Nusret Şen

(Film Eleştirileri)
1961 yılında Amasya / Gümüşhacıköy ilçesinde gözlerini dünyaya açan yazar, ilkokul ve ortaokul eğitimini ilçede tamamladıktan sonra Askeri okulu kazanmıştır. Askeri görevini üstlendiği yıllarda Tevfik Gelenbe Tiyatrosu’nda oyunculuk eğitimi … Devamı…»

Seni Öldürecekler / They Will

Seni Öldürecekler, son dönemde çıkan satanist tarikat filmleri arasında aksiyonu, ortalamanın üzerinde kötü karakterleri ve ılımlı olmayan bir aile bağını bir araya getirmesi ile öne çıkan bir yapım. Oldukça dinamik aksiyon sahneleri mevcut olan vahşi, kanlı bir korku komedisi olan film, doruk noktası biraz acelecilik ve kolaycılık hissettirse de kanlı ve eğlenceli olmayı başarıyor.

İki kız kardeş, şiddet uygulayan üvey babalarından kaçarlar ama bir markette yakalanırlar. Asia, küçük kardeşi Maria’yı geride bırakarak kaçar. Asia, kadını döven aşağılık bir adamı öldürmeye teşebbüs suçundan dokuz yıl hapis cezasına çarptırılır. Hapiste geçen yıllarında sertleşen, kesici aletlerde ve dövüş sanatlarında ustalaşan Asia, hapisten daha güçlü ve insanlık dışı bir şekilde çıkarak, kız kardeşini tekrar bulmaya ve kaçarak neden olduğu yaraları iyileştirmeye karar verir. Asia, kızkardeşinin New York’ta Virgil isimli seçkin bir binada hizmetçi olarak çalıştığını öğrenir. Asia, kısa süre içerisinde binada ve içinde yaşayan insanlarda bir gariplik olduğunu fark eder ve sonrasında Asia için banyo aynasında yazılı olan “SENİ ÖLDÜRECEKLER” notu ile ölüm kalım mücadelesi başlar…

Kirill Sokolov‘un ABD’deki ilk yönetmenlik denemesi olan filmde, New York’taki bir apartmanda hayatının en korkunç gecesini yaşayan yeni bir hizmetçinin vahşi, kanlı bir korku komedisi hikâye ediliyor. Sokolov filminde oldukça dinamik aksiyon sahneleri mevcut. En beğendiğim aksiyon sahnesi ise Asia’nın alevli bezle sarılmış bir baltayla rakiplerle dolu karanlık bir salonu aydınlatıp kafalarını parçaladığı savaş sahnesi. Bu sahne, görüntü yönetmeni Isaac Bauman tarafından gerçekten iyi çekilmiş ve modern stüdyo korku filmlerinin çoğunu bozan aşırı karanlık dijital görünümden uzak durulmuş. Korku filmi hayranlarının seveceği işlerden birisi de aşırı CGI kullanımından ziyade filme çok ihtiyaç duyulan gerçekçi kan efektlerinin ön plana çıkarılması olmuş. Özellikle göz küresi şakası oldukça etkili.

Seni Öldürecekler, son dönemde çıkan satanist tarikat filmleri arasında aksiyonu, ortalamanın üzerinde kötü karakterleri ve ılımlı olmayan bir aile bağını bir araya getirmesi ile öne çıkan bir yapım. Kanlı kadın savaşçıların düşmanlarıyla mücadele ettiği filmler bu sene çoğunlukta olacak. Seni Öldürecekler filmi, Sokolov‘un “Neden Ölmüyorsun?” şiirini barok tarzda bir Amerikan senaryosuna birebir uyarlayarak, düşük bütçeli bu filme daha da tatlı bir hava katmış. Filmde “John Wick” filmlerindeki Hotel Continental’in korku versiyonuna benzer bir bina yaratılmış. Virgil, küresel bir kiralık katiller birliğinin sığınağı değil, “Ready Or Not” filmlerindeki katil çetesini iyilikseverler gibi gösteren, “Get Out“un abartılı bir versiyonu olan şeytani bir tarikatın sığınağı gibi.

Kanlı katliamlarla dolu aksiyon kahramanı rolüne seçilen Zazie Beetz canlandırdığı Asia rolünde oldukça başarılı bir oyun sergiliyor. Seni Öldürecekler, Ready Or Not filmleri bazı benzerlikler taşısa da, aralarında çok tanıdık gelmesini engelleyen birkaç önemli fark var. Birincisi, Beetz‘in canlandırdığı Asia Reeves, Ready or Not filmlerindeki Samara Weaving’in karakterinden çok daha doğrudan bir aksiyon kahramanı. Samara’nın karakterinin çekiciliği, hayatta kalmak için zekasına güvenmesinden kaynaklanıyordu. On yılını hapiste geçirmiş ve yakın dövüş ve doğaçlama silah kullanımında ustalaşmış olan Reeves ise daha sert bir karakter. Ayrıca, düşmanları da Samara’nınkilerden daha ölümcül. O filmlerin esprisi, Weaving’in genellikle aptal kötü adamlar tarafından avlanmasıydı. Burada ise binanın sakinlerinin onları yenmeyi çok daha zorlaştıran belirli güçlü yönleri var.

İlk bakışta göründüğünden daha zeki ve esprili olan film, ironik göndermeler, şok edici dönüşler ve kurnazca doğrusal olmayan olay örgüsü sapmalarıyla izleyicileri sürekli tetikte tutuyor. Neşeli nihilist kaosun içinde erken dönem Quentin Tarantino, Danny Boyle, Sion Sono ve Sam Peckinpah‘ın izleri var. Sokolov ayrıca, Vadim QP ve Sergey Solovyov‘un eklektik müziğiyle desteklenen, silahlı çatışma sahnelerinde Sergio Leone‘nin spagetti western filmlerini de anımsatıyor

Birçok kişi bu filmi Ready or Not filmi ile karşılaştırıyordu, işte bu noktada Seni Öldürecekler öne çıkmaya ve fark yaratmaya başlıyor. Bu film sadece patlayan insanlardan ibaret değil. Kafa kesme, uzuv koparma, ateşe verme ve yakın mesafeden pompalı tüfekle vurulma sonucu havaya fırlatılma gibi sahneler de içeriyor.

Sonuç olarak, filmdeki bazı anlatı unsurları olumlu sonuç vermese de binada bulunan farklı konularda hizmet veren katlar (birisi seks katı) hiçbir amaca varmıyor. Buna rağmen Seni Öldürecekler doruk noktası biraz acelecilik ve kolaycılık hissettirse de kanlı ve eğlenceli bir film olmayı başarıyor. Korku filmi hayranları için Saklambaç 2 filminin hemen ardından vizyona girmesi olumlu mu olumsuz mu gişeye yansır bilemiyorum ama filmin Saklambaç 2’den daha iyi olduğunu düşünüyorum.

(24 Mart 2026)

Nusret Şen

*****

Saklambaç 2 / Ready or Not 2: Korku, Şiddet ve Bolca Kan

Seyircisine korku, şiddet ve kan dışında doğru dürüst bir mesaj veremeyen filmi bu türden hoşlananlar belki sevebilir. Sevmeyenler başka seçenekleri değerlendirebilir.

Saklambaç 2, ilk filmin başarısından hareket ederek, en iyi işe yarayan unsurlarlar ele alınarak senaryolaştırılmaya çalışılmış ama maalesef olmamış. Nedir bu unsurlar: Yoğun korku, bol bol kan, Keskin hiciv ve iyi diyebileceğim bir başrol performansı. İlk filmde, ultra zenginler arasında ölümcül bir saklambaç oyunu ele alınmıştı, devam filminde ise olaylar yine aynı minvalde ilerleyerek boşalan tahtın sahibi aranıyor. Av, ilk filmde ölümden kurtulan kızımız ve kardeşi. Avcılar ise kızları bulup öldürerek tahta oturmak isteyen zenginler.

Film, anlattığı hikâyenin kahramanını zar zor kurtulduğu bir kâbusa yeniden sürükleyerek gerilimi artırıyor; bu sefer daha geniş bir komplo ve daha açık absürt bir ton söz konusu. Daha keskin, daha gürültülü, daha kanlı ve daha kendinden emin bir yapıya sahip olan film, elitlerin miras yoluyla elde edilen zenginliği, geleneği ve iktidarlarını korumak için gösterdiği umutsuz çabaları hicvederek daha çok toplumsal eleştiriye yöneliyor. Bu eleştiriyi yaparken de gerçek gerilimi kaybetmeden sıklıkla kara mizaha yöneliyor.

Saklambaç 2, görsel olarak ilk filme nazaran daha şık ve tarz sahibi. Sahneler daha ayrıntılı. Şiddet, kan ve vahşete eşliğinde, mizahı dengelemeye çalışılmış. Film, izleyiciye nefes alma fırsatı bile vermeden hızlı bir tempoda ilerliyor. Bu da, olay örgüsünü zaman zaman inandırıcılıktan çıkarıyor.

Saklambaç 2’nin en büyük gücü, başrol oyuncusunun performansında yatıyor. Başrol oyuncusu, cesaret, kırılganlık ve keskin bir mizah anlayışıyla, ölü sayısı arttıkça bile filme istikrar kazandırıyor. Yardımcı karakterler ise çeşitli ve eğlenceli olup, tam anlamıyla gelişmiş karakterler olmaktan daha ziyade etkili hiciv hedefleri olarak hikâyeye hizmet ediyorlar.

Sözün özü: Seyircisine korku, şiddet ve kan dışında doğru dürüst bir mesaj veremeyen filmi bu türden hoşlananlar belki sevebilir. Sevmeyenler başka seçenekleri değerlendirebilir.

