Aşk ve Yemek Filmi Çekimlerine Başlandı

Sinema sezonunun en iddialı filmlerinden biri olan ve çekimlerine başlanan Aşk ve Yemek sıcacık konusu, muhteşem oyuncularıyla izleyenlerin gönlünde taht kuracak. Yönetmenliğini Müge Uğurların yaptığı filmin başrollerinde Uğur Güneş, Hande Doğandemir, Hatice Aslan ve Osman Sonant yer alıyor. Doğası ve yemek kültürü ile Türkiye’nin öne çıkan şehirleri arasında yer alan Tokat’ta çekilen filmin sıcacık hikâyesini izleyen sinemaseverler, salondan mutlu ayrılacaklar.

Aşk ve Yemek Filmi Çekimlerine Başlandı yazısına devam et

Bir Oyundan Ötesi: Çıkış 8

Genki Kawamura’nın, ergenlerin çok sevdiği bir bilgisayar oyunundan yaptığı film bir yanıyla Japon, bir yanıyla da biz. Metroda ağlayan bebeğe sinirlenen adam, neredeyse dövecek, annenin ise özür dilemekten başka ne gelir ki elinden; tıka basa dolu metroda bir kişi bile bağıran adama itiraz etmiyor, sakinleştirmeye çalışmıyor. Filmin kahramanı, sonradan öğreniyoruz ki, üzgün tepki göstermediği için.

Adını, işini bilmediğimiz, ama ayrıldığı kız arkadaşının kendisinden hamile olduğunu öğrendiğimiz genç adam, hastaneye arkadaşının yanına gidecek ama metro koridorlarında kayboluyor. Öğreniyoruz ki, beyaz fayans kaplı, standart ışıklandırılmış, duvarlarında ilanlar asılı Japon metrosunda kaybolmak çok kolay-mış.

Bizde neden böyle bir film yapılmıyor?

Bir metro istasyonunda üç oyuncuyla kotarılan bir film “Çıkış 8”. Sorunlar yumağında çözümsüzlüğün yarattığı tahribatı anlatıyor. Tam da bizim hikâyemiz anlatılan. Japonlar bizden daha mı sıkıntılı? Çözümsüzler mi her alanda? Kendilerinin yarattığı günahın kefaretini mi ödüyorlar acaba? Biz, her gün hayat pahalılığının altında ezilirken, haksız tutuklanmalarla hukuk (Anayasa bile) hiçe sayılırken, ormanlarımız yanarken, büyük şehirlerimizde bile susuzluk tehdidi varken, barınma, beslenme, eğitim ve sağlık sorunlarıyla devlet yerine kendimiz çözüm bulmaya çalışırken böylesi bir filmi niye düşünmeyiz ki!

Metro istasyonundan çıkabilmek için işaretleri takip etmek yeterli değil, muhakkak bir şeyler değişebiliyor. Reklam panolarındaki gözler size dönebiliyor, rakamlar (8 bile) ters dönebiliyor. Eğer bir anormallik varsa geri dönmeniz gerekir. Kahramanımız her seferinde yanılıyor, birinci aşamayı geçse bile, ikincide, üçüncüde başa dönebiliyor. Peki, biz ne yapalım? Kendi ellerimizle verdiğimiz gücü geri alamadığımız için açlık, yoksulluk ve yoksunluk içerisinde çözümsüz dönenip duruyoruz.

Psikolojik gerilimle karışık…

“Çıkış 8” bir yanıyla gerilim bir yanıyla korku, bir yanıyla da seyircinin çözüm için çaba harcamasını isteyen bir film. Oyunu çok sevilmiş, çok tutulmuş, oynayanlar açısından bağımlılık yaratmış… Film ise korkutmuyor, tedirgin ediyor. Gerilimle birlikte yansıyan çözümsüzlük düşünmeye çağırıyor. Sahi, o koridorda kimse ölmez, bir şekilde kurtulur ama bizim yaşadığımız labirentten kurtulma ihtimalimiz neredeyse hiç yok. Umutsuzluk değil bu, egemen erkin hukuk, yasa, gelenek görenek dinlememesi…

“Çıkış 8” ilginç bir film. Aynı koridorlardan defalarca geçse de her seferinde izleyici olarak, “bu kez olacak” duygusuyla pür dikkat takip ediyorsunuz. Çok yönlü filmin insandaki etkisi de çok yönlü…

29 Ağustos’tan başlayarak gösterimde…

(25 Ağustos 2025)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Altın Portakal’da Emek Ödülleri

24 Ekim – 02 Kasım 2025 tarihleri arasında izleyicisiyle buluşacak 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Sinema Emek Ödülü Feride Çiçekoğlu’na, Genç Sinemacı Emek Ödülü ise Cansu Baydar’a takdim edilecek. ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde lisans ve lisansüstü eğitimini tamamlayan 
Feride Çiçekoğlu, Fulbright burslusu olarak Pennsylvania 
Üniversitesi’nde doktorasını yaptı. Bahçeşehir Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun olan Cansu Baydar, 2014’te This Is Afreeka adlı kısa belgeseli çekti.

Altın Portakal’da Emek Ödülleri yazısına devam et

30 Ağustos Zafer Haftası Coşkusuyla Büyük Zafer Filmi Turnesi Samsun’da

30 Ağustos Büyük Taarruz’un 103. yılı ve Cumhuriyetimizin 102. yılı, bu yıl Zafer Haftası kapsamında çok özel bir film projesiyle taçlanıyor. Türkiye’nin ilk gerçekçi animasyon filmi Büyük Zafer, 30 Ağustos Zaferi’ni anlatıyor. Film 29 Ağustos’ta tüm Türkiye’de vizyona giriyor. Zafer coşkusunu şehir şehir taşıyan Büyük Zafer Turnesi, 18 Ağustos Pazartesi Samsun’da olacak. Film temalı etkinliklerle Samsun halkı unutulmaz bir deneyim yaşayacak.

30 Ağustos Zafer Haftası Coşkusuyla Büyük Zafer Filmi Turnesi Samsun’da yazısına devam et

82. Venedik Film Festivali Geri Kazanılan Hazine Değerinde Filmler

Gelelim 27 Ağustos – 06 Eylül tarihleri arasında düzenlenen 82. Venedik Film Festivali’nin en heyecan verici bölümlerinden birine, Venedik Klasikleri’ne. Restore edilerek sinemaya geri kazandırılan 18 filmle, kurtarılmış ya da yeni keşfedilmiş materyallerle yeni çekilen 9 belgesele.

Queen Kelly’nin çekim hikâyesi ve filmin başına gelenler neredeyse filmden ilginç. İki şahane kadın oyuncu Claudia Cardinale ile Monica Vitti’den, 1960’ların ortasında hayat verdikleri, iki ayrı tarz İtalyan komedisi. Japonya’nın 60 yıldır, ilk kez, hiç kesilmeden gösterilecek “hayalet hikayeleri” klasiği, “Kwaidan.” Yerli yersiz sansüre takılıp makaslanan, hatta gösterimi engellenen filmler. Meselâ Hollywood’da sansür, uzun süre, yatak sahnesi çekilirken, oyuncuların iki ayağının birden yatak üzerinde olmasına izin vermiyor. Bir ayak mutlaka yere basacak. Sinema yetkililerinin “Biz zamanında bu filmin değerini, önemini anlamadık” diye yakındıkları çok özel filmler. Ne mutlu, geri getirildiler.

18 Geri kazanılmış film

Lolita: “Bu romanın ruhunu ancak Stanley Kubric anlayabilir ve onu beyazperdeye taşıyabilirdi” diye değerlendirilen, Rus yazar Vladimir Nobokov’un, 1955’de Paris’te yayınlandığı andan itibaren skandal yaratan romanından, İngiliz yönetmen Kubric’in 1962 yılında çektiği unutulmaz siyah beyaz film. On dört yaşındayken Lolita rolü için seçilen Sue Lyon’u on altı yaşında yıldız yapmakla kalmadı, ilk filmiyle ona “Umut veren genç oyuncu” dalında Altın Küre ödülü kazandırdı. Çok genç bir kızla saplantılı bir ilişkinin kahramanı olan orta yaşlı İngiliz profesörü canlandıran James Mason ile Lolita’nın aymazlık içindeki annesini oynayan Shelly Winters’ın da ne kadar güçlü oyuncular olduklarını bir kere daha kanıtladı. ABD – İngilere 1962.

Roma Ore 11 – Acı Lokma: Guiseppe de Santis’in 1951 yılının ocak ayında Roma’da meydana gelen gerçek bir enkaz altında kalma olayından yola çıkarak çektiği film, İtalyan sinemasının “neorealizm” akımının en güçlü örneklerinden biri kabul ediyor. İtalyan sinemacılar şimdi “Vah vah, biz zamanında bu mücevher filmin değerini anlamadık” diye özeleştiri yapıyorlar. Ben buna tanıklık edebilirim. Çekildikten altı yıl sonra 1958 – 59 sezonunda Türkiye’de gösterilen bu siyah-beyaz filmi ilkokuldan mezun olduğum yaz seyrettim, yani henüz çocukluktan çıkmamıştım. Kadınların enkaz altında kaldığı sahneler ve yaralı kadınların hastanede yaşadıklarını anlatırken, yüzlerindeki hiçbir şey söylemeden, çok şey anlatan o donuk ifade, yıllar geçse de gözümün önünden hiç gitmedi. Bir kişinin alınacağı iş ilanına 200 kadın müracaat eder. Binaya girebilmek için birbirini sıkıştıran, itişen kadınların ağırlığı altında merdiven ve sahanlık çöker, kadınlar enkaz altında kalır. Yirmi altı yaşında bir kadın hastanede yaşamını yitirir. Beş yaralı kadının hastane yatağında sırasıyla yaşadıklarını anlatmasıyla film gelişir. Lucia Bose, Lea Padovani, Carla Del Poggio, Massimo Girotti ve Raf Vallone başrolleri paylaşıyor. İtalya 1952.

Il Magnifico Cornuto – Şahane Koca: Antonio Pierangeli’nin yönettiği, Ugo Tonazzi ile Claudia Cardinale’nin birbirini aldatan çifti canlandırdıkları, kocanın sonunda çıldırma noktasına geldiği, cinsellik içeren komedi-dram. Filmde Gian Maria Volonte de rol alıyor. İtalya 1964.

Ti Ho Sposato per Allegria – I Married You for Fun Luciano Solce’nin yönettiği, ağır dramatik rollerde izlemeye alıştığımız Monica Vitti’nin hafif dengesiz, neşeli bir genç kızı oynadığı komedi, “Seninle eğlence olsun diye evlendim” diyen bir film. Döneminde sansürün kesip attığı ve kayboldu sanılan iki sahne, Cinecitta’da bulunup filme eklenmiş. Italya 1967.

House of Strangers: Joseph L. Mankiewics’in yönettiği drama, gerilim, kara filmde, Susan Hayward, Edward G. Robinson, Debra Paget oynuyor. Yıllarca hapis yatan bir adam, yabancılaşmış aile fertlerinin ihanetinin hesabını sormak üzere eve geri döner. Film bazı ülkelerde “Lanetli Ev” adıyla gösterilmiş. ABD 1949.

Przypadek (Blind Chance) Polonyalı yönetmen Krzystof Kieslowsky’nin 1981 yılında çektiği, sansür tarafından “siyasi film” olduğu gerekçesiyle yasaklandığı için ancak 1987’de gösterime girebilen, Türkiye’de “Kör Talih” adıyla bilinen “Przypadek-Blind Chance” aynı öykünün üç farklı biçimde anlatıldığı bir romantik drama. “Kişinin harekete geçme ihtiyacına” vurgu yapan film, Kieslowsky’nin 1989’da Polonya televizyonu için çektiği 60 dakikalık on filmden oluşan “Dekalog’unun habercisi olarak niteleniyor. Polonya 1981.

Matador: Pedro Almodovar’ın otuz altı yaşındayken çektiği cinsellikle şiddet ilişkisini, ölüm ve aşkı sorguladığı erotik gerilim filmi. Fetiş oyuncusu Antonio Banderas başrolde. İşlemediği cinayetleri polise itiraf eden matadoru oynuyor. Filmde İspanya’nın önemli kadın oyuncuları Carmen Maura ile Assumpta Serna da rol alıyor. İspanya 1986.

Le Quai Des Brumes – Sisler Rıhtımı: Yönetmen Marcel Carne’nin, Jean Gabin ve Michele Morgan’la çektiği 1938 yapımı film, “Fransız şiirsel gerçekçiliğinin simge filmi” kabul ediliyor. Senaryoda ünlü şair yazar Jacques Prévert’in de imzası var. İkinci Dünya Savaşı sonrası doğanların ve “Yeni Dalga Akımı” filmleriyle büyüyenlerin tanımadığı, fransız sinemasının bir önceki dönemine ait tarihi önem taşıyan bir film. Fransa 1938.

Kagi – Odd Obsession – Tuhaf Takıntı: Japon yönetmen Kon Ichikawa’nın Junichiro Tanizaki’nin 1956’da yazdığı “Key – Anahtar” adlı romandan uyarladığı 1959 yapımı satirik komedi. Yaşı ilerleyen ve giderek güçten düşen antika uzmanı kendisinden çok genç bir kadınla evlenince aile içinde ilişkiler karışır. Kocanın, genç karısını kıskansın ve heyecanı artsın diye teşvik ettiği “aşk üçgeni” “dörtgen”e dönüşerek sonunda felâkete yol açıyor. Japonya 1959.

3:10 to Yuma – Gönüllü Katil: 1950’lerde Hollywood’un efsane oyuncuları Glenn Ford ve Van Heflin’in başrolleri paylaştığı, Delver Dames’in yönettiği, klasik “western” psikolojik drama. Demiryolları şirketi, yakalanan azılı katil çete liderini (Glenn Ford) kurtarmaya çalışacak çete mensuplarını engelleyerek, 3:10’da Yuma’ya giden trene bindirmesi için, para sıkıntısı çeken bir küçük çiflik sahibini (Van Heflin) tutar. Ama ilişkiler beklenenden farklı gelişir. ABD 1957.

Mark of the Renegade: Arjantin doğumlu Hugo Fregonese’nin yönettiği Amerikan yapımı macera, romans, drama filmi. 1820’lerde Meksika Cumhuriyeti’nin yönetimi altındaki Los Angeles’de geçiyor. Kahramanımız Marcos (Ricardo Montalban) Meksika’ya bağlı “Kaliforniya İmparatoru” olmak için entrikalar çeviren bir düzenbazı yakalamak için “hain” damgası yemiş bir korsan kılığında aralarına giriyor. 50’lerde Amerikan müzikal filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Cyd Charisse başrolü paylaşıyor. Filmde Charisse varsa elbette müzik ve dans da var. ABD 1951.

The Delicate Delinquent – Yaman Hafiye: Özellikle çocukların çok sevdiği Amerikalı komedyen Jerry Lewis, kavgacı genç bir kapıcı rolünde. Sokak çetelerinin eline düşmesin diye bir polis onu himayesi altına alıyor. Yöneten Don McGuire. ABD 1957.

Lo Spettro – The Ghost: Korku, kılıç- kalkan ve gerilim filmleriyle tanınan yönetmen Riccardo Fredo’nun, “Robert Hampton” takma adıyla çektiği “Hayalet” 1910’da İskoçya’da geçiyor. Olay, kadın (Barbara Steele), genç doktor sevgili (Peter Baldwin) ve tekerlekli sandalyeye mahkûm doktor koca arasında dönüyor. Hasta kocasına katlanamayan kadın, sevgilisinden kocasını öldürmesini ister. Miras paylaşımı sırasından kocanın hayaleti devreye girer. Sinemacıların “Bu olağanüstü filmin değerini, inceliklerini döneminde anlamadık” diye yakındıkları bir başka film. İtalya 1963.

Bashu: Gharibeh Kouchak – Başu: Küçük Yabancı: İranlı yönetmen Behram Beyzayi‘nin dramatik savaş filmi. İran-Irak savaşı sırasında bombardımanda annesiyle babası öldürülen bir çocuğun öyküsü. Canını kurtarmak için en kaçan çocuğu orta yaşlı bir kadın himayesi altına alır. İran 1989.

Ai qing wan sui – Vive L’Amour: Tayvanlı Yönetmen Tsai Ming – Liang’ın bol ödüllü dram ve romans içeren kara komedisi. Başkent Taypei’de birbirinden habersiz aynı evi kullanan bir kadın iki erkek üç kişi, evin özel randevu yeri olarak kullanıldığını farkederler. “Yaşasın Aşk” diyen film, “Yeni Dalga Akımı”nın temsilcisi olarak görülüyor. Tayvan 1994.

Do Bigha Zamin – The Two Acres of Land: Hint yönetmen Bimal Roy’un çektiği, “neorealist” esintiler taşıyan bir drama. Borcunu ödeyip toprağını geri alma umuduyla çekçek arabası sürücülüğü yapan bir adamın başına gelenler. Hindistan 1953.

Aniki Bobo – Bizim çocukların ‘O piti piti’sinin Portekizce karşılığı: Portekizli yönetmen Manoel de Oliviera’nın, José Rodrigues de Freitas’ın kısa hikâyesinden uyarladığı ilk uzun metraj filmi. Aile draması olarak tanımlanıyor. Porto kenti sokaklarında ve nehir rıhtımında geçen film, çok genç çocuklardan oluşan bir çetede yaşananları ve aşkı anlatıyor. Biri zorba ve dışa dönük, diğeri masum ve utangaç , iki erkek çocuğun, bir kız çocuğun aşkını kazanma mücadelesi. Oyuncuların çoğu, 1908’de Porto kentinde doğan Manoel de Oliviera’nın hemşehrileri, Portolu sokak çocukları. Başta pek iyi gözle bakılmayan film, bugün döneminin en önemli filmlerinden biri sayılıyor. Portekiz 1942.

Kaidan – Kwaidan – Hayalet Öyküleri: Samuray ve savaş filmleriyle tanınan Japon yönetmen Masaki Kobayashi’nin, 1965 yapımı, “dört hayalet öyküsü” anlatan ilk renkli filmi “Kwaidan” ilk kez hiç kesilmeden gösterilecek. Yunanistanistan doğumlu, önce İrlanda ardından Japonya vatandaşı, Japon kültürünün Batı’ya yayılması için çok çaba sarfeden gazeteci, öğretmen, yazar, çevirmen Patrick Lafcaido Hearn’ın ya da sonradan tanındığı adla, Yakumo Koizumi’nin, 1890’lardan itibaren Japonya’nın çeşitli bölgelerinden topladığı yerel efsane ve hayalet öykülerinden yazdığı Kaidan adlı kitaptan, Masaki Kobayashi’nin sinemaya uyguladığı film, “Hayalet hikâyeleri antolojisi” olarak tanımlanıyor. Japonya 1965.

Dünya Galası

Queen Kelly: Usta Alman yönetmen ve oyuncu Erich von Stroheim’in senaryosunu yazıp 1928’de çekmeye başladığı Amerikan yapımı sessiz film. Başrolleri Gloria Swanson, Walter Byron ve Seen Owen paylaşıyor. Çekimlerin ortasında, yaşanan maddi zorluklar ve yönetmen von Stroheim’le düştükleri anlaşmazlıklar nedeniyle başrol oyuncusu Gloria Swanson ile finansör sevgilisi milyarder Joseph P. Kennedy (ünlü Kennedy ailesinin babası) filmin çekimini durduruyor. Dönemin koşulları ve sansür nedeniyle film orijinal haliyle Amerika’da sinemalarda gösterilemiyor. Gloria Swanson’un yaptırdığı değişiklikler ve kısa bir bölümüne ses klenerek film 1930’larda Avrupa’da ve Güney Amerika’da gösteriliyor. Filmin sonu birkaç kez değişiyor. Günümüzde Erich von Stroheim’in orijinal senaryosuna sadık kalınarak ve yeni ortaya çıkarılan materyaller eklenerek yeniden biçimlendirildi ve restore edildi.

“Queen Kelly” filmi, “Pamuk Prenses” ve “Külkedisi Sinderella” masallarını aratmayan, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, hayalî bir Avrupa ülkesinde geçen bir saray entrikası. Kötü kalpli kıskanç kraliçe, beceriksiz prens nişanlısı, prensin gönlünü kaptırdığı manastırda yaşayan masum olduğu kadar flörtçü bir genç kız arasında yaşananlar, Afrika’da bir randevu evine kadar uzanıyor.

Bu kadar olay sonunda, yaklaşık bir asır sonra “Queen Kelly” filminin Dünya Galası’nı düzenlemek ve restore edilmiş yeni biçimiyle gösterime sunmak, 82. Venedik Film Festivali’ne kısmet oldu.

Dokuz Yeni Belgesel

Mata Hari: Kung Fu rolüyle tanınan Amerikalı oyuncu, yönetmen, yapımcı David Carradine, 1975 yılında, kendisine kırgın olan kızıyla arasını düzeltmek amacıyla ona birlikte film yapmayı teklif ediyor. Hollandalı ünlü kadın casus Mata Hari’nin yıllarca bitmeyen filmi aracılığıyla, Carradine ile kızının ilişkileri yansıtılıyor. Yönetmen, Joe Beshenkovsky ve James Smith. ABD 2025.

Louis Malle, Le Révolté: Yönetmen Claire Duquet, usta Fransız sinemacı Louis Malle’nin isyankâr ruhunu ön plana alarak savaş muhabirliğinden, yerleşik sinema kalıplarına karşı çıkarak “Yeni Dalga” akımına ve Jeanne Moreau’nun oynadığı akıldan çıkmayan gerilim dozlu drama filmlere giden yaşam ve sinema yolculuğunu sergiliyor. Fransa 2025.

The Ozu Diaries: Ünlü sinemacı Yasujiro Ozu’nun, tuttuğu defterlerden ve kendi için çektiği filmlerden yola çıkarak, onun iç dünyasına ulaşan, isyankâr bir gençten, derinlikli bir yönetmene dönüşmesinin öyküsü. Yönetmen Daniel Raim. ABD 2025.

Memory of the Forgotten – Memoria de Los Olvidados: Yönetmen Havier Espada’nın “Unutumuşların Anısı” adıyla çektiği belgesel, İspanyol yönetmen Luis Bunuel’in 1950’de çektiği, sinema tarihinin en önemli filmleri arasında sayılan ve UNESCO’nun Dünyanın Belleği Kütüğü’ne kaydedilen, “Los Olvidados – Unutulmuşlar” filmini hareket noktası olarak alıyor. Bunuel’in gerçekle kurgu arasında gide gele çektiği, ingilizce adıyla “The Young and The Damned – Genç ve Lanetli” filmi, İspanyol yönetmenin Meksika’ya sürgüne gittiği dönemde tanıyıp büyük sevgi duyduğu ve dayanışma içine girdiği, Meksika’nın yoksulluğa ve şiddete mahkum edilmiş genç çocuklarının yani “yok sayılmış ve unutulmuşların” öyküsünü ilk kez beyazperdeye getiriyor. Yönetmen, yazar Havier Espada’nın, “Unutulmuşların Anısı” adlı belgeli, yıllarca Bunuel’in yaşamı ve sineması üzerine yaptığı araştırmaya dayanıyor. İspanya – Meksika – ABD 2025.

Megadoc: Yönetmen Francis Ford Coppola’nın yıllarca bitiremediği Megapolis filminin yapımının perde arkası. Yönetmen Mike Figgis. ABD 2025

Elvira Notari: Beyond the Silence: 1875 – 1946 yılları arasında yaşamış İtalya’nın ilk kadın yönetmeni. Elvira Notari Napoli’den New York’a yüzlerce sessiz film yönetmiş olmasına rağmen değeri ancak 1970’lerde keşfedilmiş ve yeniden doğuş yaşamış. Realizm, kurgu drama içeren filmleri, Napoli folklorundan besleniyor. Yönetmen Valeria Ciriaci, İtalya – ABD

Boorman and the Devil: Yönetmen David Kittredge çektiği belgeselde, Amerikalı yapımcı, yazar, yönetmen John Boorman’a hayatının fırsatı gibi sunulan teklifin, Boorman’ın, sinema kariyerinin sonunun gelmesi tehlikesine yol açmasının öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Warner Brothers şirketinin teklifiyle çekilen The Exorcist II her açıdan tam fiyaskoyla sonuçlanınca Hollywood’da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. ABD 2025.

Holofiction: Deneysel bir belgesel film. Holocaust yani yahudi soykırımını görsel formda yansıtma deneyimi. 1938’den günümüze kadar çekilmiş Holocaust’u konu alan film ya da televizyon dizilerinden alınan binlerce görüntünün montajla birleştirilmesiyle yahudi soykırımının görsel sunumunun yeni yolları aranıyor. Yönetmen Michal Kosakowski. Almanya – Avusturya 2025.

Sangre del Toro: Yönetmen Yves Montmayeur, sinemaseverleri “büyüleyici bir labirentte” yani Meksikalı yönetmen, yazar, artist Guiellermo del Toro’nun çocukluğundan başlayarak, karmaşık ruhsal, düşünsel ve hayâl dünyasında adım adım bir yolculuğa çıkarıyor. İspanya’da doğduğu Guadalajara’dan Paris’e oradan Hollywood’a götürerek del Toro’nun “yaratıcı zekâsının” kökenine inmeye çalışıyor. İngiltere – Fransa 2025.

Kaynakça:

(25 Ağustos 2025)

Çiğdem Kömürcüoğlu

Yitik Zamanın Peşinde / Sörfçü

Filmin adı sizleri yanılmasın. ‘Sörfçü / The Surfer’ söz konusu popüler okyanus sporu üzerine bir film değil. İrlandalı yönetmen Lorcan Finnegan’ın Thomas Martin’in kaleminden beyazperdeye aktardığı üçüncü uzun metrajı, tıpkı 1968 yapımı Frank Perry klasiği ‘Yüzücü / The Swimmer’da olduğu gibi, Nicolas Cage’in hayat verdiği, senaryoda ismi konmamış orta yaş krizindeki bir adamın yaşam muhasebesi üzerine derinleşiyor.

15 yaşındaki Nic, babasının trajik bir intihar sonucu kaybının ardından annesi ile birlikte göç ettiği Amerika’dan yıllar sonra anavatanı Avustralya’ya dönmüştür. Dağılmış kendi çekirdek ailesini bir araya getirmektir amacı. Ön jenerikteki dalga seslerinin üzerine orta yaşlı adamın sözleri biner. Nic okuldan kaptığı gibi ışıltılı rengarenk Luna sahiline getirdiği annesiyle birlikte yaşayan liseli oğluna (Finn Little) ‘dalgaların durdurulamaz saf enerjisinden’ söz etmektedir. Orta yaşlı adamın hayat üzerine metaforu, ‘engin denizde fırtınanın gözünde doğan, günler aylar hatta yıllar boyu demlenerek kırılma noktasında sahile şok edici bir şiddetle çarpan dalgalar üzerinde ya sörf yapacak ya da yok olup gideceksin’ şeklinde devam eder. Oğlan babasının coşkulu isteklerine ve anlattıklarına pek de oralı değildir. Adamın derdi ise yıllar önce babasıyla bu kıyılarda kurduğu muhabbeti oğlu ile yineleyerek geçmişini temize çekme ve hayat yolunda kaybettiklerine yeniden kavuşabilmektir.

Bir zamanlar baba ocağı olan okyanusa tepeden bakan evin parasını denkleştirme çabası da bu yüzdendir. Oğlanın isteksizliğine rağmen lüks arabasının tepesindeki sörf tahtasını kaptığı gibi baba – oğul aşağıda tüm görkemiyle bekleyen koya inerler. Ancak sahil yerli halktan sörfçülerin denetimi altındadır. Nic ve oğlu sahile çöreklenmiş, ‘acı çekmeden sörf yapmak yok’ mottosunu benimsemiş lokal çetenin guru tarzı reisi Scally’den (Nip / Tuck dizisinden hatırladığımız Julian McMahon) ilk uyarıyı alır. Lakin başta kös kös otoparktaki arabasına dönen Nic’in tehdide boyun eğmeye ve buraları terk etmeye niyeti yoktur. O direttikçe gördüğü muamele daha da şiddetlenecek, acımasız yaz sıcağıyla yükselen sinirler ve tahammülsüzlük kaçınılmaz bir kırılma noktasına doğru ilerlerken, Nic elindekileri teker teker yitirerek otoparktaki evsiz yaşlı adamın perişanlığına adım adım sürüklenecektir.

Dünya prömiyerini 78. Cannes Film Festivali’nin sürprizlerle dolu ‘Geceyarısı Gösterimleri’ kapsamında yapmış olan ‘Sörfçü’ yönetmenin bir söyleşinde ifade ettiği üzere ‘kimlik ve aidiyet, bastırılmış bellek, krizdeki erkeklik ve yeniden doğuş umudu’ gibi temaları mercek altına alan ‘tuhaf bir rüya izlenimi’ veren çizgi dışı bir yapım. Benzer tekinsizlik ve bir mekanda sıkışmışlık duygusunu Finnegan’ın pandemi döneminde biraz da güme giden bir önceki filminde de buram buram deneyimlemiştik. 2019 yapımı ‘Vivarium’da genç çiftin gerçeküstü bir mekânda hapsolmuşluklarına karşılık, ‘Sörfçü’de ana karakterin doğanın göbeğinde ve nefis bir okyanus manzarası karşısında gönüllü mapusluğu söz konusudur. ‘Vivarium’da doğanın yokluğu korkutucuyken, ‘Sörfçü’nün atmosferinde doğa başroldedir. Sıcakta öten cırcır böceklerinin sinir bozucu sesleri, sürüngenler, sinekler, ölü hayvanlar, otoparkı çevreleyen kavruk ve kuru ağaçlar, sahilin sörf yapmaya davet eden turkuaz dalgalarıyla tezat oluşturur.

Finnegan senaryo taslağını ilk okuduğunda Avustralya’yı hayal ettiğini söylüyor. Avustralya Yeni Dalgası’nın kült örneklerinin esin kaynağı olduğunu belirtirken, kıtaya dışardan bakan Avrupalı gözlerin ilginç filmlerinden, İngiliz Nicolas Roeg’in bizde ‘Sonsuz Çöl’ adıyla gösterilmiş 1971 yapımı ‘Walkabout’ ya da Kanadalı Ted Kotcheff’in ülkemize uğramamış yine 70’lerden kült klasiği ‘Wake in Freight’ın üzerindeki etkisinden dem vuruyor. ‘Sörfçü’nün ilk gençlik yıllarımda izlemiş olduğum bu 50 küsur yıl öncesinin küçük bütçeli B mücevherlerini anımsattığını, Fransız asıllı besteci François Tétaz’ın, ‘Yüzücü’nün müziğini yapan Marvin Hamlisch esinli retro tınılarının şahsımı yarım asır öncesinin Beyoğlu Emek Sineması ya da Harbiye Konak Sineması’ndaki o eşsiz seyir deneyimine taşıdığını ifade etmek isterim.

Filmin Nicolas Cage’in kendi dalgalı, inişli çıkışlı kariyerinin bir metaforu olduğunu da düşündüm izlerken. Yapımcılar arasında da adı geçen Cage bence yarınlara bırakacağı enfes bir performans sunuyor yine. Filmin tamamı açık havada geçtiği için prodüksiyon tasarımı; kostüm, makyaj ve mekânlarla iç içe geçmiş, Nic kum rengi kostümüyle plajın bir uzantısına dönüşmüş. Geçtiğimiz sezon ‘Köylüler / The Peasants – Chlopi’ ile dikkatlerimizi geçmiş Polonya asıllı Radek Ladczuk’un görsel performansı ile tekinsiz bir düşe dönüşen yapım, yaz mevsiminin kayda değer son sürprizi olarak izleyicisini bekliyor.

(23 Ağustos 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Kafir 2: Kurban

H. Orçun Kutlu’nun yönettiği ve Tuğgül Küçükoğlu, Ayhan Eroğlu, Esenay Kılıç ile Perihan Akçalı’ın oynadığı Kafir 2: Kurban, 05 Eylül 2025’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla uFP Medya – İga Medya – MTN Medya – Gürbüz Prodüksiyon – Magel Film Yapım tarafından vizyona çıkarıldı.
İstanbul’da teyzesiyle birlikte yaşayan Zeynep, annesinin ve babasının şüpheli ölümü üzerine köye gitmeye karar verir. Zeynep neredeyse hiç görmediği ve bilmediği anne ve babasının köyüne gider. Anne ve babasının ölümlerine sebep olan esrarengiz ve korkunç kâbus bu sefer de Zeynep’in izini sürmeye başlar ve Zeynep kendisini içinden çıkılamaz bir musallatın ortasında bulur.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Kafir 2: Kurban yazısına devam et

Yerli Yurtsuz

Rıza Oylum’un yönettiği Yerli Yurtsuz’un kurgusu Ali Möslemi, özgün müziği Canset Özge Can tarafından yapıldı. Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve Sivil Düşün tarafından desteklenen, yapımcılığını Katadrom Yapım ve Seyyah Film’in yaptığı belgesel, 4. kuşak demir ustası olan Yervant Demirci’nin Mardin Derik’te başlayıp Ermenistan’da devam eden yaşamının izini sürüyor. Demirci’nin, bütün Mardin Derik Ermenileri gibi Ermenice bilmeden anadili Kürtçe olarak başlayan yaşamı, okulda öğrendiği Türkçeyle İstanbul Samatya’da devam ederken Ermenistan’a gitmek istediğinde Ermenice öğrenme mücadelesiyle devam ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Yerli Yurtsuz yazısına devam et

Takip (Yönetmen: David Mackenzie

David Mackenzie’nin yönettiği ve Riz Ahmed, Lily James, Sam Worthington ile Willa Fitzgerald’ın oynadığı Takip (Relay), 12 Eylül 2025’de Bir Film dağıtımıyla Fabula Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Takip, analog sırlar ve dijital dünya arasında zekice kurgulanmış bir kedi – fare oyunu. Tom, yozlaşmış şirketlerle sorun yaşayan muhbirlere kazançlı anlaşmalar sağlama konusunda uzmanlaşmış, bir arabulucudur. Saat gibi işleyen gizli planlamaları, onun çalışma yönteminin en kritik parçasıdır. Fakat Sarah adlı bir müşteri, Tom’un hiçbir saniyesini şansa bırakmadığı titiz pazarlık sürecinde bazı açıklara sebep olur ve hayatıları tehlikeye girer.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb
  • Korkut Akın Yazıyor

Takip (Yönetmen: David Mackenzie yazısına devam et

Kül Kedisi

Lisa Marie Gamlem’in yönettiği ve Thorbjorn Harr, Eili Harboe, Sondre Lerche ile Nils Jorgen Kaalstad’ın oynadığı Kül Kedisi (Askepote), 12 Eylül 2025’de CJ ENM dağıtımıyla Siyah Beyaz Movies tarafından vizyona çıkarıldı.
Caterella güzel bir masalda yaşamakta,.Prens onunla evlenmek istemektedir. Lakin Caterella “Hayır, ben başka bir hayat istiyorum” der. O anda masal dünyası karışır. Kral çok sinirlenir, kuleler çatlar, her şey altüst olur. Ama Caterella hiç korkmaz, kendi macerasına atılır. Yolda yeni arkadaşlar, komik anlar ve cesaret dolu sürprizler onu beklemektedir. Masalda sihir ayakkabıda değil, kalplerde saklıdır.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Kül Kedisi yazısına devam et

Altın Portakal’dan Sinemaya Bu Yıl da Güçlü Destek

Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu sene 24 Ekim – 02 Kasım 2025 tarihleri arasında yapılacak. Festival kapsamındaki Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması ve Film Forum ile sinemacılara gelecek adına önemli destekler sunulacak. Festivalde geçtiğimiz sene 1,5 milyon TL olarak belirlenen Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması En İyi Film ödülü bu yıl 3,5 milyon TL olarak belirlendi. Film Forum’da ise toplam 1 milyon 100 bin TL katkı sağlanacak. Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda En İyi Belgesel Film 250 bin TL, Ulusal Kısa Film Yarışması’nda En İyi Kısa Film 200 bin TL ile desteklenecek.

Altın Portakal’dan Sinemaya Bu Yıl da Güçlü Destek yazısına devam et

Chuck’ın Hayatı

Mike Flanagan’ın yönettiği ve Tom Hiddleston, Karen Gillan, Chiwetel Ejiofor ile Mark Hamill’in oynadığı Chuck’ın Hayatı (The Life of Chuck), 19 Eylül 2025’de Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Stephen King’in aynı isimli kısa öyküsünden beyazperdeye aktarılan Chuck’ın Hayatı, hayatımızın sıradan görünen anlarının aslında ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatan, duygusal yoğunluğu çok güçlü bir hikâye. Charles Krantz adlı bir adamın hayatını konu ediyor. Ters bir zaman çizelgesinde geçen filmde, hikâye Charles Krantz’ın beyin tümörü nedeniyle ölümünden başlayıp sözde perili bir evde geçirdiği çocukluğuyla son buluyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Chuck’ın Hayatı yazısına devam et

The Movie – Kimetsu No Yaiba – Demon Slayer: Sonsuzluk Kalesi

Haruo Sotozaki ile Hikaru Kondo’nun yönettiği ve Zach Aguilar, Johnny Yong Bosch, Kenji Hamada ile Griffin Burns’un seslendirdiği animasyon film The Movie – Kimetsu No Yaiba – Demon Slayer: Sonsuzluk Kalesi (Gekijô Ban – Kimetsu No Yaiba – Mugen Jo Hen / The Movie – Kimetsu No Yaiba – Demon Slayer: Infinity Castle), 12 Eylül 2025’de TME Films dağıtımıyla Sony Pictures tarafından vizyona çıkarıldı.
Tanjiro, Nezuko ve Hashira’lar, iblislerin efendisi Muzan Kibutsuji ile karşı karşıya gelirken, destansı bir hesaplaşma başlar. Film, yüksek tempolu dövüş koreografileri, görsel zenginliği ve duygusal yoğunluğuyla, serinin en ilginç bölümlerinden birine hayat veriyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

The Movie – Kimetsu No Yaiba – Demon Slayer: Sonsuzluk Kalesi yazısına devam et