyor. Çok doğal, akıcı ve rengarenk bir belgesel.

Aysim Türkmen’in çektiği “Selahattin’in İstanbul”u ise, gözlerimizin önünde yok olan bir kültür, bir tarih olan Sulukule üzerine… Evlerinden koparılıp, bir dağ başına sürülen bu kadersiz insanlar adeta sudan çıkmış balık gibi çırpınıp duruyorlar. Selahattin onlardan yalnızca bir tanesi… Sokak satıcılığı yaparken bir taraftan zorla oturtulduğu evin senetlerini ödemeye çalışan bu Sulukuleli, yeniden evine dönmenin bir yolunu arıyor.

(18 Mart 2011)

Gizem Ertürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir