62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Film Forum Başvuruları Sona Erdi

Bu yıl 62. kez düzenlenecek olan Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali bünyesinde gerçekleştirilen Film Forum’da başvurular sona erdi. Film Forum’a, Uzun Metraj Kurmaca Film Platformu kapsamında Pitching Kategorisi’nde 37, Sümer Tilmaç Antalya Senaryo Destek Fonu’nda 13, İlk Uzun Metraj Film Geliştirme Platformu’nda 79, Belgesel Film Work-in-Progress Platformu’nda 28 ve Uzun Metraj Kurmaca Film Work-in-Progress Platformu’nda 15 olmak üzere toplamda 172 adet başvuruda bulunuldu. Bu sene onikincisi gerçekleşecek olan Film Forum’a geçtiğimiz yıl toplamda 119 adet proje başvurmuştu.

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Film Forum Başvuruları Sona Erdi yazısına devam et

Evcil Hayvanlar Yolda

Benoit Daffis ile Jean Christian Tassy’nin yönettiği ve Damien Ferrette, Herve Jolly, Kaycie Chase ile Frantz Confiac’ın seslendirdiği animasyon film Evcil Hayvanlar Yolda (Falcon Express – Pets on a Train), 24 Ekim 2025’de TME Films dağıtımıyla Tanweer Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Küçük hırsız rakun Falcon ve dürüst polis köpeği Rex, bir grup hayvan haydudu rutin bir dolandırıcılığa girişince kendilerini yüksek teknolojili bir tren soygununun tam ortasında bulurlar. Bu yüksek hızlı tren pistindeki tüm hayvanları kurtarmak için güçlerini birleştirirler. Soygunu önlemek küçük hırsız rakun Falcon ve dürüst polis köpeği Rex’e kalmıştır. Komedi ve aksiyonu bir araya getiren film, keyifli bir seyir vaat ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Evcil Hayvanlar Yolda yazısına devam et

Dünyayı Değiştirmek Mümkün mü / Savaş Üstüne Savaş

Çağımızın tartışmasız en ilgiye değer yaratıcılarından Paul Thomas Anderson’ın 10. uzun metrajı ‘Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another’ ile heyecan verici yeni bir sinema mevsimine adım atıyoruz. Geçmiş filmlerinde dönem atmosferini kurmaktaki başarısıyla parmak ısırtan Amerikalı auteur sinemacı ilk kez 21. yüzyıl ahvalini kurguladığı son çalışmasında favori yazarı Thomas Pynchon’ın 1990 yılında yayımlanmış dilimize de çevrilen ‘Vineland’ adlı romanından yola çıkmış. Ancak, edebiyatın gizemli ustasının 80’li Reagan yıllarında geçen dev anlatısını çağımıza hatta biraz daha ötesine taşıyarak dünyanın ve insanlığın uzun bir süreçte hiç de kayda değer bir gelişme göstermediğinin altını çizmek istemiş.

Film, faşist bir polis devleti olarak çizilmiş günümüz Amerika’sında otoriteye karşı mücadele veren ‘French 75’ adlı direniş grubunun ABD – Meksika sınır hattındaki Otay Mesa göçmen kampında gözaltında tutulan Meksikalıların serbest kalması için başlattığı harekâtla açılyor. Ekibin Ghetto Pat adıyla anılan patlayıcı uzmanından (Leonardo DiCaprio) kamp çevresini havai fişeklerin eşlik ettiği bir şenlik ateşiyle dağıtması istenirken mesaj açıktır: Sınırların, seçimlerin özgürlüğü ve korkunun bertaraf edilmesi için sonuna kadar mücadele edilecektir. Saldırı sürerken ekibin gözü pek siyahi savaşçısı Perfidia Beverly Hills (Teyana Taylor) komutan Steven J. Lockjaw’in (Sean Penn) karargahına dalıyor. Yüksek adrenalin ikili arasında cinsel çekimi tetiklemiştir. Bu tuhaf ve beklenmedik karşılaşmanın ardından ‘Yaşasın Devrim’ sloganıyla bankalar soyuluyor, kürtaj yasasına red oyu veren senatörün ofisi havaya uçuruluyor. Olaylar zinciri Adalet Sarayı’na bomba yerleştirilmesine geldiğinde, yüzbaşı Lockjaw garip bir tutkuyla çekildiği siyahi militanın yaptıklarını görmezden gelecek ve hakimiyetin kadında olduğu tutkulu cinsel birliktelikleri Perfidia’nın hamile kalmasıyla sonuçlanacaktır.

Sadık partneri Ghetto Pat’ın uyarılarına aldırış etmeksizin nerdeyse doğurmak üzereyken bile silahlarla ilişkisinden feragat etmeyen Perfidia için işler her zaman yolunda gitmiyor. Polis devleti örgütü dağıtırken hapiste geçecek 30 – 40 yıla karşılık devrim arkadaşlarını ispiyonlayan siyahi militan tanık koruma programının ona sunduğu güvenceyle yeni bir yaşama doğru ortadan kayboluveriyor. Ted Kramer misali (bkz. Kramer vs. Kramer, 1979) küçücük çocukla bir başına kalan Pat, örgütten dostlarının yardımıyla sınır bölgesine yakın ücra Baktan Cross’a yerleşecek, geçen yıllar içinde küçük Willa (Chase Infiniti) genç kızlığa adım atarken, yeni ismiyle Bob Ferguson iki kişilik ailenin güvenliği için etliye sütlüye karışmadığı sakin ancak her an tetikte olduğu bir yaşamı seçecektir.

Aradan geçen süre içinde albaylığa terfi etmiş ve ‘French 57’yi çökerttiği için onur madalyasıyla ödüllendirilmiş olan Lockjaw, savaş alanındaki başarısından (!) sivil hayatta da yararlanmak isteyen (‘Noel Akıncıları Kulübü’ olarak dilimize çevirebileceğimiz) ‘Christmas Adventurers Club’ adında beyaz elitist bir ırkçı teşkilata üyesi olması için davet alıyor. Farklı ırklardan, dinlerden (buna Yahudiler de dahil) kişileri dışlayan, kendilerinden olmayanları deli, bozguncu ya da pislik olarak niteleyen bu beyaz üstünlükçü organizasyonun sorularını tek tek yanıtlıyor eski asker. Ancak örgüt elemanlarından Junglepussy’nin (Shayna McHayle) yıllar önceki polis tutanağında belgelenmiş olan Perfidia’nın melez bebeğinin babası olduğu gerçeğinin ortaya çıkma tehlikesine karşı harekete geçmesi gerekmektedir. Geçmişiyle yüzleşmek durumunda kalan savunma hattındaki Bob ise göz bebeği kızını korumak için ölümcül bir karşı mücadeleye girmek zorundadır.

Stanley Kubrick ve Robert Altman gibi ustaların takipçisi olan Anderson’ın 2,5 saati aşan dev eserini çağdaş dünyanın bekçisi ABD’nin bugünü ve geleceği üzerine bir uyarı olarak görmek mümkün. Amerikalı sinemacı senaryo metnini Donald Trump’ın ikinci başkanlığını kazanmasından önce tamamlamış olsa bile, geleceği görmek için kahin olmaya pek de gerek olmayan çağımızda, millet olarak bizlerin de buram buram yaşadığı, özgürlüklerin tutsak edildiği totaliter ve baskıcı bir gelecek tehlikesine dikkat çekiyor. Upton Sinclair uyarlaması ‘Kan Dökülecek / There Will Be Blood’ (2007) ile geçtiğimiz yüzyılın ilk çeyreği boyunca petrolle semiren Amerikan kapitalizminin yükselişini anlatan Anderson, ‘The Master’da (2012) İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllara çevirir kamerasını. Medyadan kendini çok iyi sakladığı için nerede yaşadığı bilinmeyen ve çağımızın

Salinger’ı diye anılan Pynchon’dan ilk uyarlaması ‘Gizli Kusur / Inherent Vice’da (2014) 70’ler kültürel paranoya yıllarının sinemasal karşılığının peşine düşer. 1980’ler Reagan dönemi karmaşasını günümüze taşıyan son şaheserinde bu kez zamanın ABD ve insanlık adına pek bir şeyi değiştiremediğinin saptamasına girişiyor. Bob’ın kızının tarih öğretmeni ile olan konuşmasının yer aldığı enfes sekansta odanın duvarlarında portreleri asılı eski devlet başkanlarından Teddy Roosevelt’in 20. yüzyıl başlarında bağımsızlığını ilan etmek isteyen Filipinler halkına uyguladığı vahşi soykırımdan söz ediyor. Köle ticaretini başlatmış M. Benjamin Franklin’in ipliğini pazara çıkarıyor. Geçmişten Klu-Klux Klanın günümüzde takım elbiseler içinde boy gösteren güç sahibi yeni temsilcilerini kurgusal ‘Noel Akıncıları’ adıyla alaycı acı bir gülüş eşliğinde teşhir ediyor.

Kılı kırk yaran, eserinin her bir karesinin kontrolünden çıkmasına izin vermeyen sinemacı, görüntü yönetmeni Michael Bauman ile birlikte akıcılığını hiç yitirmeyen, 70’li yılların isyankâr ‘grunge’ tarzına yakın bir görselliği yakalamış. Antolojilere geçecek harika geniş çekimlerin yanı sıra karakterlerin ruh hallerini deşifre eden bolca yakın plan kullanmış. 70’li yıllarda bizde ‘Ölüm Noktası’ adıyla gösterilmiş ‘Vanishing Point’ın ünlü araba ile takip sahnesini andıran final bölümüyle heyecanı doruğa çıkarmak istemiş. Jonny Greenwood’un modern müzik çalışması, alçalıp yükselen piyano vuruşlarıyla bir gerilim metronomu gibi aksiyon sahnelerine eşlik etmiş.

Bugün geldiği 55 yaşında aktris eşi Maya Rudolph ve 4 çocuğuyla birlikte zaman zaman kaotik hale bürünebilen özel hayatından esinlenmeleri 2017 yapımı ‘Phantom Thread’e gizli dikişler olarak dokumuş olan sanatçı, bu defa heyecan yüklü anlatısına paralel olarak Bob – Willa ilişkisinden yola çıkarak baba – evlat bağlılığının ve ebeveyn sorumluluğunun hassasiyetini özenle filmin dokusuna özenle katıyor. Bir kez daha çok sağlam iyi oyuncularla çalışmış. ‘Titanic’in kalp çalan genç aşığını ya da ‘Diriliş / The Revenant’ın vahşi savaşçısını bu defa endişeli bir ebeveyn olarak izlemek keyifli. Willa’nın karate hocası ‘Sensei’ Sergio St. Carlos’da Meksikalı ünlü oyuncu Benicio del Toro göz kamaştırıyor ama filmin en vurucu performansı Oscar ödülleri akşamında favorilerden biri olacağını düşündüğüm Sean Penn’den geliyor.

‘Savaş Üstüne Savaş’ı Amerika’nın kendisiyle, kendi çocukları ile giriştiği savaşın öyküsü olarak tanımlıyor Anderson. Aradan birkaç asır da geçse bertaraf edilemeyen adaletsizliğin, önü alınamayan ırkçı insanlık ayıbının altını çiziyor. Ama o denli umutsuz da değil. TV’de izlediği Gillo Pontecorvo filmi ‘Cezayir Savaşı / La Battaglia di Algeri (1966)’ ile nostalji yapan DiCaprio kendi kuşağının dünyayı değiştiremediğini başı öne eğik kabulleniyor ama usta yönetmenimiz Wilma özelinde mücadeleyi, direnişi sürdürecek olan genç kuşaklara olan umudunu koruyor.

(01 Ekim 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Ferhan Baran Yazıyor: Dar Alanda Catwalk Hayalleri / Toksik

Dünya prömiyerini, Altın Leopar (Pardo d ‘Oro) ile ödüllendirildiği 77. Locarno Film Festivali’nde yapan ‘Toksik / Akiplėša’ heyecan uyandırıcı yeni bir yönetmeni muştuluyor. Avrupa Filmleri Ödülleri’nde saygın ‘Keşif’ bölümünün adayı da olan Saulė Blivaitė’nin ilk uzun metrajı, Litvanya’nın gözlerden ırak kasvetli sanayi bölgesindeki hayatlar üzerine. Film boyunca yüzünü hiç görmediğimiz ilgisiz annesi tarafından yaşlı büyükannesinin yaşadığı … Devamı…»

Sevince Galasına Yoğun İlgi

Başrollerini Hayat Van Eck, Bahar Şahin, Sevinç Erbulak ve Altan Erkekli’nin paylaştığı, yapımcılığını Bahane Yapım – Bülent Çatar’ın, yönetmenliğini ise Barış Başar’ın üstlendiği, senaryosunu Barış Başar ve Ünal Yeter’in birlikte kaleme aldığı Sevince filmi 26 Eylül 2025 Cuma günü vizyona girmesi öncesinde görkemli ve ilgi gören bir gala ile izleyicilerle buluştu. İstanbul Nişantaşı City’s CineWam Sineması’nda gerçekleşen galada film ekibinin yanı sıra sanat, iş ve medya dünyasından ünlü isimler ağırlandı. Geceye otizm konusunda çalışmalar yürüten derneklerin temsilcileri de katıldı. Bu özel buluşma hem filmin duygusal yolculuğunu hem de toplumsal farkındalık mesajını pekiştirdi.

Sevince Galasına Yoğun İlgi yazısına devam et

Benim İçin Ölür müsün / September Says

Genç kadın yönetmenlerin dünya sinemasındaki ağırlığı giderek artıyor. Dünya prömiyerini 77. Cannes Film Festivali’nde yapan ‘September Says’ bunun çarpıcı yeni örneklerinden biri. Birbirine derinden bağlı iki kız kardeşin hikâyesini izlediğimiz filmin yönetmeni Ariane Labed’i oyuncu olarak rol aldığı ve Venedik’te en iyi kadın oyuncu Volpi kupasını aldığı 2010 yapımı Athina Rachel Tsangari filmi ‘Attenberg’ ile tanımıştık. Sonrasında, gerçek hayatta eşi olan Yorgos Lanthimos’un ‘Köpek Dişi’, ‘Alpler’ ve ‘The Lobster gibi filmlerinde oyuncu olarak izlemeyi sürdüreceğimiz Fransız asıllı sinemacının bu ilk uzun metrajı absürd Yunan Dalgası akımı deneyiminin izlerini taşıyor.

İngiliz yazar Daisy Johnson’ın 2020’de yayımlanmış ‘Sisters’ adlı gotik romanından sinemaya uyarlanan film, yalnızca 10 ay arayla dünyaya gelmiş September (Pascale Kann) ve July’ın (Mia Tharia) hikâyesi üzerinden ergenlik ve genç kızlığa karanlık ve sıra dışı bir bakışla yaklaşıyor. Okul ve arkadaş çevresinde dışlanan kız kardeşler, sadece kendilerinin anladığı bir dille dış dünyayla aralarına bir mesafe koymuştur. Bu ilişki dinamiğinde ipler 16 yaşındaki büyük kardeşin elindedir. July kendisini akran zorbalığına karşı koruyup gözeten öfkeli ve saldırgan ablasının sözünden dışarı çıkmaz. Buna karşılık diğeri onun kendisine olan şaşmaz itaatini her daim teste tabi tutar. July pek gönüllü olmasa da onu kollayan ablasının hükümran taleplerini yerine getirir. İş ‘elini öpmek’, ‘dansetmek’ gibi zararsız isteklerden dozu giderek artan ‘bir dolu kavanoz mayonezi bitirmek’, tokat atmak’, ‘boğazını hafifçe kesmek’ gibi zorlayıcı emirlere kadar varır. Öyle ki küçük kardeş seçim yapmak gerekirse September için ölmeyi dahi kabul etmeye mecbur kalacaktır.

‘Kontrol’ teması bir kez daha tüm ihtişamıyla sahnededir. Labed, yerleşik toplum düzeni ile dikte edilmiş çekirdek aile kurumunun birey üzerindeki tahakkümünü sürrealist bir mizah işleyen Lanthimos’a nazire olarak ‘Köpek Dişi’ni andıran ev ortamında efendi – köle ilişkisini devreye sokar. Lakin bu düzende baba mevcut olmayıp, genç kızlar annneleri ile birlikte yaşamaktadır. Kızlarının sorumluluğunu üzerine almaktan ziyade onlara bir arkadaş gibi yaklaşan Hint asıllı Sheela (Rakhee Thakrar) kendi şeytanlarıyla yüzleşmenin, depresif tatminsizliğinin derdindedir daha çok. İlk bölümü tamamlarken, fırtınalı meşum bir geceye tanıklık ederiz. September, gizlice hoşlandığı bir oğlanın ağzından atılmış mesajlarla tuzağa düşürülen kardeşinin öcünü almak için elinde bıçak okul arkadaşları ile kavgaya tutuşmaya hazırlanırken ekran kararır. Yaşananların gerçek mi yoksa hayal ürünü olup olmadığı açık uçlu sürpriz finalde izleyicinin sübjektif yorumuna kalmıştır artık.

Yönetmenin 16 mm çektiği ilk bölümde genç kızların sıkışmışlığını, July’ın sinmiş itaatkârlığını izliyoruz. Ailecek alınmış bir kararla okuldan ayrılan kızların Sheela ile birlikte babaannenin İrlanda kıyılarındaki köy evine gittikleri ikinci bölümde ekran genişleyerek nefes almaya başlıyor. Bu fasılda, değişen algılarına paralel olarak July’nin doğanın göbeğinde özgürlük arayışı devreye giriyor. Sahilde kendisine yakınlık gösteren yörenin gençlerinden John ile (Cal O’Driscoll) ilk cinsel deneyimini yaşayacak olan July, ablasının dediğim dedik otoritesine direnirken, ‘İlgi Alanı / Zone of Interest’ ile Oscar kazanan Johnnie Burn’ün tekinsiz ses tasarım çalışması destekli olaylar zinciri öfke ve şiddet patlaması eşliğinde şok edici finale doğru yol alacaktır.

Bireyler arasında güç dengesinin sürekli değiştiği, baştaki çocuksu oyunların yerini ölümcül hallere bıraktığı yapım, karanlık bir büyüme öyküsünün yanı sıra, kadınlık hallerine, dişil arzularla başa çıkmak üzerine ilginç gözlemler sunuyor. Sheela’nın uzak İrlanda kasabasının barından ayarladığı bir adamla yaşadığı cinsellik, bir ihtiyacın tatminini son derece doğal ve şefkatli ayrıntılarla perdeye aktarırken, annenin kızlarını beyaz pudra sürülmüş yüz ve bir örnek giysiler içinde fotoğrafladığı açılış sahnesi, Stanley Kubrick’in ‘Cinnet / The Shining’indeki hayalet ikizlere açık göndermeyle, ta en başından ürkünç bir şeylerin gelmekte olduğunu haberliyor.

Eğlenceli anlar da içeren, olağan ile kabûl edilemeyen arasındaki çizginin muğlâklaştığı toksik ve manipülatif bir büyüme hikâyesi çerçevesinde kadınlık halleri üzerine çok ilginç detaylarla bezeli, bizde vizyona girmeyen, yanlış hatırlamıyorsam ülke içi festivallerin programlarına da alınmamış olan bu güzel film MUBI sunumuyla izlenebiliyor. Kaçırmayın derim.

(30 Eylül 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Gelin Takımı 2

Doğa Can Anafarta’nın yönettiği ve Seda Bakan, Şebnem Bozoklu, Ecem Erkek ile Nilperi Şahinkaya’nın oynadığı Gelin Takımı 2, 24 Ekim 2025’de CJ ENM dağıtımıyla SKY Films – TAFF Pictures tarafından vizyona çıkarıldı.
Gelin Takımı uzun süredir kendi hayatlarının telaşına kapılmış, yolları da kalpleri de ayrı düşmüştür. Ayça, tek başına çocuk büyütmenin yükü altında ezilirken çareyi İzmir’de annesinin yanına dönmekte bulmuştur. Deniz, beklediği o romantik evlilik teklifini hâlâ alamamış, umudu ile sabrı arasında sıkışıp kalmıştır. Ege’nin enerjisini ve kız neşesini beyazperdeye taşıyacak filmde, bol kahkahalı ve dostluk dolu anlar sinemaseverleri bekliyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Gelin Takımı 2 yazısına devam et

Ferzan Özpetek’in Yeni Filmi Elmaslar, 10 Ekim’de Türkiye Sinemalarında

Dünyaca ünlü yönetmen Ferzan Özpetek’in, Aralık 2024’te İtalya’da vizyona giren ve kısa sürede en çok izlenen film olarak zirveye yerleşen yeni filmi Elmaslar (Diamanti), 10 Ekim’de Türkiye’deki sinemaseverlerle buluşuyor. Elmaslar (Diamanti), Almanya, İngiltere, İspanya, Portekiz, Fransa, Amerika, Avustralya ve Japonya dahil olmak üzere toplam 63 ülkeye satıldı. İtalya’da 2,6 milyonu aşan seyircisiyle rekor kıran film, eleştirmenlerden de tam not aldı. Filmde, 1970’li yılların Roma’sında prestijli bir terzi atölyesinde çalışan kadınların hayatlarını anlatıyor. Film, birbirini dinleyen, el ele tutuşarak zorlukların üstesinden gelen kadınların kardeşlik ve dostluk duygusunu derinlemesine perdeye aktarıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Ferzan Özpetek’in Yeni Filmi Elmaslar, 10 Ekim’de Türkiye Sinemalarında yazısına devam et

Boğaziçi Film Festivali’nin Açılış Filmi Belli Oldu

07 – 14 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek 13. Boğaziçi Film Festivali’nin merakla beklenen açılış filmi belli oldu. Festivalin bu yılki açılış filmi, Palestine 36 oldu. Dünya prömiyerini 50. Toronto Film Festivali’nde yapan film, aynı zamanda Filistin’in 98. Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Film dalındaki adayı olarak belirlendi. İngiliz yönetimi altındaki Filistin’de, 1936’da başlayan halk ayaklanmaları sırasında Yusuf’un köyünden Kudüs’e uzanan yolculuğunu merkezine alan yapım, tarihsel bir dönemeçte bireysel hikâyeleri ve toplumsal direnişi sinema diliyle buluşturuyor. Film, prömiyerini yaptığı uluslararası festivallerde sinemaseverlerden yoğun ilgi gördü.

Boğaziçi Film Festivali’nin Açılış Filmi Belli Oldu yazısına devam et

Bodrum Uluslararası Film Festivali Film Programı Açıklandı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği; Muğla Valiliği, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Kaymakamlığı, Bodrum Belediyesi ve Kos Adası Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen, Bodrum Uluslararası Film Festivali (BIFF), film programını açıkladı. 03 – 08 Ekim 2025 tarihleri arasında Bodrum Kalesi, Oasis Cinemarine Salonları, Bitez Plajı ve Değirmenler Tepesi’nde yapılacak olan gösterimlerde 14 ülkeden 19 film izleyiciyle buluşacak. Festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde dokuz, Bodrum Galaları’nda dört ve Panorama bölümünde altı film yer alıyor. Türkiye ve Uluslararası prömiyerlerinin Bodrum’da gerçekleşeceği filmlerden oluşan eklektik ve seçkin programda beş yerli yapım gösterime sunulacak.

Bodrum Uluslararası Film Festivali Film Programı Açıklandı yazısına devam et

Adana Altın Koza, Emeğe Ödüllerle Başladı

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, Merkez Park Amfi Tiyatro’da gerçekleştirilen coşkulu bir açılış töreniyle başladı. Sunuculuğunu Jülide Ateş’in üstlendiği gecede, festivalin yarışma bölümlerinde yer alan filmler tanıtıldı ve Orhan Kemal Emek Ödülleri sahiplerine takdim edildi. Törende, tutukluluğu nedeniyle açılışa katılamayan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın mesajı, yapay zekâ aracılığıyla seslendirilerek okundu. Karalar, mektubunda ifade özgürlüğünün önemine dikkat çekti. Festivalin geleneksel Orhan Kemal Emek Ödülleri bu yıl yönetmen ve yapımcı Biket İlhan, yönetmen Yaşar Seriner ve oyuncu Mahmut Cevher’e verildi.

Adana Altın Koza, Emeğe Ödüllerle Başladı yazısına devam et

Çocuk Yıldızlar Belgeseline Adana’da Özel Gösterim

22 – 28 Eylül 2025 tarihlerinde düzenlenen 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin özel seçkisinde bir Yeşilçam belgeseli yer alıyor. 80’li yılların çocuk yıldızı Burak Gülgen’in yönettiği, Çocuk Yıldızlar belgeseli, 25 Eylül Perşembe günü Adana Sinema Pink’te gösterilecek. Şöhret, birçok insan için masum bir çekicilik taşırken, çocuk yaşta birden ünlü olan bireylerin bu unvanın getirdiği sorumluluklarla nasıl başa çıktığı sıklıkla göz ardı edilmektedir. Belgesel, çocuk yıldızların ergenliğe geçiş süreçlerini, yaşadıkları çeşitli travmaların yetişkinlikteki etkileri ve mesleki zorluklarını derinlemesine inceleyerek bu tartışmaya ışık tutmayı amaçlıyor.

Büyük Soygun Başlıyor, Sihirbazlar Çetesi: Daha Bir Şey Görmediniz, TME Fılms Dağıtımıyla 14 Kasım’da Sinemalarda

Zekice kurgulanmış soygunları, şaşırtıcı ters köşeleri ve sürükleyici hikâyesiyle bir döneme damga vuran Sihirbazlar Çetesi, üçüncü filmi Sihirbazlar Çetesi: Daha Bir Şey Görmediniz ile seyircileri etkisi altına almaya hazırlanıyor. Dokuz yıl aradan sonra beyazperdeye dönen filmden heyecan yaratan poster ve fragman yayınlandı. Film, TME Films dağıtımıyla 14 Kasım’da sinema salonlarındaki yerini alacak. Çok değerli bir elmas soygunu için yeniden bir araya gelen Atlılar ekibine bu kez sürpriz yeni üyeler de katılıyor. Serinin oyuncu kadrosunda Jesse Eisenberg, Woody Harrelson, Isla Fisher, Dave Franco, Mark Ruffalo ve Morgan Freeman gibi sevilen oyuncular var.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Büyük Soygun Başlıyor, Sihirbazlar Çetesi: Daha Bir Şey Görmediniz, TME Fılms Dağıtımıyla 14 Kasım’da Sinemalarda yazısına devam et

Süper Mario Galaksi Filmi

Aaron Horvath ile Michael Jelenic’in yönettiği ve Chris Pratt, Anya Taylor Joy, Charlie Day ile Jack Black’in seslendirdiği animasyon film Süper Mario Galaksi Filmi (The Super Mario Galaxy Movie), 01 Nisan 2026’de UIP Filmcilik dağıtımıyla Universal Pictures tarafından vizyona çıkarıldı.
Mario ve Luigi, Bowser’ın Prenses Peach ile evlenme planını daha önce engelledikten sonra, şimdi de babasını esaretten kurtarmaya ve aile mirasını geri getirmeye kararlı olan Bowser Jr.’ın yeni tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. Eski ve yeni yol arkadaşlarıyla birlikte Süper Mario Kardeşler, genç varisin bu mücadelesini durdurmak için yıldızlararası bir yolculuğa çıkıyorlar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6
  • IMDb

Süper Mario Galaksi Filmi yazısına devam et

GAİN Medya, 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ana Sponsoru Oldu

Dijital içerik dünyasında güçlü bir yer edinen GAİN, nitelikli yapımların üretimine ve izleyiciyle buluşmasına katkı sunarken, sektörün gelişimi için önemli iş birliklerine imza atmaya da devam ediyor. Bu yıl 22 – 28 Eylül tarihleri arasında yapılacak 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin ana sponsoru olan GAİN, bu sponsorlukla birlikte, Türk sinemasının yaratıcılığını ve çeşitliliğini daha geniş sinemasever kitlelerine taşımayı hedefliyor.

GAİN Medya, 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ana Sponsoru Oldu yazısına devam et