Büyüleyici Bir Yaşam Dersi / Chuck’ın Hayatı

‘Chuck’ın Hayatı / The Life of Chuck’ Stephen King’in bir kısa hikâyesinden sinemaya uyarlanmış. Korku ve gerilim öyküleri üstadı ve de aynı türde filmleri ile tanınan yönetmen Mike Flanagan adları sizleri yanıltmasın, bu bir korku hikâyesi değil. Film, King’in ‘Yanımda Kal / Stand By Me’, ‘Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption’ ya da ‘Yeşil Yol / The Green Mile’ gibi beyazperdeye de aktarılan romanlarının dramatik evrenine çok daha yakın bir varoluş öyküsü üzerinden ilerliyor.

Flanagan kısa hikâyenin sondan başa gelişen yapısını korumuş. Hikâye ‘Teşekkürler Chuck’ başlıklı üçüncü ve son perde ile açılıyor. Chuck ile bu bölümde, kentin tüm caddelerine yer alan ışıklı ışıksız panolar, televizyon ve sosyal medyanın reklam kuşaklarını kuşatan posterler vasıtasıyla tanışıyoruz. Genç adam 39. yaşını kutlarken ona duyulan minnetin bir ifadesidir ekranlara yansıyan. Öte yandan sadece ABD değil tüm gezegen, kıyamet öncesi bir felâketler yumağının içindedir. Kuzey Kaliforniya’daki 9.1 şiddetindeki deprem bölgenin % 80’lik kısmını oturulamayacak hale getirmiştir. Anayolda oluşan koca bir obrukla trafik tıkanmıştır. Yangınlar, seller, kıtlık çivisi çıkmış dünyanın sonunu haberlemektedir sanki.

Orta öğretimde görevli Marty Anderson (Chiwetel Ejiofor) durmuş trafikte ilk kez reklam panosunda gördüğü Chuck’ın kimliğini sorgularken, geçmişe dönen son bölümde onun küçük Chuck ile ilişkisini hakkında bilgi sahibi oluruz. Siyahi öğretmen ayrıldığı ama görüşmeyi sürdürdüğü eski eşi hemşire Felicia Gordon (Karen Gillan) ile buluştuğunda ondan intihar vakalarının hızla arttığını öğrenir. Yasın son evresinde insanların beklemekten başka çaresinin kalmadığı bir zifiri karanlıkta Kozmos son nefesini mi vermektedir?

Ekolojik ihanetin evrenin sonunu işaret ettiğine dair bir karanlık distopya ile açılan yapım, ‘Yaşasın Sokak Çalgıcıları’ adlı ikinci bölümde aydınlık ve güler yüzlü bir dünyaya taşır bizleri. Güngörmüş Marty’nin deyimiyle ‘Kıyametin Oz Büyücüsü’ gibi her panoda ışıldayan 30’lu yaşlarının sonlarındaki Charles ‘Chuck’ Krantz (Tom Hiddleston) ile kanlı canlı bu epizodda buluşuruz. Muhasebecilik zırhını kuşanmış bir halde ‘21. Yüzyılda Bankacılık Konferansı’ndan yeni çıkmıştır. Hayatı bir zamanlar düşündüğünden çok daha dardır ama O buna uyum sağlamış gibi durmaktadır. Yine de günlük şovu için ısınma yapan sokak müzisyeni Taylor’ın (The Pocket Queen) önünde duraklamadan edemez. Ve sonrasında kravatını gevşetip müziğin ritmine uyarak antolojilere geçecek dansını yapmaya başlar. Geçimini sağlayabilmek için meydanın ortasına çökmüş yetenekli müzisyen davuluyla onun tutkulu beden hareketlerine katılırken, sevgilisinin bir telefon mesajıyla terkettiği genç Janice Halliday (Annalise Basso) kavalyesi olarak Chuck’a eşlik eder. Çılgın ikili ‘Tanrı’nın dünyayı bunun için yarattığını’ duyumsayarak davulun ritmine uygun dansı sürdürürler. Tüm neşesine karşın Janice kaygılıdır yine de. Herşey ziyan olmaktadır, ‘belki biz de ziyan oluyoruzdur’ diye düşünmekten kendini alamaz.

Hikâyenin finali ama krolonojik olarak birinci perdesi ‘İçimde Yığınları Saklıyorum’ başlığını taşır. Walt Whitman’ın bir şiirinden alınmıştır dizeler. Chuck’ın 7 yaşına döneriz. Keyifli bir aile yaşantısı süren küçük çocuk annesi ile babasını, bir de henüz doğmamış küçük kardeşini meşum bir trafik kazasında kaybettiğinde evin neşesi de uçar gider. Bundan böyle birlikte yaşayacağı dedesi kendisini sayılara ve alkole vururken, babaannesi dünyayı artık gri, sessiz ve lezzetsiz buluyordur. Chuck 10 yaşına girdiğinde (bu yaşını yetenekli çocuk oyuncu Benjamin Pajak canlandırıyor) bazı lezzetler geri dönmeye başlar. Büyükanne yeniden yemek yapmaya başlarken torununu dansa teşvik eder, birlikte izledikleri ‘West Side Story’, ‘All That Jazz’ ya da ‘Cover Girl’ misali klasik Amerikan müzikalleriyle yaşama geri dönerler. Ancak dedenin, 1800’lü yılların sonuna doğru inşa edilmiş, ailenin 70’li yılların başından beri ikamet ettiği Viktoryen evin çatı katındaki kubbeli odaya giriş yasağı sürmektedir hâlâ. Krolonojik açıdan sondan başlayıp başa doğru ilerleyen filmi spoiler vermemeye çalışarak incelemek kolay olmuyor. İçinde yığınlar biriktirerek büyüyen Chuck’ın akıbetini ve sırrına ereceği kubbeli odada neler yaşandığının hikâyesi ise dilerseniz izleyecek olanlara kalsın.

Kurguyu da üstlenmiş olan Flanagan her üç bölümde de önceki filmlerini aşan bir yönetmenlik çabası ortaya koymuş. Daha çok televizyon dizileriyle bilinen Eben Bolter bölümler arasındaki kontrastın altını çizen usta işi sinematografisiyle göz dolduruyor. Nick Offerman’ın dış sesiyle detaylarına vakıf olduğumuz bu kısa ama etkileyici yaşam serüveninde rol alan ensemble farklı yaşlardaki Chuck’ı canlandıran genç oyuncular dahil iyi seçilmiş ve yönetilmiş. Afişlerde tek başına yer alan olan İngiliz sinemasının klas oyuncularından Hiddleston’u filmin bütününde izleyememek benim gibi sevenlerini biraz hayal kırıklığına uğratıyor gerçi ama ekibin kalanı onun boşluğunu aratmıyor. İlk bölümde ünlü siyahi aktör Ejiofol öne çıkarken final bölümünün dedesi Albie Krantz’da yaklaşık 50 yıl öncesinin ‘Yıldız Savaşları / Star Wars’ından anılarımıza yerleşmiş olan gencecik Luke Skywalker ‘Mark Hamill’i iyice yaşlanmış haliyle buruk bir nostalji yaşatıyor.

Flanagan’ın geçen yıl genç yaşta bu dünyadan göçen Amerikalı ünlü gazeteci dostu Scott Wampler’ın zamansız gidişine bir ağıt olarak adadığı filmi, karamsar bir kıyamet tasvirinin ardından dokunaklı bir yaşam dersi veriyor. Belanın bin türlüsü aynı anda üşüşse de, bu kısacık hayatta insan biriktirmenin, küçük bedende yığınlar büyütmenin hazzı ve mutluluğuna işaret ediyor.

(16 Eylül 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sevince

Barış Başar’ın yönettiği ve Hayat Van Eck, Bahar Şahin, Sevinç Erbulak ile Altan Erkekli’nin oynadığı Sevince, 26 Eylül 2025’de A90 Pictures dağıtımıyla Bahane Yapım tarafından vizyona çıkarıldı.
Asperger Sendromu’na sahip Cem’ın hayatı, konservatuar eğitimi için İzmir’den İstanbul’a gelen Elif ile tanışmasıyla bambaşka bir yöne evrilir. Cem’ın annesi tarafından onun için yaratılan korunaklı dünyanın sınırları Elif sayesinde çatlamaya başlar. İki genç, sevgi ve anlayışın, görünmez sınırları aşarak hayatı nasıl değiştirdiğini keşfeder. Film, seyirciye hem kalbe dokunan hem de farkındalık yaratan bir deneyim sunuyor.

  • Basın Bülteni
  • Instagram
  • Fragman

Sevince yazısına devam et

Kanto, Türkiye Prömiyerini Altın Portakal’da Yapacak

Yönetmenliğini Ensar Altay’ın üstlendiği, başrollerinde ise Didem İnselel, Sinan Albayrak, Yıldız Kültür, Ece Bağcı, Züleyha Yıldız ve Elit Andaç Çam’ın yer aldığı Kanto, dünya yolculuğuna başladığı Şanghay ve devam ettiği Jagran Film Festivali’nden sonra, Türkiye prömiyerini 24 Ekim – 02 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirecek.

Kanto, Türkiye Prömiyerini Altın Portakal’da Yapacak yazısına devam et

Unutmanın ve Hatırlamanın Romanı: Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar

Polat Özlüoğlu’nun, 12 Eylül’de raflarda yerini alacak Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar adlı eseri açılışını Macar yazar Agota Kristof’un Kanıt adlı romanından yapıyor. Beş öykü kitabından sonra, 384 sayfalık bir romanla okurların karşısına çıkacak olan Özlüoğlu, “Meşhur’un yolculuğu başladı… Onunla konuşun, dertleşin, dinleyin, yalnızlığını, acılarını, umudunu paylaşın. Bireysel hafıza ve toplumsal belleğin kesiştiği noktada unutmamak, hatırlamak, hayata tutunmak, yeniden başlamak üzerine bir roman…” diyor. Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, yalnızca bir roman değil, yakın tarihimizin onarılması güç travmalarını en sert hâliyle belgeleyen edebi bir kayıt, eser.

Unutmanın ve Hatırlamanın Romanı: Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar yazısına devam et

Aşk ve Yemek, 03 Ekim’de Sinemalarda

Yönetmen koltuğunda Müge Uğurlar’ın oturduğu, yapımcılığını Emre Balık, Uğur Güneş, Şule Şentürk ve Müge Uğurlar’ın üstlendiği, senaryosunu ise Makbule Kosif ve Derya Kara’nın kaleme aldığı Aşk ve Yemek, 03 Ekim’de sinemaseverlerle buluşuyor. Film, Adana’dan göç etmek zorunda kalan kebapçı bir ailenin, yolculuk sırasında kendilerini Tokat’ta bulmasıyla başlayan eğlenceli ve duygusal öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Lezzetlerin, rekabetin ve aşkın iç içe geçtiği film, neşeyle dolu anlar ve kalplere dokunan bir sinema deneyimi vadediyor. Ayrıca bol kahkahalı sahneleri ve içten hikâyesiyle izleyicilere keyifli, güzel bir aile komedisi sunuyor.

Aşk ve Yemek, 03 Ekim’de Sinemalarda yazısına devam et

BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali

Bodrum Sinema ve Kültür Derneği tarafından düzenlenen BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali (BIFF Bodrum International Film Festival), 03 – 08 Ekim 2025 tarihlerinde Bodrum ve Kos Adası’nda gerçekleştirilecek. On iki yıldır yapılan Bodrum Türk Filmleri Haftası ve CineBodrum Sinema Sektör Zirvesi’nin deneyimi üzerine inşa edilen festival izleyiciye ve sektöre dost bir buluşma hedefiyle kuruldu. Festival kapsamında Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması ve Türkiye – Yunanistan Sinema Buluşması yapılacak. “Akdeniz’den dünyaya açılan perde” sloganıyla anılacak festivalin direktörlüğünü Bodrum Sinema ve Kültür Derneği Başkanı Cenk Sezgin üstleniyor.

BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali yazısına devam et

BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali Yayınları

BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali Yayınları sinema kitaplarının tanıtım bültenleri ve kapak fotoğraflarına haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Yeni eklenenler:
Bodrum Uluslararası Film Festivali (Festival Kataloğu),
BIFF Bodrum International Film Fest (Katalog),
BIFF Bodrum International Film Fest (Sponsorluk Dosyası).
BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali Yayınları yazısına devam et

Kygo: Back at the Bowl

Sam Wrench’in yönettiği ve Kygo ile Justin Jesso’nun oynadığı Kygo: Back at the Bowl, 03 Ekim 2025’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla Mars Entertainment tarafından vizyona çıkarıldı.
İster uzun süredir hayranı olun, ister Kygo’yu ilk kez keşfedin, bu film, hiç görmediğiniz bir gösterinin büyüsüne erişiminizi sağlıyor. Müzik, enerji ve gösteri dolu unutulmaz bir gece için dünyanın en ikonik mekânlarından birine adım atın. Kygo’nun dünya turu kapsamında Hollywood Bowl’da verdiği konserden canlı kaydedilen Kygo: Back at the Bowl, izleyene büyük ekran için yeniden düzenlenmiş ve tasarlanmış bir üst düzey konser sunuyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Kygo: Back at the Bowl yazısına devam et

Adana Altın Koza’da 40 Kısa Film Yarışacak

32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin kısa film yarışmalarında finale kalan filmler belli oldu. Bu yıl, Uluslararası Kısa Film Yarışması, Ulusal Kısa Film Yarışması ve Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması olmak üzere üç yarışmada 40 film, jüri karşısına çıkacak. Uluslararası Kısa Film Yarışması’nda 51 ülkeden 277 başvuru arasından, Ulusal Kısa Film Yarışması’nda 288 başvuru arasından 10’ar film finale kaldı.

Adana Altın Koza’da 40 Kısa Film Yarışacak yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Genç Johanne’nin Acıları / Hayaller

Oslo’nun adeta gökyüzüne uzanan uzun ve görkemli merdivenlerinin puslu görüntüsü ile açılır ‘Hayaller / Drømmer’. Bu mistik ana Johanne’nin (Ella Øverbye) dış sesi eşlik eder. Hayatının bir bulutun içinde olduğunu düşünmektedir liseli kız. Bedeni dışarda ama gördükleri, düşledikleri ve hissettikleri aynı bulutun içindedir. Bunun oldukça katı bir kümülüs bulutu olduğunu hayal etmek ister, ama bazen sirüs ya da yarı saydam bulut örtüsü aklına … Devamı…»

Altın Portakal’ın Ulusal Yarışması’nda Yer Alan Filmler Açıklandı

24 Ekim – 02 Kasım 2025 tarihleri arasında düzenlenecek olan 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan 12 uzun metraj film, En İyi Film, Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü, Behlül Dal En İyi İlk Film Ödülü, En İyi Yönetmen, Cahide Sonku Ödülü, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Müzik, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında yarışacak. Ulusal seçkilerde yer alan tüm filmler Türkiye’de ilk kez Altın Portakal’da izleyicilerin karşısına çıkacak.

Altın Portakal’ın Ulusal Yarışması’nda Yer Alan Filmler Açıklandı yazısına devam et

Herşey Hayatta Kalmak İçin / Çirkin Üvey Kardeş

‘İki ya da üç kez sevdim seni
Yüzünü de adını da henüz bilmezken’

‘Çirkin Üvey Kardeş / Den Stygge Stesøsteren’, yakışıklı Prens Julian’ın (Isac Calmroth) bu minvaldeki dizeleri ile açılıyor. Elvira (Lea Myren) pembe düşlerinden annesinin iteklemesi ile uyandığında, eşini kaybetmiş olan Rebekka von Rosenhoff (Ane Dahl Torp) yeni bir kocaya varmak üzere uzak yollardan Viktorya dönemi malikaneye varmak üzeredir. İlk karısından olma Elvira yaşlarında kızı Agnes (Thea Sofie Loch Næss) ile birlikte yaşayan Svendlandia krallığından soylu Otto (Ralph Calsson) düğün pastası yenirken aniden ölüverir. Sorun Otto’nun ani kaybı deği, ortada kalmış kadınların gelecek hayallerini sekteye uğratan adamın beş parasız oluşu gerçeğidir. Rebekka’nın deyişiyle ‘sarkmış memeleri ve ümitsiz vaka kızlarıyla yaşı geçkin bir dulu’ isteyecek zengin bir adam bulması hiç de kolay olmayacaktır. Kralın oğlu prens Julian’ı evlendirmek üzere tüm soylu bakireleri dört dolunay sonra sarayda yapılacak baloya davet haberi cazip bir umut ışığı gibidir. Elvira oa bu işe dünden razıdır. Lakin diş tellerinin kapladığı tombul yüzü ve lüleli saçlarıyla prensin ilgisini çekebilmesi mümkün olacak mıdır?

Baloya katılarak huzura çıkmak isteyen genç bakireler, tıpkı günümüzün güzellik yarışmalarına benzer bir biçimde kayıt yaptırırlar. Genç kızlar 4 aylık süreç boyunca gözlerini üzerlerine dikmiş hocalardan zarafet (!) dersleri alacak, nasıl oturup kalkılacağını öğrenecekler, dans kabiliyetlerini geliştireceklerdir. Elvira ne yaparsa yapsın sarayın eğitmenlerine yaranamayınca çareyi 18. yüzyılda yeni yeni türemeye başlamış bir estetik uzmanına başvurulur. ‘Acısız güzellik olmaz’ sloganıyla işe koyulmuş olan Doktor Esthéthique (Adam Lundgre) genç kızın diş tellerini çıkardıktan sonra, dönemin ilkel şartları altında Elvira’nın eğri burnunu bir keski yardımıyla anestezi olmadan bağırta bağırta kırmaya, yine benzer cefalı bir biçimde göz kapaklarının hemen altına gösterişli takma kirpiklerini iğne ile dikecektir. Elvira’nın gönüllü çilesi bu kadarla da kalmayacak, saray eğitmenlerinden Sophie von Kronenberg –soyada dikkat!- (Cecilia von der Esch) tombulluğunu yok etmek üzere Elvira’yı tenya yumurtası yutmaya razı edecektir. Bu laneti midesine indirdiğinde dilediği kadar yiyerek kilo vermeye başlar Elvira. Ancak tüm bu müdahaleler onu geriye dönüşü olmayan bir sona doğru sürüklemektedir.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz Mayıs ayında Cannes’da yapan ve festivalin ‘Geceyarısı Sineması’ seçkisinde dakikalarca alkışlanan yapım, bir yıl öncesinden ‘Cevher / The Substance’ ile benzerlikler taşıyan ilgiye değer bir deneme. ‘Cevher’ günümüz teknolojisinin yardımıyla genç ve güzel kalmanın bedelini sorgularken ‘Çirkin Üvey Kardeş’ üç asır öncesinin iptidai şartlarında kadınların güzelleşme çabalarının doğurduğu sonuçları perdeye taşıyor. Aslında tüm bunlar erkek egemen toplumda hayatta kalabilmek, toplumda bir statü kazanmak uğruna yapılıyor. Annesi boşuna ‘prens olmazsa salon bir sürü zengin adam kaynıyor’ diye boşuna teşvik etmiyor kızını. Dünden bugüne birşeylerin çok da fazla değişmediğine dikkat çeken bu ikili örneğin sonuncusu, ilkinde olduğu gibi David Cronenberg esinli bir beden korku (body horror) gösterisine dönüşüyor. ‘Cevher’in Coralie Fargeat’ı gibi Norveçli Emilie Blichfeldt gözünü budaktan sakınmıyor, izleyiciyi salondan kaçırma pahasına Elvira’nın yaşadıklarını tüm beter ayrıntılarıyla perdeye taşıyor.

Kanadalı ustasından feyz aldığını söyleyen genç sinemacı uzunca bir süredir hazırlandığı bu ilk uzun metraj projesinde Grimm kardeşlerin klasik ‘Külkedisi / Cinderella’ masalından yola çıkmış. Filmin adından da anlaşılacağı gibi hikaye ‘çirkin üvey kardeş’ üzerinden ilerliyor ve bir noktada klasik anlatıya evriliyor. Soylu Otto’nun güzeller güzeli kızı atların bakıcısı Isak (Malte Gårdinger) ile şehvetin tam doruğundayken enselendiğinde bildik hikâyenin detayları devreye giriyor. Ve de en önemlisi, Grimm kardeşler masalının ürkütücü finalini aynen koruyor Blichfeldt. ‘Külkedisi’ni bildiğimiz saf ve iyi huylu haliyle ele almıyor. Çıkarı doğrultusunda prensi baştan çıkarmak için herşeyi yapabilecek bir genç kızdır O. Prens Julian da romantik beyaz atlı prens olarak değil, ona bahşedilmişlerin şımarıklığıyla aklı uçkurunda vurdumduymaz bir genç adam olarak çizilmiş. Elvira’nın henüz ergenliğe girmemiş küçüğü Alma (Flo Fagerli) ise yaşının küçüklüğüne rağmen filmde sağduyuyu temsil eden tek karakter olarak dikkat çekiyor.

‘Çirkin Üvey Kardeş’ Nisan ayında 44. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yapmıştı. İki hafta kadar önce bir geceyarısı seansında Kadıköy Sineması izleyicileri ile buluştu. Halen MUBI’de gösterimini sürdürüyor.

(12 Eylül 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Margot Robbie ve Jacob Elordi’nin Başrollerini Paylaştığı Uğultulu Tepeler’den Afiş ve Fragman Yayınlandı

Emily Bronte’nin aynı isimli ölümsüz romanından uyarlanan Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights) beyazperdeye taşınıyor. Tutkulu bir aşk hikâyesini sinemaseverlerle buluşturmaya hazırlanan yapım, yılın en iddialı aşk filmi olmaya aday. Afiş ve fragmanı yayınlanan film 13 Şubat’ta gösterime giriyor. Catherine ve Heathcliff’in yoğun ve yıkıcı ilişkisini konu alan Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights), 2026 Sevgililer Günü’nün öne çıkan sinema filmi olacak. Emerald Fennell’in hem yönetmenliğini üstlendiği hem de uyarlama senaryosunu kaleme aldığı Uğultulu Tepeler’de (Wuthering Heights) başrolleri Margot Robbie ve Jacob Elordi paylaşıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Margot Robbie ve Jacob Elordi’nin Başrollerini Paylaştığı Uğultulu Tepeler’den Afiş ve Fragman Yayınlandı yazısına devam et

Siyah Telefon 2 Filminin Türkçe Alt Yazılı Yeni Fragmanı ve Ana Afişi Yayınlandı

Yeni fragmanı ve ana afişi yayınlanan Siyah Telefon 2′de dört yıl önce, 13 yaşındaki Fin, kaçıranını öldürüp kaçar ve The Grabber’ın elinden kurtulan tek kişi olur. Ama gerçek kötülük ölümü aşar… ve telefon yeniden çalar. Ethan Hawke, The Grabber rolüne geri dönüyor. İntikam almak için Fin’in peşine düşerken, Fin’in küçük kız kardeşi Gwen’i de tehdit eder. Şimdi 17 yaşında olan Fin, esaretten sonraki hayatı ile mücadele ederken, başına buyruk 15 yaşındaki Gwen rüyalarında siyah telefondan çağrılar almaya ve Alpine Lake adlı bir kış kampında takip edilen üç oğlanla ilgili iğrenç görüntüler görmeye başlar.

  • Basın Bülteni
  • Yeni fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Siyah Telefon 2 Filminin Türkçe Alt Yazılı Yeni Fragmanı ve Ana Afişi Yayınlandı yazısına devam et