(21 Mart 2026)

Nusret Şen

*****

Bu Dünyadan Bir Çatlı Geçti

Çatlı, ne yazık ki zayıf, eksiklikleri çok olan üstünkörü yazılan bir senaryoya, iyi yönetilememiş oyunculuklara kurban edilmiş. Film, Ülkücü arkadaşları “Reis, Ülkücü, Bozkurt ve Başbuğ” kelimeleri birkaç sahnede kullanıldığı için bir nebze mutlu edebilir ama onların bile Abdullah Çatlı daha iyi anlatılmalıydı diyeceklerine eminim.

İki bölüm halinde anlatılan hikâye de Abdullah Çatlı‘nın Fransa’da başka bir kimlikle Devlet adına terör örgütü Asala’ ya karşı verdiği mücadele yılları anlatılıyor. Biz Çarşamba akşamı yapılan galada ilk bölümü izledik. İlk bölümde bizim kuşaktan 1956 doğumlu Çatlı‘nın Türkiye’deki yaşamı, Türkiye faaliyetleri, buralara nasıl geldiği anlatılmıyor. (Bunu öğrenmek için Yapay Zekâya “Abdullah Çatlı kimdir?” diye yazdığınızda hakkındaki bilgilere rahatlıkla ulaşabilirsiniz.) Çatlı bu hikâyede, sadece Derin Devletin verdiği kararları uygulayan bir kahraman olarak bizlere tanıtılırken, geçmişinde üzerine yıkılan suçlarla ilgisi olmadığının altı çiziliyor.

Filmde, Çatlı ve iki arkadaşının kullandığı kırmız renkli araç, isimleri değişse bile hangi ülkeye giderlerse gitsinler değişmiyor. Anlatılan hikâyede Fransa Devlet lobilerine bir çanta para veriliyor ama Çatlı, hasta kızının tedavi parasını hastaneye ödeyemiyor ve kızını hastaneden kaçırmak zorunda kalıyor. Sonrasında iki arkadaşından istediği zar zor denkleştirilen parayla tedavi ücretini ödüyor. Ayrıca ekibin paraları olmamasına rağmen araçları, iş yerlerini, otoparkları patlattıkları bombaların finansını nasıl sağladıkları ise muamma.

Fransız polisi Çatlı’nın gerçek kimliğini öğrenmek için evine baskın yaptığında Çatlı’nın iki çocuğu olduğunu bilmesine rağmen çocuklarının nerede olduğunu sormuyor. Her yeri arama talimatı alan polis mutfak da arama yapmıyor. Çocuklar mutfakta saklandıkları dolapta ses çıkarınca onları buluyor. Bu durum bana hiç inandırıcı gelmedi. Polis amiri tarafından küçük kıza babasının adı sorulduğunda “Baba” yanıtı alınınca salonda alkış tufanın kopması da ilginçti. Herhalde bu baba kelimesi meşhur “Ülkücü babalar”ı akla getirdi ki alkışladılar diye düşünüyorum.

Her baba çocuklarının kahramanıdır. Kızlarının Abdullah Çatlı‘yı kahraman olarak anması ve babalarını yıllar sonra çekilen filmle devletin emirlerini uygulayan “Vatan Savaşçısı” olarak görüp aklamaya çalışmalarını takdirle karşılıyorum. Ancak; bu aklama bu kadar yetersiz, zayıf bir senaryo ile olmamalıydı. Senaryoyu yazan Onur Tan bile yazdığı senaryoya inanmamış olacak ki galada yoktu. Oldukça basit, müsamere tadında yazılan zayıf senaryo ve kötü oyunculuklar filmi maalesef varmak istediği hedefinden uzaklaştırıyor.

Derin Devlet tarafından kullanılan, kullandıktan sonra yine Derin Devlet tarafından malum bir kaza sonucu ortadan kaldırılan Çatlı, hâlâ Devlet tarafından aklanmış bir isim değil. Günümüz Devleti bile “Bu bizim adamımızdı, bütün faaliyetlerini bizim bilgimiz dahilinde yapmıştır” demiyor. Çatlı’ya atfedilen faili meçhul cinayetler, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı internette mıh gibi çakılı duruyor. Bunun ne derece doğru olduğunu biz bilmiyoruz, bunu Derin Devlet biliyor.

Sözün özü: Çatlı, ne yazık ki zayıf, eksiklikleri çok olan üstünkörü yazılan bir senaryoya, iyi yönetilememiş oyunculuklara kurban edilmiş. Film, Ülkücü arkadaşları “Reis, Ülkücü, Bozkurt ve Başbuğ” kelimeleri birkaç sahnede kullanıldığı için bir nebze mutlu edebilir ama onların bile Abdullah Çatlı daha iyi anlatılmalıydı diyeceklerine eminim.

(20 Mart 2026)

Nusret Şen

*****

DİĞER YAZILARI

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu