(Film Eleştirileri)
1961 yılında Amasya / Gümüşhacıköy ilçesinde gözlerini dünyaya açan yazar, ilkokul ve ortaokul eğitimini ilçede tamamladıktan sonra Askeri okulu kazanmıştır. Askeri görevini üstlendiği yıllarda Tevfik Gelenbe Tiyatrosu’nda oyunculuk eğitimi … Devamı…»
Yardım Çağrısı / Send Help: Kahkaha, Korku ve Yaşama Tutunma Mücadelesi
Sam Raimi ustanın bu kaliteli çalışması, günün her saati ve kalabalık bir grupla izlenebilecek bir yapım. Bu filmde yeri geldiğinde kahkahalarla gülecek yeri geldiğinde korkacak, mideniz bulanacak ve tiksinerek çığlık atacaksınız.
Yardım Çağrısı, filmin yapımcılarından birisi olan yönetmen Sam Raimi‘nin “R-rated” diye isimlendirdiğimiz en çılgın ve özgürce hareket ettiği son derece kötücül bir hayatta kalma gerilim filmi. Çalışanlarını küçümseyen, üsten bakan, işten kovulduğunda patronundan intikam almak için her yolu deneyen filmler yüzlerce kez sinemaya uyarlandı. Ancak; bu film, silik, ezik bir çalışanın hikâyenin ilk sahnesinden itibaren bilerek, isteyerek, planlayarak yaptığı bir intikam hikâyesi değil. Zaman içerisinde yaşanan olaylar sonucu kendiliğinden spontane bir şekilde gelişen bir intikam hikâyesi. Bu nedenle Yardım Çağrısı’nı, diğer filmlerden ayrı bir yere koymak gerekiyor.
Linda Liddle (Rachel McAdams), ünlü bir şirketin Strateji – Planlama departmanında göz ardı edilen, önemsenmeyen ama işini iyi yapan bir çalışandır. Yalnız yaşayan Linda, işten evine geldiğinde sürekli Survivor izleyen, sosyal yaşamına, giyimine ve yediğine – içtiğine dikkat etmeyen salaş bir kadındır. Şirketin sahibi kendisine Genel Müdürlük sözü vermiştir ancak patron ölünce yerine oğlu Bradley (Dylan O’Brien) geçer. Bradley, Linda’yı şirkette istemez ama yardımcısının tavsiyesi ile Tayland’daki bir birleşme toplantısına üst düzey yetkililerle beraber gitmeye ikna olur. Uçakları arızalanıp denize düşer, uçaktan sadece Linda ve Bradley kurtulur. Issız bir adaya çıkıp mahsur kalan Linda ve Bradley hayatta kalma mücadelesi vermeye başlar…
Filmi izlerken taraf tutma konusunda kararlarınız iki isim arasında sürekli değişiyor. Kendinden başkasını küçük gören, aşağılayan, burnu bir karış yukarıda olan patron mu kahramanınız, yoksa bugüne kadar aşağılanmış, pasif, ezik bir şirket çalışanı kadın mı kahramanınız? Survivor yarışması tutkunu Linda, yarışmadan öğrendikleri ve okuduğu makaleler sayesinde ada yaşamına kolayca uyum sağlayarak ayakta kalmayı başarıyor. Ama patron Bradley, Linda gibi yetenekli değil ve bir süre sonra doğa şartları gereği Linda’nın esiri oluyor.
Yıllarca iş yerinde ve yaşamında ezilmiş olan Linda bu adada, son derece çılgın ve çekici bir şekilde delirmiş karakter haline dönüşüyor. Başka bir söylemle özgürlüğüne kavuşup patronluğunu ilan ediyor. Linda’nın bu baştan sona dönüşümünü Rachel McAdams, rahat ve özgürce sergilediği şahane bir oyunla seyirciye geçirmeyi başarıyor. Dylan O’Brien de zengin, sempatik ama sinsi bir karakteri başarıyla canlandırıyor.
Yönetmen, iğrenç mizah, hızlı tempolu aksiyon, bolca iç organ, en kötü anlarda ağızlardan fışkıran sıvılar gibi klasik Raimi özelliklerinin hepsini bu filminde bolca sergiliyor. Görüntü yönetmeni Bill Pope, Filmde oluşan kargaşaya tezat oluşturan parlak ve havadar görünüm kazandırmış. Filmin tuhaf, çılgın cazibesine uyan müzikleri de fena değildi. Kurgusu ise iki saatlik sürenin sıkılmadan hızlı akmasını sağlayacak şekilde kurgulanmış.
Sam Raimi ustanın bu kaliteli çalışması, günün her saati ve kalabalık bir grupla izlenebilecek bir yapım. Bu filmde yeri geldiğinde kahkahalarla gülecek yeri geldiğinde korkacak, mideniz bulanacak ve tiksinerek çığlık atacaksınız.
(28 Ocak 2026)
Nusret Şen
*****
Primat / Primate: Çerezlik Tür Eğlencesi
Bu C sınıfı gençlik korku filminde çeşitli unsurlar bir araya getirilip yapıcı bir şekilde birleştirilmeye çalışılmış. Bu birleştirme kısmen başarı sağlasa da paradoksal olarak tüm olay örgüsünün en ilginç kısımlarını seyirciye veremiyor.
Çocukluğundan beri sağır ve dilsiz olan ve herkesle işaret diliyle iletişim kuran ünlü bir yazar ve primat araştırmacısı olan Adam (Troy Kotsur), işleri nedeniyle uzak kaldığı kızları Lucy (Johnny Sequoyah) ve Erin’i (Gia Hunter) Hawaii’de yaşadığı eve çağırır. Bu gözlerden uzak malikanede evin dışındaki büyük bir kafeste yaşayan “Ben” isminde şempanzede vardır. Kız kardeşler, tatil amacı ile yanlarında bazı arkadaşlarını da birlikte getirirler. Her şey yolunda giderken bir firavun faresinin şempanzeyi ısırıp ona kuduz bulaştırdığında evde kâbus dolu dakikalar başlar. Kuduz şempanzeyi hızla deliliğe sürükler ve evdeki herkesi tehdit etmeye başlar…
“Primate” filminin temel fikri, varoluşsal ve felsefi birçok temadan oluşturulmuş. Bu C sınıfı gençlik korku filminde çeşitli unsurlar bir araya getirilip yapıcı bir şekilde birleştirilmeye çalışılmış. Bu birleştirme kısmen başarı sağlasa da paradoksal olarak tüm olay örgüsünün en ilginç kısımlarını seyirciye veremiyor. Film insanlığın hayvansı yönünü araştırırken, zihinsel kontrol kaybının Kafkaesk dehşetiyle oynuyor ve olağanüstü koşullar altında ailenin anlamını sorguluyor. Ancak film, tıpkı başroldeki şempanzenin sudan kaçınması gibi, tematik derinlikten sürekli olarak kaçınıyor. Bunun yerine, “Primate” felsefi düşüncelerden çok şempanzenin insanların çenelerini ikiye ayırıp koparmasından kaynaklanan, doğrudan tür eğlencesine odaklanıyor.
Yönetmen, izleyiciye var olmayan bir derinlik sunmaya bile çalışmıyor. Anlatılan hikâyede, komik şakalar ve espriler yerine olay örgüsünün odak noktası olan şempanze Ben’in merak ve istek uyandıran şiddet ağırlıklı öldürmeye yönelik cinnet saldırı davranışları olmalıydı. Bunu gerçekçi bir şekilde perdeye yansıtamadığınızda işe yaramıyor. Beyni ve vücudu yok eden kuduz illeti bir şempanzeyi delirtebilir, gördüğü canlıya saldırıp öldürtebilir ama şempanze Ben’in hastalıktan daha ziyade beyni şeytan tarafından ele geçirilmiş gibi davranışlar sergilemesi hiç mantıklı durmuyor. Aslında daha açık belirtmek gerekirse yönetmen filmin absürtlüğünden zevk almış gibi görünüyor.
Başarısızlığın nedeni olan bu tür sade korku filmlerinde hikâye monotonlaşmaya başladığında genellikle gereksiz korku sahnelerine kan bulaştırılır. Bu durumda filme faydadan daha çok zarar verir. Korku filmlerinde gençlerin aşırılıkları, cehaletleri ergenlik sonrası demografiye çekici gelebilir ama genelde bu senaryo tutmuyor artık. Filmde kuduza yakalanmış olmasına rağmen Ben’in zekâsı o gençlerden daha iyi. Kuduz olmasına rağmen düşünebiliyor, bilinçli hareket edebiliyor ve hatta oyuncağı olan maymuncuk tableti ile oynayabiliyor. Bu durumda tamamen mantık dışı.
Filmde mantık dışı olan o kadar çok şey var ki. Hawaii’de gözlerden uzak, ormanın içinde, denize yakın her şeyi ile mükemmel, eksiği olmayan koskocaman bir malikane ama malikaneyi koruyan güvenlik yok, ortalığı derleyip toparlayan hizmetçisi yok, hastalansan bir yudum su verecek kimse yok! Lâfın kısası filmde mantık yok. Yapımcı – yönetmen, hedeflediği ergen kitlesine mantıkla işin yok, 88 dakika boyunca size sabun köpüğü kıvamında, çerezlik bir hikâye sunuyoruz izleyin işte diyorlar.
Dünyanın en güzel ve eşsiz adalarından birinde çekilen mekân muhteşem. Filme bir nebze olsa katkı sağlasa da hikâyenin bütününe etkisi çok az. Filmde kullanılan efektlerde iyiydi. Oyuncular fena değil. Yönetmen tarafından istenilen sınırlar içinde oyun sergilemişler. Filmin en iyileri sağır ve dilsiz işaret dili ile iletişim kuran oyuncular. Film mekân, efekt ve oyunculuklara rağmen hafızalarda kalıcı bir etki bırakmayıp, çabucak silinecek türden. Film, sadece korku meraklıları için!
(21 Ocak 2026)
Nusret Şen
*****
DİĞER YAZILARI










