Sadi Çilingir tarafından yazılmış tüm yazılar

Whistle – Ölümün Sesi Tüm Dünya ile Aynı Anda Türkiye’de

Korku ve gerilim sinemasının merakla beklenen yapımlarından Whistle – Ölümün Sesi, 06 Şubat 2026’da dünya ile aynı anda Türkiye’de sinemaseverlerle buluşuyor. Film, CJ ENM Türkiye dağıtımı ve Film Medya ithalatıyla ülkemizde vizyona girecek. Karanlık atmosferi ve sürükleyici hikâyesiyle korku türü hayranlarına unutulmaz bir deneyim vadediyor. Yapımcılığını The Pope’s Exorcist ve Evil Dead Rise gibi ses getiren filmlerin arkasındaki Wild Atlantic Pictures ile No Trace Camping’in üstlendiği filmin yönetmen koltuğunda, The Nun ile korku sinemasına damga vuran Corin Hardy oturuyor. Senaryosu ise Owen Egerton imzası taşıyor.

Whistle – Ölümün Sesi Tüm Dünya ile Aynı Anda Türkiye’de yazısına devam et

Jüri Meselesine Festival Yönetmenlerinin Bakışı

“Şu Jüri Meselesi!” başlıklı yazım “Sadibey, MarjinalSinema, Medyaradar ve 2025 Sinema Yıllığı’nda paylaşıldı. Sektörün çeşitli kesimlerinden epey geri bir dönüş aldım.

Çoğu, bu konuya değinmiş olmama dair “kalemine sağlık” mesajlarıydı. Bazıları yazıyı fazla yumuşak buldu; bazıları kimsenin üzerine alınmayacağını söyledi. Kimileri kitabın ortasından konuştuğumu düşünürken, kimileri de festival yapmanın zaten her geçen gün daha da zorlaştığını, bu konunun abartılmaması gerektiğini ifade etti. Hâttâ benim kim olarak böyle bir yazıyı kaleme aldığımı sorgulayanlar da oldu.

Ben Semra Güzel Korver.

Film festivalleri, sinemanın yalnızca filmlerle değil, insanlar ve ilişkiler üzerinden de şekillendiği platformlar. Seyircinin, yönetmenin, yapımcının, akademisyenin, eleştirmenin, sponsorun; kısacası sinemayla yolu kesişen herkesin bir araya geldiği bu platformların çoğalması, güçlenmesi ve çeşitlenmesi gerektiğine inanıyorum. Her anlamda tekelleşmeden, tek tipleşmekten, tek seslilikten uzak olmak bizi çoğaltır. Tam da bu yüzden meselelerin olabildiğince konuşulabilir, tartışılabilir hale gelmesini önemsiyorum.

Neyse… Yaklaşık on yıl önce, o dönem ülkemizin beş büyük festivalinin yönetmeniyle, festivallerimizin vizyon ve misyonlarına odaklanan “5 festival yönetmeni, 5 soru – 5 cevap” başlıklı bir söyleşi yapmıştım.

Bugün de jüri meselesine bakışlarını ve bu süreci nasıl organize ettiklerini konuşmak üzere, yine memleketin beş büyük festivalinin yönetmenine beş soru yönelttim. Beş festivalden dördü cevap verdi.

Cevaplar festival isimlerine göre alfabetik olarak sıralanmıştır.

33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Genel Koordinatörü ve Yürütme Kurulu Üyesi: İsmail Timuçin

Festivallerimizin en önemli bölümü olan ön jüri ve final jüri meselesini konuşmak ve bu konuya dikkat çekmek üzere görüşlerimizi alma fikri ve çalışması için Altın Koza adına çok memnun olduğumuzu belirtir, teşekkür ederim.

Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?

Jüri üyelerimizi seçerken bizim olmazsa olmaz kriterlerimiz; belirlediğimiz isimlerin kendi alanlarında önemli yerlerde olan, sektörde kabul görmüş, başarılı çalışmalarda bulunmuş ve donanımlı isimler olmasına özen gösteriyoruz.

Bu süreçte ön jüri ve final jürisinde; yönetmen, sinema eleştirmeni, görüntü yönetmeni, kurgucu, sanat yönetmeni, senarist, yazar, akademisyen, müzik insanı ve oyunculardan oluşan, izleyecekleri filmi her alanda doğru bir şekilde değerlendirebilecek bir jüri oluşturmaya çalışıyoruz.

Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekânizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz? Jüri kurullarında “ünlü” isimlere yer verme konusunda ne düşünüyorsunuz?

Altın Koza, 1969 yılından günümüze devam eden köklü bir festival olması nedeniyle dünden bugüne sektördeki birçok kuruluşun SİYAD, FİLM-YÖN, ÇASOD, SODER vb. ve sektörde başarılarıyla söz sahibi olmuş isimlerin jüriler konusunda görüşleri alınarak bugünlere gelinmiştir.

Jüride ünlü isimlere yer verme konusuna olumlu bakıyoruz ve bunun festival için önemli olduğunu da düşünüyoruz. Sinema salonlarının boş kaldığı, sosyal medyanın öneminin bu kadar arttığı bir dönemde festivalin sürekliliği ve tanıtımı için her yaş grubuna hitap eden, bilinen isimlerin jürilerde yer alması gerekliliktir. Elbette ki bir ismin sadece ünlü olduğu için jüride yer alması kabul edilemez. Ama alanında başarılı, çalışkan, ödüller almış, saygın bir ismin jüri içinde bulunmasını tercih ediyoruz.

Festivalde gerek konuk gerek konuşmacı gerekse jüride ünlü isimlerin olması festivalin görünürlüğüne büyük katkı sağlarken, yeni festival izleyicilerine de ulaşma imkânı sağlıyor. Ünlü isim bir festival için olumsuzluk değildir. Yeter ki festivalin ruhuna, kimliğine uygun doğru kişiler olsun.

Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?

Altın Koza için festival jürisi, festivalin ana damarlarından biri. Yarışma filmlerini tarafsız olarak değerlendirecek, şaibeden uzak, objektif bir jüriye sahip olmak festivalin devamlılığını sağlar.

Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?

Öncelikle bir festivalin jüri yönetmeliği çok önemlidir. Altın Koza olarak tüm jüri toplantılarımızdan önce değerlendirme kriterleriyle ilgili jürimize gerekli bilgilendirmeyi yapar, genel bir çerçeve oluşmasını sağlarız. Ayrıca hem ön jüri hem de ana jüri toplantılarında, jüri karar sürecine etki etmeyen ama festivalin yönetmeliklerine hâkim bir koordinatör olmasını sağlarız. İlgili koordinatör uzun yıllardır Altın Koza Film Festivali bünyesinde çalışmış, deneyimli, yarışma filmlerinin tamamını izlemiş, jüriden gelebilecek sorulara cevap verebilecek niteliktedir.

Seçimlerde elbette ki oy birliği olmasını isteriz ama herhangi bir dalda çok fazla farklı fikir ortaya çıkarsa, festivali temsilen toplantıda yer alan koordinatörümüz devreye girer, puanlama esasına göre seçim yapılması için jüriyi yönlendirir.

Festivale ait bir jüri yönetmeliğinin olması, genel çerçevenin baştan çizilmesi ve her şeyden önce objektif bir jüri oluşturulmuş olması büyük krizlerin çıkmasına pek ortam yaratmaz zaten. Ama deneyimli ve işini bilen bir ekipte her türlü krizi çözmek konusunda sıkıntı yaşanmaz.

Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz?

Yarışmaya başvuran filmlerin yönetmeliğe uygunluğu bu bölümden sorumlu olan arkadaşlarımız tarafından kontrol edilir. Daha sonra festival takvimine göre filmlerin linkleri gönderilir. Bütün filmlerin jüri tarafından izlenmeleri teknik olarak koordinatör arkadaşımız tarafından kontrol edilir. Ön jüriye izleme için bir son tarih söylenir, bu tarih katılımcılar tarafından da bilinir. Bir gün sonra ön jüri, zaman zaman İstanbul’da toplanarak, zaman zaman da Zoom üzerinden filmleri tartışır. Bu bölüm koordinatörümüz gözlemci olarak sürece katılır ve değerlendirmenin yönetmeliğe uygun olup olmadığına bakar. Ön jüri sürecinde Altın Koza’dan kimseye filmlerin linki verilmez.

Altın Koza’da jüriler filmleri seyirciden ayrı olarak izliyor. Jürilerin film izledikleri salonun tekniğine önem veriyoruz. Jüri izlemelerinden önce yarışan filmlerin salonlarda test yapmasına olanak sağlayıp, onların tercih ettiği ışık – ses ayarlarında filmlerini hazırlıyoruz.

Ana jüri süreçlerinde ise tüm belgesel yarışma filmleri aynı salonda hem jüri hem de seyirci ile buluşuyor. Uzun metraj film yarışması için de bu geçerli. Jüri, kendine ayrılan saatlerde uzun metraj film yarışmasındaki tüm filmleri aynı salonda izliyor.

Kısa metrajda film sayısı fazla olduğu için jürilere sinema salonunda izletme şansımız olmayabiliyor. Bu durumda da kaliteli bir projeksiyon cihazı ve iyi bir ses sistemi kurarak kısa film jürilerinin tüm filmleri aynı salonda izlemelerini sağlıyoruz.

Tüm filmlerin eşit koşullarda izletilmesi, gösterimlerden önce film ekiplerine gerekli kontrollerin yapılması için fırsat verilmesi, film ekiplerinin teknik ekibimizle sürekli iletişim hâlinde olmalarının sağlanmasıyla yarışan filmlerimiz ve festival arasında güven sıkıntısı oluşmamasını sağlıyoruz.

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Yönetmeni: Deniz Yavuz

Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?

Özellikle ana jüri oluşumlarında deneyimin ve ustalığın ön planda tutulmasına özen göstermek gerekiyor diye düşünüyorum. Bu, olmazsa olmaz bir şart değil. Her festival kendi omurgasına, içeriğine ve tarzına göre bir jüri oluşumuna gidebilir. Jüriye başkanlık edecek ismin emeklilik ile aktif üretim evresi arasında bir yerden belirlenmesi ve muhakkak deneyim seviyesinin en yukarıda olması, bir duayen olması bizim için önemli bir kriter. Yine Altın Portakal için belirtmem gerekirse; ana jüri oluşumunu komitemizde tartışırken bir uzmanlık dengesi gözetmiyoruz, çünkü her üyenin alanında uzman olmasını istiyoruz… Ülkenin en yüksek para ödülünü veren festivalin jürisinin en hakkaniyetli sonuçlara ulaşabilmesi için alanında uzman isimlerden oluşması en önemli kriterlerden biri diyebilirim.

Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekanizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz? Jüri kurullarında “ünlü” isimlere yer verme konusunda ne düşünüyorsunuz?

Altın Portakal’ın yürütme kurulunda festival ve sinema yaşamının deneyimli isimleri yer alıyor. İsimleri aylar öncesinden tartışmaya başlıyoruz ve daha sonrasında üzerinde hemfikir olunan profesyonellerle görüşmelere başlıyoruz. Önceki sorunuza verdiğim yanıtta da belirttiğim gibi, önceliği aday üyenin uzmanlığına veriyoruz. Sinema yaşamında kabul görmüş, çok sayıda insanla çalışmış isimler özellikle jüri başkanlığı için ilk adayımız oluyor. Gündeme gelen ve süreç sonunda anlaşmaya vardığımız ismin toplumdaki popülaritesi ya da magazinsel bir isim olup olmaması ilk planda baktığımız bir kriter değil.

Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?

Açıkçası tek bir iş ya da birkaç iyi işle büyük bir festivalin jürisinde yer alan bir isim olmak, o festival ve sinemanın geleceği için oldukça riskli. Bu tür sinemacılar film festivallerinin jürilerinde yer alamazlar diye bir kanun elbette yok; ama özellikle gençlerin yolunu aydınlatacak olanların, sinemaya bir gelecek vaat edecek olanların, ödülleri hakkaniyetle dağıtacak olanların ununu eleyip eleğini asmış ya da az sonra asacaklardan oluşması daha doğru geliyor. Aktif olan, sahada olan sinemacılarımız bir yandan globalde işler yapıp bir yandan festivallerde yarışıp, diğer yandan büyük bir festivalin ana jürisinde yer aldığında ister istemez kimi lüzumsuz tartışmaların içinde de kendini bulabiliyor.

Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?

Ben prensip gereği ve Altın Portakal Festival Komitesi olarak, ekibimiz yönetmelik gereği jüri karar ve değerlendirme toplantılarına girmiyor, görüş belirtmiyoruz. Filmler izlenmeye başlamadan önce yönteme dair bazı toplantılar gerçekleştiriyoruz, hepsi bu. Jüri karar toplantılarının uzun sürmesi, performanslara dair tartışmaların yapılması ya da bu değerlendirmelerin saatlerce sürmesi ise bizi oldukça heyecanlandırıyor.

Bu bana göre tam da olması gereken. Bu ödüller bir oylama, sormaca tekniğiyle de verilebilir elbette; ama jüri mekânizmasının olduğu bir alanda sağlıklı, tatmin edici tartışmaların yapılması çok doğal. Teknik olarak jürilerimizin ihtiyaçlarını ve sorularını, her jürinin sorumlusu olan deneyimli bir festival profesyoneli karşılıyor. Jüri konuşmalarına şahitlik ediyor, yönetmelik maddelerini hatırlatıyor ve süreci o yönetiyor. Yanı sıra ana jüriye başkanlık eden isim de teknik ve kuramsal açıdan jüriyi yönlendiriyor.

Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz

Ön jüriler, başvuru kriterlerine uyan ve geçerli sürede başvuran bütün filmleri izlemekle mükellef. Ön seçici kurullarımızı alanında uzman, daha çok sinema kuramlarına hâkim isimlerden oluşturmaya gayret gösteriyoruz. Bu isimlerin tamamına yapımcı ve yönetmenlerden alınan dijital izleme linklerini iletiyoruz ve her eser sahibi, kendilerinin ilettikleri bu linkler üzerinden filmlerinin izlenme oranlarını takip edebiliyor. Ön seçici kurullarımızı festival yürütme kurullarımızın haricinde, bağımsız kurullar olarak tasarlıyor ve oluşturuyoruz. Başvuru filmlerine dair değerlendirme sonuçlarını bize yorum ve notlarıyla beraber bir tutanak eşliğinde teslim ediyorlar. Bugüne dek çalıştığımız hiçbir ön seçici kurul üyesi olan sinema profesyoneli isimle ilgili herhangi bir sorun yaşamadık. Filmleri izlemek onların mesleki etiği ve en önemli çalışma alanı unsurudur. Bu isimleri bu yüzden daha en başında kendimizi güvende hissederek seçiyoruz.

Altın Portakal’ın yarışmalı bölümlerinin tamamında ana jüri üyeleri, film ekipleri ve sinemaseverler aynı anda, aynı salonda filmi izliyorlar. Sağlık sorunları ya da özel bir sebepten gösterime katılamayan herhangi bir jüri üyesi olursa, onun izlemesini de aynı salonda, aynı gösterim teknik şartlarıyla telafi gösterimi olarak sağlıyoruz. Bu gösterimler DCP formatıyla yapıldığından her gösterim filmin yapımcısına rapor ediliyor.

14. Boğaziçi Film Festivali Yönetmeni: Enes Erbay

Sinema sektörümüz için her zaman sıcak bir gündem maddesi olan “jüri dinamikleri” konusuna eğildiğiniz için teşekkür ederim. Sektörün şeffaflaşması ve standartların yükselmesi adına hazırladığınız bu söyleşiyi çok kıymetli buluyorum.

Sorularınızı Boğaziçi Film Festivali perspektifinden ve kendi deneyimlerim ışığında cevaplıyorum. Umarım katkısı olur.

Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?

Bizim için “yetkinlik” ve “sinema sevgisi” her şeyden önce geliyor. Bir jüri üyesinin kendi alanında (yönetmenlik, oyunculuk, eleştirmenlik vb.) rüştünü ispat etmiş olması şart, ancak yeterli değil; aynı zamanda iyi bir izleyici olması ve farklı sinema dillerine açık olması gerekiyor.

Dengeyi kurarken “bakış açısı çeşitliliğini” esas alıyoruz. Bir jüri masasında sadece yönetmenlerin olması, tartışmayı tek bir teknik veya estetik düzleme hapsedebilir. Bu yüzden o masada bir sinema yazarının analitik bakışının, bir oyuncunun duygu durum okumasının veya bir yapımcının endüstriyel öngörüsünün harmanlanmasını önemsiyoruz. İdeal jüri, birbirine benzeyen değil, birbirini tamamlayan ve hatta birbirini entelektüel olarak zorlayan isimlerden oluşur.

Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekanizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz? Jüri kurullarında ”ünlü” isimlere yer verme konusunda ne düşünüyorsunuz?

Festivalin artistik direktörlüğü ve danışma kurulumuzla birlikte yürüttüğümüz, yıl boyu süren bir takip sürecimiz var. Dünyadaki diğer festivallerdeki jüri profillerini inceliyor, o yılın öne çıkan sinemacılarını takip ediyoruz.

“Ünlü isim” meselesine gelince; biz popülariteyi bir vitrin süsü olarak görmüyoruz. Eğer o ünlü isim, sinemaya kafa yoran, birikimiyle o masaya değer katacak biriyse başımızın üstünde yeri var. Ancak sırf medyatik değeri yüksek diye, film izleme disiplini veya değerlendirme yetkinliği festivalin standartlarıyla örtüşmeyen bir ismi jüriye davet etmek hem yarışan filmlere hem de diğer jüri üyelerine haksızlık olur. Bizim için “ünlü” olmaktan ziyade “ehil” olmak esastır.

Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?

Jüri, festivalin o yılki “sözünü” söyleyen son mercidir. Biz festival yönetimi olarak bir seçki sunar ve bir çerçeve çizeriz; ancak o yılın “en iyisini” işaret ederek tarihe not düşen jüridir. Dolayısıyla jüri kararları, festivalin estetik çıtasını ve hangi sinema dilini teşvik ettiğini gösterir. Doğru oluşturulmuş bir jüri, verdiği ödüllerle sadece o yılı değil, genç sinemacıların gelecekteki üretim motivasyonlarını da şekillendirir. Bu yüzden jüri, festival kimliğinin en stratejik taşıyıcısıdır.

Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?

Bizim temel ilkemiz “müdahale etmeme”dir. Jüriyi özgür bir tartışma ortamında, kendi dinamikleriyle baş başa bırakırız. İlk toplantıda onlara teknik kriterleri ve ödül tüzüğünü aktarırız, ancak içerik tartışmalarına asla dahil olmayız.

Fikir ayrılıkları, sağlıklı bir jüri sürecinin doğal ve beklenen bir parçasıdır. Hatta herkesin her filmde hemfikir olduğu bir jüri, belki de yeterince derinleşememiş demektir. Kriz anlarında festival yönetimi olarak sadece moderasyonu sağlar, herkesin sesinin eşit duyulduğu demokratik ortamı koruruz. Sonuçta sinema subjektif bir sanat ve çatışan fikirlerden çıkan uzlaşı, her zaman daha kıymetlidir.

Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz?

Güven, şeffaflık ve profesyonellikle inşa edilir. Jüri üyelerimizin filmleri en ideal teknik koşullarda izlemesini sağlamak bizim birinci görevimiz. Her filmin, perdede yönetmenin hayal ettiği kalitede ve eşit şartlarda gösterilmesini garanti ederiz.

Ön jüri meselesi sektörün ‘kara kutusu’ gibi görülüyor. Ön jüri (seçici kurul) süreci, festivalin mutfağıdır ve en çok spekülasyona açık alan olduğunun farkındayız. Bu şüpheyi ortadan kaldırmak için ‘teknik takip’ ve ‘çoğulcu değerlendirme’ sistemini uyguluyoruz. Öncelikle, dijital başvuru platformları ve izleme linkleri üzerinden teknik analiz yapıyoruz; yani bir filmin kaç dakika izlendiğini, yarıda bırakılıp bırakılmadığını sistem üzerinden denetliyoruz. Ekiplere ‘izlendi’ diyebilmek için elimizde veri olması şart. İkinci ve en önemli güvencemiz ise; hiçbir filmi tek bir ön jüri üyesinin inisiyatifine bırakmamamız. Bir filme ‘hayır’ denilecekse, bu karar en az üç farklı kişinin ortak kanaatiyle verilir. Bu çapraz kontrol mekânizması, hem gözden kaçmaları engelliyor hem de kişisel beğenilerin filmin kaderini tek başına belirlemesinin önüne geçiyor.

Ayrıca jüri üyeleriyle yarışan film ekipleri arasındaki sosyal mesafeyi, değerlendirme süreci bitene kadar korumaya özen gösteririz. Bu, “eşit mesafe” ilkesinin zedelenmemesi için kritiktir. Yıllar içinde oluşturduğumuz kurumsal ciddiyet ve jüri seçimlerimizdeki titizlik, sektörde bu güvenin zaten kendiliğinden oluşmasını sağladı. Seyirci ve sektör bilir ki; Boğaziçi Film Festivali’nde ödül perdenin gücüyle verilir.

45. İstanbul Film Festivali Yönetmeni: Kerem Ayan

Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?

Kendi alanlarında göz dolduran kariyerlere sahip, diğer meslektaşlarından yaratıcılık, sektörde saygınlık ve istikrarlılık gibi açılardan ayrılan isimleri seçmeye özen gösteriyoruz. Sektördeki her branşı temsil etmeye, bu dağılımı da eşitlik üzerinden hakkaniyetli bir şekilde yapmaya gayret ediyoruz. Tabii jüri 5 – 6 kişiyle sınırlı olduğu için örneğin her sene bir senarist, bir görüntü yönetmeni, bir kurgucu olmayabiliyor. Jüri başkanının hatırı sayılır bir kariyeri olması ne kadar önemliyse, diğer üyelerin de kendi alanlarında yükselişte olan kişiler arasından seçilmesi ve birbirinden farklı disiplinlerden gelmesi de bir o kadar önemli.

Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekanizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz?

İKSV, 50 seneyi aşkın kurum kültürüne sahip bir vakıf olarak Türkiye’de ve dünyada birçok kurum ve sanat alanında çalışan kişiyle temas halinde. Dolayısıyla ilk olarak kendi kurumumuzun da içinde yer aldığı o yaygın ilişkiler ağından faydalanıyoruz. Ülkemizde kültür-sanat alanında hizmet veren tüm kurumlardan tutun, yabancı ülkelerin temsilciliklerine, yurt dışında bizim muadilimiz kurumlara ve o kurumlarda çalışan kontaklarımıza kadar, sürekliliği olan ve son derece organik olarak işleyen bir ağ söz konusu. Buna vakıf bünyesindeki danışma kurullarını, yurt içi ve yurt dışı festivalleri, sektör alanında hizmet veren yerli ve yabancı kuruluşları ve vakfın Kültür Politikaları Departmanı sayesinde iletişimde olduğumuz diğer STK’ları ve yerel yönetici temsilciliklerini eklersek, listenin buraya sığmayacak kadar uzun olduğunu tahmin edebilirsiniz. Vakıf yönetimiyle de son bir değerlendirme yapıyoruz.

Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?

İstanbul Film Festivali jürilerinde, 1985 yılından bu yana Elia Kazan’dan Nuri Bilge Ceylan’a, Peter Weir’den Zeki Demirkubuz’a, Türkan Şoray’dan Udo Kier’e, Emir Kusturica’dan Lütfi Ö. Akad’a, Lynne Ramsay’den Alexandre O. Philippe’ye Türkiye ve dünyadan saygın oyuncu ve yönetmenlerin yanı sıra yapımcılar, yazarlar ve eleştirmenler bulundu. İstanbul Film Festivali’nde bir jüride yer almak, bu uzun ve sinema tarihinde yer etmiş kişiler zincirinde yer almak demek ki bu da kendi başına festivalin ve yarışmalarının kimliğini belirliyor. Bu jürilerin aldığı kararlar sinemacıların ve filmlerin tarihçelerine işleniyor tabii; ama sadece ülkemiz sinemasının değil, dünya sinemasının da belki geleceğini şekillendiren buluşmalara vesile olunuyor.

Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?

Yönetmeliğimizde jürilere dair maddelerde her jürinin kendi işleyişini kendisinin belirlediği yazıyor. Her kurul değerlendirme ve toplantı mekânizmalarını kendisi belirliyor. Fikir ayrılığı olmaması zaten son derece enderdir; sıkça söylendiği gibi, zevk meselesinden öte sinema birikimleri de her jüri üyesinin farklı bir bakış açısına sahip olmasını sağlar. Fikir ayrılıkları da bu noktada belki olumlu bir etki yapar denilebilir. Bu fikir ayrılıkları büyüyüp krize dönüşürse, jüri başkanı bir orta yol bulmak için çalışır. O da bulunamazsa jüri kararlarını oy birliğiyle değil, oy çokluğuyla verebilir. Ama tabii ki tüm jüriler tartışmalar sonunda oy birliğiyle karar vermeyi tercih eder.

Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz?

Festivalin seçici kurulu, programı belirlemek için aralık–ocak aylarında başvuran filmleri seyrediyor. Bu sene Festiciné adlı yeni bir başvuru yazılımına geçtik. Yapımcılar veya yönetmenler başvurduktan sonra filmlere puanlar veriliyor ve düşünceler yazılıyor. Ardından buluşulup bütün filmler üzerinden geçilerek hangi filmlerin yarışmaya alınacağına karar veriliyor. Festivalin yarışma jürileri ise festival yönetmeliğine sadık kalarak kararlarını veriyor. Festivalin yönetmeliği; başvuru aşamasından yarışmalara, jürilerin oluşturulmasından ödüllere kadar çok geniş alanları, karanlık ya da boşluk kalmasına fırsat vermeyecek şekilde ele alıyor. Jüriler filmleri seyirciyle beraber sinema salonunda izliyor. Ve sonunda da alınan tüm kararlar, tüm jüri üyelerinin imzaladığı birer karar kâğıdıyla somutlaşıyor.

Bu söyleşi, festivallerin ve jürilerinin doğru ya da yanlışlarını tartmak için değil; yıllardır kulislerde, sosyal medyada, fısıltıyla ya da öfkeyle dolaşan o merakın muhataplarına doğrudan yöneltilmesi için yapıldı.

Jüri meselesi, yalnızca bir tercih ya da organizasyon başlığı değil; karar verenlerin taşıdığı sorumlulukla, verilen ödüllerin yarattığı etkiyle ve sinema tarihine düşülen notlarla… bütün dünyada önemli bir olgu.

Bir jüri oluşturmak, bir jüride yer almak, yalnızca film izlemek değil; bir emeğe, bir yolculuğa ve kimi zaman bir geleceğe dokunmak demek. Bu yüzden jüri koltuğu, prestij kadar dikkat, yetkinlik kadar etik bir mesafe de talep ediyor.

Sorular soruldu. Cevaplar verildi.

Ötesi, bu metni okuyanlarda Perdeye olduğu kadar, perdenin arkasına nasıl baktığımızda…

(Bu yazı ilk olarak 07 Şubat 2026 tarihinde cinedergi.com’da yayınlanmıştır.)

(08 Şubat 2026)

Semra Güzel Korver

30. Türkiye Almanya Film Festivali Jürileri Açıklandı

30. Türkiye Almanya Film Festivali’nde Kısa Film Ödülü, Öngören Film Ödülü ve Uzun Film Ödülü verecek jüriler ve kurul belirlendi ve açıklandı. Kısa Film Ödülü verecek jürinin başkanlığını Tevfik Başer, Öngören Film Ödülü verecek Seçici Kurulun başkanlığını Michael Aue ve Uzun Metrajlı Film Ödülü verecek jürinin başkanlığını ise Dieter Kosslick yapacak. Festivalin Uzun Metraj Jüri üyeleri arasında Münih’ten BR (Bayerischer Rundfunk) kıdemli film editörü Markus Aicher, İstanbul’dan oyuncu Hande Ataizi, Berlin’den tiyatro ve film yönetmeni Neco Çelik, İstanbul Film Festivali’nin eski direktörü Hülya Uçansu ve İstanbul’dan gazeteci Elçin Yahşi yer alıyor.

30. Türkiye Almanya Film Festivali Jürileri Açıklandı yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Hafıza Israrcıdır / Gizli Ajan

‘Gizli Ajan / O Agente Secreto’ bir western tekinsizliğiyle açılıyor. Şehir dışındaki benzin istasyonunun yanı başındaki mukavvaların altında ayakları dışarda kalmış bir ceset yatmaktadır. Yakıt almak için duran Marcelo (dört başı mamur performansıyla Wagner Moura) olan biteni sorduğunda maktulün üç gündür o halde bekletildiğini öğrenir. Geçen gece elinde yağ tenekeleriyle gelmiş, istasyonun çalışanı adamı tek kurşunla yere … Devamı…»

TRT Ortak Yapımı Kanto Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor

Dünya prömiyerini 27. Şanghay Film Festivali’nde gerçekleştiren Kanto filmi, 06 Şubat’ta izleyicisiyle buluşuyor. Film, ödüllü belgeselleriyle de tanınan yönetmen Ensar Altay’ın ilk kurmaca filmi. TRT yapımları Meleklerin Koruyucusu (Guardian Of Angelsu) ve Kodokushi isimli filmlerin yönetmenliğini yapan Ensar Altay’ın ilk kurmaca filmi olan Kanto, 2023 yılında Saraybosna Film Festivali kapsamında Cinelink Work in Progress’te Cinelink Impact Ödülü’ne layık görülmüştü. Film Türkiye prömiyerini yaptığı 62. Antalya Film Festivali’nde, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanırken, 13. Boğaziçi Film Festivali’nde ise En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü de kazanmıştı.

TRT Ortak Yapımı Kanto Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Müzik Umuttur / Kalpten Söylenen Bir Şarkı

Popüler kültür müzik efsanelerinin yaşamları beyazperdeye sık sık aktarılır. Son yıllarda Hollywood’da alevlenen ‘biopic’ modası, bizim yerli şöhretlerin yaşam öyküleriyle ülkemizde de hayli ilgi görüyor. Özgün adını Neil Diamond’ın ilk kez 1972 yılında piyasaya çıkan ‘Moods’ albümünden single olarak piyasaya sürülen aynı adlı şarkısından alan taze vizyon filmlerinden ‘Song Sung Blue / Kalpten Söylenen Bir Şarkı’ sanıldığı … Devamı…»

Süper Mario Galaksi Filmi’nin Yeni Afişi ve Fragmanı Yayınlandı

Süper Mario Galaksi Filmi, 2023’de vizyona girip dünya çapında 1,3 milyar doların üzerinde hasılat elde eden Super Mario Kardeşler Filmi’nin devamı. Hem 2023 yapımı film hem de Süper Mario Galaksi Filmi, Illumination’dan Chris Meledandri ve Nintendo’dan Shigeru Miyamoto tarafından yapımcılığı üstlenilen projeler. Yeni afişi ve fragmanı yayınlanan film, Universal Pictures ve Nintendo tarafından finanse edilecek ve dünya çapında Universal Pictures tarafından vizyona sokulacak. Süper Mario Galaksi Filmi’nin yönetmenliğini, geri dönen deneyimli isimler Aaron Horvath ve Michael Jelenic üstleniyor. Senaryo Matthew Fogel’e, müzikler ise yine usta isim Brian Tyler’a emanet.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız: 1 / 2
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Süper Mario Galaksi Filmi’nin Yeni Afişi ve Fragmanı Yayınlandı yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Kötülüğü Analiz Etmek / Nürnberg

Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi ya da bilinen kısa adıyla Nürnberg Mahkemeleri, İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan Müttefik Devletler tarafından büyük savaş suçluları olarak Alman siyasetçiler, askeri yetkililer ve Nazi görevlilerini mahkûm etmek üzere kurulmuştur. ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya’nın ortaklaşa açtığı dava yıkım sonrasında yeniden restore edilen Almanya’nın Nürnberg şehrinde yapıldığı için tarihte … Devamı…»

Ölmek, Uyumak Sadece / Hamnet

Stratford kayıtlarına göre 17. yüzyıl İngiltere’sinde ‘Hamnet’ ile ‘Hamlet’ aynı anlamda isimlermiş. Buradan, Chloé Zhao’nun büyük yankı uyandıran 8 dalda Oscar adayı yeni çalışması ‘Hamnet’in William Shakespeare’in ölümsüz yapıtı ile ilişkili olduğu hemen ortaya çıkıyor. Dahası, Maggie O’Farrell’in filme kaynaklık eden 2020 tarihli aynı adlı çok satan romanını İngiliz yazarın özel yaşamına ilişkin bir fantezi üzerine kurduğu biliniyor.

Hikaye 1580’lerde başlıyor. İngiltere kırsalında eldiven ustasının oğlu William (Paul Mescal), kan kırmızısı elbisesiyle ormanda salınan Agnes’e (Jessie Buckley) ilk görüşte vurulmuştur. Kolunda ehlileştirdiği baykuşu, şifalı otları, küçük yaşta kaybettiği annesinden miras sezgi yeteneğiyle tam anlamıyla doğanın kızıdır Agnes. Willie’nin anlattığı Orpheus ile Euridyce’nin trajik aşk hikâyesini hayran hayran dinler ve onun sevdasına kayıtsız kalmaz. Hamile kalıp üvey annesi ile sorun yaşadığında soluğu oğlan evinde alacak olan genç kız, ‘ormanın cadısı’ olarak mimlenmiş olması nedeniyle önceleri pek hoş karşılanmaz ise de iki genç sonunda evlenirler.

İlk çocukları Susanna büyürken Agnes bir kez daha hamile kalır. Willie iyi adamdır, iyi babadır ama eşinin de çok iyi gözlemlediği gibi yaşadıkları köy ortamı onu boğmaktadır. Babasının borçlarını ödemek için verdiği Latince dersleri dışında oyunlar yazmak, kelimeler dünyasında yol almak ister. Kendini bir yazar olarak ifade etmesi ve eserlerini tanıtması için büyük şehre, tüm dünyanın buluştuğu Londra’ya gitmesi lazımdır artık. Karısı, giderek dar bir alanda kaybolarak mutsuzluğa sürüklenen genç yazarın en büyük destekçisi olacaktır.

İkizler William evden uzaktayken dünyaya gelir. Hamnet ve Judith okul çağına geldiklerinde aile mutludur. Londra’da giderek tanınmaya başlamış olan babaları yakın bir gelecekte onları yanına alma planları içindedir. Ancak doğada başlayan huzursuzluk, arıların tedirginliği kentten kırsala yayılan veba salgınının habercisidir. Ölümcül hastalık, zorlukla yaşama tutunmuş kırılgan Judith’i değil, Hamnet’i sevdiklerinden koparıp alır. Evlat kaybıyla kedere gömülen Agnes yanında olmadığı için kocasını suçlar. William ise büyük acısına ‘Hamlet’in dizeleriyle deva bulmaya çalışırken biricik oğluna ölümsüz olmanın kapılarını açacaktır.

‘Hamnet’in klasik bir Shakespeare biyografisi kolaylığına kaçmadan evlatlarını yitiren bir anne babanın çekildikleri karanlıktan çıkma çabaları üzerine yoğunlaşması, filmin en alkışa layık yanı olmuş. Bu noktada ‘Kederin Portresi’ başlıklı yazımda incelediğim ‘Yaşamın Kıyısında / Manchester by the Sea’ ile yakın akrabalığı olduğunu not düşmek isterim.

Çin asıllı sinemacı proje kedisine geldiğinde ilk başta tereddüt ettiğini ifade ediyor. Hem kendisinin anne olmaması, bir de ayrıntılarını açıklamadığı kendi annesine ilişkin geçmişe dair travmaları onu düşündürmüş. Sonrasında İrlandalı O’Farrell ile birlikte, Stephen Greenblatt’ın 2004 tarihli ‘The Death of Hamnet and the Making of Hamlet’ adlı denemesinden de yararlanarak tuğla kalınlığındaki kaynak romanı 90 sayfalık bir senaryoya indirgemişler.

Pawel Pawlikovski’nin siyah-beyaz başyapıtı ‘Soğuk Savaş / Zimna Wojna’dan hatırladığımız Łukasz Żal’ın sinematografisi ve Max Richter’in ruhani müzik çalışmasından büyük destek alan yapım kişisel dramlar üzerinden ilerlerken, Shakespeare’in ‘Romeo ile Juliet’ üzerine çalıştığı ya da üç çocuğun ‘Macbeth’ tragedyasından bir bölümle eğlendiği kısa pasajlar filme renk katmış. Şu günlerde sinema aleminde çokça konuşulan etkileyici final içinse kadim Globe Tiyatrosu aslına yakın bir ölçekte yeniden inşa edilmiş. ‘Hamlet’ tragedyasının ilk kez sahnelendiği son bölümde ise film zirveye çıkıyor.

Bugünlerde yine çok sözü edilen ‘Manevi Değer / Sentimental Value’nün finalini hatırlatan, büyük bir başarıyla kotarılmış bu katarsis sekansında sanatsal üretimin yaralı kalplerin acısına deva olacak önemli anlarına tanıklık ediyoruz. Mescal ve Buckley’nin olağanüsü yorumlarına hayran oluyoruz. Ölümlü hayat ve ölümsüz sanatın kaynaştığı noktada gözyaşları tutulamazken, Hamnet (Jacobi Jupe) ve temsildeki Hamlet’i (Noah Jupe) canlandıran abi / kardeşin kilit sahnelerdeki pırıltısına, Shakespeare dehasının hafızalara kazılı dizeleri eşlik ediyor: …Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu! / Düşüncemizin katlanması mı zalim kaderin oklarına / Yoksa diretip bela denizlerine karşı dur, yeter demesi mi? / Ölmek, uyumak sadece…

(06 Şubat 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Yardım Çağrısı Filmi, Ön Gösterimini Üsküdar Paribu Cineverse Emaar ScreenX’te Gerçekleştirdi

Korku ve gerilim sinemasının yeni soluğu Yardım Çağrısı (Send Help), 30 Ocak 2026 Cuma tarihindeki gösterime girişi öncesinde Üsküdar Paribu Cineverse Emaar ScreenX Sineması’nda düzenlenen özel ön gösterimle sinemasever izleyicilerle buluştu. Paribu Cineverse, başrollerinde Rachel McAdams ve Dylan O’Brien’ın yer aldığı film için 27 Ocak 2026 Salı günü, sinemayı deneyim alanına dönüştüren en gelişmiş salon tekniği ScreenX salonunda ön gösterime ev sahipliği yaptı.

Yardım Çağrısı Filmi, Ön Gösterimini Üsküdar Paribu Cineverse Emaar ScreenX’te Gerçekleştirdi yazısına devam et

Büyük Olay Geliyor, Olay Para 13 Şubat’ta Sinemalarda

Güçlü hikâyesi, iddialı oyuncu kadrosu, etkileyici prodüksiyonu ve bolca sürprizi ile geri sayıma başlayan Olay Para 13 Şubat’ta vizyona giriyor. Kıvanç Baran Arslan ve Kadir Polatcı’nın başrollerini paylaştığı film, sinema dünyasına farklı bir enerji getirmeye hazırlanıyor. Başarılı oyuncu kadrosu ve akıcı temposuyla Olay Para, sinema salonlarında büyük ses getirmeye hazırlanıyor. Hem gişede sinemacının hem de izleyicinin yüzünü güldürecek bu yapım, yönetmen koltuğunda Kıvanç Baran Arslan’ı ağırlıyor. Senaryoyu Kadir Polatcı ile birlikte kaleme alan Arslan, bu projeyle ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimini sinemaseverlerle biraraya getiriyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Bir Ritüeldir Yaşamak: Hamnet

Filmin hem çok ses getirmesinden hem de Oscar adayı, daha da önemlisi hemen herkesin ödül alacağından hemfikir olmasından dolayı Hamnet için bir farklı bakış gerekiyor.

