Rotary Örsçelik Balkan Kısa Film Yarışması 2022

Rotary Örsçelik Balkan Kısa Film Yarışması 2022, Kızlarımız “Yarınlarımız” mottosuyla gerçekleştiriliyor. Yarışmaya son başvuru tarihi 25 Mart 2022 olarak belirlendi. Rotary 2420. Bölge tarafından düzenlenen yarışmada birinci olacak kısa filme 10.000 TL, ikinci olacak filme 5.000 TL, üçüncü olacak filme 3.000 TL. para ödülü verilecek. Yarışmada ayrıca Örsçelik Balkan Jüri Özel Ödülü ve Kısa Film Yönetmenleri Derneği Özel Ödülü kategorileri var. Rotary Örsçelik Balkan Kısa Film Yarışması 2022′ye katılım koşulları ve diğer detaylar için yarışmanın resmi web sitesi rkf.rotary2420.org adlı web sitesinden bilgi alınabiliyor.

Rotary Örsçelik Balkan Kısa Film Yarışması 2022 yazısına devam et

Özgürlük Zor Zanaat

Bir aşk filmi ‘Dünyanın En Kötü İnsanı / Verdens Verste Menneske’ adını taşır mı? Joachim Trier ana karakteri Julie’nin yaşam öyküsünden yola çıktığı beşinci uzun metrajında ironi yapmak istemiş.

Bir roman yapısında 12 bölümden oluşan anlatının prolog safhasında dış ses bizlere Julie’yi anlatır: Liseden mükemmel bir ortalamayla mezun olmuş, yüksek matematik ve fen becerileriyle tıp doktorluğunu seçmiştir. Cerrah olacaktır. Seçtiği dalın teknik bir iş, bir nevi marangozluk olduğunu idrak ettiğinde, insan ruhunu ve içsel duyguları daha çok önemsediğini keşfeder. Psikiyatri okuyacaktır. Hayatın hızı onu yormuştur. Gerçek hayatı ne zaman başlayacaktır? Daha sonra fotoğrafçı olmaya karar verdiğinde bir kitabevinde geçici olarak iş bulmuştur bile.

Yoğun bir varoluş bunalımı yaşayan genç kadının kimlik arayışı sürecinde karşı cinsten türlü beraberlikleri olur. Kendinden 10 küsur yaş büyük saygın çizgi roman yazarına aşık olduğunda yelkenleri suya indirecek gibidir. Görmüş geçirmiş Aksel hayatının yeni döneminde bir aile kurmayı, çocuk sahibi olmayı arzulamaktadır. Oysa Julie’nin mutlu aile tablosu öncesinde bir şeyler yapma isteği baskındır. Ne istediğini tam olarak keşfedememiş ancak nasıl bir hayat istemediğini çok iyi sezen genç kadın, onu kendini ‘dünyanın en kötü insanı’ hissettirecek kadar yargısız bir biçimde kabullenen Aksel’den ayrılarak yeni bir partnerle yaşamında yeni bir sayfa açarken zaman acımasız bir şekilde akmaya devam etmektedir.

Yönetmen Joachim Trier’i, yakın dostu yazar / yönetmen Eskil Vogt ile çektiği ilk filmlerinden beri ilgiyle izliyoruz. Norveçli usta sinemacının 2007 yılı İstanbul Film Festivali’nde ‘Altın Lale’ ödülünü kazandığı ilk uzun metrajı ‘Tekrar / Reprise’, eserlerini yayınlatmak için uğraşan iki genç yazarın dostluğun çetin sınavı, hırs ve kişinin sınırlarını keşfetmesi üzerinedir. 2011 yapımı ‘Oslo, 31 Ağustos’, hayatın umut dolu gençlik evresinin ardından 30’lu yaşlarını süren başka bir yazın adamının hayal kırıklıklarını anlatır. Varoluşçu krizin tüm safhalarını yalın bir dille öyküleyen film, eski hayat ve eski dostlarla hesaplaşma üzerine kuruludur.

