Araf, Çok İyi Bir Okuldu, “Cennet” Bu İşin Doktorası

1976 İstanbul doğumlu Biray Dalkıran. 2000 yılında çektiği A. B. M. E. (Anne Beni Merak Etme) ile En İyi Kısa Metrajlı Film Ödülü’ne lâyık görülen yönetmen, bir diğer kısa metraj filmi Sis ile de Avşa Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü aldı. San Francisco, Ziff, Afo gibi film festivallerinde de ödüllere sahip olan Biray Dalkıran şu sıralar Marmara Üniversitesi Radyo TV Bölümü’nde doktorasına devam etmekte ve bir taraftan da reklâm filmi ve klip çekiyor. “Bütün Türk filmlerini ve yönetmenlerini takip ediyorum hepsini de çok seviyorum” derken içten ve samimi. Bir tek Mahsun Kırmızıgül’ün Beyaz Melek’i için böyle düşünmüyor. Bunun nedenini de şöyle açıklıyor; “insanların duyguları, zaaflarıyla oynamayı ve bunun üzerinden reklâm yapmayı sevmiyorum. Araf vizyona girmeden bir gün önce yasal olmayan yollardan kürtajdan ölen bir kadın anlatılıyordu ama ben onu bile reklâm yapmadım, etik olmazdı çünkü” diyor.

“Bu sezonda vizyona giren Türk filmlerini nasıl buldunuz?”

“Çok güzeldi hemen hemen hepsini izledim ve hepsinden de memnun kaldım. Keyifli filmlerdi, teknik olarak iyiydi, oyunculuklar çok başarılıydı, konular güzeldi, ışık, ses, efektler hepsi iyiydi. Ümit vaao etmeyi bıraktık artık iyi şeyler yapmaya başladık. Güzeldi yani, ben mutluydum.”

“Bu seneki Altın Portakal Film Festival’i için ne düşünüyorsunuz? Yumurta En İyi Film seçildi, sizce nasıldı?”

“Öncelikle Yumurta’yı izlemediğim için bu film üzerine yorum yapamayacağım ama Zeki ağabeyi (Zeki Demirkubuz) çok severim. Jüride o olduğuna göre mutlaka iyi bir filmdir. Aslına bakarsanız bu iyi de, tartışılır yani; sanat göreceli bir kavram, ne neye göre, iyi kime göre iyi bilinmez. Şöyle söyleyebilirim ama bir film Altın Portakal Film Festivali’nde yarışmaya değer bulunduysa zaten bu bir ödüldür.”

“2000 yılında kısa metrajlı filminiz A. B. M. E. ile ödülünüz var Altın Portakal’da, geçtiğimiz yıl Araf yarıştı. Cennet’i göndermeyi düşünüyor musunuz önümüzdeki yıl Altın Portakal’a, ya da yeni bir kısa metraj film projesi var mı aklınızda?”

“Kanal D ile anlaşabilirsem DVD’sini biraz geç çıkartıp Altın Portakal’a katılmak istiyorum. Ayrıca kısa filmde çekmek istiyorum, çok da güzel bir konum var henüz zaman bulamadım.”

“27 çekim gününde tamamlanan filmin % 80’i Şile’nin doğal ortamında, geriye kalan cennet ve uçma plânları ise platoda 5 günde çekildi. Günde 18 saat süren plato çekimlerinde bir ilk yaşandı ve uçma sahnelerinin inandırıcı olması için 4 ayrı düzenek kuruldu. Bu düzenekler Harry Potter filminde kullanılan düzenekler ile aynı.”

“Biray Dalkıran filmi nedir peki? Sizin filmlerinizin özellikleri nedir, yaratmaya çalıştığınız bir dil var mı?”

“Zaten benim asıl derdim o. Kendime ait bir dil oluşturma çabası içerisindeyim. Ben filmlerimde her şeyi kısa ve net anlatırım, oyunculuklar yalındır, müzik oldukça etkilidir. Bunları birleştiririm. Araf’tan sonra Biray Dalkıran ismi biliniyor artık bir de klip ve reklâmlar var. Cennet’in fragmanını Müşfik Kenter seslendiriyor. Müşfik Kenter’den kendi ismimi duymak da güzeldi.”

“Biray Dalkıran Türkiye’de film çekmenin çok zor olduğunu ve bu işin büyük bir fedakârlık işi olduğunu düşünüyor. Milyon dolarlık film çekmediklerini, kendi imkânlarıyla bir şeyler yapmaya çalıştıklarını söyleyen yönetmen, ikinci filmleri Cennet ile sınıf atladıklarını bir nevi ikinci sınıfa geçtiklerini vurguluyor.”

“Araf’la ilgili olarak; filmdeki kürtaj konusu gerçekten işlemesi, vurgulaması gereken bir konumuydu yoksa ilgi çekici olması mı cazip geldi?”

“İkisinin de payı yüksekti, vurgulanması gerekiyordu bence. Türkiye’de çok yaygın yasa dışı yollardan kürtaj yaptırmak. Birçok kadın ölüyor bu yüzden. Biz filmde bunun psikolojik etkilerini işlemeye çalıştık. Evet, ilgi çekici de aynı zamanda ama sadece o değil, anlatılması gerekiyor böyle konuların. Hep aşk filmleri, sabun köpüğü komedi filmleri… Bir yere kadar. Biz kalıcı olabilmenin peşindeyiz. Tekrar tekrar izlenebilmeli bir film, her seferinde de keyif alınabilmeli yeni bir şeyler keşfedilebilmeli.”

“Filmdeki cennet efektlerinde kullanılan teknik, 1998 yılında yönetmen Vincent Ward’ın yönettiği ve başrollerinde Robin Williams’ın yer aldığı, görsel efekt dalında Oscar ödüllü ‘What Dreams May Come’ filminde kullanılan teknik ile aynıydı. Bu teknik de Türkiye ilk defa ‘Cennet’ filminde kullanıldı”

“Cennet’te Araf gibi gerçek bir hikâyeden mi oluştu yoksa hayal gücüyle mi yazıldı? İki filmi karşılaştırmak gerekirse ne gibi farklıklar, benzerlikler var?”

“Hayal gücüyle yazıldı. Hikâyeler benzemiyor, türlerde benzemiyor. ‘Cennet’, komedi dram türünde bir film oldu. Anti psikoz bir karakterle, şizofren bir karakterin kendilerine ait dünyaları var. Bir doktor çıkıyor ortaya ve bunları iyileştirmeye çalışıyor, bu da işin dram tarafı. Çocuk sadece kendi dünyasında, kendi cennetinde annesiyle birlikte olabiliyor bu yüzden o dünyadan kopmak onun için çok zor. ‘Araf’tan farkı komedi dram olması, ‘Araf’ psikolojik dram türündeydi.”

“Türkiye’de ilk defa bir filmin tamamında ‘kamera map’ tekniği, ‘matte paint’ uygulama ve ‘motion track compositing’ teknikleri kullanıldı. Cennet mekânlarının tamamında ise, 3D animasyon uygulandı.”

“Üçleme olacak değil mi ama?”

Evet. Araf, Cennet ve Cehennem olacak. Dilek isimli bir projem var, araya Dilek girecek yani. Ondan sonra da Cehennem gelecek.

“Genellikle genç oyuncularla çalışıyorsunuz, oyuncu seçerken kriterleriniz nelerdir?”

“Karakter üzerine oturacak mı, diye bakarım. En önemlisi o her şeyden önce. Onun yanında akademik bir kariyeri, bir background’u olmak zorunda, yani mankenlikten oyunculuğa geçmiş biriyle çalışmam. Sinema için canını verecek insanlar olmalı oyuncularım, sinema aşığı olmalı. Sinema çok özel bir şeydir bunun kıymetini bilen oyuncular daha tutkulu daha heyecanlı oluyor, ben de öyle oyuncularla çalışmayı tercih ediyorum.”

“Sette oyuncularla aranız nasıl peki, oyuncularınızı özgür mü bırakmayı tercih ediyorsunuz sınırlarınız var mı?”

“Yok, zaten okuma provalarında ben ne istediğimi, ne beklediğimi açıkça söylüyorum, onlar da üzerine ne koyabilirize bakıyorlar. Zaten tartışıyoruz, nasıl yapsak daha iyi olur diye. Bazı kalıplarım var tabiki ama meselâ dediğim gibi oyuncuların doğallığı çok çok önemli benim için abartılı, yapmacık oyunculuğu sevmiyorum. O kalıplar aşılmadıktan sonra her türlü yeniliğe açığım.”

“Araf’ta kendinizi eksik bulup, Cennet’te daha iyi oldu dediğiniz şeyler neler?”

“Oyuncu yönetimimi çok geliştirdim. Senaryo anlatımında çok daha başarılı oldum. Araf çok iyi bir okuldu ama Cennet işin doktorası.”

“Hayko Cepkin’le bu kez neden birlikte çalışmadınız?”

Bir kalıp tuttu ondan ekmek yiyelim değil benim derdim. Hayko o filmin müzikleri için uygundu çok da eli ayağı düzgün oldu. Bu türün daha değişik gerekleri var. Böyle kısmet oldu. Hayko tuttu diye tüm müzikleri Hayko yapacak değil.

Cennet’in müzik klibi olarak yönetmen Biray Dalkıran’ın çektiği Harun Kolçak’ın sevilen bestelerinden bir olan Yanımda Kal isimli bir şarkısı var. Ayrıca Harun Kolçak 30 Kasım’da Line’da gerçekleşen Cennet’in basın toplantısında daha önce yönetmen Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum filminde kullanmak istediği ama o filme kısmet olmayan Mavi Dünya isimli bestesinin filmin hem sonunda ve hem de filmin albümünde yer alacağını belirtti.

Harun Kolçak’ın yanı sıra Cennet filminin müziklerinde bir başka ünlü müzisyen, İhtiyaç Molası’nın solisti Taner Sarf’ın da imzası bulunuyor. Filmin fragman müziği olan Ölüyorum’a ise, sinemaseverlerden gelen talep üzerine söz yazıldı. Harun Kolçak’ın Yanımda Kal isimli parçası ile Taner Sarf’ın Gamze Amos ile birlikte seslendirdiği Ölüyorum bulunuyor.

“Cennet, 137 dakika olarak çekilmişti daha sonra 94 dakikaya indirdiniz. İzleyicinin sıkılabileceğinden mi çekindiniz?”

“Evet, ben 137 dakika olan halinden çok da keyif almıştım. Ama artık insanlar yürüyen, yemek yiyen bir insanı dakikalarca görmek istemiyor. Almak istediği yemek yiyor olduğu, nasıl yediği değil. Bunu 3 saniyede verebilirsiniz, 3 dakikaya gerek yok. Zamanın çalınmasını istemiyor. Çünkü artık hayat hızlandı. Her şey çok hızlı yaşanıyor, aşkları bile hızlı yaşıyoruz. Bu yüzden sinemada anlatım dili de hızlandı. 90 dakikada çok daha fazla şey anlatmak zorundayız, çok da hızlı anlatmak zorundayız “

“Gişe için sinema mı, sinema için sinema mı?” İzleyici seçiyor musunuz?

Hayır, seçmem. Ben filmi yaptıktan sonra olay benden çıkar, tamamen seyirciye kalır. İsteyen herkes gider hatta istemeyenler de gider. Arkadaşı zorla götürür gider. Cennet bir Türkün kendisini bulabileceği bir hikâye. Benim istediğim çok insan gelsin paylaşsın, birlikte paylaşalım, film üzerine tartışabilelim. Benim anlatmak istediğim derdi görsün. Filmden bir şeyler bulsunlar kendilerine ait. Film üzerine tartışabilsinler. Hollywood filmlerinden çok daha düzgün filmler çekmeye başladık. Gişeyi sorarsanız ne yazık ki gerekli, çünkü film çekmek çok pahalı. Minimum bir film 650 milyardan aşağı yapılamıyor. Bu da bir film 300.000’i geçmese zararda demektir. Bu da bu yıl 50 film çekiliyorsa seneye 30 film çekilecek demektir. Hollywood da bize film üretmekten sıkıldı artık. Orada televizyon için yaptıkları dizileri filme basıp Türkiye gibi ülkelerde vizyona sokuyorlar. Türkiye gibi diyorum çünkü sineması kendi ülkesini besleyemediği için bu durum böyle. İşin komik tarafı insanlar da gidiyor o filmlere.

“Sizi derinden etkileyen, çok sevdiğiniz, defalarca izlediğiniz film hangisi?”

Alex Proyas filmlerini çok severim. En başta da The Crow. Dark City, I Robot… Ama öncelikli tercihim Türk yönetmenlerdir. Yavuz Turgul’u çok beğenirim. Koyu Beşiktaşlı olduğu için Zeki Demirkubuz’u çok severim.

Biray Dalkıran günlük hayatında nasıldır? Hayatınız sinema mı?

Ben oğlak burcuyum yani iş koliğin önde gideniyim. Günde en az 2 film izlerim. Reklâm çektiğim için günde en az bir buçuk saatimi reklâma ayırırm. Senaryolar üzerine çalışırım. Onun dışında cafede oturup birşeyler içmeyi ve tanımadığım insanlarla muhabbet etmeyi çok severim. Saatlerce konuşabilirim çünkü her insandan öğrenecek bir şeylerin olduğuna inanıyorum.

Eğitim

Beykent Sinema TV lisans
Liverpool John Moores Media Business sertifika
Beykent Sinema TV master
Marmara Radyo TV doktora (devam etmekte)

Yönetmenliğini yaptığı reklâm filmleri

Brillant Perde
Roman
Ülker Golf Çokoprens Dondurma filmi
Ülker Golf Fantesia Dondurma filmi
Ülker Golf Metro Dondurma filmi
Minton Mp3 Player Diş Fırçası & Dergi filmleri
Bal Küpü Çay Harman & Poşet & Demlik Poşet (Hıncal Uluç ve Yaprak adamlar)
Yayla Bakliyat Kurumsal Kimlik
Philip Morris Türkü Sigarası | Philip Morris Kurumsal Kimlik

Yönetmenliğini yaptığı video klipleri

Hayko Cepkin – (Son Kez – Araf Soundtrack EMI)
Ferhad Poye (Bu Şehir – Türküola)
Alpay & Işın Karaca (Sessiz Kalma – Emek Müzik)
Öztürk (Yalnızım Dostlar – Elenor Plak)
Alpay & Işın Karaca (Remix – Emek Müzik)
Elya (Yüreğime emanet – Mod Müzik)
Onur Şan (Kara Kiraz – Arma Müzik)
Emy (Akşamlar – Birdem Sanat)
Alpay (Bu ne sevgi – Emek Müzik)
Sinasi Kula (Annem – Ati Müzik)
Arda (Arma müzik)

Yönetmenliğini yaptığı kısa metraj sinema filmi

A. B. M. E. (Altın Portakal ödülü)
Sis (Avşa Film Festivali En İyi Film, San Francisco, Ziff , Afo Film Festivalleri ödülleri)

Yönetmen Ödülleri

Sis (Avşa Film Festivali En İyi Film)
San Francisco
Ziff
Afo Film Festivalleri Ödülleri
A. B. M. E. (Altın Portakal Ödülü) (Bu röportaj Mirror Dergisi’nin 43. sayısında yayınlanmıştır.)

(20 Nisan 2008)

Gizem Ertürk

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir