Kan, Ateş ve Motor Yağı

Cannes Film Festivali’nden sürpriz bir Altın Palmiye ile dönen ‘Titane’ yılın en tartışmalı filmlerinden. Julia Ducournau’nun kısa filmografisini takip etmiş bir yazar olarak çok da şaşırdım diyemem. Fransızların ünlü sinema okulu La Fémis mezunu yönetmen, bundan 10 yıl önce yine Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde gösterilmiş olan ‘Junior’ ile dikkatleri çekmişti. Ebeveynleri doktor olan sinemacı (anne jinekolog, baba dermatolog), 13 yaşındaki Justine’in büyüme öyküsünü bir yılanın deri değiştirmesiyle parallellikler kurarak anlattığı kısa metrajında, beden değişimi konusuna ilgisini ortaya koymuştu. 2016 yapımı ‘Çiğ /Raw’ (Fransızca özgün adıyla ‘Grave’) geldi ardından. David Cronenberg hayranlığı doğrultusunda beden deformasyonu ve araba kazaları ilgisine ‘yamyamlık’ temasını ekliyordu bu filmle.

Ürkütücü ve hayli ses getiren bu filmin ardından herkes bir devam filmi bekledi. Ancak 37 yaşındaki yönetmenin zengin imgelemi coşkun fantezilerle yüklüydü. Bunun şimdilik son dışavurumu olan ‘Titane’ nedenini nasılını pek de sormanıza izin vermeyen bir tuhaflıklar silsilesini beyazperdeye taşıyor. ‘Raw’da olduğu gibi yine bir araba kazası ile açılıyor film. Arka koltukta yaptıklarıyla arabayı süren huysuz babasını çileden çıkaran küçük Alexia kazaya neden oluyor. Ölümden kurtuluyor ama başına aldığı darbe ciddidir. Parçalanan kafatasını tutan titanyumdan metal bir plaka ile yaşamak zorundadır bundan böyle. Bu onu arabalardan uzaklaştırmayacak, aksine hastane çıkışında babasının arabasını kucaklayarak sevgisini ifade edecektir.

30’lu yaşlarında araba tanıtım şovlarının erotik dansçısıdır Alexia. Yarı çıplak platin kostümü, file çorapları ve yüksek topuklarıyla parlak metalin üzerinde şehvetle dansını icra ederken kendisini izleyen erkek güruhunun arzularını kamçılar. Ancak doktorların ebeveynini uyardığı üzere kafasındaki madeni plakanın sebep olacağı nörolojik bozukluklara da hazır olunmalıdır. Erkekler yerine -sıkı durun- gösterişli Cadillac ile çiftleşmeyi tercih eden genç kadın, kendisinden daha fazlasını talep eden karşı cinsten bir hayranını ucu sivri saç tutacağı ile öldürdükten sonra, cinsiyet gözetmeden canını sıkan herkesi vahşi biçimlerde katletmeye hazır bir seri katile dönüşecektir.

İş zıvanadan çıktığında peşindeki kurtuluşun kimlik değiştirmekten geçtiğini düşünür. Saçını keser, kaşlarını tıraş eder, bir motel evyesinde burnunu kırar ve 10 yıl önce kaybolmuş şimdilerde 17 yaşında olması gereken Adrien Legrand’ın kimliğine bürünmeyi dener. Alexia’nın sansasyonel öyküsü bu noktadan itibaren başka bir boyut kazanacaktır. Oğlanın babası (her zamanki formunda bir Vincent Lindon) yıllar sonra karşısına çıkan cinsiyeti kuşkulu tuhaf genci her ne olursa olsun evladı olarak kabul etmeye hazırdır. Karşılıksız, şartsız sevgi karşısında şaşkınlığa düşen ama kabullenmekte gecikmeyen Alexia kadınlığını, Cadillac’tan hamile kaldığı ve ne kadar uğraşsa da kurtulamadığı hamileliğini vücudunu bantlamak suretiyle ne kadar gizleyebilecektir.

Ducournau’nun kafasında gelişen bu çılgın hikâye onun beden deformasyonu, ruh üşümesi ve kimlikler arası geçişler benzeri temaları üzerinde serbest vezin sörfüne aracı olmuş. Cronenberg etkisi çok hakim. Claire Denis’in ‘Beau Travail’daki heteronormal düzeni kurcaladığı, kaslı itfaiyecilerin birlikte azdığı bir dans sekansı eklemeyi de unutmamış. Adeta bir Frankeştayn öyküsü düzleminde şok edici anları artarda sıralarken ‘Raw’da da birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Belçikalı Ruben Impens’in maharetli işçiliği büyük destekçisi olmuş. Amerikalı Jim Williams’ın filmi sarmalayan tekinsiz müzik çalışması, ayrı telden çalan pop, rock, klasik parçalarla çeşitlendirilmiş. ‘Raw’un finaline yakın şok edici yamyamlık sekansı öncesinde Nada’nın ünlü ‘Ma Che Freddo Fa’sını kullanmış olan Ducournau, ‘Titane’da 90’ların popüler şarkısı ‘Macarena’ ile kalp masajı yaptırıyor. Lindon ile Alexia’ya etiyle kanıyla can vermiş yeni keşfi Agathe Rousselle’in koşulsuz sevgilerine J. S. Bach’ın ‘Matthäus Passion’undan koral bir bölüm eşlik ediyor. Peki tüm bu kafa karışıklığı ve ses-görüntü-imge bombardımanından geriye ne kalıyor. ‘Titane’ adındaki bu kan, ter, ateş ve motor yağı kokteyli Spike Lee başkanlığındaki Cannes jürisince en iyi film olarak seçilmiş olsa da, benim için iyi kotarılmış çılgın bir B Filmi’nden fazlası etmiyor.

(04 Aralık 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir