Malatya Perde Diyor

Bu yıl Malatya Büyükşehir Belediyesi ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla 10 – 14 Aralık 2021 tarihlerinde gerçekleşecek olan 10. Malatya Uluslararası Film Festivali tanıtım toplantısı Taksim Sofitel Otel’de yapıldı. Özlem Yıldız’ın sunduğu toplantıya çok sayıda ünlü isim, gazeteci ve iş dünyasından isimler katıldı. Aynı zamanda festival başkanı da olan Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, festivalin bu yılki temasını Aslantepe olarak açıkladı.

Malatya Perde Diyor yazısına devam et

Elif Ana Filminden İlk Kareler

Yönetmen koltuğunda Semir Aslanyürek ve Kazım Öz’ün oturduğu Elif Ana filminin çekimleri Elif Ana’nın doğup büyüdüğü topraklarda, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde Ali Sürmeli, Sermiyan Midyat ve Muhlis Asan’ın sahneleriyle başladı. Müziklerini Erkan Oğur’un yaptığı filmin oyuncu kadrosunda yer alan diğer sanatçılar arasında ise Aliye Uzunatağan, Cezmi Baskın, Rıza Sönmez, Necmettin Çobanoğlu, İlyas Salman, Füsun Demirel, Levent Üzümcü, Orhan Aydın, Turgay Tanülkü, Cansu Fırıncı, Metin Coşkun, Kazım Çarman, Tuğba Özay, Ökkeş Sevimli,  Vildan Maksuti ve Vedat Barjami gibi oyuncular bulunuyor.

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’ne Sayılı Günler Kaldı

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali bu yıl Hacı Bektaş-ı Veli anısına düzenleniyor. Ulusal ve uluslararası platformlarda büyük ilgi gören festivale dünyanın dört bir yanından başvurular geldi. 50 ülkeden 448 film 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’ne başvurdu. Bu yıl Mommo: Kız Kardeşim, Meryem, Arama Moturu, Kar Kırmızı, Ah Yalan Dünyada: Neşet Ertaş belgeseli gibi filmleri ile ulusal ve uluslararası film festivallerinden çeşitli ödüller almış yönetmen Atalay Taşdiken’in başkanlığını üstlendiği jüride; Gürcü yönetmen Giorge Ovashvili, Kosovalı yönetmen Isa Qosja, Oyuncu Serdar Orçin ile Prof. Dr. Eda Nazlı Noyan yer alıyor.

Wes Anderson’dan Sevgilerle

Çağdaş sinemanın ayrıksı yaratıcılarından Wes Anderson filmlerini tek bir karesinden tanırız. 2014 yapımı ‘Büyük Budapeşte Oteli / The Grand Budapest Hotel’, Amerikalı sinemacının Avusturyalı yazar Stephen Zweig’a yazdığı bir aşk mektubudur. Pandemi nedeniyle gecikmeli olarak bu yıl Cannes’da prömiyerini yapmış olan son filmi ‘Fransız Postası / The French Dispatch of The Liberty, Kansas Evening Sun’ onun hayranı olduğu ‘The New Yorker’ dergisi editör ve yazarlarına ithaf ettiği bir film.

Lise yıllarından beri cilt cilt topladığı bu kült dergi külliyatından esinlenerek yarattığı hikâyeler, filmde Kansas orijinli derginin Fransa’daki yerleşik bürosunda görevli gurbetçi Amerikan gazetecilerinin kaleminden çıkıyor. New Yorker’ın efsanevi kurucusu Harold Ross’dan esinlenmiş editörü (Bill Murray) etrafında toplanmış bir avuç gazeteci 60’lı yıllar Fransa’sının hayali Ennui-sur- Blasé kasabasında bir araya geliyor. Böylece Anderson’ın büyük hayranlık duyduğu Fransız sineması üzerine bir film yaratma arzusuna da hizmet etmiş oluyorlar.

Angelica Huston’ın dış sesi üzerinden, eski usül gazeteciliğe saygı duruşunda bulunan 3 ayrı öykü izliyoruz. Tilda Swinton’ın canlandırdığı sanat muhabirinin bizlere aktardığı ilk öyküde, bir anlık sinirle iki barmenin kafasını et testeresi ile koparmış 50 yıla mahkûm tutuklu (Benicio del Toro) ile otoriter cezaevi-tımarhane gardiyanının (Léa Seydoux) tutkulu aşk hikâyesini anlatıyor. Bu sevdanın meyvesi olarak delibozuk mahkum Moses Rosenthaler’in elinden çıkma avangard tablolar ile hapishane duvarlarını süsleyen freskler, düzenbaz sanat simsarının (Adrien Brody) iştahını kabartıyor.

İkinci öykü 1968 Mart ayında dünyayı ayağa kaldırmış ünlü öğrenci olayları sırasında geçiyor. Orta yaşlı gazeteci Lucinda Krementz (Frances McDormand) protestocu öğrencilerle birlikte barikatlarda olan biteni kaleme alırken, aile dostu genç aktivist Zeffirelli (Timothée Chalamet) ile yatağa giriveriyor. James Baldwin’den esinlenmiş siyahi eşcinsel gazetecinin (Jeffrey Wright) bir televizyon şovunda kaynağını aktardığı makalesi ise tuhaf bir çocuk kaçırma hikâyesi üzerinedir. Anderson deli dolu bir takip üzerine kurduğu bu bölümde anlatısına animasyonu da ekliyor ve tadından yenmez bir seyir keyfi sunuyor.

Bu kısa özetin haricinde her karesi, hatta her karenin her bir köşesi, her köşenin her bir objesi türlü inceliklerle yüklü bir görsel şölen ‘Fransız Postası’. Anderson Fransız sinema tarihinin ünlü yönetmenlerine ve Fransız Yeni Dalgası’nın efsanevi isimlerine bir saygı duruşunda bulunuyor. Sıklıkla siyah-beyaz kare ekran kullanıyor. Öğrenci toplantılarında ekran bir ara geniş formata geçiyor. Belli objeleri, belli bakışları vurgulamak üzere rengi kullanıyor. Üstyazı ile verdiği Fransızca diyalogları İngilizce dilinde yanıtlarla karıştırmayı seviyor. Bir ressamın fırça darbeleri misali görüntüleri düzenliyor, büyük orkestrayı ustalıkla yönetiyor.

Bir bölümünü öykücükleri aktarırken parantez içinde belirttiğim sayısız yetenekli oyuncuyu eserine ortak ediyor. Onlar da belli ki bir Anderson filminde yer almaktan hayli keyifliler. Ağırlıklı roller dışında, bisikletli gazetecide (yönetmenin daha önce çok çalıştığı yakın dostu) Owen Wilson, polis komiserinde Mathieu Amalric, çocuk kaçıran şöförde Edward Norton, karakoldaki fahişede Saoirse Ronan, azılı suçlu Abacus’de Willem Dafoe, talk show sunucusunda Liev Schreiber, akşam yemeğine davetli konukta Christoph Waltz, muhabirlerde Elizabeth Moss, Jason Schwartzmann ve gözden kaçan irili ufaklı bir dolu ünlü oyuncu adeta resmi geçit yapıyor.

‘Fransız Postası’ has sanatsevere mutluluk veren ve ayrıntılar üzerine yoğunlaşmak için yeniden görme arzusu uyandıran o muhteşem işlerden. Bu yazıyı bir aperitif olarak düşünelim. Lezzetli Anderson menüsünü tatmak üzere tüm sinefilleri sinema salonlarına davet edelim.

(05 Aralık 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Ferhan Baran Yazıyor: Barok’tan Caz’a Bir Çığlık

‘Spencer’, Prenses Diana’nın evlenmeden önceki aile soyadı. ‘Gerçek bir trajediden yola çıkmış bir masal’ ibaresiyle açılan Pablo Larraín imzalı aynı adı taşıyan film, kısa yaşamı gerek belgesel gerekse kurgu olarak daha önce birçok film ve diziye ilham vermiş olan 1997 yılında talihsiz bir araba kazası sonucunda aramızdan ayrılmış mahzun prensesin hayatından 3 günü ele alıyor. Şilili usta sinemacı 2016 yapımı ‘Jackie’de denediği gibi … Devamı… »

7. Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Kazananlar Belli Oldu

22 – 27 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen 7. Alemlere Rahmet Kısa Film Festivali’nin dün akşam (27 Kasım) Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan ödül töreninde kazanan isimler belli oldu. Pandemi kurallarına uygun gerçekleştirilen festivalin ödül törenine T. C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Siyer Vakfı Başkanı Muhammed Emir Yıldırım, sponsor kuruluşlar, film ekipleri, basın mensupları ve davetliler katıldı.

  • Basın Bülteni
  • Ödül törenini izlemek için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

7. Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Kazananlar Belli Oldu yazısına devam et

Kan, Ateş ve Motor Yağı

Cannes Film Festivali’nden sürpriz bir Altın Palmiye ile dönen ‘Titane’ yılın en tartışmalı filmlerinden. Julia Ducournau’nun kısa filmografisini takip etmiş bir yazar olarak çok da şaşırdım diyemem. Fransızların ünlü sinema okulu La Fémis mezunu yönetmen, bundan 10 yıl önce yine Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde gösterilmiş olan ‘Junior’ ile dikkatleri çekmişti. Ebeveynleri doktor olan sinemacı (anne jinekolog, baba dermatolog), 13 yaşındaki Justine’in büyüme öyküsünü bir yılanın deri değiştirmesiyle parallellikler kurarak anlattığı kısa metrajında, beden değişimi konusuna ilgisini ortaya koymuştu. 2016 yapımı ‘Çiğ /Raw’ (Fransızca özgün adıyla ‘Grave’) geldi ardından. David Cronenberg hayranlığı doğrultusunda beden deformasyonu ve araba kazaları ilgisine ‘yamyamlık’ temasını ekliyordu bu filmle.

Ürkütücü ve hayli ses getiren bu filmin ardından herkes bir devam filmi bekledi. Ancak 37 yaşındaki yönetmenin zengin imgelemi coşkun fantezilerle yüklüydü. Bunun şimdilik son dışavurumu olan ‘Titane’ nedenini nasılını pek de sormanıza izin vermeyen bir tuhaflıklar silsilesini beyazperdeye taşıyor. ‘Raw’da olduğu gibi yine bir araba kazası ile açılıyor film. Arka koltukta yaptıklarıyla arabayı süren huysuz babasını çileden çıkaran küçük Alexia kazaya neden oluyor. Ölümden kurtuluyor ama başına aldığı darbe ciddidir. Parçalanan kafatasını tutan titanyumdan metal bir plaka ile yaşamak zorundadır bundan böyle. Bu onu arabalardan uzaklaştırmayacak, aksine hastane çıkışında babasının arabasını kucaklayarak sevgisini ifade edecektir.

30’lu yaşlarında araba tanıtım şovlarının erotik dansçısıdır Alexia. Yarı çıplak platin kostümü, file çorapları ve yüksek topuklarıyla parlak metalin üzerinde şehvetle dansını icra ederken kendisini izleyen erkek güruhunun arzularını kamçılar. Ancak doktorların ebeveynini uyardığı üzere kafasındaki madeni plakanın sebep olacağı nörolojik bozukluklara da hazır olunmalıdır. Erkekler yerine -sıkı durun- gösterişli Cadillac ile çiftleşmeyi tercih eden genç kadın, kendisinden daha fazlasını talep eden karşı cinsten bir hayranını ucu sivri saç tutacağı ile öldürdükten sonra, cinsiyet gözetmeden canını sıkan herkesi vahşi biçimlerde katletmeye hazır bir seri katile dönüşecektir.

İş zıvanadan çıktığında peşindeki kurtuluşun kimlik değiştirmekten geçtiğini düşünür. Saçını keser, kaşlarını tıraş eder, bir motel evyesinde burnunu kırar ve 10 yıl önce kaybolmuş şimdilerde 17 yaşında olması gereken Adrien Legrand’ın kimliğine bürünmeyi dener. Alexia’nın sansasyonel öyküsü bu noktadan itibaren başka bir boyut kazanacaktır. Oğlanın babası (her zamanki formunda bir Vincent Lindon) yıllar sonra karşısına çıkan cinsiyeti kuşkulu tuhaf genci her ne olursa olsun evladı olarak kabul etmeye hazırdır. Karşılıksız, şartsız sevgi karşısında şaşkınlığa düşen ama kabullenmekte gecikmeyen Alexia kadınlığını, Cadillac’tan hamile kaldığı ve ne kadar uğraşsa da kurtulamadığı hamileliğini vücudunu bantlamak suretiyle ne kadar gizleyebilecektir.

Ducournau’nun kafasında gelişen bu çılgın hikâye onun beden deformasyonu, ruh üşümesi ve kimlikler arası geçişler benzeri temaları üzerinde serbest vezin sörfüne aracı olmuş. Cronenberg etkisi çok hakim. Claire Denis’in ‘Beau Travail’daki heteronormal düzeni kurcaladığı, kaslı itfaiyecilerin birlikte azdığı bir dans sekansı eklemeyi de unutmamış. Adeta bir Frankeştayn öyküsü düzleminde şok edici anları artarda sıralarken ‘Raw’da da birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Belçikalı Ruben Impens’in maharetli işçiliği büyük destekçisi olmuş. Amerikalı Jim Williams’ın filmi sarmalayan tekinsiz müzik çalışması, ayrı telden çalan pop, rock, klasik parçalarla çeşitlendirilmiş. ‘Raw’un finaline yakın şok edici yamyamlık sekansı öncesinde Nada’nın ünlü ‘Ma Che Freddo Fa’sını kullanmış olan Ducournau, ‘Titane’da 90’ların popüler şarkısı ‘Macarena’ ile kalp masajı yaptırıyor. Lindon ile Alexia’ya etiyle kanıyla can vermiş yeni keşfi Agathe Rousselle’in koşulsuz sevgilerine J. S. Bach’ın ‘Matthäus Passion’undan koral bir bölüm eşlik ediyor. Peki tüm bu kafa karışıklığı ve ses-görüntü-imge bombardımanından geriye ne kalıyor. ‘Titane’ adındaki bu kan, ter, ateş ve motor yağı kokteyli Spike Lee başkanlığındaki Cannes jürisince en iyi film olarak seçilmiş olsa da, benim için iyi kotarılmış çılgın bir B Filmi’nden fazlası etmiyor.

(04 Aralık 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

11. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali Başladı

11. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, dün akşam yapılan açılış töreniyle başladı. Hakan Bilgin ve Pınar Altuğ’un sunduğu gecede festival başkanı Adem Sözüer ve festival koordinatörü Bengi Semerci yaptıkları konuşmalarda Adalet kavramına vurgu yaptılar. Festival kapsamında adalet kavramına odaklı filmlerinden oluşan film gösterim seçkilerinin yanı sıra Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması ve Kısa Metraj Film Yarışması yapılacak.

  • Açılıştan görüntüler için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

11. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali Başladı yazısına devam et

12. Sinepark Kısa Film Festivali

12. Sinepark Kısa Film Festivali, 02 – 08 Mayıs 2022 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Festival kapsamında düzenlenecek olan Sinepark Kısa Film Yarışması’nın son başvuru tarihi 15 Ocak 2022 olarak belirlendi. Genç sinemacıları ülkemizde son yıllarda canlanan tür sinemasına teşvik etmek ve destek olabilmek amacıyla 2007 yılından bu yana toplam 10 kez yapıldı. Yarışmaya katılacak kısa filmler, 16 Ocak – 20 Şubat 2022 tarihleri arasında Galatasaray Üniversitesi İletişim Kulübü’nün görevlendireceği ve sinema ana bilim dalı akademisyenlerinden oluşan ön kurul tarafından değerlendirilecek ve yarışmaya katılmaya hak kazanan kısa filmler belirlenecek.

12. Sinepark Kısa Film Festivali yazısına devam et

TAYF Uluslararası Kısa Film Festivali

TAYF Uluslararası Kısa Film Festivali, İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından 24 – 27 Şubat 2022 tarihleri arasında düzenleniyor. Festivalin amacı, kısa film yaratıcılarını teşvik etmek ve sinema sanatının yapı taşı olan kısa filmlerin görünürlüğünü artırmak olarak belirlendi. Festival kapsamında gerçekleştirilecek Kısa Film Yarışması’na 05 Ocak 2022 tarihine kadar başvurulabilecek. Jüri başkanlığını Cemal Okan’ın yapacağı yarışma jürisi Derviş Zaim, Bade İşçil, Yüksel Aksu, Ercan Kesal, Gizem Pamukçu, Menderes Samancılar, Yurdaer Okur, Füsun Korkmaz ve Zekeriya Kurtuluş gibi tanınmış isimlerden oluşuyor.

TAYF Uluslararası Kısa Film Festivali yazısına devam et

Sinemalarda Aykut Enişte Eğlencesi İçin Son 1 Hafta

Sinema seyircisinin hasretle beklediği Aykut Enişte 2 vizyona girmek için gün sayıyor. Yapımını BKM’nin üstlendiği, yönetmeliğini Onur Bilgetay’ın yaptığı Aykut Enişte 2, 03 Aralık Cuma günü sinema salonlarındaki yerini alacak ve şenlikli bir eğlence başlayacak. Fragmanları ile büyük ilgi gören Aykut Enişte’nin yeni macerasında Gülşah’la evlenmek için gün sayan Aykut, Atabeyoğlu Ailesi’nin hayırsız damadı ve müstakbel bacanağı Talat’ın ortaya çıkması ile kendini istemediği bir maceranın ortasında buluyor. Aykut Enişte 2 filminin oyuncuları Cem Gelinoğlu, Melis Babadağ, Hakan Yılmaz ve Mekin Sezer, filmin gösterime girmesine bir hafta kala heyecanlarını paylaştı.

Haliç Goldenhorn Uluslararası Film Festivali’nin Finalistleri Açıklandı

Fotofilm tarafından 01 – 05 Aralık 2021 tarihleri arasında düzenlenecek olan Haliç GoldenHorn Uluslararası Film Festivali’nin finalistleri açıklandı. Fotofilm tarafından Türkiye ve Dünya sinemasına yeni kazandırılan Haliç GoldenHorn Uluslararası Film Festivali ilk gösterimlerini çevrimiçi yapılacak. 20 ülkeden yapılan başvurulardan seçici kurulun seçtiği kurmaca uzun metraj, kurmaca kısa film, belgesel uzun metraj, belgesel kısa film ve animasyon kısa filmden oluşan 40 filmlik seçki, 01 – 05 Aralık 2021 tarihlerinde festival sayfası www.halicgoldenhorn.org’dan izlenebilecek. Ön jüri üyeleri, Özkan Binol, Zehra Karadağ ve Nalan Barbarasoğlu’ndan oluşturuldu.

Kaya Olgar’ı Kaybettik

Manken, foto model ve oyuncu Kaya Olgar, 26 Kasım 2021 Cuma günü hayatını kaybetti. Merhamet, Yalnızlar, Çılgın Bediş, Arka Sokaklar, Kavanozdaki Adam, Yedi Numara, Gurur, Nilgün ve Gelinlik Kız adlı TV dizilerinde rol alan Kaya Olgar’ın bir de Balkan Balkan adlı sinema filmi var. 22 senedir Muğla – Köyceğiz Yeşilköy’de yaşayan Olgar’ın cenazesi, bugün Yeşilköy Camii’nde öğle vakti kılınan cenaze namazını müteakip Yeşilköy Mezarlığı’nda toprağa verildi. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.