Ulusal Hazine Olmanın Bedeli / Kokuhô

Kabuki sanatı ile tanışmam 70’li yılların ortalarına rastlar. TRT’nin İsmail Cem yönetiminde en parlak dönemini yaşadığı zamanlarda gece vakitleri sanat kuşağında yayınlanan Kabuki tiyatro geleneğinden seçkin bölümler, Ozu ve Kurosawa filmleriyle tutkunu olduğum Japon sineması ve geleneksel kültürü ile bağımı sağlamlaştırmış, hatta üniversitede okurken bu köklü sanat üzerine bir sunum hazırlamıştım.

Japonya’nın yerel kalmış sinemacılarından Lee Sang-il’in, geçtiğimiz yıl Cannes’da ‘Yönetmenlerin 15 Günü’ seçkisi kapsamında dünya arenasına çıkan ve büyük ilgiyle karşılanan son çalışması ‘Kokuhô’ ülkesinde milli bir değer olarak asırlar boyu korunan ve halk tarafından coşkuyla alkışlanan Kabuki tiyatrosuna övgü niteliğinde destansı bir çaba. Japonya’da 10 milyonu aşan seyirci sayısıyla tarihi bir hasılat rekoru kıran yapım, bir Kabuki sanatçısının yetişme, olgunlaşma ve yarım asırlık bir süreçte kusursuzluk yolunda bir ‘ulusal hazine’ olma sürecini öykülüyor.

Kabuki tiyatrosu 17. yüzyılda Kyoto’da ortaya çıkmış. Shōgun yönetimi ahlâki çöküşe neden olacağı gerekçesiyle kadınların sahneye çıkmasını yasakladığından, dramatik sahne temsillerinin ana karakterleri olan kadınları ‘onnagata’ olarak anılan erkek oyuncular canlandırmış ve gelenek o günden bugüne korunmuş. ‘Ulusal Hazine’ anlamına gelen ‘Kokuhô’ bu geleneksel gösterinin primadonnası olarak eğitilen iki rakip dostun hikâyesidir.

Kabuki ustası Hanjiro Hanai (Ken Watanabe) bir yeni yıl kutlaması sırasında izlediği Yakuza patronunun 14 yaşındaki oğlu Kukio’yu izlediğinde genç çocuğun doğal yeteneğine hayran oluyor. Sonrasında bir çete hesaplaşması sonucu yetim kalan çocuğu himayesine alan Hanjiro onu kendi varisi Shunsuke ile birlikte yetiştirmeye koyuluyor. Sert bir hocadır Kabuki ustası, lakin ufacık bedenlerin bu sanatın inceliklerine vakıf olarak eğitilebilmesi hayli disiplinli ve meşakkatli bir eğitimden geçmektedir.

Vahşi bir dünyadan gelmiş kuralsız, ham ama içgüdüsel bir dehaya sahip, herşeyi bir sünger gibi emen doğuştan ‘onnagata’ Kukio (Ryô Yoshizawa) ile bu sanatın içine doğmuş Shunsuke (Ryusei Yokohama) birlikte büyüyor, eğitim alıyor, aynı sahnede birlikte ter döküyorlar. Ancak kader onların yollarını hem yakın bir dost hem de amansız bir rakip olarak çizdiğinde yolları ayrılıyor. Aşklar, ihanetler, başarı ve başarısızlıklarla geçen bir ömürde her ikisi de değişecek, olgunlaşacak ama Kabuki tiyatrosunun saygınlığı, halkın bu sanata olan tutkusu hiç eksilmeyecektir.

Lee Sang-il yarım asırlık destansı öyküyü beyazperdeye taşırken konvansiyonel bir anlatım tutturmuş. Bu açıdan seyirci dostu bir sinemayı tercih ettiği söylenebilir. Hikâye 1964 yılında Nagazaki’de başlıyor. Ancak trajik dünya savaşı felâketinin üzerinden çok da uzun bir süre geçmemiş olmasına, üstelik küçük Kukio’nun öz annesini ve amcasını kenti yakıp yıkmış atom bombası mirası radyasyondan kaybettiği bilgi olarak verilmesine rağmen, Sang-il ülkenin bu yıllarda yaşadıklarından ve takip eden süreçte ülkenin tarihsel değişimi ile pek ilgilenmemiş. Buna karşılık yaklaşık 3 saat uzunluğundaki epiğini Kabuki sanatının incelikleri ve sahne üzerindeki performanslara adamayı seçmiş.

Film, Nagazaki’den Kabuki’nin ana vatanı Osaka’ya uzanan süreçte tiyatronun farklı evrenini taze Oscar adayı olan büyüleyici makyaj ve kostüm çalışmasıyla perdeye taşıyor. Kabuki temsilleri detaylı bir biçimde uzun bir zaman dilimine yayılmış. Atlas Sineması’nın devasa perdesinde seyirciyi sihirli bir aleme taşıyan bu sahne gösterileri bazen iki kez tekrarlanıyor. Kabuki sanatının en önemli klasiklerinden ‘Aşk İntiharı’nı ilk kez izlediğimizde Kikuo’nun zirve yolundaki emin adımlarına tanıklık ediyoruz. Aynı oyunun son bölümdeki tekrarında, fiziksel engeline rağmen can dostu ve amansız rakibinin desteğiyle sahneye çıkan Shunsuke’nin acı yüklü ‘onnagata’ performansı iç dünyalarda kopan fırtınaların simgesi haline geliyor. Kamera pudranın altından süzülen endişe ve gözyaşını ustaca yakalıyor.

Japon sinemacı büyüleyici bir evrenin arka bahçesini detaylı bir biçimde önümüze seriyor. Kikuo babadan oğula miras olarak devredilen Kabuki sanatında adeta bir kast sisteminin dişlileri ile mücadele ederken ‘ulusal hazine’ mertebesine ulaşmanın bedelini özgürlüğünün kısıtlanması, sevdiği kadından, küçük kızından uzak kalmasıyla ödüyor. Sahnenin huşusu içinde boşalmış salona bakarken ağzından ‘ne güzel’ sözleri döküldüğünde ise biz izleyicilere bu güzelliği alkışlamak düşüyor.

(23 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Paki: Masallar Diyarı

Buğra Kekik’in yönettiği ve Mustafa Ak, Betül Bakış, Ali Rıza Özbilgiç ile Damla Özaydın’ın oynadığı Paki: Masallar Diyarı, 06 Şubat 2026’da MC Film dağıtımıyla MRT Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Yaramaz ve macera tutkunu Pakize, dedesini ziyarete gittiği köyde gizemli bir mağara keşfeder. Bu mağara, masallar diyarına açılan büyülü bir kapıdır. Paki, kendini bir anda 1hayal dolu bir dünyada bulur. Burada hem heyecan verici maceralar yaşar hem de birbirinden ilginç yeni arkadaşlar edinir. Ancak masallar ülkesinde her şey yolunda değildir. Ters giden olayları düzeltmek, dengeyi yeniden sağlamak artık Paki’ye kalmıştır.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Paki: Masallar Diyarı yazısına devam et

Fırtına Kız, 30 Ocak’ta Sinemalarda

Düğünden kaçıp hayallerinin peşinde koşan bir kızın Milli Takıma uzanan töreye başkaldırı ve başarı hikâyesini anlatan Fırtına Kız, 30 Ocak 2026’da vizyona giriyor. Diyarbakır’da çekilen Fırtına Kız, geleneksel olarak erkek egemen sayılan futbolu, tutkuyla mücadele eden genç bir kadının gözünden anlatarak spor ve kadın mücadelesi temalı filmlere güçlü bir soluk getiriyor. Başrollerinde Cihangir Ceyhan ve Eylül Ersöz’ün yer aldığı filmde bu ikiliye Burcu Kara, Can Bartu Aslan, Kemal Uçar, Nebil Sayın, Duygu Paracıkoğlu, Mehmet Ali Kaptanlar, Murat Tatlı, Timur Ölkebaş, Cem Cücenoğlu eşlik ediyor, filmin yönetmen koltuğunda Hasan Doğan oturuyor.

Fırtına Kız, 30 Ocak’ta Sinemalarda yazısına devam et

Efes’in Sırrı Ortaya Çıktı: Gençliğe Dönüş Efes’ten Geçiyor, Efes’in Sırrı Bugün (16 Ocak) Sinemalarda

Tarihin en büyüleyici antik kentlerinden Efes, bu kez sinema perdesinde gizem ve macerayla buluşuyor. Efes’in Sırrı bugün (16 Ocak) sinemalarda izleyiciyle buluşuyor. Film, Efes’te yapılan bir kazı sırasında ortaya çıkan gizemli bir harita ve sihirli mağarayla başlıyor. Bu keşif, bazı yetişkinleri çocuklara dönüştürürken, Tuna ve arkadaşı Damla’yı da bir maceranın tam ortasına sürüklüyor. Ajanların haritanın peşine düşmesiyle ortaya sıcak bir yolculuk çıkıyor.

Efes’in Sırrı Ortaya Çıktı: Gençliğe Dönüş Efes’ten Geçiyor, Efes’in Sırrı Bugün (16 Ocak) Sinemalarda yazısına devam et

2. BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali

Ege’nin ilham veren coğrafyasında sinemayı uluslararası bir buluşma alanına dönüştüren Bodrum Uluslararası Film Festivali (BIFF), bu sene 02 – 07 Haziran 2026 tarihleri arasında Bodrum’da sinemaseverlerle buluşacak. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sinema Genel Müdürlüğü’nün destekleri; Muğla Valiliği, Bodrum Kaymakamlığı, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Belediyesi ve Kos Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilecek olan Bodrum Uluslararası Film Festivali, Bodrum’un çok katmanlı kültürü, Ege’nin iki yakası arasında kurulan tarihsel ve kültürel bağlar ve kentin doğal ritmiyle birlikte düşünen bir festival anlayışıyla yola çıkıyor. Festival, farklı coğrafyalardan filmleri Bodrum’da bir araya getirirken, “evrensel” olanı hazır kalıplar üzerinden değil; Bodrum’un ruhundan süzerek kurmayı hedefliyor.

2. BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali yazısına devam et