Daha sonra İngilizce dilinde iki film çeken Trier, ‘Sessiz Çığlık / Louder than Bombs’ da New York’lu bir ailenin iletişim sorunlarına eğilir. ‘Thelma’ ise sanatçının doğaüstüne ve bilim-kurgu alanına ilk kez el attığı bir önceki çalışmasıdır. Sanatçı ‘Dünyanın En Kötü İnsanı’ ile doğup büyüdüğü Oslo kentine ve gözde temalarına dönüş yapıyor. Zaman onun filmlerinde de hızla akıp geçiyor. İlk iki filmin gelecek umutları taşıyan ve hayal kırıklıkları ile boğuşan genç yazın kişiliklerini canlandırmış olan usta oyuncu (aynı zamanda tıp doktoru) Anders Danielsen Lie’yi son filmine orta yaşlardaki çizgi roman sanatçısı Aksel olarak taşımış.

Cannes Film Festivali’nden hakkıyla kazandığı en iyi kadın oyuncu ödülüyle dönmüş olan genç yetenek Renate Reinsve’yi merkeze almış gerçi. Hiç bir şeyin sonunu getirememekten, kariyer ve ilişkiler alanında daldan dala atlayan Julie’nin hayli duygusal ancak pek de romantik olmayan serüveni ön planda. Danielsen Lie’nin yüzü ise bizlere Trier filmlerinin ana meselelerinden zamanı ve zamanın geçişini hatırlatıyor. Yönetmen ile aynı yaşlarda olan ve bir nevi Trier ve senaryo yazarı Vogt’un alter egosu olarak düşünebileceğimiz Aksel karakterinin duyumsadıklarından, belki de daha yakın bir kuşaktan geldiğim için daha fazla etkilendim diyebilirim. Üretimin objeler aracılığıyla yayıldığı bir çağda büyüdüğünden dem vuruyor Aksel. Kitaplar, çizgi romanlar, plaklar, plakçı dükkanlarından söz ediyor. Biriktirmenin mutluluk verdiği yıllardan, şimdi kimselerin umursamadığı kayıp anılardan dem vuruyor. Ölümünden sonra eserleriyle yaşamak yerine, an’da evinde sevdiği ile yaşamak istediğini söylüyor.

Fransız Yeni Dalga esintileriyle başlayan film, caz tınıları eşliğinde serbest vezin bir Woody Allen filmi benzeri akışını sürdürüyor. Temel varoluş meselesinin yanı sıra, en karanlık duygularını sanat yoluyla ifade etmek isteyen sanatçının özgürlük hakkını tartışıyor. Aşk, cinsellik, birliktelik, annelik, ebeveynlik, kariyer, duygusallık ve entelektüellik meselelerini neşter altına yatırıyor. İklim krizi ve dünyayı felaketin eşiğine sürükleyen çevre sorunları karşısında Batı toplumlarına özgü suçluluk duygusu ile dalgasını geçiyor. Julie’nin daha genç partneri Eivind karakterini canlandıran Norveçli yetenekli güldürü oyuncusu Herbert Nordrum’un da büyük katkısıyla gelişen komik anlar ile hüzünlü gelişmeler birbirine karışıyor. Ancak hayat da böyle değil mi zaten. Aşk, mutluluk, keder ve ölüm aynı potada deneyimlenmiyor mu?

(20 Kasım 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

32. Ankara Film Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu

32. Ankara Film Festivali’nin heyecanla beklenen ödülleri sahiplerini buldu. Kapanış töreninde Ulusal Uzun, Belgesel ve Kısa Film Yarışmaları’nın kazananları açıklandı. Ulusal Uzun Film Yarışması’nda En İyi Film Ödülü Emre Kayiş’in Anadolu Leoparı filmine verilirken, En İyi Yönetmen Ödülü Çatlak filmiyle Fikret Reyhan’a, Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü ise Çağıl Bocut’un yönettiği Sardunya filmine verildi.

  • Basın Bülteni
  • Ödül Töreni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

32. Ankara Film Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu yazısına devam et