Semra Güzel Korver

(Festival İzlenimleri, Röportajlar)
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo – TV – Sinema mezunu. Aynı alanda, aynı üniversitede doktoraya devam ediyor. Profesyonel yaşamı 1992 – 99 yılları arasında VTR Araştırma Yapım – Yönetim Şirketi’nde geçer. 1999’dan … Devamı…»

Basit Gerçeklerin Olmadığı Bir Zamandayız

2014 yılında 10. Al Jazeera Belgesel Film Festivali’nin “uzun metraj” bölümünde jürideydim. Ulrich Gaulke’e “As Time Goes By in Shanghai” filmi ile Juri Büyük Ödülü’nü vermiştik. Ödül töreninden sonra Ulrich – Uli ile tanıştık. Festival kutlaması ve birkaç saatlik sohbetin ardından sosyal medya üzerinden hep bağlantıda kaldık. 7 yılın ardından, Uli yeni belgeselinin çekimleri için İstanbul’daydı.

Yıllar sonra buluşmanın heyecanıyla kısa bir zamana derin bir muhabbetti sığdırdık. İşler güçler, aile, sinema, dünyanın hali, pandemi ile daldan dala atlayarak pek çok konuda konuştuk. Bu arada belgesel sinema üzerine bir söyleşi yapmayı da ihmal etmedim tabi.

Tamam ben seni tanıyorum fakat okuyucularım için kendinden biraz söz eder misin?

Doğu Almanya’da doğdum. Potsdam Babelsberg’de film yönetmenliği eğitimi aldım. 2000’den beri sinema ve TV için belgesel film yönetmenliği yapıyorum. İlk filmim Havvana Mi Amor ile “En İyi Belgesel” dalında Alman Film Ödülü’nü kazandım. Hindistan, Amerika, Kuzey Kore ve Afrika’daki sinema salonu sahipleri hakkında yaptığım Comrades In Dreams belgeseli ile Sundance’da Jüri Özel Ödülü için aday gösterildim. As Time Goes By In Shanghai ile Al Jazeera Belgesel Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü aldım. Ki jüride sen vardın ve seninle de orada tanıştık. Filmlerimin hikâyeleri farklı kültürlerde geçiyor. Hayatın anlam arayışı içinde insanları neyin birleştirdiğini anlatıyorlar. Ben filmlerimle karşılıklı anlayış içinde kültürlerin bir arada yaşamasını teşvik etmek istiyorum.

Belgesel sinema senin için ne ifade ediyor

Benim için belgeseller farklı kültürleri ve insanları anlamanın, onlarla özel bir şekilde yakınlaşmanın yolu. Belgesel sinema, evrensel bir sinema dili ve özgün bir bakış açısıyla anlattığı hikâyeleriyle seyirciyi yakalamayı başarmalıdır bana göre. Televizyonun aksine sinema filmi yapımcılarının ayrıcalığı var. Hikayelerine ve kahramanlarına daha fazla zaman ve dikkat ayırabilirler. Çok katmanlı bir bakış açısıyla hikaye anlatımı ve sinematik araçların seçimi belgeseller için önemli. Bugünün belgeselleri güçlü görselliği ve etkili hikaye anlatıcılıkları ile uzun metraj kurmaca filmlerle eşit düzeydeler. Honeyland belgeselini ve Rumen yönetmen Alexander Nanau’nun başyapıtı Collective’i örnek gösterebilirim mesela.

Belgesel sinema geçmişten günümüze uzanan yolculuğunda farklı bir kıvama ulaştı. Bu dönüşümü nasıl yorumluyorsun?

Günümüzde belgeseller diğer medyalarla rekabet etmek zorundalar. Görsel – işitsel içeriklere ulaşmak ve bunları kullanmak için izleyicinin pek çok seçeneği var artık. İsteyen herkes belgesel çekebilir. Teknolojik gelişmeler buna imkan tanıyor. Teknik açıdan bu artık bir sorun değil. Asıl mesele farklı, güçlü hikaye anlatımı ve görsel olarak olağanüstü ifadeler, yorumlar ve projelerinizi finanse edebileceğiniz yaratıcı yollar bulmak.

