Gazeteci, yazar ve TV programcısı Faruk Aksoy, yeni romanı Batia’da Osmanlı’dan Avrupa’ya uzanan tarihsel bir dönemi, yarım kalmış bir aşkın izleri üzerinden anlatıyor. Gerçek kişilerden ve tarihsel gelişmelerden beslenen roman, Destek Yayınları etiketiyle satışa çıktı. Romanın merkezinde, Osmanlı demiryollarının yapımında görevli Alman mühendis Heinrich August Meissner ile Heidelberg’de yaşayan genç terzi Batia’nın yolları kesişen hayatları yer alıyor. Faruk Aksoy, Hicaz ve Bağdat demiryolları üzerinden şekillenen siyasi hesapları, iki imparatorluk arasındaki ilişkileri, savaşın ayak seslerini ve farklı coğrafyalara savrulan insanları bir aşk hikâyesin buluşturuyor.
Sadi Çilingir tarafından yazılmış tüm yazılar
Evliliğe, İlişkilere ve Akan Zamana Dair Sıra Dışı Bir Roman: Beni Bir Temiz Dövseler
Başar Başarır yeni romanı Beni Bir Temiz Dövseler ile okura hem iyi vakit geçirmeyi hem de hayata dair çok şey öğrenmeyi vaat ediyor. Mizahı, fantastiği ve tarih merakını, eskimiş bir evliliğin ve acılaşmış bir ilişkinin hazin hikâyesiyle bir araya getiren roman, eylül ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda. Yeni romanında pişmanlıkların, kaçırılmış fırsatların, aile bağlarının ve eskimiş evliliklerin hikâyesine odaklanan Başarır; mizahla hüznü, fantastikle gündelik hayatı ustalıkla bir araya getirirken, okuru İstanbul’un ve Roma’nın el değmemiş katmanlarında gezdiriyor. Beni Bir Temiz Dövseler’in satırları arasında nefes kesen bir yolculuğa çıkacak, bazen hüzünlenecek ama çok şey öğrenirken çok eğleneceksiniz.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali Sona Erdi
Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle 14 – 20 Eylül 2026 tarihleri arasında düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali dün yapılan gösterimlerin ardından sona erdi. Festival boyunca toplam 76 film seyirciyle buluştu. Gösterimler sonrası yapılan söyleşiler ve yan etkinliklerle bu yıl beşinci kez gerekleştirilen festival bir hafta boyunca sinemayı Ayvalık’a taşıdı. Festival direktörlüğünü Azize Tan, program danışmanlığını ise yazar Fatih Özgüven üstlendi.
- Basın Bülteni
- Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali Sona Erdi yazısına devam et
Marjinal Kültür Yayınları İlk Kitaplarını Yayınladı
Marjinal Kültür’ün ilk kitapları, orijinal bestelerinden ve güzel sesinden tanıdığımız Efsun’un ilk romanı Aşıklar Timi ile romanlarından ve sinema konusundaki kitaplarından tanıdığımız Rıza Kıraç’ın Türkiye’de Sinema Telif Hakları ve Setem kitapçı raflarında yerini aldı. Aynı yayınevi çok yakında önsözünü Prof. Dr. Emre Kongar ve Özen Film’in sahibi Mehmet Soyarslan’ın yazdığı, Nizam Eren’in 18+18 Hikâyesi Olan Filmler adlı kitabını yayınlayacak. Rıza Kıraç’ın kitabı, Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği ve SETEM çalışmalarıyla birlikte Türkiye’deki telif haklarıyla ilgili bilgi veriyor. Telif hakları ülkemizdeki sinema meslek birliklerinin en önemli mücadele alanı.
Marjinal Kültür Yayınları İlk Kitaplarını Yayınladı yazısına devam et
18 – 20 Eylül 2026, Hafta Sonu Gişe Verileri
18 – 20 Eylül 2026, Hafta Sonu (Weekend) Gişe Verileri için tıklayınız. Bu listelerden alıntı veya kopyalama yapıldığında kaynak olarak Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi’nin gösterilmesi rica olunur.