Birincisi, Shakespeare temeli nedeniyle, okumamış, izlememiş bile olsa bir fikir var herkesin kafasında; doğru ya da yanlış. Chloé Zhao, Maggie O’Farrell’ın romanından uyarladığı ve yazarla birlikte senaryo yazımına da katıldığı filmde doğal ışık ve oyuncularını alabildiğine doğal, bir o kadar da sakin oynatarak duygusal bir zemine çekiyor. 1600’lü yıllar İngiltere’sini sadece bir tiyatro (unutmayın, Shakespeare bir tiyatrocuydu) dekoru gibi kurması, kamerasını da bir tiyatro izleyicisinin gözü gibi kısa çevrinmelerle yetinmesi dersine ne denli çalıştığının da göstergesi. Öte yandan, izleyicinin odaklanmasını geciktirecek ya da engelleyecek ayrıntılardan da sıyrılması önemli. Muhakkak ki, birçok yönetmen bu ayrıntıyı gözetmiştir, ama artık öyle pırıl pırıl, her şeyin alabildiğine açık göründüğü bir sinema dilinin geride kaldığını da ilan ediyor.

Başlıkta yer aldığı gibi yaşamak en önemli itkisi insanın. Yaşamalı ki, bir şeyler yapabilsin, bir şeyleri değiştirebilsin; ucunda gözyaşı, acı(lar) ve hâttâ ölüm olsa da. Biz, bugün hayatın hızlı akışından yakınıyoruz, ama dünya var olduğu sürece zaman hep aynı akışını korudu… Dış (!) etkenler nedeniyle biz hızlandığını sanıyoruz. Yaşam, kendi çizgisini -değişimin yansımasını unutmamalı- sürdürüyor. O zaman neyse sorun bugün de o, o zaman acısı ne kadar derinse insanların bugün de o kadar derin ve sarsıcı. Biz bir ritüelmişçesine sarılıyoruz yaşama ve kuşkusuz sanata… Sanatın ne denli önemli ve gerekli olduğunu vurguluyor film. Değil mi ki, o çok başarılı bir performans sunan Jessie Bucklay -ki en iyi oyuncu adayı, almaya da en yakını- tiyatronun kendilerini anlattığını görünce gözyaşlarını tutamıyor. İzleyicinin de mendillerine sarılacağını düşünüyorum. Agnes öyle de Paul Mescal farklı mı? O da alabildiğine başarılı… Hele çocuklar… onların duygularını hissetmeyen olabilir mi, sanmıyorum.

Sanatsız yaşam sadece acı, hüzün ve çözümsüzlüktür.

(04 Şubat 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Ferhan Baran Yazıyor: Ulusal Hazine Olmanın Bedeli / Kokuhô

Kabuki sanatı ile tanışmam 70’li yılların ortalarına rastlar. TRT’nin İsmail Cem yönetiminde en parlak dönemini yaşadığı zamanlarda gece vakitleri sanat kuşağında yayınlanan Kabuki tiyatro geleneğinden seçkin bölümler, Ozu ve Kurosawa filmleriyle tutkunu olduğum Japon sineması ve geleneksel kültürü ile bağımı sağlamlaştırmış, hatta üniversitede okurken bu köklü sanat üzerine bir sunum hazırlamıştım. Japonya’nın yerel kalmış … Devamı…»

Ferhan Baran Yazıyor: Aşk Parça Parça Olduğunda / Geber Aşkım

Her filminde izleyicisini şaşırtan Lynne Ramsey’in geçtiğimiz yıl Cannes Altın Palmiye seçkisinde dünya prömiyerini yapan, sekiz yıllık aradan sonra çekmiş olduğu son filmi ‘Geber Aşkım / Die My Love’ önce sinemalarda ve MUBI’de eş zamanlı olarak gösterime giriyor. Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in 2012’de yayımlanmış aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan yapımda mekân Fransız kırsalından ABD’ye taşınmış. Film, New York … Devamı…»

Yılın En İddialı Çocuk – Aile Filmi Efes’in Sırrı Vizyondaki İlk Haftasında Gişenin Lideri Oldu

Efes’in Sırrı filmi vizyondaki ilk haftasında tüm rakiplerini geride bırakarak listenin zirvesine yerleşti. Sömestr tatilinde çocuklar ve aileleri tarafından yoğun ilgi gören film gişenin lideri oldu ve toplam 232.613 seyirci tarafından izlendi. Gökhan Tiryaki’nin yönettiği film, sinema salonlarında seyircilerle buluşmaya devam ediyor. Filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Ecem Erkek, Onur Buldu, Erdem Yener, Sarp Apak, Mert Ege Ak, Lina Çetinkaya, Leya Kırşan, Gamze Karta, Emir Berke Zincidi, Zeynep Çiçekoğlu Süner, Nazlı Yağcı, Ebrar Demirbilek, Ayaz Gülşen, Ayaz Çoban, Masal Ayşe Gencer, Ayça Bilir, Abdullah Şahin ve Tarık Papuççuoğlu ve Oya Başar yer alıyor.

Yılın En İddialı Çocuk – Aile Filmi Efes’in Sırrı Vizyondaki İlk Haftasında Gişenin Lideri Oldu yazısına devam et