My Hero Academia The Movie: World Heroes’ Mission

Kenji Nagasaki’nin yönettiği ve Daiki Yamashita, Nobuhiko Okamoto, Yuki Kaji ile Tetsu Inada’nın oynadığı My Hero Academia The Movie: World Heroes’ Mission, 26 Kasım 2021’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla CGV Mars Dağıtım tarafından vizyona çıkarıldı.
Özgünlüklere karşıt bir terörist tarikatı, insanların güçlerinin çılgınca kontrolden çıkmasına neden olan bir gaz salarak bir şehri yok eder. Japonya’nın en cesur kahramanları tarikatın başındaki kişiyi bulmak ve onu adalete teslim etmek için dünyanın dört bir yanına dağılırlar. Endeavour’un ekibinin bir parçası olarak Deku, Bakugo ve Todoroki, Avrupa ülkesi Otheon’a seyahat eder.

Diz Kapağına Bir Kurşun

Cannes Film Festivali jüri ödülünü kazanan ‘Ahed’in Dizi / Ha’berech’, Nadav Lapid’in ülkesi ile yakıcı bir biçimde hesaplaşmasının öyküsü. İsrailli sinemacının kendi yirmili yaş deneyimlerinden yola çıkarak, yabancı bir ülkede yeni bir kimlik kazanmak, Fransa’da kök salmak için kendi dilinden ve kültüründen vazgeçmeye hazır genç adamın hikâyesi üzerinden ilerleyen Berlinale Altın Ayı ödüllü bir önceki yapıtı ‘Eş Anlamlılar / Synonymes’ ülkemizde de hayli ses getirmişti. Kimlik ve aidiyet sorununu ironik bir sinema diliyle beyazperdeye taşıyan yönetmen, Fransız Yeni Dalgası’nın tanınmış yapıtlarından Eric Rohmer filmi ‘Claire’in Dizi / Le Genou de Claire’ ile isim benzerliğinden başka bir ilgisi olmayan yeni filminde lâfını hiç esirgememiş.

Bardaktan boşanan yağmurun kameranın üzerine yağdığı bir Tel Aviv sabahında yeni filmi için seçmelerini sürdüren yönetmen Y, Lapid’in alter ego’su konumunda onun düşüncelerini bize aktarıyor. Film içinde filmin çıkış noktası, Filistinli aktivist Ahed Tamimi üzerine bir haber. Filistin’in en cesur kızı olarak adlandırılan Tamimi, çocuk yaşlardan itibaren darp edilen, hapse atılan aile bireyleri için direnişlere katılmış, 16 yaşındayken İsrailli bir askeri tokatladığı için ev hapsine alınmış bir aktivist. İsrail’deki Yahudi Evi Partisi’nden bir politikacının onun ‘en azından dizinden vurulması gerektiği, böylelikle ömür boyu ev hapsine mahkûm olacağını’ belirtiği rezil tweet’i üzerine bir film çekmeye karar veriyor Y.

Seçmeler sürerken Kültür Bakanlığı’nın daveti üzerine Berlin’de ödül kazanan filminin gösteriminde bulunmak üzere çölün ortasındaki küçük yerleşim merkezi olan Arava bölgesine gidiyor sinemacı. Sapir halk kütüphanesindeki gösterim için kendisini karşılayan bakanlığa bağlı görevli, yönetmenin büyük hayranıdır. Yakınlarda bir köyde büyümüş, kişisel ilgisi ve becerisiyle devlet katında yükselmiş Yahalom tarafından ağırlanan Y, baskıcı İsrail devletinden, sansür uygulamalarıyla sanatçıyı güdümüne alma gayretindeki kültür sanat birimlerinden intikam almak üzere, genç kadının hayranlığın sınırlarını zorlayan flörtöz yaklaşımını gözünün yaşına bakmadan kullanma yoluna gidecektir.

‘Ahed’in Dizi’ sert bir film. Yönetmen Y gençlik yıllarından başlayarak DNA’sına işlemiş baskıcı ve zorba devlet uygulamalarını nefretle haykırıyor. Geriye dönüşlerle Lübnan işgali sırasında Suriye – Lübnan sınırındaki travmatik askerlik deneyimlerine şahit oluyoruz. Kendi deyimiyle ‘olan biteni sessizce kabullenen İsrail halkının aptallığından zevk alır hale gelmesinden’ hicap duyuyor. Müthiş bir öfkesi var. Tel Aviv’li sanat çevresinden bir aileden gelmenin kibriyle esip savuruyor. Köyde yetişmiş, entelektüel bulmadığı ve burun kıvırdığı naif devlet görevlisine tepeden bakarken onu işbirlikçilikle itham ediyor. Arapların ruhunu sömüren, kendisine riayet etmeyen herkesi reddeden devlete ateş püskürüyor. Yeni kuşaklardan da bir o kadar umutsuz. Ancak yaralı bir hayvan gibi gözyaşı dökerken köklerine kopmaz bir bağla bağlı olduğunun da bilincinde. Hüznüne karışan öfkesi bundan.

Yönetmen Lapid alter ego’su aracılığıyla okları kendisine de yöneltiyor. Yüzümüze bir tokat gibi çarpan bildirisine, politik söylemine uygun bir estetik içinde sunuyor anlatısını. Otoyolda giden motosikletin tedirgin edici gürültüsü ile açılan film, alışılmadık kamera açıları, sağa sola, aşağı yukarı huzursuz panlarıyla yol alıyor. Ancak tüm kızgınlığı bir yana, Lapid’in güzel ülkesine ve yakınlarda ölümcül bir hastalıktan kaybettiği, önceki filmlerinin kurgucularından, oyun yazarı annesi Era Lapid’e içli bir veda mektubu ‘Ahed’in Dizi’. İki haftada yazılmış ve 18 günde çekilmiş bu çarpıcı filmi farklı duygularla izledim. Şaşırdım, etkilendim ve gıpta ettim. Kültür Bakanlığı destekli fonlara erişebilmek için suya sabuna dokunan meselelere pek fazla ilişmeyen, otosansürü gönüllü kabullenmiş bir çok sinemacımızı düşünerek hüzünlendim.

(11 Kasım 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Dün Gece Soho’da: Düşlerinin Götürdüğü Yer…

Her genç kızın rüyası, “Singer dikiş makinesi” olmuyor, ama her genç kız kendini ünlü, başarılı, mutlu hayal ediyor. Reklamdan yola çıkınca “genç kız” dedim, filmde de genç bir kız var, ama hayaller yaşlı genç, kadın erkek, köylü kentli hepimizin taşıyıcı gücü…

Yönetmen Edgar Wright, görselliği dorukta, sürükleyici bir film çıkarmış. Geçenlerde, okul yıllarından kalma bir notum geçti elime, “somut olmayan duygular filme aktarılamaz”… Yüz yıl öncesinin düşüncesiymiş. Her şeyi yapabilir, beyazperde aracılığıyla izlettirebilirsiniz. Yeter ki, isteyin ve ne istediğinizi bilin, ona göre de çalışın.

İngiltere’de, bir kasabada, moda tasarımcısı olmayı düşleyen Eloise, taşralı olmanın da etkisiyle okul arkadaşlarının arasına karışamaz. 60’lar modasına hayrandır zaten, düşlerini süsleyen de o dönemin ışıltılı hayatı olacaktır ister istemez.

Düşlerden doğan fantezi

Seyirci; bir yanıyla, yaşadığı mahcubiyetten kaynaklı olaylar nedeniyle mizah, bir yanıyla gece hayatının hareketliliğiyle doğru orantılı aksiyon, bir yanıyla da düşlerinden doğan fantezinin karışımıyla kendini filme kaptırıyor ve kendi düşlerinin gittiği yeri sorguluyor.

Tabii ki, her düş veya her düşbaz aynı son ile karşılaşmayacaktır. Kimi düşleriyle el ele yükselir kimiyse düşlerinin hüznünü yaşar. Eloise, o düşlediği yıllarda şarkıcılık yapmak amacıyla -kendisi gibi taşradan gelip çemberini kırmaya çalışan- Sandy ile kendini özdeşleştirir. Giderek düşten çıkıp gerçeğe ve buna dayalı olarak karabasana dönüşen olaylar dizisinde Yönetmen, ticari sinemanın beklentisine kapılınca şiddetin dozu yükseliyor.

Görsellik dorukta…

Eloise’in yeni yetme hayalleriyle kararları ve acemilikleri izleyicinin olduğu kadar film ekibinin de duygusunu aktarıyor. O nedenle de alabildiğine başarılı. Hatta öyle ki, kimi sahnelerde ne oyun(cuy)u ne mekânı ne de öykünün akışını hatırlıyorsunuz. Perdede yansıyan görsellik müthiş etkileyici, sürükleyici…

Kuyuya düşme, sinemacıların çok sevdiği bir trüktür, karanlık çeker filmdeki karakterleri ve gizem büyür. Dün Gece Soho’da da gizem büyüdükçe karanlık çekiyor izleyiciyi, ama dozu fazla geldi (bana). Sanki o görsel düzeyi yüksek düşlerle sürseydi, o heyecan yerini kâbusa bırakmasaydı, görselliğin değerlendirilmesinde ilk verilecek örnek filmlerden biri olurdu. Doğaldır ki, -en azından benim için- duygular belirleyici oluyor. Filmin ilk yarısını hiç unutmayacağım.

Dün Gece Soho’da (Last Night in Soho) (Mizah, Gerilim, Gizem, Aşk), Yönetmen: Edgar Wright; Senaryo: Krysty Wilson-Cairns, Edgar Wright; Oyuncular: Anya Taylor-Joy, Thomasin Harcourt McKenzie, Matt Smith, Terence Stamp, Diana Rigg, Rita Tushingham, Michael Ajao… 12 Kasım’dan başlayarak gösterimde…

(11 Kasım 2021)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com