Adana’da Altın Koza sürerken basın gösterimlerine pek bir rağbet yok. Ancak ilginç, ilginç olduğu kadar güzel, güzel olduğu kadar duygulu, duygulu olduğu kadar da heyecanlı filmler izledik. Ekim’in ilk haftasında gösterime girecek iki filmi bir arada aktarmanın hüznü içerisindeyim… nedenini okuyunuz.
“Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı”, hiç göze gelmeyen, ama aslında bilinen, bilinmezden gelinen bir konuyu işliyor: “Gölge Yazarlık”. Birilerinin yerine daha iyi, daha güçlü, daha yazınsal anlatan birinin -imzasını kullanmadan ve hiçbir zaman için belirtemeden- kitap yazması. Dünyaca ünlü yazar Verity Crawford (Anne Hathaway) bir nedenle yarım kalan kitabını, maddi sorunlar yaşayan, bir türlü öne çıkamayan yazar Lowen Ashleigh’in (Dakota Johnson) tamamlamasını ister.
Colleen Hoover’ın satış rekorları kıran aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan baştan çıkarıcı psikolojik gerilimi Nick Antosca senaryoya uyarlamış ve Michael Showalter çekmiş. Kitap Yeşim Öksüzoğlu’nin çevirisiyle “Epsilon Yayınları”ndan çıkmış ve 17 baskıya ulaşmış. Yani, Türkçede de okurun ilgisini çekmiş bir gerilim…

Lowen, hazırlık çalışmaları sırasında Verity’nin notları arasında ilginç bilgilerle karşılaşır. Verity’nin kocası Jeremy (Josh Hartnett) hakkındaki rahatsız edici ve karanlık itiraflardan şüphelenir. Bir süre sonra kurmaca ile gerçek(lik) birbirine karışır. Lowen ile Jeremy arasında zaman içerisinde gelişen cinsel çekim de acaba yeni bir sorunun başlangıcı mıdır?
İkinci film: Vahşinin Kalbi
Savaş gazisi (hangi savaş olduğunu sormayın, çünkü ABD her yıl dünyanın bir başka bölgesinde muhakkak bir savaş çıkarıyor ve hepsinde de haklı olduğunu kanıtlama peşinde…) James Belmort (Brad Pitt), kendi kullandığı uçağında “emeklilik” yaşıyor. Bilirsiniz, hiçbir kahraman yalnız olmaz, James’in yanında da Odin adlı yine savaş gazisi bir köpek var.
Biz, bu ikilinin zorlu doğa koşullarındaki mücadelelerini izliyoruz. Kimsenin gitmediği, insan ayağı değmemiş bölgelerde sessiz, sakin ve huzurlu günler geçiriyorlar. Kuş veya balık avlayıp karınlarını doyuruyorlar, akıllarına estiğindeyse uçak kendilerinin zaten, başka yerlere gidiyorlar; kar kış, yağmur, güneş, gölge umurlarında bile değil. Ancak her güzelliğin bir sonu var(dır).
Bir yerden bir yere giderken, kalp krizi geçiren James, kontrolünü kaybedince uçak düşer. Pusula ve harita yardımıyla yönlerini ve yollarını bulmaya çalışırlar. Odin’i oynayan köpek, Brad Pitt kadar hatta ondan yer yer daha başarılı… Derelerden geçiyorlar, sulara kapılıyorlar, yiyeceklerini kemirgenler tüketiyor ve zaman içerisinde sadece bir bıçakları kalıyor silah olarak yanlarında.

Günümüz dünyasında doğa tahrip ve tağyir (eski zamanları hatırlayın, “tebdil, tağyir ve ilga” geçerdi mahkeme kayıtlarında; şimdi devlet-ler yapıyor bunları ama kimse yargılamıyor onları) edildiğinden şehirlerde küresel ısıtma nedeniyle kuraklık ve sellerle boğuşurken ne orman kaldı ne de doğal yaşam… Yaşamın güzelliklerini (dereden su içme özgürlüğünü örneğin) beyazperdede de olsa görmek için izlenebilir…
Küçük bir not: Filmin başındaki sahne, hepimizi “bir umut” heyecanlandırdıysa da… sonuna kadar merak, heyecan ve umutla izleniyor,zaten çok da uzun değil, diğer örneklere bakarak.
(02 Ekim 2026)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com