Kısaların En İyileri Belli Oldu

14 – 21 Aralık 2016 tarihleri arasında düzenlenen 28. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’nin Ulusal Yarışma Ödül Töreni, 21 Aralık 2016 gecesi, seçkin bir izleyici topluluğunun katılımı ile gerçekleştirildi. Festival kapsamında gerçekleştirilen ulusal yarışmanın seçici kurulu, Armağan Lale, Ayhan Ergürsel, Gizem Erdem, Kaan Karsan ve Nihan Belgin gibi isimlerden oluşmuştu.

Kısaların En İyileri Belli Oldu yazısına devam et

Yeni Yılda Her Gün Yeni Bir Hediye Almış Gibi: Sınırsız Sinema Bileti

Bir yılbaşı hediyesi arıyorsanız, Sinemia Premium Üyelik mükemmel bir seçenek olabilir. Aylık iki sinema bileti fiyatına Türkiye’nin her yerinde, her salonda, her filmde ve her seansta sınırsız sinemaya gitme imkanı sunan Sinemia üyeliği dostlarınız ve aileniz için yeni deneyimlerin kapısını açacak. Bu hediyenin en güzel tarafı, her yaş ve tarzdan sinemasevere hitap etmesi; çünkü sinemanın büyülü dünyasında herkese yer var.

Gastronomi Randevusu, SALT Galata’da Devam Ediyor

TÜRSAK Vakfı tarafından T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile gerçekleştirilen 19. Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali’nin Gastronomi Randevusu bölümünden 5 filmin yer aldığı özel bir seçki, TÜRSAK Vakfı – Neolokal iş birliği ile SALT Galata’ da sinemaseverlerle yeniden buluşuyor. Festivalin Gastronomi Randevusu bölümünde kaçırdığınız filmler 24 Aralık 2016 Cumartesi günü SALT Galata’da izlenebilecek.

Gastronomi Randevusu, SALT Galata’da Devam Ediyor yazısına devam et

Çin Seddi

Bütün büyük yapılar öyküsünden çok, üzerindeki efsanelerle anılır. Öyle hale gelir ki gerçek öyküler unutulur. Şimdi aklıma Mimar Sinan’ın, Edirne’de inşa ettiği Selimiye’deki ‘ters lale’si geliyor. Rehberlerin anlattığı sadece efsaneler, çünkü onlar çok daha heyecanlandırıcı ve merak uyandırıcı. Bu, kuşkusuz Çin Seddi için de geçerli.

Bize göre Türk istilalarından korunmak için yapımı yüzyıllar süren bu devasa duvar için halkın -efsane olsa bile- kabul ettiği öykünün altında bir de mesaj yatıyor. Zaten o mesaj belirliyor bu efsanelerin kalıcılığını…

Güven…

Bir arada yaşayan insanların hayatın dayattığı zorlukları aşabilmesinin temelinde güven yatar. Birbirinize güvenirseniz ortak bir iş çıkarabilirsiniz. O güveni sağlamak için çok çalışmak muhakkak ki zorunlu, yine de güven yoksa aranızda, ne kadar çalışırsanız çalışın başaramıyorsunuz.

25 yılını Çin Seddinin Kale Şehri de denilen ileri karakolunda mahkûm olarak geçiren, ilk fırsatta kaçma planları yapan ve bunun hazırlıklarını yapan Ballard’ın, (Willem Dafoe) “güven” vermediği için kaçamadığını görüyoruz.

İsimsiz Düzen adlı gizli orduya esir düşen paralı askerlerle Çin Seddinin ve askerlerin çalışmalarını izliyoruz. Müthiş bir disiplin, inanılmaz bir özgüven ve “düşman”a karşı ölümüne mücadele inancı.

Zeki yaratıklar…

Sahi, insanlar için dikilmemiş yazı yabanın ortasına bu set. 60 yılda bir ortaya çıkan, karınlarını doyurmak, daha da önemlisi kraliçelerini besleyerek üreyen canavarlar için inşa edilmiş, yıllar sürmüş, binlerce insan çalışmış ve ölmüş. Çok zeki olan ve hedefe ulaşmak için ölmekten çekinmeyen (kolayca da ölmüyorlar, sadece gözlerinden, o da bulursanız, vurmanız gerekiyor) canavarlarla mücadele amacıyla yapılmış…

Tao Tie: Canavar

Tao tie için çok araştırma yapmış ekip, çalışmaya başlamadan. Zaten fikir çok beğenilmiş, çünkü bu güne kadar böylesi bir canavar filmi çekilmemiş… Tao tie’ler insanın açgözlülüğü yüzünden doğmuş. Çin kültüründe kavramsal bir yeri bulunan Tao tie’ler, insanın en kötü düşmanları, insanlığın açgözlülüğünden kaynaklanıyor.

Tesadüfün iğne deliği…

Sinemanın en dikkat çekici yanlarından biri de tesadüflere dayalı öykü kurgusudur. İki paralı asker Matt Damon ile Pedro Pascal kaleden bir an önce kaçmayı, kaçarken de peşine düştükleri barutu götürmeyi amaçlıyorlar. İlk tesadüf canavarlarla karşılaşmaları ki, onun da temelinde aynı taş (!) yatıyor, ikincisi ise o taşın canavarları sakinleştirmesi…

Filmdeki tüm silahlar ayrı ayrı ve özellikle Tao tie’ler için tasarlanmış. Tabii, savaşçıların giysileri de. Kraliçe Tao tie’yi korumak için kalkana dönüşen yelpaze kulaklar da. Suyun kullanımı da heyecan verici, mancınıklar ve okçuların uçması da… Hele duvarların arkasındaki gizli donanım… müthiş.

Aşk olmazsa olmaz

Savaşçı kadınlarla Batılı paralı askerler arasında duygusal bir şeyler olma ihtimali de bir başka heyecan noktası.

Güven orada gösteriyor kendisini. Hem zaten kadın savaşçı, güvenin dışında hiçbir şeyi gözetmiyor bile.

Çin Seddi, yönetmen Pablo Larraín, oyuncular Matt Damon, Pedro Pascal, Willem Dafoe, Andy Lau, Jing Tian, Hanyu Zhang… 30 Aralık’tan itibaren gösterimde…

(29 Aralık 2016)

Korkut Akın

Korkut Akın Yazıyor: Neruda

Sinemaseverler için festivaller müthiş haz verici günlerdir. Çoğunlukla adını duydukları, ödül(ler) kazanmış filmleri izleme fırsatı bulurlar. Ülkemizde gösterime girmeme olasılığı da var bir yandan ya, seçkin izleyici topluluğu ile öncelikle olmanın keyfi de bir başkadır. O nedenle festivaller hem ilgi çeker hem de sinemaseverleri sevindirir. Çeşitli kentlerde yapılan film festivalleri tam da bu nedenle önemlidir. Tabii, sanatın birleştirici, … Devamı… »

Hayalperestsin, Güzel Hayaller Peşinde…

Neredeyse bir yıldır bu filmle yatıp kalkıyoruz. Herkeste bir telaş, bir heyecan… La La Land’den bir kare fotoğraf, bir saniye görüntü yayınlanacak diye kalbimiz küt küt atıyor. O kadar eminiz ki onu seveceğimize, sanki daha tanımadan fotoğrafına bakıp hoşlandığımız bir arkadaş ya da ilk görüşte aşık olacağımıza emin olduğumuz bir sevgili gibi… Kabul edelim, La La Land tüm dünyada güzel ve etkili bir pazarlama ile servis edildi. Biz de bunun büyüsüne kapıldık lakin iyi ki de kapılmışız… Böyle kocaman kocaman beklentilerle gidilen filmlerde hayal kırıklığı olasılığı yüksek oluyor biliyorsunuz. Çoğu zaman hakkında hiçbir şey bilmeden girdiğiniz ya da pek bir şey beklemeden izlediğiniz filmlerden nefis tatlar alarak ayrılabiliyorsunuz. Bir ara filmde bu his olmadı değil. Eyvah, bu muydu bunca zaman beklediğim film, çok mu ağır aksak gidiyor, fazla mı romantik, sürpriz yok mu diye sabırsızlandığım anlar oldu. Bir yerden sonra rüzgârı tam gaz arkasına alan bir yelkenli gibi sakin sulardan yıldızlı gökyüzüne doğru öyle bir alıp götürüyor ki sizi, tüm bu sorular ve endişeler silinip gidiyor aklınızdan…

İlk filmi Whiplash ile aklımızı başımızdan alan genç yönetmen Damien Chazelle ikinci filmi La La Land ile bambaşka bir yola ve döneme girdi. Başrollerini Ryan Gosling ve Emma Stone’un paylaştığı filmde Whiplash’deki ustası J. K. Simmons’a da küçük bir rol ile saygısını göstermekten geri durmamış Chazelle… Kısacık da olsa onu görmek inanılmaz mutlu etti kendime adıma beni.

Müzikaller hakkında söylenenleri bilirsiniz, eğer bir yönetmen müzikal çekti mi ya kariyeri düşüşe geçmiştir ya da zaten kötü bir yönetmendir. Noel albümü yapan müzisyenler ya da plak şirketleri de aynı kaderin parçasıdır. Damien Chazelle ise henüz 1985 doğumlu, ilk ve Oscar ödüllü filmi Whiplash ile rüştünü ispat etti ve geleceğe dair harika sinyaller verdi. Peki neydi bu genç adamı kariyerinin başında müzikal yapmaya iten şey? Filmi ilk duyduğumdan beri aklımda olan bu soruya, şu şekilde yanıt veriyor yönetmen; Aşıklar Şehri “ bir çok yönden Whiplash’den farklı bir film. Ancak ikisi de çok kişisel bir olguyu ele alıyor. Hayatınızı ve sanatınızı nasıl dengede tutarsınız, gerçek ve hayali, daha belirli olmak gerekirse, ilişkinizi ve sanatınızı diğer insanlarla olan ilişkileriniz ile nasıl dengede tutarsınız. Bu hikâyeyi müzik, şarkı ve dans kullanarak anlatmak istedim.”

Diğer yandan Chazelle benim kuşağımın yönetmeni olduğu için onu çok daha iyi anlayabiliyor ve neyi neden yapmaya çalıştığını görebiliyorum. Gerçek aşkın yıldızlar kadar uzak olduğu, duyguların ışık hızıyla gelip geçtiği, arkadaşlık ve aşkların sosyal medya üzerinden kurulduğu felaket bir çağda birçoğumuz kırılmış kalbini onarmanın formülünü geçmişte arıyor. Sadece aşkta değil hayat akışında da geçmişe özlem duyuyoruz. Ancak ne tam anlamıyla orada ne de burada olabiliyoruz. Arafta kalmaktan daha kötüsü yoktur herhalde. Bu yüzden kahramanlarımızdan birinin bir jazz piyanisti diğerinin ise aktris olması boşuna değil. Giydikleri kıyafetlerden tutun da gittikleri sinemaya; dinledikleri plaklardan buluştukları mekanlara her biri özlemini çektikleri geçmişin birer parçaları… Diğer yandan ikisinin de geleceğe dair planları var. Bu yüzden John Legend’ın filmde bir sahnede geçmişin caz müzik normlarına sıkı sıkıya bağlı Sebastian’a “Caz müzik geçmişle değil, gelecekle ilgidir” demesi de boşuna değil.

Ve işte bu noktada film şunu soruyor, hayallerinin peşinden giderken neleri feda edersin? Hangisi senin için daha önemli; aşk mı yoksa kariyer mi? İkisi bir arada olabilir mi? Hep denir ya hayat yaptığımız seçimlerden ibarettir diye, hep iki yol vardır ve ikisi de başka başka yerlere götürür bizi.

Belki de Sebastian ve Mia hiç tanışmadılar hep teğet geçtiler birbirlerine. Zaten kendi yollarında yürüyorlardı. Tanışsalardı kim bilir belki de her şey başka olurdu. Olamaz mı, olabilir. Keşke filmdeki gibi yaptığımız seçimlerin sonuçlarını görme ve sil baştan yaşama şansımız olsaydı.

Hayalperestlere dair bir film yaptığını söyleyen yönetmen şöyle devam ediyor; “Hayalperestler hakkında bir film yapmak benim için önemliydi. Bu filmde büyük hayallere sahip iki insanı ve bu hayallerin onları birbirine ve ardından farklı yönlerine sürüklemesini anlatıyor.“

Sonuç olarak La La Land; nefis müzikleri, masalsı görüntüleri, iyi yönetimi ve oyunculukları ile sinemaseverleri günümüz ve geçmiş arasında iki saatlik kalplerini ısıtacak bir yolculuğa çıkarıyor. Özellikle iki haftada bir herhangi bir ülkenin tarihi boyunca yaşadığı trajedeyi yaşamış ve tesadüfen hayatta kalmış insanlar olarak paramparça olmuş ruhumuza sanattan daha iyi gelecek bir ilaç yok. Filmin söylediği gibi; hayal edenlerin, sızlayan kalplerin ve yaptığımız hataların şerefine… Mutlu Yıllar.

(29 Aralık 2016)

Gizem Ertürk

2. Koruncuklar İçin BAK Liselerarası Kısa Film ve Senaryo Yarışması Ödülleri ile 4. BAK SETEM Akademi Ödülleri Töreni Gerçekleşti

Törende açıklamada bulunan SETEM Başkanı Mehmet Güleryüz, 5 – 6 aylık bir çalışmanın ardından başlayan yarışmaya liselerden geniş bir katılım olduğuna işaret ederek, “Hemen hemen Türkiye’nin her yerinden katılım oldu. Yapılan projeler de gerçekten çok etkileyiciydi. Liseli çocukların bu kadar yaratıcı ve tekniğe hakim olarak film çekmesi, sinemamız adına, geleceğe umutla bakmamıza yol açtı.” dedi.

2. Koruncuklar İçin BAK Liselerarası Kısa Film ve Senaryo Yarışması Ödülleri ile 4. BAK SETEM Akademi Ödülleri Töreni Gerçekleşti yazısına devam et

Randevu İstanbul, Damaklarda Hoş Bir Lezzetle Sona Erdi

Bu yıl 19.su düzenlenen Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali, damaklarda hoş bir lezzetle sona erdi. “Yılın son film randevusu” sinemaseverler için her zamanki dopdolu programının yanı sıra bu yıl hayata geçirdiği yan bölümü ve buna bağlı etkinliklerle de 2016’ya ağız tadıyla veda etme fırsatı sundu. Atlas Sineması, Fatih Cinemaximum Historia Sineması ve SALT Galata yılın son ayında sinema randevusunu kaçırmak istemeyen seyircileri ağırladı.

Randevu İstanbul, Damaklarda Hoş Bir Lezzetle Sona Erdi yazısına devam et

Sen Sağ Ben Selamet’in Galasına Yoğun İlgi

Yapımcılığını Süreç Film, Ali Gündoğdu’nun yaptığı Sen Sağ Ben Selamet filminin galası Çarşamba günü Mecidiyeköy Cinemaximum Cevahir Sineması’nda yapıldı. Sinemaseverler tarafından yoğun ilgi ve beğeniyle karşılanan Sen Sağ Ben Selamet filminin galasına sanat ve cemiyet dünyasından ünlü isimleri katıldı. Aynı yöne giden üç kaçağın yolunun sık sık kesişmesini konu alan filmde, kaçakların yaşadığı macera, aksiyon ve komedi serüveni perdeye geliyor.

Sen Sağ Ben Selamet’in Galasına Yoğun İlgi yazısına devam et

Hisar Kısa Film Seçkisi 2017

Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nin 2005 yılından beri sürdürdüğü ve yılın en iyi 10 kısa filmini bir DVD’de toplayan Hisar Kısa Film Seçkisi’nde kısa filminizle yer almak istiyorsanız, başvurular başladı. Hisar Kısa Film Seçkisi, 2005 yılından bu yana yıl içerisinde Türkiye’de çekilen yüzlerce kısa filmi tarıyor, başvuruları topluyor, elemelerden geçiriyor ve jüri kararıyla seçilen 10 kısa filmi bir DVD’de toplayarak sinema okullarına, ulusal ve uluslararası yarışmalara, festivallere gönderiyor. Seçkiye 2016 yılı içinde üretilmiş kurmaca, belgesel ve canlandırma türündeki kısa filmler başvurabiliyor. Seçki için son başvuru tarihi 23 Ocak 2017.

Hisar Kısa Film Seçkisi 2017 yazısına devam et

Aşık, İzleyicisine Kavuşuyor

Çekim yolculuğu iki yılından fazla süren Aşık, 30 Aralık’ta izleyiciyle buluşuyor. İlk kez yönetmen koltuğunda oturan Bilal Babaoğlu, Veysel’i, Aşık Veysel yapan karşılıksız aşk hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Başrollerini oyuncu Meltem Miraloğlu, Emirhan Kartal ve Aşık Veysel’in torunu oyuncu Yeliz Şatıroğlu’nun üstlendiği Aşık’ta Uğur Aslan, Hülya Şen, Ahmet Bilgin, Faruk Karaçay gibi usta oyuncular da rol alıyor. Filmin senaryosu da Bilal Babaoğlu’na ait.

Batılı Maceracılarla Canavarlara Karşı

Çin Seddi (The Great Wall)
Yönetmen: Yimou Zhang
Hikâye: Max Brooks-Edward Zwick-Marshall Herskovitz
Senaryo: Carlo Bernard-Doug Miro-Tony Gilroy
Müzik: Ramin Djawadi
Görüntü: Stuart Dryburgh-Xiaoding Zhao
Oyuncular: Matt Damon (William), Willem Dafoe (Ballard), Jin Tiang (Lin Mae), Pedro Pascal (Pero Tovar), Andy Lau (Stratejist Wang), Lu Han (Peng Yong), Zhang Hanyu (Ayı Asker Komutanı Shao), Wang Junkai (İmparator), Eddie Peng (Kaplan Asker Komutanı), Huang Xuan (Geyik Asker Komutanı), Chen Xuedong (Muhafız Komutanı), Lin Gengxin (Kartal Asker Komutanı)
Yapım: Universal-Legendary (2016)

Çin sinemasının yaşayan büyük yönetmenlerinden Zhang Yimou’nun Hollywood’u arkasına aldığı “Çin Seddi”, IMAX perdede üç boyutlu haliyle maceranın ortasına düşüren göz alıcı bir macera.

Universal’ın, uzay boşluğunda dönen anıtsal dünya logosunun içine giren kamera, seyircilere hayal sınırlarını zorlayan bir maceranın ortasına düşürüyor. İnşası bin 700 yıl sürmüş Çin Seddi, sinemaseverlere büyüleyici bir macerayı da yaşatıyor. Avrupalı maceracılar uzaklardan buralara barutu çalıp zengin olmaya gelmişler. Beklenmedik bir şey oluyor. Kertenkeleye benzeyen grimsi bir canavarın saldırısına uğruyorlar. Ok atmada usta olan William, kılıcıyla canavarın kolunu kopartıyor. Bu kol Çin Seddi’nde muhafızlık yapan orduya yakalanıyor çok geçmeden William ve Tovar. Ordu, bu grimsi kolun anlamını biliyor. Bu canavarlara “tao tei” diyorlar. Zekiler. Ama tek dayanakları kraliçeleriydi bu canavarların. Etle kraliçeyi beslerlerse o kadar “tao tei” dünyaya geliyor. Mıknatıslara karşı da zaafları var.

1951 doğumlu Çinli yönetmen Zhang Yimou, Çin Seddi üzerine bir dolu gerçek ve efsaneyi hatırlatıyor filmin girişinde. Ama o efsane olan bir hikâyeyi sunuyor seyircilere. Yimou, Çin sinemasının gerçekten büyüklerinden. Yimou’nun birçok filmi ülkemizde vizyona çıktı. Bunlardan 2002 yapımı “Ying xiong / Hero-Kahraman” hemen akla geliyor. 2004 yapımı “Shi mian mai fu-Parlayan Hançerler” ve 2006 yapımı “Man cheng jin dai huang jin jia-Altın Çiçeğin Laneti” filmleri de unutulmamalı. 2016 yapımı “The Great Wall-Çin Seddi” filmini IMAX olarak üç boyutlu izlemek gerçek anlamda insana o macera duygusunu yaşatıyor. Yimou, Hollywood’u da arkasına aldığı bu filminde, özellikle “Kahraman”daki estetiğin yakınlarına kadar yaklaşabiliyor. Vertigosu olanlara tam anlamıyla yükseklik korkusu yaşatan yönetmen, o anlarda insanın başını döndürmeyi başarıyor.

Filmin müziklerini İranlı baba ve Alman anneden doğmuş müzisyen Ramin Djawadi yapmış. Djawadi’nin Yimou’nun bu filmindeki müzikleri de çok etkileyici. Besteci, 1974 yılında Almanya’nın Duisburg şehrinde doğdu. Müzisyenin adı, Jon Favreau’nun 2008 yapımı “Iron Man-Demir Adam” filmiyle biliniyor daha çok. 2011’de başlayan televizyonun gözde dizisi “Game of Thrones / Taht Oyunları” da var elbette.

Bu film, Song Hanedanlığı döneminden bir efsaneyi anlatıyor. Bu hanedanlık, yaratıcılık ve sanatsal olarak üst noktaya çıkmıştı. Song Hanedanlığı Çin’de MS 960-1279 yılları arasında varlığını sürdürmüştü. Bu hanedanlık tarihte ilk kâğıt parayı işleme koyarken, barutu da icat etmişti. Ayrıca pusula ve matbaacılık da var. Kronometreyi de onlar icat ettiler. Taoculuk ve Budizm inanışları da bu hanedanlık zamanında yaygınlaşmıştı. Edebiyatta denemecilik tarzını da ortaya koydular. Opera, resim ve tiyatro alanlarında da büyük eserler ortaya çıkardılar. General Zhao Kuangyin, MS 960’ta ayaklanma başlatıp hanedanlığı kurdu ve birliği sağladı. Song Hanedanlığı, 319 yıl Çin’de hüküm sürmüştü.

Zeki canavarlarla savaş…

Esir düşen William ve Tovar, General Lin Mae tarafından sorgulanıyorlar önce. Mae ve Stratejist Wang, İngilizceyi orada yıllardır esir olan Ballard’dan öğrenmişler. Duvar General Shao, General Lin Mae ve Stratejist Wang tarafından yönetiliyor. Onlar da “tao mei” canavarlarıyla uğraşıyorlar. Bu canavarlar, her altmış yılda bir duvarı istila etmek için saldırıyorlarmış. Yeni saldırı dokuz gün sonra olacağını sanan yöneticiler, yabancıların öldürdükleri canavar yüzünden saldırının hemen başlayacağını anlıyorlar. Tutuklanan yabancıları sur duvarlarına çıkardıktan sonra savaş davulları çalmaya başlıyor. Mavi giysili kadın piyadeler öncü birlik burada. Hepsi kahraman. Jumping gibi bellerine ip bağlanan kadın askerler, mızraklarıyla canavarlara karşı ilk kayıpları verdiriyorlar. Bu anlarda yükseklik korkusu olanlar üç boyutlu bu görüntülere bakmakta zorlanacaklar belki. Bir şey insanı aşağı çekiyormuş gibi hissedebilirler. Koltuktan kayıp gidebilirsiniz.

Güven duygusu değerliydi…

William ve Tovar da savaşa katılıyorlar. Onların da katkılarıyla canavarları püskürtseler de her şey bitmiyor. Onlar buraya barut çalmaya gelmişlerdi. Ballard da öyle. Yıllarca bu duvarda o baruta ulaşmak için yaşamış. Güzel Lin Mae, William’la sıcak bir ilişki kuruyor. Belki de karşılığı olmayan bir aşk bu. Lin Mae, kendine sığınak olmuş ve bir meslek öğretmiş bu duvarda, bir tek şeye inanıyor. O da güven. Bu güven duygusu kırıldığında hiçbir şey eskisi gibi olmuyordu. William’ı, barutu buradan çalıp gitmek varken durduran Li Mae’nin güven sözleriydi belki.

William’ın yardımıyla bir canavar canlı yakalanıyor. Stratejist Wang, bu canavarların manyetik olana karşı zayıf düştüklerini anlıyor. Ayrıca canavarlar, kraliçeleri öldürülürse “tao pei”lerin donup hareketsiz kalacaklarını da keşfediyorlar. Canavar, muhafızlar tarafından başkente götürülüyor imparatora sunmak için. İşte her şey bundan sonra değişiyor. Canavarlar başkenti istila ettiklerinde duvarın savaşçıları balonlarla başkente uçuyorlar istilayı durdurmak için. Lin Mae, William’ı bağışlıyor ve onun barutla gitmesine izin veriyor. Ama William da bu savaşa katılıp bu iyi insanların güvenini daha da çok kazanıyor. Bu film üzerine yazmaktan çok sinema perdesinde izlemek daha iyi geliyor. Zhang Yimou, her filmi sinema belleğine alınması gereken büyük yönetmenlerden.

(28 Aralık 2016)

Ali Erden

[email protected]

Sinemia, Gizli Güzellik’in Ön Gösterimini Gerçekleştirdi

Sinemia Özel Sinema Kulübü, Gizli Güzellik filminin ön gösterimini, 20 Aralık akşamı gerçekleştirdi. Will Smith, Kate Winslet, Keira Knightley ve Edward Norton’un rol aldığı film izleyicilerden tam not aldı. Özel ön gösterime katılanlar arasında Sinemia’nın Premium üyeleri, sosyal medya takipçileri ve Sinemia app’in şanslı kullanıcıları yer alıyordu. Film, New Yorklu bir reklam yöneticisinin trajik deneyimlerini ve iş arkadaşlarının onu yaşadıklarıyla yüzleştirmek için yaptığı planı seyirciyle paylaşıyor.

Türk Mutfağı, Türk Sinemasında Görünmüyor

19. Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali, yeni bölümü Gastronomi Filmleri ile her geçen gün daha da parlıyor. Dünyanın seçkin film festivallerinde yer almış yemek filmlerinin gösterimleri yanı sıra uzmanlarca gerçekleştirilen sunumlar gastronomi meraklılarına yepyeni ufuklar açıyor. Bunlardan biri de Beykent Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nden Yrd. Doç. İlkay Kanık’ın gerçekleştirdiği Yemek ve Sinema başlıklı sunumdu.

Şeytanın Oğlu

Brad Peyton’un yönettiği ve Aaron Eckhart, Carice van Houten, David Mazouz ile Mark Steger’ın oynadığı Şeytanın Oğlu (Incarnate), 30 Aralık 2016’da Bir Film dağıtımıyla Calinos Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Kendisini bir anda dış dünyadan izole ederek eski dillerde konuşmaya başlayan 11 yaşındaki oğlu Cameron’ın bu belirtileri karşısında dehşete kapılan Lindsay, oğlunun içine şeytan girdiğini anlayınca Vatikan temsilcisinin yönlendirmesiyle Dr. Seth Ember’a ulaşır. Gizemli bir geçmişi olan doktor, tekerlekli sandalyeye mahkûm, tanrıya inanmayan ve farklı yöntemlerle çalışan bir bilim adamıdır. Cameron’ın bilinçaltına girip onu hayata döndürecektir.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Şeytanın Oğlu yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu