Oğul (Yönetmen: Lotfy Nathan)

Lotfy Nathan’ın yönettiği ve Nicolas Cage, Noah Jupe, FKA Twigs ile Isla Johnston’un oynadığı Oğul (The Carpenter’s Son), 21 Kasım 2025’de CJ ENM dağıtımıyla TAFF Pictures – SugarWorkz Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Film, İsa’nın çocukluğunu mit ile gerçeğin sınırında anlatıya dökerek Roma Mısır’ında saklanan bir ailenin sarsıcı hikâyesini anlatıyor. “Çocuk” olarak bilinen oğul, koruyucusu olan “Marangoz”dan şüphe duymaya başlar ve içindeki gizemli güçlerin farkına vardıkça ona meydan okur. Fakat bu güçleri kullanması, onu hem doğanın acımasız yüzüyle hem de ilahi dehşetlerle yüz yüze getirir.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Oğul (Yönetmen: Lotfy Nathan) yazısına devam et

Altın Portakal Galalarında Kıbrıs’tan Bir Misafir Vardı

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, söyleşilerle de takipçilerine yepyeni dünyaların kapılarını aralıyor. Salı günü yapılan Özel Gösterim programındaki filmlerden Tuvaldeki Sır ekibi, bunun güzel bir örneği oldu. Atatürk Kültür Merkezi Perge Salonu’ndaki gösterimin ardından yönetmen Ömer Evre, Biket İlhan, oyuncular Cemal Hünal, Devrim Nas, Hatice Tezcan soruları cevapladı ve yakın görünse de bilinmeyen esrarengiz bir dünyanın üzerindeki perdeyi kaldırdı.

Altın Portakal Galalarında Kıbrıs’tan Bir Misafir Vardı yazısına devam et

Ölüm Evi

Felipe Vargas’ın yönettiği ve Emeraude Toubia, David Dastmalchian, Jose Zuniga ile Paul Ben Victor’un oynadığı Ölüm Evi (Rosario), 25 Kasım 2025’de Bir Film dağıtımıyla Vagon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Wall Street’in başarılı borsa simsarı Rosario, uzun süredir görüşmediği büyükannesi Griselda’nın ani ölümüyle hayatının en karanlık gecesine adım atar. Ambulansın ve babası Oscar’ın gelmesini beklerken, dışarıda hızla büyüyen kar fırtınası onu büyükannesinin dairesine hapseder. Ancak soğuk duvarların ardında yalnız değildir. Tehlike, Griselda’nın bedenini ele geçiren doğaüstü varlıkların karanlık uyanışıyla ortaya çıkmaya başlar.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Ölüm Evi yazısına devam et

Setlerin Rengi Yeşile Dönecek

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali,  sinemayı desteklemekle kalmıyor, dünya için daha sürdürülebilir bir sinema idealinin de destekçisi oluyor. Sinemanın ‘çevreci’ olarak yapılabilmesini sağlamak için hayata geçirilen Yeşil Setler Mümkün İnisiyatifi, Altın Portakal’ın konuğu oldu. Hotel Su’da festival takipçileriyle bir araya gelen inisiyatif sözcüleri, çevre mühendisi Işıl Aslan, sivil toplum uzmanı Yeşim Girgin ve görüntü yönetmeni Ersin Gök, görüşlerini sundu.

Setlerin Rengi Yeşile Dönecek yazısına devam et

Nasipse Olur 2

Ufuk Cebeci’nin yönettiği ve Algı Eke, Burak Sevinç, Nur Sürer ile Aşkım Kapışmak’ın oynadığı Nasipse Olur 2, 28 Kasım 2025’de A90 Pictures dağıtımıyla Greenart Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Boyabat’lı çift Günfer ve Gökhan, evliliklerinin ardından büyük bir felâkete sürüklenir, tüm düzenleri altüst olur. İstanbul’a sığınan ikili, Rıza’nın evinde yeniden hayata tutunmaya çalışırken türlü maceralara atılır. Balıkçılıktan korsan taksiciliğe, pirinç ticaretinden sahneye çıkmaya kadar her işi deneyen Gökhan, bir türlü dikiş tutturamaz. İstanbul’un kaosunda aşklarını korumak için verdikleri mücadele güldüren ve yürek burkan serüvene dönüşür.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Nasipse Olur 2 yazısına devam et

Altın Portakal, Belgeseller, Kısa Filmler ve Sinema Okulları Filmleri Programı ile Bugün Dopdoluydu

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bugün herkese göre filmler vardı. Atatürk Kültür Merkezi (AKM), Aspendos ve Perge salonlarıyla Sinema Okulları Yarışma filmleri ile Yarışma bölümündeki kısa film ve belgesellere ev sahipliği yaptı. AKM Perge Salonu’nda gösterilen, Ulusal Belgesel Yarışma’daki Kendal’a Bir Heykel filmlerinin ekibi, gösterimden sonra seyirci karşısındaydı. Yapılan söyleşiye filmin yönetmeni Ali Urgancı ve oyuncusu Kaan Urgancıoğlu katıldı.

Altın Portakal, Belgeseller, Kısa Filmler ve Sinema Okulları Filmleri Programı ile Bugün Dopdoluydu yazısına devam et

TRT Ortak Yapımı Pırıl: Saklı Robotlar Bugün Vizyonda, Matematiğin Gizemini Koruyan Serüven Bayram Coşkusuyla Başladı

TRT Çocuk’un sevilen kahramanı Pırıl, yepyeni bir serüvenle yeniden beyazperdede izleyicilerle buluşuyor. Heyecanla beklediği Pırıl: Saklı Robotlar, bugün Türkiye genelinde vizyona girdi. Küçük izleyicileri bol kahkahalı bir yolculuğa çıkaran film, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı coşkusunu sinema salonlarına taşıyor. İlk filmiyle gişede büyük başarı yakalayan ve ‘çocuklara matematiği sevdiren film’ yorumlarıyla övgü toplayan Pırıl, yeni filminde yine öğretici bir dünyanın kapılarını aralıyor. Küçük izleyicileri bol kahkahalı, bol maceralı bir yolculuk bekliyor. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda çocuklarla buluşmaya hazırlanan Pırıl, herkesi sinemaya bekliyor.

  • Basın Bülteni
  • Yeni fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

TRT Ortak Yapımı Pırıl: Saklı Robotlar Bugün Vizyonda, Matematiğin Gizemini Koruyan Serüven Bayram Coşkusuyla Başladı yazısına devam et

Türk Sinemasının Yeni Filmleri Film Forum’da Belirlendi

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında düzenlenen ortak yapım ve proje geliştirme platformu Film Forum, iki günlük dopdolu bir maratonun ardından bu akşam Hotel Su’da gerçekleştirilen ödül töreni ile sona erdi. Work In Progress Jürisi ve Pitching Jürisi’nin yaptığı değerlendirmeler sonucunda bu yıl Film Forum’dan destek alan projeler belirlendi. Geleceğin filmleri, yolculuklarına başlamak üzere Altın Portakal’dan desteklerini aldı.

Türk Sinemasının Yeni Filmleri Film Forum’da Belirlendi yazısına devam et

Ulusal Yarışmanın İki Finalisti, Tavşan İmparatorluğu ve Aldığımız Nefes, Antalya’da Seyirciyle Buluştu

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Yarışma heyecanı bugün, Seyfettin Tokmak’ın yönettiği Tavşan İmparatorluğu ve Şeyhmus Altun’un yönettiği Aldığımız Nefes filmleriyle devam etti. Tavşan İmparatorluğu, devletten maaş alabilmek uğruna, babası Beko tarafından, zorla engelli taklidi yaptırılan Musa’nın, kendisi gibi doğasından koparılıp tazı yarışlarında yem olarak kullanılan yaban tavşanlarını kurtarmak için verdiği mücadeleyi anlatıyor.

Ulusal Yarışmanın İki Finalisti, Tavşan İmparatorluğu ve Aldığımız Nefes, Antalya’da Seyirciyle Buluştu yazısına devam et

Parçalanmış Ruhlar, Kırık Bedenler / Alpha

Julia Ducournau’nun 4 yıl önce Cannes’dan Altın Palmiye ile dönen bir önceki çalışması ‘Titane’ için ‘iyi kotarılmış çılgın bir kan, ter, ateş ve motor yağı kokteyli’ olarak söz etmiştim. Fransız yönetmenin bu yıl yine Cannes ana yarışma seçkisinde dünya prömiyerini yapan son filmi ‘Alpha’ öncekinin aksine çok soğuk karşılandı ve eleştirmenlerden kötü notlar aldı. Filmi yeni izledim ve kişisel olarak bu eleştirileri çok da haklı bulmadığımı ifade etmek isterim.

Hikâyeden ziyade yönetmenlik becerisiyle öne çıkan tavrını baştan kabul ettiğimizde, Ducournau cephesinde değişen bir şey yok. Fransızların ünlü sinema okulu La Fémis mezunu, jinekolog anne, dermatolog babanın kızı olan sinemacı, bundan 14 yıl önce Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde gösterilmiş olan ‘Junior’da 13 yaşındaki Justine’in büyüme öyküsünü bir yılanın deri değiştirmesiyle parallellikler kurarak anlattığı kısa metrajında, beden değişimi konusuna ilgisini ortaya koymuştu. 2016 yılında, Kanadalı usta David Cronenberg hayranlığı doğrultusunda beden deformasyonu ve araba kazaları ilgisine ‘yamyamlık’ temasını eklediği ‘Çiğ / Raw’ (Fransızca özgün adıyla ‘Grave’) ile adını duyurdu. Zengin imgelemi coşkun fantezilerle yüklü sinemacı, nedenini nasılını pek de sormanıza izin vermeyen bir tuhaflıklar silsilesi olan ‘Titane’da ise yönetmenlik gücünü konuşturuyor ve kültleşen sekanslara imza atıyordu.

‘Alpha’ aynı diğerleri gibi, dilimizde ‘bedensel değişimler üzerinden korku’ şeklinde ifade edebileceğimiz ‘body horror’ alt türüne dahil edebileceğimiz bir yapım. Hikâyesine gelirsek; filme adını veren 13 yaşındaki küçük kız (Mélissa Boros), dört bir köşesinde duman çekilen dövmeci mekânında genç bedenlerin ortaklaşa kullandığı iğne ile koluna dövme yaptırıyor. AIDS benzeri bir salgına yakalanmış hastaların tedavi gördüğü şehir hastanesinde doktor olarak hizmet veren annesi (Golshifteh Farahani) haklı olarak büyük endişeye kapılıyor. Kentin çeperinde yaşayan Kuzey Afrika kökenli Berberi aileyi bir arada tutabilmek için elinden gelen yapmaya hazır olan genç kadın yıllar sonra baba ocağına sığınan eroinman erkek kardeşi Amin’in (Tahar Rahim) bakımı ve sorumluluğunu da üstlenmiştir. Şehri kuşatan salgın ortamında, Alpha’nın giderek kötü sinyaller veren rahatsızlığı ve Amin’in bedeni hızla deforme eden umarsız hastalığı ile mücadele etmesi kolay olmayacaktır.

Ducournau kafasında gelişen hikâyeyi krolonojik olarak kurmuyor. Bu da en başlarda bir miktar kafa karışıklığına neden oluyor. Finale doğru yol alırken, olan bitenin apokaliptik bir şimdiki zamandan tam 8 yıl öncesine uzanan çarpıcı kurgusuna dalıyoruz. Bu noktada, Ruben Impens’in etkileyici görüntüleri ile ile Jean-Christophe Bouzy’nin farklı dönemleri ustaca kaynaştıran yaman kurgusunun desteğiyle, sinemacının parmak ısırtan yönetmenlik becerisi devreye giriyor. Yeni yetme Boros, bu film için 20 kilo vererek taştan bir enkaza dönüşen Rahim ile İran asıllı usta oyuncu Farahani’nin yanında ezilmemiş. Amerikalı Jim Williams’ın tekinsiz müziği bir kez daha farklı telden pop, rock tınıların yanı sıra Beethoven, Lizst gibi bestecilerin klasik ezgileriyle dengelenmiş.

Berberi dilinde konuşabilen, göç ettiği ülkenin dili ve gelenekleri ile kaynaşamamış büyükanne gerek oğlunun gerekse torununun başına gelenleri Kuzey Afrika çöllerini kasıp kavuran şeytani ‘Kırmızı Rüzgâr’ kavramıyla izaha çalışıyor. Çaresiz hastalığın ileri devresinde hastalar kanı çekilerek mermer heykele dönüşüyor. Parçalanmış bedenden sızan sıvılar ya da ağızlardan çıkan kilden nefeslerin ürkütücülüğün katsayısını yükselttiği kültleşmesi muhtemel dehşetengiz sekanslar art arda sıralanırken, final vurucu bir ‘kızıl çöl’ metaforuyla geliyor.

Görsel yetkinliğine şapka çıkarttığımız yapım, hikâyedeki kopuk noktalar nedeniyle eleştirilebilir. Karakterlerin yeterince işlenmediği, homofobi, ayrımcılık gibi alt metinlerin atmosferin ön planda olduğu yönetmenlik gösterisinin gölgesinde kaldığı da rahatlıkla söylenebilir. Lakin Ducournau’nun tercihi bu zamana kadar hep böyle oldu. ‘Titane’ başarısından sonra gelen olumsuz eleştirilerin ardından bakalım neler yapacak. Beklemeye değer.

(05 Kasım 2025)

Ferhan Baran

ferhanb@ferhanbaran.com