Belgesel sinema yüz yılı aşan bir süreçte gelişti ve şimdi hikâyelerini büyüleyici şekillerde anlatabilir durumda. Saf gerçeğe ilişkin koşulsuz iddia, gerçekle bir oyuna dönüştü. Belgesel sinemanın hikâye anlatımında neredeyse hiçbir sınır ya da tabu kalmadı. Bu, filmlerin küratörlüğünü, tartışılmasını daha da önemli kılıyor. Belgeseller bugünlerde çok daha politik konular içeriyor. İklim değişikliği, savaşlar, beslenme gibi zamanımızın büyük sorunları hakkında çokça belgesel yapılıyor. Dijitalleşme sayesinde film yapımcıları belirli gelişmelere hızlı tepki verebiliyor ve olayları anında belgeleyebiliyor. “Sıcak” olanın etrafında çok fazla rekabet var. Ancak zaman meselesi çok önemli belgeselde. Belgesel yaparken kapsamlı araştırma imkanını kaybetmemek ve o zamanı filme vermek gerektiğini düşünüyorum. “Doğrudan sinema” gibi belgeselin sinematik biçimleri her zaman güçlü filmler üretirler, tıpkı şiirsel tarzdaki filmler gibi. Bütün bu formlar, belgesel film tarihinde onlarca yıl önce ortaya konmuşlar ve günümüzün belgesel film üretiminde yeniden bulunup, yorumlanıp, kullanabilir. Alexander Nanau’nun Collective filmi saf “Doğrudan Sinema”dır. Bu yıl Oscar’a iki kez aday gösterildi. Bu bize ne kadar filmsel bir form olduğunu gösteriyor. Belgesele konu olan hikâyeler izleyiciyi şaşırtmalı, eğlendirmeli ve duygu dünyalarına dokunmalıdır bana göre. Bugün mevcut tüm sinematik ve dramaturjik araçları kullanarak bunu yapabiliriz pekala.

Senin için bir belgesel filmin olmazsa olmazları nelerdir?

Belgesel filmde benim için olmazsa olmaz olan heyecan verici bir hikâye bulmaktır. Hikâye anlatımı ve her hikâye için o hikâyeye özel inandırıcı bir sinematik form kullanmaktır. Ve bir belgesel film olarak anlatılmaya değer bir hikâye olmalıdır hikayeniz.

Bir roman, bir radyo programı, TV haberi ya da bir film yapmak için farklı farklı hikâyelere ihtiyaç vardır. Her hikâye belgesel film yapmaya uygun değildir. Bir film yapımcısı olarak her zaman kendinize bu hikâyeyi neden özellikle anlatmak istediğinizi sormalısınız. Ayrıca, yönetmenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yönetmenin ayırt edici bir tarzının olması gerektiğini düşünüyorum.

Evet hikâye önemli. Peki ya gerçek? Belgesel ve gerçeklik arasındaki ilişki?

Klasik tanımla belgesel, gerçekliğin yaratıcı bir şekilde yorumlanmasıdır. Hangi şekli alırsa alsın, gerçek olaylarla ve insanlarla doğrulanabilir bir referansı olmalıdır belgeselin. Gerçek olayların ve insanların film yapımcısı tarafından sanatsal olarak yorumlanması pekala olabilir. Ancak bu sanatsal süreç şeffaf olmalı ve tanımlanabilir hale getirilmelidir. Ari Folman’ın “Beşir ile Vals” filmi buna bir örnektir. Lübnan savaşını İsrail askerlerinin perspektifinden anlatma süreci, gerçek kişiler ve onların hikayelerine dayanan sinematik animasyon araçlarıyla sunuluyor. Ya da Sarah Polley’nin ailesi hakkında, hikayeye farklı bakış açılarını akıllıca ortaya koyan ve basit bir gerçeği bulmanın imkânsızlığını ele alan “Anlattığımız Hikâyeler” filmi. Her belgesel, gerçekliğe uygun belirli bir sinemasal biçime karar verir. Bir ve aynı olay hakkında tamamen farklı iki film olabilir. Kamerayı kurarak, tasvir edilen dünyayı “açık” ve “kapalı” olarak ayıran bir çerçeve tanımlarız. Biz sadece bir parça görüyoruz ve bu seçim gerçeğe ilk müdahaledir. Belgeselin montajı, olayların başlangıçta meydana gelme biçimine bir başka belirleyici müdahaledir. Film yapımcısının sürecindeki her öznel adım gerçeği değiştirir. Seçkin belgesellerde bu süreci görmek ve hissetmek bir zevktir.

Belgesel filmde hakikat tartışması belgesel filmin kendisi kadar eskidir. Ve hala tutkuyla yürütülüyor. İzleyicilerin filmlerimize duydukları güven asla hayal kırıklığına uğratılmamalıdır. İzleyici gerçekliği sanatsal olarak ele almamızı ve ardından onu heyecan verici ve eğlenceli bir film şeklinde sunmamızı takdir ediyor.

İstanbul’da çektiğin belgeselden bahseder misin? Bu belgeseli yapmaktaki amacın nedir?

Asırlık Kadınlar hakkındaki yeni belgeselimin bir bölümünü İstanbul’da çekiyorum. Geçen yüzyılı özel bir biçimde şekillendiren farklı ülkelerden 100 yaşını aşmış asırlık kadınları anlatıyorum. İstanbul’da Alman – Türk Prof. Dr. Nermin Abadan Unat ile tanıştım. Sosyolog ve kadın araştırmacısı. Uluslararası üne sahip bir sosyal bilim insanı. Almanya’ya göçün eleştirel çalışmasında öncü bir isim ve hayatını Türk toplumunda kadının rolünü inceleyerek geçirmiş. Asarlık hayatı, heyecanı, yapmak istedikleri, kadın hakları mücadelesiyle güçlü bir ses olmaya devam edişi beni derinden etkiledi.

100 yaşında Hindistan, Küba, İsrail ve Avusturya’dan diğer kadınlarla birlikte, İstanbul’dan Nermin Abadan Unat hikâyeleriyle geçen yüzyılın kadınlar açısından nasıl geliştiğine ve bundan sonrası için neler yapılabileceğine dair bir iç görü olacaklar filmimde.

Japonya’da bir basın fotoğrafçısı, Hindistan’da dünyanın en yaşlı yoga hocası, İsrail’de bir politikacı, Avusturya’da bir yazar, Küba’da bir hikaye anlatıcısı eşlik ediyor bize belgeselde.

Hepsinin güçlü yanları var, kişiliklerini nasıl şekillendirdiklerini deneyimlemek büyüleyici. Kadın gücü hakkında bir film yapmak ve biraz farklı bir konuya yönelmek ve farklı bir açılım getirmek istedim. Konuya özel bir bakış açısı.

Demek kadın gücü. Enteresan. İzlemek için sabırsızlanıyorum. İstanbul’da seni en çok ne etkiledi? Eğer İstanbul hakkında bir belgesel çekseydin hangi eksenden giderdin?

İstanbul farklı kültürlerin bir arada yaşaması nedeniyle beni etkiliyor. Sevdim buradaki insanların yaşam biçimlerini, mizahlarını ve hikâye anlatma yeteneklerini. Tanıştığım insanlar hayata, aşka ve yaşam tarzlarına dair yeni bakış açılarıyla beni şaşırtıyorlar. Tutkuyla tartışıp, her anının tadını çıkarıyor gibiler. Aynı zamanda ince bir çizgide süren bir hayatları var. Buradaki insanlar olan biten her şeyin daha çok farkındalar sanki. Sadece bir haftadır buradayım ve bu benim ilk izlenimim. Daha derin bir iç görü elde etmek için daha çok zamana ihtiyacım var ve ben buna hazırım. İstanbul bana ilham veren, yeni hikâyeler aramaya devam etmem için beni motive eden bir şehir. Ve Humphrey Bogart’ın Casablanca’nın sonunda dediği gibi: “Güzel bir arkadaşlığın başlangıcı!”

Hong Kong’da üniversitede belgesel film teorisi ve pratiği öğretiyorsun. Nasıl gidiyor, öğrencilerin derse ilgisi nasıl?

Hong Kong’da belgesele dair temel işler yapıyorum. Belgeselin ne olup olmadığını bilmek önemli. Artık basit gerçeklerin olmadığı bir zamandayız. Öğrencilerin büyük ilgisiyle karşılaşıyorum. Yüzlerindeki şaşkınlığa bir anlam katmak, bir anlam yaratmak büyük keyif benim için. Oscar ödüllü Ruby Yang ile yürüttüğüm prodüksiyon sınıfımda öğrenciler kısa bir belgesel film yapabiliyorlar. Deneyim benzersizdir ve kişi üzerinde kalıcı bir izlenim bırakır. Filmleri çok kişisel, onların kültürü ve hayalleri hakkında çok şey öğreniyorum. Benim için öğretmenlik olağanüstü bir şey, bir deneyim. Özelliklede Hong Kong gibi değişimin patladığı bir bölgede ediniyorum bu deneyimi. Bu arada sorularını çok sevdim. Çok iyi. Kaliteli sorular.

Teşekkür ederim Uli! Sen de güzel cevaplar veriyorsun.

Gerçekten mi?

Evet gerçekten. Aslolan okuyucular, meraklısı…

Of course.

Sence belgesel film yapmak öğretilebilir mi? Ne kadar öğretilebilir?

Evet, öğrencilerime öğretebileceğim bir takım beceriler var. Hikâye anlatımı, dramaturji, çerçeveleme, araştırma yöntemleri, karakterlerle güven inşa etme… Tüm bu konularda bilgi ve deneyimlerimi anlatıyorum. Belgeselleri finanse etme ve gösterebilme koşullarını konuşuyoruz.

Öğrenciler heyecan verici bir konu bulur bulmaz işe başlıyorlar. Sıfır deneyimden, bir deneyime geçmeyi başarıyorlar. Geçen yıl, öğrencilerim tarafından yapılan bir kısa film önemli kısa film festivallerinden Interfilm Berlin’de ana ödülü kazandı. Bu kesinlikle öğretilebilir olduğunu gösteriyor.

Öğrencileri filmlerini çekmeye ve onlarla başarılı olmaya hazır hale getirin.

(Bu yazı ilk olarak 29 Ağustos 2021 tarihinde cinedergi.com’da yayınlanmıştır.)

(30 Ağustos 2021)

Semra Güzel Korver

DİĞER YAZILARI

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu