Doğmamış (Yönetmen: Tal Lazar)

Tal Lazar’ın yönettiği ve Manni L. Perez, Chris Bellant, Jesse R. Tendler, Brian David Tracy, Clifton Samuels, Carys McGrory, Deborah Stile, Dameka Hayes, Richey Nash ile Asher Edgecliffe Johnson’un oynadığı Doğmamış (The Unborn), 05 Ağustos 2022′de CJ ENM dağıtımıyla Karavan Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Eski bir fabrikada garip ve esrarengiz açıklanamayan çeşitli olaylar yaşanmaktadır. İki güvenlik görevlisi fabrikada yaşanan korkunç olaylarla mutlaka yüzleşmek zorundadırlar. Gelecekte anne olacak Tiffany ve ona gizlice aşık olan Joey. Birilerinin hem Tiffany’nin doğmamış çocuğu için, hem de Joey için ölümcül planları vardır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Filmmor’un 20. Yılını Kutlayacağı Filmmor Şenliği Başlıyor

Filmmor 20. yaşını, 20 yıl önce ilk festivali yaptığı 02 – 09 Şubat’ta, 20 yılda ürettiği onlarca film arasından derlediği 20 filmlik bir seçkiyle kutluyor. Filmmor Şenliği, 20 yıldan 20 kadının katılacağı söyleşiyle başlayacak, Filmmor filmografisinden 18 filmin yanı sıra Filmmor’un 2021 filmleri Hazirandan Sonra ve 7/24 Sokağı’nın http://filmmoronline.org’da gösterimiyle devam edecek. Filmleri izlemek için www.filmmoronline.org’a kayıt olmak yeterli.

TRT Filmleri Gişeyi Salladı, Gişenin İlk 3 Filmi TRT Ortak Yapımları

TRT ortak yapımları Kesişme: İyi ki Varsın Eren, Aslan Hürkuş: Kayıp Elmas ve Kaptan Pengu ve Arkadaşları 2 hafta sonu sinemalarda en çok izlenen ilk üç film oldu. Vizyona girdiği günden bu yana 1 buçuk milyonu aşkın sinemasever tarafından izlenerek pandemi döneminde en çok izlenen Türk filmi olan Kesişme: İyi ki Varsın Eren gişede liderliğini, Aslan Hürkuş: Kayıp Elmas animasyon filmi ise gişede ikinciliğini korumaya devam ediyor. Bir diğer TRT ortak yapımı Kaptan Pengu ve Arkadaşları 2 ise vizyona girdiği ilk üç günde gişede 3. sıradan yerini aldı. Böylece TRT ortak yapımları, hafta sonu gişede ilk üçte yer alarak gişe başarılarını devam ettirdi.

TRT 2’den Şubat Ayında Her Akşam Farklı Film

Edebiyattan tarihe, resimden tiyatroya, müzikten felsefeye birçok alanda yapımları izleyiciyle buluşturan TRT 2, ödüllü ve prestijli filmleri Şubat ayında ekrana getirecek. Türkiye’nin kültür sanat kanalı TRT 2’nin merakla beklenen Şubat ayı filmleri belli oldu. Birçok alanda özel yapımları izleyiciyle buluşturan TRT 2, Şubat ayında her akşam farklı bir filmi sinemaseverlerin beğenisine sunacak. Aralarında televizyonda ilk kez ekranlara gelecek yapımların da yer aldığı, Şubat ayı boyunca orijinal dillerinde yayımlanacak filmler arasında Bir Zamanlar Anadolu’da, Av Mevsimi, Ölüm Yolunda (Dead Man Walking), Potemkin Zırhlısı (Bronenosets Potemkin), Beyaz Balina, Kardeşler gibi filmler var.

TRT 2’den Şubat Ayında Her Akşam Farklı Film yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Yalnızlık Paylaşılır

Kusursuz bir başyapıt karşısında duyguların coşması ve gözyaşlarını tutamamak. ‘Drive My Car’ı izleme deneyimim işte böyle bir şey. Çağdaş Japon sinemasının usta yönetmeni Ryûsuke Hamaguchi’nin imzasını taşıyan filmi epeyce beklemiş, dolu festival salonlarında ya da özel gösterimlerde izleme fırsatı bulamamıştım. Sinemalarda gösterime girdiği günün tenha bir sabah seansında nasıl geçtiğini fark etmediğim … Devamı… »

Bergman Adası

Mia Hansen Love’ın yönettiği ve Tim Roth, Mia Wasikowska, Vicky Krieps ile Grace Delrue’nin oynadığı Bergman Adası (Bergman Island), 11 Şubat 2022’de Başka Sinema dağıtımıyla Mars Production tarafından vizyona çıkarıldı.
Günümüzün auteur’lerinden Mia Hansen Love’ın son filmi, hem kendine hem Bergman’a göndermelerle dolu, aşk, kayıplar ve Bergman sevgisini ele alan bir dram. Amerikalı sinemacı bir çift, yazlarını Bergman’ın yaşadığı İsveç’teki Farö adasında geçirmeye karar verir. Amaçları yeni filmlerinin senaryosunu yazmaktır ama günler geçtikçe senaryonun derinliklerinde hayalle gerçek iç içe geçmeye başlar.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

İnsan İnsanın Kurdudur

Amerikan yazını ve Hollywood sinemasının gözde türü ‘kara film’ (ya da Fransızca aslıyla ‘film noir’) iki dünya savaşı ve büyük bunalım ile şaftı kaymış insanlığın içinde bulunduğu derin çürümüşlük halini yansıtır. İnsan ruhunun kapkaranlık dehlizlerinde dolaşmayı seven Guillermo del Toro’nun türle buluştuğu son filmi ‘Kâbus Sokağı / Nightmare Alley’yi çok başarılı bulduğumu baştan belirtmek isterim.

Dünyanın tüm kötülüklerini bir ayna misali yansıtan doğaüstü yaratıklar, hayaletler ya da vampirler yerine bu defa en acımasız canavarlar olarak gördüğü kanlı canlı insanlar kullandığını dile getiriyor sinemacı. Önceki filmlerinde kendine özgü bir fantastik dünya kurmuş olan Meksika asıllı yönetmen bu kez William Lindsay Gresham’ın ilk kez 1946 yılında yayımlanmış aynı adlı eserinden yola çıkmış. Roman 1947’de Amerikalı yönetmen Edmund Goulding tarafından ilk kez sinemaya uyarlanmış ve ülkemizde ‘Şarlatan’ adıyla gösterilmiş. Del Toro yapıtının bir yeniden çevirim olmadığının altını özellikle çizerken, özgün romanın finalini ve yazarın biyografisini öne çıkardığını belirtiyor.

Gresham’ın kendi kişiliğini yansıttığını ifade eden romanın ana karakteri Stanton’ın baba evinden ayrılması ile başlıyor hikâye. Basit bir yuvayı terk ediş değildir bu. Doğup büyüdüğü evi ve geçmişini yakıp giden Stan artık boş bir sayfadır. Filmin ilk 10 dakikası içinde karakterin sessiz kalması ve daha sonra ağır ağır konuşmaya başlaması bu yüzden anlamlıdır. Otobüsü son durağa geldiğinde uzaktan ışıltılı renkleriyle göz kırpan sirk/panayır karışımı eski usûl karnaval onun yeni hayatının ilk durağı olacaktır. Cazibesi ve yetenekleriyle kısa sürede kendini kabûl ettiren genç adam, bu ayaktakımı operasında ilişkide bulunduğu herkesten almak istediğini alır. Alkolik zihin okuyucusu Pete ve tarotçu partneri Zeena’dan sözlü sinyallerle insanların geleceğini tahmin etme dümeninde ustalaşır. Bir süre sonra bu çamur deryasında işi kalmamıştır artık. Sirk yaşamına doğmuş, hayattan fazla beklentisi olmayan ama kendisine tutkun Molly’yi asistanı olarak yanına alıp büyük şehri fethetme zamanı gelmiştir. Lüks otellerin salonlarında şehrin ileri gelenlerine teselli dağıtırken karşılaştığı psikolog Dr. Lilith Ritter ile yapacağı iş birliği onun zirveye ulaşmasını hızlandırır. Ancak insan insanın kurdudur, Stan büyük şehirde büyük balık olduğunu düşünürken akvaryumdaki acımasız köpekbalıkları boş durmayacaktır.

‘Kâbus Sokağı tam ortadan ikiye ayrılan bir yapısı olan, farklı okumalara açık bir metin. O çok renkli panayır sahneleri savaşın eşiğindeki huzursuz Amerika’nın depresif ruh halinin makyajlı bir görünümünü yansıtır gibidir. İlk savaşta yakınlarını kaybetmiş insanlar, savaştan afyon bağımlısı olarak dönmüş, ekonomik bunalımın dibe çektiği işsiz güçsüzler ordusunun duymak istediklerini dile getirir Stan. Onlar kandırılmaya dünden hazırdır zaten. Kumpanya sahibi Clem insandan bozma ‘mahlûkat’ olarak sergilediği zavallıları dönemin kâbus yüklü arka sokaklarından, tren raylarından, ucuz berduş otellerinden toplar. Alkol bağımlısı zavallı şişesine katılan bir damla afyonla kendi cennetini bulduğunu sanır ve dişleriyle canlı tavuğun kafasını koparıp boynundan fışkıran kanı içtiği o insanlık dışı gösteriyi yapmaya razı olur. Stan gördüğü manzara karşısında dehşet içindedir. Alkolik babası ve bu çaresizlerin akıbetine tanıklığı onu alkol şişelerinden uzakta tutar. Clem’in ‘Lanetliler Evi’ndeki ‘hırs’, ‘ihtiras’ ‘şehvet’ ibareleri bir uyarıdır onun için. Kafese kapatılmış zavallı garibanın yaşadıkları geleceğin aynası gibidir.

Stan’ın büyük şehirde elde ettikleri gözünü doyurmayacak hep daha fazlasını isteyecektir. Geçmişin yaraları ve terkedilişin ruhunda bıraktığı derin boşluk kolay dolmayacak ve bir ‘Yurttaş Kane’ misali mutluluğu hep daha fazlasında arayacaktır. Ancak büyük şehir acımasızdır. Dişleri düzgün Oklahomalı üç kâğıtçı, eğitimli ve de feleğin çemberinden geçmiş rakiplerinin tadını kaçırdığında dünyanın ne denli hızla başına yıkılabileceğinden habersiz uçmaktadır.

‘Kâbus Sokağı’ kara film türüne yeni bir soluk getiren parlak bir çalışma. 75 yıl önceki daha naif ve İncil öğretisine teslim olmuş ilk uyarlamanın aksine türün zamansız kodlarına çok daha uyumlu, beklenmedik sürprizler içeren ve finale doğru yangın yerine dönen yaman bir deneme. İlk filmdeki Tyrone Power’ın rolünü günümüz Amerikan sinemasının karizmatik aktörlerinden Bradley Cooper üstlenmiş. Her bir sahnede Stan rolündeki Cooper’ı izleyen hikâyenin diğer karakterleri de tanınmış iyi oyuncular tarafından yorumlanmış. Cate Blanchett’in, ilk uyarlamadan farklı olarak, sarı uzun saçları, kıpkırmızı dudakları ve soğuk bakışlarıyla tam bir ‘femme fatale’ olarak arz-ı endam ettiği Dr. Lilith karakteri 30’lu 40’lı yılların Gene Tierney, Veronice Lake yorumlarını hiç aratmıyor. Blanchett mesafeli bedeninin içinde gizlediği geçmişin yaralarını, kırılganlığı ve öfkesini çok dengeli performansıyla izleyiciye aktarabilen müthiş bir oyuncu. Clem’de Willem Dafoe, Zeena’da Toni Colette, Pete’de David Strathairn, Molly’de Rooney Mara ve daha eski kuşaktan Richard Jenkins ve Mary Steenburgen’ın etkileyici yorumlarıyla filmin zengin oyuncu kadrosunu tamamlıyor.

Del Toro’nun Kim Morgan ile ortaklaşa kaleme aldığı senaryo bu çok katmanlı çok karakterli hikâyeyi soluk soluğa izlettiriyor. Filmin kurguda 1 saat kadar kısaltıldığını ve yönetmen kurgusunu sabırsızlıkla beklediğimi belirtmeden geçmeyeyim. Sinematografik açıdan kusursuz yapımın görüntüleri Dan Laustsen’e emanet edilmiş. Tamara Deverell’in set tasarımı göz kamaştırıyor. Geleneksel çapraz ışıklandırmanın kullanıldığı yapım, ışık gölge oyunlarıyla renkli çekilmiş bir siyah beyaz film tadını taşıyor. Karnaval sahnelerinin yer aldığı ilk bölümde daha sıcak renkler kullanılmış. Büyük kentin acımasızlığını resmeden ikinci bölümde sıcak dokunuşların geride kaldığı daha düz çizgiler ve soğuk bir doku hakim. Başarının mutlulukla ilintisini ve doymak bilmeyen Amerikan Rüyası’nın, yükselen vahşi kapitalizmin doğasını sorgulayan bu bölüm çelik camdan aynalar, Dr. Lilith’in cilalı ofisi, art deco set tasarımı ve sürekli yağan kar ile simgelenmiş. Del Toro’nun bu en gerçekçi ve stilize çalışması, filme son anda dahil olmuş Nathan Johnson’ın öyküyü sarıp sarmalayan olağanüstü müzik çalışmasından büyük destek alıyor. Karnaval bölümlerindeki küçük orkestrasyonun ardından büyük kentte orkestra büyüyor, ses gürleşiyor. Stan’in -ve de yazar Gresham’ın- sesi olan, film boyunca yinelenen La notasından kederli piyano motifi onların büyük çaresizliğini fısıldamayı sürdürüyor.

(06 Şubat 2022)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sessiz Çığlık

78. Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan ödüyle dönen Audrey Diwan imzalı ‘Kürtaj / L’Evénement’ çağdaş sinemanın yükselen kadın filmlerinin son başarılı halkası. Fransız kadın yönetmen, 1940 doğumlu yazar Annie Ernaux’nun yarı özyaşamsal aynı adlı romanından yola çıkmış. 60’lı yılların başlarında Fransız taşrasında (hikâye Angoulême’de geçiyor) edebiyat eğitimi alan 23 yaşındaki Anne beklenmedik hamileliğini öğrendiğinde şaşkınlık içindedir. Üniversitenin başarılı öğrencisidir ve yaklaşan finallerini tamamladığında, yaşadığı küçük kasabanın dışında onu parlak bir gelecek beklemektedir. Günü geldiğinde bir çocuk sahibi olmayı o da ister ama zamanı şimdi değildir.

1963 yılı Fransa’sında kürtaj yasal olmadığı için, hamileliğini sonlandırmanın yollarını arar, bir şekilde yardımına koşacak birini bulmaya çalışır. Ancak kürtaj yaptıran veya bu işlemde yardımcı olanlar hapisle cezalandırıldığı için yakın arkadaşları ve başvurduğu doktorlar ona sırt çevirir. Filmin özgün adının karşılığı olan ‘olay’ Anne’in bedeninde gelişmektedir. Lakin içindeki bebeğin büyümesini endişe ve dehşetle takip eden genç kadının onu bekâr bir anne olarak ev kadınlığına mahkûm edecek tutsaklığını kabullenmeye, bedenini ve özgürlüğünü kanunlara teslim etmeye hiç niyeti yoktur.

İkinci uzun metrajında yakıcı bir konuyu ele alan Diwan, filmin diline büyük katkıda bulunan ve ‘academic ratio’ olarak da bilinen ‘kare ekran’ formatını kullanıyor. Bu tercih genç kızın sıkışmışlık hissini yoğunlaştırıyor, dönemin baskıcı boğucu yapısını pekiştiriyor. Kamera yönetmenin gözü konumunda ana karakteri ve onun çaresiz arayışını takip ediyor. Diwan sessizliği başarıyla kullanıyor. Anne’ın çok az kişiyle konuştuğu ve suskun hal çaresi düşündüğü süreçte onun gizemli bakışlarına, aklından geçenlere odaklandığımız minimalist bir anlatıyı baştan sona özenle sürdürüyor. Sert ve son derece gerçekçi bir beden dehşetinin içinde başının çaresine bakmaya yönelen genç kadının kâbus yüklü yolculuğunu duygusal oyunlara kaçmadan ancak didaktik de olmayan dürüst bir bakış açısıyla vermeyi başarıyor. Tüm bunlar bu küçük filmi devleştiren önemli özellikler.

Bugün belki Fransa ya da gelişmiş bir Avrupa ülkesinde değilse de, dünyanın bir çok yerinde kürtajın yasak olduğunu ve hamileliğinden kurtulmak isteyen kadınların yasa dışı mekânlarda hayatını kaybettiğini dile getiriyor Diwan. Halen Polonya’da ve gelişmiş ABD’nin Texas eyaletinde kürtaj kanunlarında geri adımlar atma girişimleri göz önüne alındığında, filminin erkeklerin kadınların bedeninden elini çekmesi mücadelesinde önemli bir katkısı olacağının altını çiziyor. Meselenin dününü günümüze bağlayan bu zamansız ve sert politik söylem, yönetmenin taze keşfi, kameranın kare ekran üzerinden video çeker gibi baştan sona takip ettiği Anne’ın güvercin tedirginliğini ustaca giyinmiş Anamaria Vartelemei’in mükemmel yorumu ile Evgueni ve Sacha Galperine’in Andrey Zvyagintsev’in başyapıtı ‘Sevgisiz/ Nelyubov’dan aşina olduğumuz tek nota üzerinden gerilimi yoğunlaştıran müzik çalışmasıyla destekleniyor. Oyuncu kadrosunun çoklukla tanınmamış yüzlerden oluştuğu filmde, kısa yan rollerde Anna Mouglalis (Mme Rivière) ile bir dönemin unutulmaz oyuncusu (Agnès Varda’nın ‘Yersiz Yurtsuz / Vagabond’u) Sandrine Bonnaire’in (anne Gabrielle Duchesne) varlığı ile mutlu oluyoruz.

(05.02.2022)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Şerafettin Gür’ü Kaybettik

Sinemamızın önemli yapımcılarından Şerafettin Gür, 29 Ocak 2022 Cumartesi günü hayatını kaybetti. Gür, Kurbanlık Katil, Vesikalı Yarim, Ses, Pehlivan, Düttürü Dünya, Yoksul başta olmak üzere sinemamızın ünlü eserlerinin yapımcısı oldu. Birlikte çalıştığı yönetmenler arasında Lütfi Ömer Akad, Atıf Yılmaz, Zeki Ökten gibi önemli isimleri yer aldı. Yılmaz Güney’in sinemaya başlamasında büyük katkısı olmuştur. Gür’ün cenazesi, 30 Ocak 2022 Pazar günü Üsküdar Şakirin Camii’nde öğle vakti kılınacak cenaze namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Felâket Filmlerinin Usta Yönetmeni Dünyanın Başını Bir Kez Daha Belaya Sokuyor

Sinema tarihine geçmiş birbirinden görkemli filmlerde imzası bulunan yönetmen Roland Emmerich, Dünya’nın başını bir kez daha belaya sokacak. Emmerich, 04 Şubat’ta vizyona girecek Moonfall filmiyle seyircileri Ay’ın karanlık yüzüyle tanıştıracak. Ay’ın yörüngesinden çıkarak dünyaya doğru geldiğini fark eden bir grup bilim insanı bu büyük tehdit karşısında benzeri olmayan büyük bir mücadeleye başlıyor.

TRT Ortak Yapımı Klondike’a Sundance’den En İyi Yönetmen Ödülü

Sundance Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. ABD’nin Utah eyaletinde çevrimiçi yapılan festivalde, Klondike, festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde En İyi Yönetmen ödülüne layık görüldü. Uluslararası yarışma jürisi, Maryna Er Gorbach’a En İyi Yönetmen Ödülü’nü “titizlikle oluşturulmuş kadrajları, zarif hikâyesi ve oyuncuların titiz performanslarıyla izleyeni canlandıran bir film” gerekçesi ile verildiğini belirtti.

Diler Saraç’ı Kaybettik

Sinemamızın sevilen karakter oyuncularından Diler Saraç, 28 Ocak 2022 Cuma günü hayatını kaybetti. 1937 yılında İzmir’de doğan Saraç, 1962 yılında Ses Dergisi’nin artist yarışmasına katılarak oyunculuğa başladı, Aşka Karşı Gelinmez filmiyle sinemaya geçti. Pisi Pisi filmindeki rolüyle 13. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Kısmetin En Güzeli, Çocuk Hırsızı Cafer, Gümüş Gerdanlık, Makber, Bir Kadın Kayboldu, Kördüğüm, Cemil, Vurun Kahpeye, Kapıcılar Kralı, Baba Bizi Eversene, Memleketim, Yaz Bekarı gibi sinema filmlerinde rol aldı. Merhumeye tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Klondike, Sundance Film Festivali’nden En İyi Yönetmen Ödülü ile Döndü

Ukrayna – Türkiye yapımı Klondike filmi ilk gösterimini gerçekleştirdiği Sundance Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülü aldı; filmin yönetmeni Maryna Er Gorbach’ı En İyi Yönetmen ödülüne layık görüldü. Jüri gerekçeli kararını “Titizlikle oturtulmuş kadrajları, zarifçe örülmüş hikâyesi ve oyuncuların performansıyla izleyene hayat veren, dünya paramparça olurken yaptığımız seçimler hakkında bir film.” olarak açıkladı. Yönetmeni Gorbach ise konuşmasında ekibe, oyunculara, filmi destekleyen kurumlara, filmi izleyip yorumlar yazan seyircilere teşekkür ederken, Ukrayna’da yaşanan işgalin bitmesini ve hak ettikleri huzurlu günleri yaşamayı umduğunu da sözlerine ekledi.

Malazgirt 1071, 11 Şubat 2022’de Sinemalarda

Türklere Anadolu’yu vatan yapan 1071 Malazgirt savaşı tarihte ilk defa Malazgirt 1071: Bizans’ın Kıyameti adlı filmle beyazperdeye taşınıyor. 2506 Sinema ve TRT ortak yapımı olan baş yapıt, Bilal Kalyoncu ve Özgür Bakar’ın yönetmenliğinde Cengiz Coşkun, Vildan Atasever, Haluk Piyes, Caner Kurtaran, Hasan Küçükçetin, Ulaş İnan Torun, Edip Zeydan, Mehmet Çelik. Ali Düşenkalkar gibi usta oyuncuların varlığında hayat buldu. Çekimleri 7 hafta süren filmin, büyük bir çoğunluğu Konya’da kameraya alındı. CGV Mars Dağıtım aracılığı ile sinemaseverlerle buluşacak olan kostüme tarihi film, Türkiye’de alışılagelmiş tüm savaş filmleri algısını değiştirmeye geliyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2 / 3
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.