O Artık Aynı Kadın Değil / Kraliçe Zor Durumda
76. Berlin Film Festivali’nde ayakta alkışlanan Lance Hammer imzalı ‘Kraliçe Zor Durumda / Queen at Sea’* aile, akıl sağlığı ve cinsel rıza gibi meseleler üzerine kafa yoran, yürek parçalayıcı bir dram. Filmin ana karakterleri Martin (Tom Courtenay) ile Leslie’yi (Anna Calder-Marshall) kasvetli bir Londra sonbaharında, sırtları bize dönük, taş merdivenleri tırmanırken görüyoruz. Ahir ömürlerinde birbirlerine destek olan yaşlı çiftin iki katlı evlerinde sakin ve huzurlu bir düzenleri vardır. Bedenen sağlıklıdırlar gerçi, lakin Leslie’nin bunama sorunu ilişkilerini daha kırılgan hale getirmiştir.
18 yıllık bir geçmişi olan çiftimiz, ilk eşlerinin kaybının ardından geç yaşlarında bir klasik müzik konserinde tanışarak yollarını birleştirmiş, ikinci baharlarında buldukları güvenli birlikteliği, büyük ölçüde Martin’in enerjisi ve evi çekip çevirmesi sayesinde bugüne kadar ayakta tutabilmişlerdir. Rutin düzen bir sabah Leslie’nin Fransız asıllı ilk eşinden olma akademisyen kızının, annesi ile üvey babasını yatak odalarında seks yaparken yakalamasıyla bozulur. Amanda (Juliette Binoche) iyice ilerlemiş demans hastası olan annesinin kendi kararlarını alabilmek için gerekli zihinsel yetkinliğe sahip olmadığını, bu durumda yaşlı annesinin cinsel rıza ehliyeti olmadığını düşünmektedir. Eşinden ayrılmış, Newcastle’daki düzenini askıya alarak, biraz da annesine daha yakın olabilmek için bir süreliğine Londra’ya taşınmış, ergenlik sorunlarıyla boğuşan kızı Sarah (Florence Hunt) ile birlikte yaşayan Amanda, ilişki esnasında annesinin şaşkın bakışlarına tanık olduğunda, Martin’in teşebbüsünü bir ‘tecavüz’ olarak değerlendirir. Üvey babasının annesini çok sevdiğini kabul eder, ama daha önce de uyarmış olduğu gibi bu cinsel ilişki meselesi artık bitmelidir.
Amanda’nın durumu güvenlik kuvvetlerine bildirmesi biraz olsun Martin’i korkutmak içindir, ancak adli tıp muayenesinin ardından sosyal hizmet görevlilerinin devreye girmesiyle iş büyür. Martin ile Leslie’nin aynı yatak odasını paylaşmaları yasaklanır önce. Ardından, kocasının ileri yaşı da göz önünde bulundurularak yaşlı kadının bir bakım evine yerleştirilmesine karar verilir. Ancak, seçimler ve kararlar zorlaştıkça sonuçlar bir o kadar tatsızlaşacaktır. Kızının söylemi doğrultusunda Leslie’nin ‘artık aynı kadın olmadığı’ teşhisi doğrudur. Lakin hayatının bu döneminde ‘açlık, uyku ve seks’ gibi ilkel duyguları yaşayan Leslie ne istediğini ne istemediğini çok iyi bilir. Cinsel ilişkiyi çoğunlukla başlatan da O’dur. Amanda’nın ‘ben o yaşta bu arzular biter sanıyordum’ demesine karşılık Martin bunun aşk olduğunu ve cinsel ilişkileri sayesinde yaşlı kadının yaşama bağlandığını ve beynini kemiren ’korku’ya direndiğini savunur. Üvey kızının hayatlarını mahvetmesine, Leslie’nin bir bakım evinde tüm gün sallanarak tedirginlik içinde yaşamasına mani olmaya yaşlı adamın gücü yetecek midir?
Bekâr bir siyahi anne ile yeni yetme oğlunun Mississipipi Delta’sındaki ücra kasabada var olma mücadelesine odaklanan 2008 yapımı ilk uzun metrajı ‘Ballast’ ile radarımıza girmiş olan Amerikan bağımsızlarından Hammer, Sundance’te en iyi yönetmen olarak ödüllendirilişinin ardından girdiği uzun suskunluğunu böylesine yaman bir meseleyi beyazperdeye taşıyarak bozuyor. Yaşlı ebeveynlerimizin karşı karşıya olduğu demans ve Alzheimer trajedisine parmak basan yapım, hastalığın pençesindeki çaresiz birey adına hayatı kararları vermekten kimin sorumlu olacağını bu konuda eş, çocuklar yoksa bir sosyal kurumun mu söz sahibi olacağını tartışıyor. Bu konuda hassasiyetler toplumdan topluma farklılık arzediyor kuşkusuz. Amerikalı sinemacı insanı perişan edecek kadar üzücü bir durumu, duygusallığı büyük ölçüde dengeleyerek ele almış.
Kendi sorunlarıyla kolay başa çıkamayan depresif Amanda’da Binoche kariyerinin belki de en mesafeli, katı ancak bir o kadar etkileyici yorumunda parlıyor. Berlinale’den çifte ödülle dönen çiftimize gelince; 89 yaşında dinçliğini muhafaza eden, yine Berlinale’den ödüllü ’45 Yıl / 45 Years’den tam 11 sene sonra yine unutulmaz bir karaktere hayat veren Courtenay ile seksenine merdiven dayamış tiyatro kökenli Calder-Marshall’ın içimizi acıtan muazzam performanslarına şapka çıkarıyoruz.
Geçtiğimiz sezonun en iyi yapımlarından ‘Tren Düşleri’ndeki çalışmasıyla Oscar adayı olmuş Brezilya asıllı görüntü yönetmeni Adolpho Veloso’nun imzasını taşıyan puslu gri Londra’nın soluk ışığına, Bach, Beethoven, Schubert ve Brahms’ın incelikli piyano sonatları eşlik ediyor. Çağdaş İngiliz besteci Gavin Bryars’ın iki keman ve yaylılar dörtlüsü için yazmış olduğu ‘The Last Days’den tınılar ise Martin ile Leslie’nin bu limandan demir alacağı günün yaklaştığını haberliyor.
*02 Ekim’den itibaren sinemalarda gösterime girecektir.
(27 Eylül 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com
Hayal Et, Tasarla ve Dönüştür: Robu 404’ten Yeni Fragman Geldi
CB Medya imzalı animasyon filmi Robu 404, 02 Ekim’de sinemalarımızda seyirciyle buluşmaya hazırlanırken, filmden çocukları heyecanlandıran bir fragman yayınlandı. Robu 404 animasyon filmi neşeli maceraları ve ilham veren mesajları ile beyazperdeye geliyor. 9 yaşındaki hayal gücü geniş Can’ın okuldaki Bilim ve Teknoloji Yarışması için evde kendi imkânlarıyla ürettiği tatlı robot Robu 404, sıradan bir ödevin çok ötesine geçiyor. Ablasının çektiği videolarla kısa sürede sosyal medyada büyük beğeni toplayan Robu 404, Can için sadece bir icat değil, özgüvenini bulmasını sağlayan, dayanışmayı ve paylaşmayı öğreten gerçek bir yol arkadaşına dönüşüyor.
- Basın Bülteni
- Yeni fragmanı izlemek için tıklayınız.
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Hayal Et, Tasarla ve Dönüştür: Robu 404’ten Yeni Fragman Geldi yazısına devam et
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde Altıncı Gün
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde yavaş yavaş sona yaklaşılıyor. 19 Eylül Cumartesi gününde tam 21 film izleyicilerle buluşurken festivalin altıncı günü Keçi 501 filminin gösterimi ve ardından yapılan söyleşiyle başladı. Festivalin ücretsiz etkinliği ise Yeni Mahalle Düğün Alanı’nda gerçekleştirildi. Animasyon filmi Cesur Kedi Moxy minik sinemaseverlerle buluştu. Gösterim öncesinde Ayvalık Çocuk Çalışmaları Topluluğu çocuklar için çeşitli atölyeler düzenledi.
- Basın Bülteni
- Altıncı günden görüntüler için tıklayınız.
- Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde Altıncı Gün yazısına devam et
Taciz, Tecavüz ve Polis. Peki Çözüm Ne? Kraliçe Zor Durumda
Amanda (Juliette Binoche), ziyareti sonrasında, annesi Leslie’yi (Anna Calder Marshall) kocası Martin’le (Tom Courtenay) sevişirken görür. Polise, annesinin demans hastası olduğunu belirterek sevişmeye onayının alınmadığından şikayet eder. Üvey babası ne kadar diretse de polis kendi kural ve yöntemiyle sorunun taciz – tecavüz olduğu gerçeğinden hareketle işlem yapar.
Orijinal adı Queen At Sea olan (büyük olasılıkla deyim bu ad, ancak Türkçeye Kraliçe Zor Durumda diye çevrilmiş ve anlam kaybı yaşanmamış bu filmin öyküsü bu kadar. Bir buzdağı, suyun altında kalan kısmı çok daha büyük ve çok daha derinlikli. İlk bakışta rızası alınmamış (hasta olduğu için de alınamaz) kadının cinsel ilişkisi, kocasıyla bile olsa taciz diye kabûl edilebilir. Her ne kadar Leslie kadar değilse de Martin de yaşlıdır. İki yaşlı insan birbirlerinden başka kimseleri olmadığı ve kimsenin de etlisine sütlüsüne karışmadıkları için sorunsuz yaşamaktadır, ta ki Amanda’ya yakalanana kadar.
İki yaşlı öyle sıkı bir ilişki içindeler ki, öyle uyumlular ki, öyle birbirlerini seviyorlar ki, şairin şiirce söylediği gibi “kelimesiz anlaşıyorlar”. Polisin ne kadar yumuşak da olsa resmi tavrı, Martin’i evden uzaklaştırması, Leslie’yi bakımevine taşımaları var olan o muhteşem uyumu bozuyor. Kendinizi koyun o insanların yerine… Sevgiyle, dayanışma içerisinde (Martin, Leslie’nin her şeyiyle ilgileniyor, yediriyor, içiriyor, giydiriyor, gezdiriyor…) yaşarken ayrıldıktan sonra ikisi de boşluğa düşüyor. Ne olmasını bekliyordunuz? Bir “yuva”yı bozmak, daha mı ahlâklı, rıza almaktan?
Juliette Binoche çok başarılı… Anna Calder Marshall müthiş oynuyor, harika… Tom Courtenay döktürüyor. Yönetmen, uzun yıllar sonra çektiği filminde bir de sinemacıların baş boşluğu dediği boşluğu neredeyse ekranın beşte dördü kadar büyük tutarak toplumsal baskının insanı ne denli ezdiğini vurguluyor. Amanda’nın kızı Sarah (Florence Hunt) genç ve güzel… Doğal olarak arkadaşı da var. Annesi, kendi annesine göstermediği esnekliği kızına gösterip, bir erkek arkadaşı olduğunu öğrenir öğrenmez korunması için yardımcı oluyor. Kendi annesine göstermediği o esnekliği kızından esirgememesinin bir anlamı olmalı. Sizce ne olabilir?
Herkes, hepimiz bir gün yaşlanacağız, aile büyüklerimiz benzer durumdalar belki de… Yasaklarla olmayacağını (okullara polis doldurdular, yine silahla saldırı yaşandı ve Bakan, “okulda olmadı” savunusuyla kendisini bile şoke etti) öğrenmemiz için daha ne olmalı? Film harika. Bu konuda anlaşalım. Muhakkak izlenmeli, sonra da üzerinde düşünülmeli ve tartışılmalı. Cinsellik insanın doğasında var ve engellenmesi yaşamın güzelliğini soldurur.
(26 Eylül 2026)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde Beşinci Gün
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin beşinci gününde 16 film seyirciyle buluştu, Bulutsuzluk Özlemi özel bir konser verdi. Gün, dünya sinemasından özel filmlerin gösterimleriyle başladı: En Sevdiğim (The Beloved), Tavuk (Kota – Hen), Yaramaz Ayı (Nuisance Bear) ve Son Yemek (Morte Cucina) gibi filmler büyük ilgi görürken programın yerli uzun metraj filmlerinden İsimsiz Eserler Mezarlığı ve Günyüzü adlı filmler ekip katılımlı gösterildi.
- Basın Bülteni
- Beşinci günden görüntüler için tıklayınız.
- Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde Beşinci Gün yazısına devam et
Ferhan Baran Yazıyor: Video Oyunu ile Sinemanın Parlak Evliliği / Resident Evil
Video oyunlarının sinema uyarlamaları ve bitmez tükenmez devam filmlerine pek sıcak bakmadığım bilinir. 20 küsur yıllık tarihi olan ‘Resident Evil’in yeni sürüm beyazperde uyarlamasını ilk duyduğumda burun kıvırdığımı da hatırlıyorum. Ancak yönetmenlik koltuğunda Zach Cregger adını görünce filme kayıtsız kalmam mümkün olmadı. Zira, 1981 doğumlu oyuncu ve yazar / yönetmenin sinema dünyasında ilgiyle karşılanan 2022 yapımı … Devamı…»
Ferhan Baran Yazıyor: Balyoz ve Özgürlük / Tavuk
György Pálfi’nin kategorilere sığmayan sıra dışı son denemesi ‘Tavuk / Kóta’yı izlerken ve yazarken gençlik yıllarımızda rol modelim olmuş rahmetli Onat Kutlar’ı anmadan edemedim. Yazının başlığı da onun 15 Ocak 1983’te kaleme aldığı ve daha sonra ‘Yeter ki Kararmasın’ adlı kitabında yer verdiği makalesinden alınmadır. Kutlar sözlerine, 70’li yılların devrimci gençlerinin ortalıktan çekilmesi ya da işkenceler altında trajik yok … Devamı…»
Korkut Akın Yazıyor: Bu Bir Film: Resident Evil
Genç kuşak, “Resident Evil”in bir oyun, hem de çok sevilen, neredeyse tüm seviyelerinin oynandığını biliyor. Benim kuşağım ise sinema üzerinden tanıyor. Gerek izlerken gerekse yazmaya başlamadan yaptığım kısa bir gezinti sonrasında hemen herkes “oyun” üzerinden yorumlamış. Zach Cregger, tarzını tümüyle yansıtmış ve ortaya film gibi film çıkmış. Gerek kamera hareketleri, gerek ışıklandırma, gerek mekân kullanımı, gerek … Devamı… »
Kronik Kitap’ta Bu Ay: Eylül 2026
Kronik Kitap, Eylül 2026 kitaplarını açıkladı. Erkan Göksu’nun Nizamülmülk: İki Sultan Bir Vezir, Ceyda Öztekin’in Sorun Bende mi Anne?, Tülay Metin – Altay Tayfun Özcan’ın Sultan II. Kılıç Arslan: Türkiye Selçuklu Altın Çağının Mimarı, Jose Antonio Bowen – C. Edward Watson’ın Yapay Zekâ ile Öğretmek, Nicolaus Cusanus’un Öğrenilmiş Cehalet Üzerine: De Docta Ignorantia, İlhami Sığırcı’nın Dünya Çeviri Tarihi, Serkan Ünal’ın Hisse Seçim Rehberi, Xueting C. Ni’nin Çin Mitolojisi, Halil Erdoğmuş’un Paylaşmak Kazandırır: Ebebek – Sessiz Bir Başlangıçtan Güçlü Bir Markaya adlı kitapları 2026 Eylül ayında kitapçı raflarında yerlerini aldı, satışa sunuldu.
14. Boğaziçi Film Festivali’nin Yarışma Başvuruları Sona Erdi
Türkiye ve dünya sinemasından seçkin örneklerin gösterimleri, ustalık sınıfları ve söyleşileriyle seyircilerini ağırlayacak olan 14. Boğaziçi Film Festivali’nin ulusal ve uluslararası film yarışma kategorileri için başvurular tamamlandı. Ulusal Uzun Metraj, Ulusal Kısa Metraj, Ulusal Belgesel, Uluslararası Uzun Metraj ve Uluslararası Kısa Metraj yarışma kategorilerine bu yıl binin üzerinde başvuru yapıldı. Yarışmalarda, 600.000 TL değerindeki Altın Yunus Ödülü’nün sahibi de belli olacak. Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’na 45 film Ulusal Kısa Metrajlı Film Yarışması’na 386, Ulusal Belgesel Film Yarışması’na ise 190 film başvuru yaptı.
- Basın Bülteni
- Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
14. Boğaziçi Film Festivali’nin Yarışma Başvuruları Sona Erdi yazısına devam et






