Aşk Parça Parça Olduğunda / Geber Aşkım

Her filminde izleyicisini şaşırtan Lynne Ramsay’in geçtiğimiz yıl Cannes Altın Palmiye seçkisinde dünya prömiyerini yapan, sekiz yıllık aradan sonra çekmiş olduğu son filmi ‘Geber Aşkım / Die My Love’ önce sinemalarda ve MUBI’de eş zamanlı olarak gösterime giriyor.

Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in 2012’de yayımlanmış aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan yapımda mekân Fransız kırsalından ABD’ye taşınmış. Film, New York keşmekeşinden Montana’daki kır evine taşınan yeni evli bir çiftin, Grace (Jennifer Lawrence) ile Jackson’ın (Robert Pattinson) inişli çıkışlı arızalı ilişkileri üzerinden ilerliyor. Doğanın kucağında farklı bir yaşama yelken açmanın heyecanı içinde olan çiftimiz, oğlanın kendini vurmuş amcasından miras kalan orman içindeki evde bağımsız bir hayatın hayalini kurmuştur. Grace kuş cıvıltılarının ilhamıyla bir süredir yol alamadığı romanına konsantre olacak, Jackson da günlük işlerinden kalan zamanda vurmalı çalgılarıyla evin başka bir köşesinde özgürce müziğine yoğunlaşabilecektir.

Taşrada her yere ve her şeye uzak ev eskidir, yıpranmıştır ama genç çifte geniş bir özgürlük alanı sunar. Lakin hamile Grace bebeğini dünyaya getirdikten sonra içinden kolay kolay çıkamadığı bir rutin sarmalına girer. ‘Bir şey yapmayı istemekle yapmamayı istemek arasında kaldım’ diyerek dert yanan genç kadın, doğum sonrası depresyonla karışık bir yalnızlık bataklığına düşmekten kurtulamaz. Yakın kasabadaki işiyle gücüyle meşgul olan kocasıyla da uzaklaştığının farkındadır. Rutin canını iyice yakmaya başlamış, tutkular azalmış, şikâyetler artmış, küçük ve sakin yuvalarında kıskançlık ve nefret rüzgârları esmeye başlamıştır.

Ramsay, ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız / We Need to Talk About Kevin’ (2011) ya da bir önceki çalışması ‘Hiçbir Zaman Burada Değildin / You Were Never Really Here’ (2017) benzeri sert bir psikolojik kaynaktan yola çıkmış olmasına karşın Harwicz’in zaptı zor karanlık metnine alaycı bir mizah eklemiş. İskoçyalı auteur sinemacı, Arjantinli yazarın doğrusal olmayan anlatısı ile hayli uğraşmış, kariyeri boyunca izini sürdüğü saf sinema doğrultusunda dişi karakterin iç monologlarını kullanmamış. Grace’in psikozunu ya da derin hüznünü haklı çıkarmak gibi bir niyeti de yok. Filmin yalnızca doğum sonrası depresyonu üzerine olması gibi klişe bir tespite de itirazı var. Grace 6 aylık bebeğiyle uğraşırken özgürlük hayallerinden ve ideallerinden adım adım uzaklaştığını hissediyor. Bunun yanı sıra kocasına olan duygularının parça parça yok olmakta olduğunun dehşetle farkına varıyor. Ramsay gerçeklik ve hayal algıları birbirine karışan Grace’in çözülme ve yavaş yavaş deliliğe evrilme sürecini bir ressam, bir fotoğrafçı titizliğiyle gözlemliyor. Aşkın bitişini irdelerken Jackson ya da ailesini negatif karakterler olarak çizmekten özellikle kaçınıyor.

Başrolde nicedir özlediğimiz Lawrence, Altın Küre (Golden Globe) adayı olduğu etkileyici bir performans sunuyor. Pattinson’ın anne ile babasını, anılarımızı tazeleyen geçmişin önemli iki oyuncusu Sissy Spacek ve Nick Nolte üstlenmiş. Boşluktaki Grace’in hayal prensi esrarengiz yabancıda ise son dönemin yükselen siyahi aktörü LaKeith Stanfield’i izliyoruz. ‘Bu hikâyenin merkezinde aşkın karmaşıklığı ve zaman içinde nasıl değişip dönüşeceği var’ diyor Ramsay. Gerçek ile hayalin birbirine karıştığı gerçeküstü finale ise efsanevi rock grubu Joy Division’ın 80’li yıllardan yükselen ‘Aşk Bizi Parça Parça Edecek / Love Will Tear Us Apart’ tınıları eşlik ediyor.

(22 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi

Paribu Cineverse, başrollerinde Ralph Fiennes, Jack O’Connell ve Emma Laird’in yer aldığı korku – gerilim türündeki 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı için 14 Ocak Çarşamba günü ön gösterime ev sahipliği yaptı. Filmin Paribu Cineverse Kanyon’da gerçekleşen gösterimi, sinemaseverler ve korku türü tutkunları tarafından yoğun ilgi gördü. 28 Gün Sonra (2002) ve 28 Hafta Sonra (2007) filmlerini takip eden serinin bu yeni halkası, izleyicileri zombilerin ötesinde, hayatta kalan insanların yarattığı karanlık bir dünyaya davet etti. Film, serinin hayranları tarafından ilgiyle karşılandı.

28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Heyecanı Urla’da Yaşanacak

Sinemanın etkileyici anlatım gücü ile gastronominin derin kültürel köklerini birleştirerek, Türkiye’nin zengin mirasını uluslararası alana taşıyan Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) Urla destinasyonundaki festivalinde, katılımcıları birçok etkinlikle buluşturacak. Festival kapsamında Klazomenai Uluslararası Kısa Film Yarışması, Veri Gurmesi, Sine Sınıf, Gastro Sınıf, Açık Büfe B2B Buluşmaları, Açık Perde ve Komşu Sofra gibi çok özel etkinlikler gerçekleştirilecek.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Heyecanı Urla’da Yaşanacak yazısına devam et

Ünlü Oyuncu Scarlett Johansson, Müthiş Eleanor ile Bu Kez Yönetmen Koltuğuna Geçiyor

Bir Konuşabilse (Lost in Translation) ve Aşk (Her) gibi unutulmaz filmlerin yanı sıra Marriage Story ve Tavşan Jojo’daki (Jojo Rabbit) etkileyici performansıyla Oscar’a iki defa aday gösterilen Scarlett Johansson, dünya prömiyerini 2025 Cannes Film Festivali’nde yapan Müthiş Eleanor (Eleanor the Great) ile yönetmenliğe etkileyici bir başlangıç yapıyor. 96 yaşındaki usta oyuncu June Squibb’in performansıyla büyük beğeni topladığı filmin ABD dağıtımı Sony Pictures Classics’e ait. Büyük bir kaybın ardından Florida’dan New York’a taşınan 93 yaşındaki Eleanor, yeni hayatına uyum sağlamaya çalışırken tesadüfen katıldığı bir destek grubunda karmaşık bir sürecin içine girer.

Ünlü Oyuncu Scarlett Johansson, Müthiş Eleanor ile Bu Kez Yönetmen Koltuğuna Geçiyor yazısına devam et

Kıbrıs Türküsü

Özer Feyzioğlu’nun yönettiği ve Emre Bey, Almila Ada Çilsal, Macit Koper ile Barış Kıralioğlu’nun oynadığı Kıbrıs Türküsü, 27 Şubat 2026’da CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla Lacivert İstanbul Film tarafından vizyona çıkarıldı.
1957 senesinde Kıbrıs’ta EOKA örgütü şiddet kullanmaya başladığında Ali mütevazi bir hayat sürmektedir. Tek gayesi öğretmenlik mesleğini sürdürüp, şiir yazıp, günün birinde Aysel’le evlenmektir. Ancak Rumların yükselttiği şiddet, Ali’nin mutluluk arayışını bir kenara bırakıp, vatanını ve halkını korumak üzere silaha sarılmasına neden olur. Kıbrıs’ta kurulup Türkiye tarafından işler hale getirilen TMT, Ali’nin bilinçli bir savaşçı olmasını sağlar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Kıbrıs Türküsü yazısına devam et

Hikâyesiyle İz Bırakacak Ben Bir Yabancıydım (I Was a Stranger) Filminden Afiş ve Fragman Yayınlandı

Son derece insani bir hikâyeyi seyirciyle buluşturacak olan Ben Bir Yabancıydım (I Was A Stranger) filminden afiş ve fragman yayınlandı. Suriyeli bir doktorun, küçük kızıyla birlikte Halep’ten kaçmak zorunda kaldığı sırada verdiği bir karar, dört yabancının kaderini aynı noktada birleştirir. Oğlunu kurtarmaya çalışan bir kaçakçı, vicdanıyla mücadele eden bir asker, evini arayan bir şair, görev ve merhamet arasında kalmış olan bir Yunan sahil güvenlik kaptanı. Bu dört yabancının yolları, hayatta kalmanın belirsiz olduğu bir gece Akdeniz’de kesişir. Brandt Andersen’in yönettiği filmin baş rollerinde Yasmine Al Massri, Yahya Mahayni ve Omar Sy oynuyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Hikâyesiyle İz Bırakacak Ben Bir Yabancıydım (I Was a Stranger) Filminden Afiş ve Fragman Yayınlandı yazısına devam et

Primat / Primate: Çerezlik Tür Eğlencesi

Bu C sınıfı gençlik korku filminde çeşitli unsurlar bir araya getirilip yapıcı bir şekilde birleştirilmeye çalışılmış. Bu birleştirme kısmen başarı sağlasa da paradoksal olarak tüm olay örgüsünün en ilginç kısımlarını seyirciye veremiyor.

Çocukluğundan beri sağır ve dilsiz olan ve herkesle işaret diliyle iletişim kuran ünlü bir yazar ve primat araştırmacısı olan Adam (Troy Kotsur), işleri nedeniyle uzak kaldığı kızları Lucy (Johnny Sequoyah) ve Erin’i (Gia Hunter) Hawaii’de yaşadığı eve çağırır. Bu gözlerden uzak malikanede evin dışındaki büyük bir kafeste yaşayan “Ben” isminde şempanzede vardır. Kız kardeşler, tatil amacı ile yanlarında bazı arkadaşlarını da birlikte getirirler. Her şey yolunda giderken bir firavun faresinin şempanzeyi ısırıp ona kuduz bulaştırdığında evde kâbus dolu dakikalar başlar. Kuduz şempanzeyi hızla deliliğe sürükler ve evdeki herkesi tehdit etmeye başlar…

“Primate” filminin temel fikri, varoluşsal ve felsefi birçok temadan oluşturulmuş. Bu C sınıfı gençlik korku filminde çeşitli unsurlar bir araya getirilip yapıcı bir şekilde birleştirilmeye çalışılmış. Bu birleştirme kısmen başarı sağlasa da paradoksal olarak tüm olay örgüsünün en ilginç kısımlarını seyirciye veremiyor. Film insanlığın hayvansı yönünü araştırırken, zihinsel kontrol kaybının Kafkaesk dehşetiyle oynuyor ve olağanüstü koşullar altında ailenin anlamını sorguluyor. Ancak film, tıpkı başroldeki şempanzenin sudan kaçınması gibi, tematik derinlikten sürekli olarak kaçınıyor. Bunun yerine, “Primate” felsefi düşüncelerden çok şempanzenin insanların çenelerini ikiye ayırıp koparmasından kaynaklanan, doğrudan tür eğlencesine odaklanıyor.

Yönetmen, izleyiciye var olmayan bir derinlik sunmaya bile çalışmıyor. Anlatılan hikâyede, komik şakalar ve espriler yerine olay örgüsünün odak noktası olan şempanze Ben’in merak ve istek uyandıran şiddet ağırlıklı öldürmeye yönelik cinnet saldırı davranışları olmalıydı. Bunu gerçekçi bir şekilde perdeye yansıtamadığınızda işe yaramıyor. Beyni ve vücudu yok eden kuduz illeti bir şempanzeyi delirtebilir, gördüğü canlıya saldırıp öldürtebilir ama şempanze Ben’in hastalıktan daha ziyade beyni şeytan tarafından ele geçirilmiş gibi davranışlar sergilemesi hiç mantıklı durmuyor. Aslında daha açık belirtmek gerekirse yönetmen filmin absürtlüğünden zevk almış gibi görünüyor.

Başarısızlığın nedeni olan bu tür sade korku filmlerinde hikâye monotonlaşmaya başladığında genellikle gereksiz korku sahnelerine kan bulaştırılır. Bu durumda filme faydadan daha çok zarar verir. Korku filmlerinde gençlerin aşırılıkları, cehaletleri ergenlik sonrası demografiye çekici gelebilir ama genelde bu senaryo tutmuyor artık. Filmde kuduza yakalanmış olmasına rağmen Ben’in zekâsı o gençlerden daha iyi. Kuduz olmasına rağmen düşünebiliyor, bilinçli hareket edebiliyor ve hatta oyuncağı olan maymuncuk tableti ile oynayabiliyor. Bu durumda tamamen mantık dışı.

Filmde mantık dışı olan o kadar çok şey var ki. Hawaii’de gözlerden uzak, ormanın içinde, denize yakın her şeyi ile mükemmel, eksiği olmayan koskocaman bir malikane ama malikaneyi koruyan güvenlik yok, ortalığı derleyip toparlayan hizmetçisi yok, hastalansan bir yudum su verecek kimse yok! Lâfın kısası filmde mantık yok. Yapımcı – yönetmen, hedeflediği ergen kitlesine mantıkla işin yok, 88 dakika boyunca size sabun köpüğü kıvamında, çerezlik bir hikâye sunuyoruz izleyin işte diyorlar.

Dünyanın en güzel ve eşsiz adalarından birinde çekilen mekân muhteşem. Filme bir nebze olsa katkı sağlasa da hikâyenin bütününe etkisi çok az. Filmde kullanılan efektlerde iyiydi. Oyuncular fena değil. Yönetmen tarafından istenilen sınırlar içinde oyun sergilemişler. Filmin en iyileri sağır ve dilsiz işaret dili ile iletişim kuran oyuncular. Film mekân, efekt ve oyunculuklara rağmen hafızalarda kalıcı bir etki bırakmayıp, çabucak silinecek türden. Film, sadece korku meraklıları için!

(21 Ocak 2026)

Nusret Şen

Chopin Chopin!

Michal Kwiecinski’nin yönettiği ve Eryk Kulm, Josephine de La Baume, Victor Meutelet, Lambert Wilson, Theo Grundmann Brechet ile Przemyslaw Kowalski’nin oynadığı Chopin Chopin!, 20 Şubat 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Yönetmen filmde, dahi müzisyen Chopin’in Paris’teki yaşamını, parlayan yeteneğini ve hastalığıyla verdiği mücadeleyi enerjik ama dokunaklı, güzelbir hikâyeye dönüştürüyor. Döneminin en çok konuşulan ismi, değer yitiren Paris gecelerinin romantik figürü Chopin’in kanayan ciğerleri, ona günlerinin sayılı olduğunu hatırlatmaktadır. Chopin’in artık iki saplantısı kalmıştır: Müziği ve büyük aşkı George Sand.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Chopin Chopin! yazısına devam et

Lee Cronin’den Mumya (Lee Cronin’s the Mummy) Filminden Afiş ve Fragman Yayınlandı

Yazar ve yönetmen Lee Cronin, sinema tarihinin en ikonik korku hikâyelerinden birini yeniden beyazperdeye taşıyor. Lee Cronin’den Mumya (Lee Cronin’s The Mummy) filminden afiş ve tüyler ürpertici bir fragman internet ortamında yayına verildi. Film, TME Films dağıtımıyla 17 Nisan 2026 Cuma günü sinemaseverlerle buluşacak. Filmde bir gazetecinin küçük kızı, çölde iz bırakmadan kaybolur. Parçalanan aile, sekiz yıl sonra kızlarının aniden dönmesiyle sarsılır. Ancak beklenen bu kavuşma, kısa sürede yaşayan bir kâbusa dönüşür. Yayınlanan fragman, filmin sinemaseverlere uzun süre etkisinden çıkılamayacak bir korku deneyimi yaşatacağını gösteriyor.

  • Basın Bülteni: 1 / 2
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Lee Cronin’den Mumya (Lee Cronin’s the Mummy) Filminden Afiş ve Fragman Yayınlandı yazısına devam et

Stray Kids: The DominATE Deneyimi’nden İlk Fragman Yayınlandı

Dünya çapında bir K-Pop fenomeni olan Stray Kids’i ve dünya turnelerinden birindeki canlı performanslarını odağına alan, özel kamera arkası görüntüleri ve grupla yapılan samimi röportajlarla zenginleşen Stray Kids: The DominATE Deneyimi filminden ilk fragman yayınlandı. Paul Dugdale’in yönettiği epik konser filmi hayranlara hem sahnenin ön sırasından görkemli bir konser deneyimi, hem de favori gruplarına benzersiz bir erişim sunuyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Stray Kids: The DominATE Deneyimi’nden İlk Fragman Yayınlandı yazısına devam et

Şeytana Hizmet Etmek / Mephisto

‘Mephisto’yu 40 küsur sene önce İKSV festivalleri henüz ‘Uluslararası İstanbul Sinema Günleri’ başlığı altında düzenlenirken tarihi Emek Sineması’nda izlediğimi ve büyülendiğimi hatırlıyorum. Aradan geçen süre zarfında ikinci kez izleme bulamadığım István Szabó’nun 1981 tarihli başyapıtını, ‘Bir Film’in geçen yıl Ocak ayı başlarında düzenlemeye başladığı 11 filmden oluşan üç günlük film maratonunda, üstelik restore edilmiş gıcır gıcır kopyasıyla sinema perdesinde yeniden deneyimlemek yeni senenin ilk güzel sürpriziydi.

Macar ustaya 1982 yılında en iyi yabancı film Oscar’ını da getiren film, ilk dünya savaşındaki ağır yenilginin ardından karanlığa sürüklenen 1930’lar başı Almanya’sında yıldızı hızla parlayan tiyatro oyuncusu Hendrik Höfgen’in (muhteşem Klaus Maria Brandauer) yıldız olma yolundaki hikâyesini anlatır. Hamburg’ta bölgesel bir topluluğun üyesi olan Höfgen işçilerin oyuncularla bütünleşeceği topyekûn bir ‘devrimci tiyatro’ hayalini kurmaktadır. Lakin ihtirası doğrultusunda taşralı bir matine yıldızı olarak kalmaya da hiç niyeti yoktur. Nazi rejimi yükselirken Berlin’e çağrıldığında solcu tiyatro arenasındaki köklerinden kopar ve kariyerinin pırıltısını korumak adına politik duruşunu iktidarın çizdiği sınırlar doğrultusunda yeniden şekillendirmeye koyulur.

Arka sokaklarda Yahudilerin patakladığına tanık olan Höfgen, Nazilerin saldırgan politikalarının farkındadır belki ama büyük şehirde iktidarın gözüne girme dürtüsüyle çevresinde olan biteni görmezden gelir. Arkadaşları, meslekdaşları tutuklanır. Cumhuriyet için endişe duyan karısı ülkeyi terk eder. Siyahi dans hocası ve sevgilisi Alman vatandaşı olmasına rağmen ari ırktan olmadığı gerekçesiyle zorunlu sürgüne gönderilir. Höfgen kaynamakta olan kaptaki kurbağa misali yaşananlara seyirci kalmayı sürdürür. ‘Sen bu liberallikle diktatörlüğe bile alışırsın’ diyen yakınlarının sözüne kulak asmaz. Zor durumdaki yakınlarını kurtarma düşüncesiyle kendini kandırır. Kariyerinde hızla yükselerek Devlet Tiyatrosu’nun başına getirildiğinde ruhu iktidar ateşiyle tutuşmuş sanatçının geriye dönüş olanağı kalmamıştır artık.

Film, ünlü Alman edebiyatçı Thomas Mann’in oğlu Klaus Mann’ın 1936 yılında yayımlanan aynı adlı eserinden uyarlanmış. Roman piyasaya çıktığında Reich’ın şeytani girişimleri henüz plan aşamasındadır. Polonya’nın işgaline, Kristallnacht’ın (Kristal Gece) yaşanmasına daha 3 yıl vardır. Romanın ana karakteri, Mann’ın yasak bir eşcinsel ilişki yaşadığı dönemin parlak oyuncusu Güstaf Gründberg’den esinlenmiştir. Ancak Macar sinemacı, Höfgen’i heteroseksüel bir gönül çelici olarak yorumlamış, iktidarın gücüne teslim olmuş yandaş bir sanatçının ibret verici hikâyesini öne çıkarmak istemiş.

‘Mephisto’ iktidar ile iş birliği yaparak kendi çevresine ve ideallerine ihanet eden bir sanatçının ibret verici hikâyesidir. Goethe’nin ünlü ‘Faust’unun Berlin sahnesindeki en göz alıcı Mephistopheles’i olarak gönüllerde taht kurmuş Höfgen, şan ve şöhret uğruna ruhunu şeytani emelleri olan diktatöre satan zavallı Faust’un yersiz ve zamansız iz düşümüdür. Geçmişte olduğu gibi günümüzde, hatta yanı başımızda ruhunu ve ahlâki değerlerini güçlü olanın emrine vermiş nice sanat aktörlerine denk geliyoruz. İtaatkâr davranışlarının mükâfatını alan, gelmekte olan kötülüğe çıkarı için, biraz da korktuğundan gözlerini yuman, kulaklarını tıkayan nice yerli/yabancı Höfgenlerin tarih önünde mahkûm edilecek olmanın tedirginliğini taşıdığına eminim. Biraz sesini çıkarıp itiraz etmeye başladıklarında ‘sen işine bak oyuncu parçası yoksa böcek gibi ezilirsin’ karşılığını alacakları gün yakındır. O gün geldiğinde Höfgen gibi yandaşların ‘benden ne istiyorlar, ben sadece bir oyuncuyum’ demeye hakkı olmayacaktır.

Sözlerimi noktalarken ‘Bir Film’e bu güzel sürprizi için teşekkür etmek istiyorum. Szabó’nun Brandauer’in benzersiz yorumuyla devleşen ünlü üçlemesinin diğer iki filmini ve özellikle sinema-tarih iş birliğinin en başarılı örneklerinden 1985 yapımı ‘Albay Redl / Oberst Redl’ı da yenilenmiş kopyasıyla yeniden sinema perdesinde izleme dileğimi de ekliyorum.

(21 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Geber Aşkım

Lynne Ramsay’ın yönettiği ve Jennifer Lawrence, Robert Pattinson, Sissy Spacek, Nick Nolte, Kennedy Calderwood, Gabrielle Rose ile Clare Coulter’un oynadığı Geber Aşkım (Die My Love), 24 Ocak 2026’da Başka Sinema dağıtımıyla Mubi tarafından vizyona çıkarıldı.
New York’tan kırsala taşınan Grace ve Jackson, yeni doğan bebekleriyle birlikte yeni izole bir hayata uyum sağlamaya çalışırlar. Ancak yalnızlık ve artan baskı, Grace’in kendisi ve çevresiyle olan bağını giderek zayıflatır. Sevgi ile delilik arasındaki çizgide seyreden hikâye, evin ve ailenin güvenli sayılan sınırları içindeki çözülüşü ödünsüz özel bir sinema diliyle anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Geber Aşkım yazısına devam et

11. Balkan Panorama Film Festivali

11. Balkan Panorama Film Festivali, 25 Eylül – 01 Ekim 2026 tarihleri arasında İzmir’de düzenleniyor. Festival başvuruları 19 Ocak – 20 Mart 2026 tarihleri arasında yapılabilecek. Sinemacılar ve filmciler festivale başvuruda bulunmaya davet edildi. Balkan Panorama Film Festivali Düzenleme Kurulu, etkinliğin bir sonbahar festivali olarak devam etmesini planlıyor. Rumeli Kültür, Sanat ve Eğitim Derneği tarafından düzenlenen, bu yıl da dünyadan sinemacıları İzmir’de buluşturacak olan festivalin Danışma Kurulu’nda István Szabó, Rade Šerbedžija, Petar Božović, Milcho Manchevski, Ediz Hun, Emel Göksu ve Igor Galo bulunuyor.

11. Balkan Panorama Film Festivali yazısına devam et

Sırat

Oliver Laxe’nin yönettiği ve Sergi Lopez, Bruno Nunez Arjona, Stefania Gadda, Joshua Liam Herderson, Richard Bigui Bellamy ile Tonin Janvier’in oynadığı Sırat (Sirat), 13 Şubat 2026’da Başka Sinema dağıtımıyla Mubi tarafından vizyona çıkarılıyor.
Oğluyla birlikte kayıp kızını aramak için Kuzey Afrika’ya giden bir babanın hikâyesi. Luis ve oğlu Esteban, Fas’ın güneyindeki dağlarda bulunan ıssız bir rave partisine giderler. Amaçları, aylar önce bu geceki kutlamalardan birinde hiçbir iz bırakmadan kaybolan Luis’in kızı Mar’ı bulmaktır. Marina’yı bulma umuduyla, son bir parti arayan bir grup insanın peşine takılırlar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Sırat yazısına devam et

Kalpten Söylenen Bir Şarkı Filminin Güncel Vizyon Tarihli Ana Afişi Yayınlandı

30 Ocak 2026 Cuma günü sinemalarda gösterime girecek olan Kalpten Söylenen Bir Şarkı (Song Sung Blue) filminin güncel ana afişi yayınlandı. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan filmde, şanssız iki müzisyen (Hugh Jackman ve Kate Hudson), neşeli bir Neil Diamond tribute grubunu kurarak aşkı bulmak ve hayallerinin peşinden gitmek için asla geç olmadığını kanıtlar. Filmde Jackman ve Hudson’dan ayrıca Michael Imperioli, Fisher Stevens, Jim Belushi, Ella Anderson, King Princess, Mustafa Shakir ve Hudson Hilbert Hensley oynuyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini Craig Brewer’ın üstlendiği filmin yapımcıları Craig Brewer, John Davis ve John Fox’tan oluşuyor.

Kalpten Söylenen Bir Şarkı Filminin Güncel Vizyon Tarihli Ana Afişi Yayınlandı yazısına devam et