Etiket arşivi: 82. Venedik Film Festivali

82. Venedik Film Festivali Geri Kazanılan Hazine Değerinde Filmler

Gelelim 27 Ağustos – 06 Eylül tarihleri arasında düzenlenen 82. Venedik Film Festivali’nin en heyecan verici bölümlerinden birine, Venedik Klasikleri’ne. Restore edilerek sinemaya geri kazandırılan 18 filmle, kurtarılmış ya da yeni keşfedilmiş materyallerle yeni çekilen 9 belgesele.

Queen Kelly’nin çekim hikâyesi ve filmin başına gelenler neredeyse filmden ilginç. İki şahane kadın oyuncu Claudia Cardinale ile Monica Vitti’den, 1960’ların ortasında hayat verdikleri, iki ayrı tarz İtalyan komedisi. Japonya’nın 60 yıldır, ilk kez, hiç kesilmeden gösterilecek “hayalet hikayeleri” klasiği, “Kwaidan.” Yerli yersiz sansüre takılıp makaslanan, hatta gösterimi engellenen filmler. Meselâ Hollywood’da sansür, uzun süre, yatak sahnesi çekilirken, oyuncuların iki ayağının birden yatak üzerinde olmasına izin vermiyor. Bir ayak mutlaka yere basacak. Sinema yetkililerinin “Biz zamanında bu filmin değerini, önemini anlamadık” diye yakındıkları çok özel filmler. Ne mutlu, geri getirildiler.

18 Geri kazanılmış film

Lolita: “Bu romanın ruhunu ancak Stanley Kubric anlayabilir ve onu beyazperdeye taşıyabilirdi” diye değerlendirilen, Rus yazar Vladimir Nobokov’un, 1955’de Paris’te yayınlandığı andan itibaren skandal yaratan romanından, İngiliz yönetmen Kubric’in 1962 yılında çektiği unutulmaz siyah beyaz film. On dört yaşındayken Lolita rolü için seçilen Sue Lyon’u on altı yaşında yıldız yapmakla kalmadı, ilk filmiyle ona “Umut veren genç oyuncu” dalında Altın Küre ödülü kazandırdı. Çok genç bir kızla saplantılı bir ilişkinin kahramanı olan orta yaşlı İngiliz profesörü canlandıran James Mason ile Lolita’nın aymazlık içindeki annesini oynayan Shelly Winters’ın da ne kadar güçlü oyuncular olduklarını bir kere daha kanıtladı. ABD – İngilere 1962.

Roma Ore 11 – Acı Lokma: Guiseppe de Santis’in 1951 yılının ocak ayında Roma’da meydana gelen gerçek bir enkaz altında kalma olayından yola çıkarak çektiği film, İtalyan sinemasının “neorealizm” akımının en güçlü örneklerinden biri kabul ediyor. İtalyan sinemacılar şimdi “Vah vah, biz zamanında bu mücevher filmin değerini anlamadık” diye özeleştiri yapıyorlar. Ben buna tanıklık edebilirim. Çekildikten altı yıl sonra 1958 – 59 sezonunda Türkiye’de gösterilen bu siyah-beyaz filmi ilkokuldan mezun olduğum yaz seyrettim, yani henüz çocukluktan çıkmamıştım. Kadınların enkaz altında kaldığı sahneler ve yaralı kadınların hastanede yaşadıklarını anlatırken, yüzlerindeki hiçbir şey söylemeden, çok şey anlatan o donuk ifade, yıllar geçse de gözümün önünden hiç gitmedi. Bir kişinin alınacağı iş ilanına 200 kadın müracaat eder. Binaya girebilmek için birbirini sıkıştıran, itişen kadınların ağırlığı altında merdiven ve sahanlık çöker, kadınlar enkaz altında kalır. Yirmi altı yaşında bir kadın hastanede yaşamını yitirir. Beş yaralı kadının hastane yatağında sırasıyla yaşadıklarını anlatmasıyla film gelişir. Lucia Bose, Lea Padovani, Carla Del Poggio, Massimo Girotti ve Raf Vallone başrolleri paylaşıyor. İtalya 1952.

Il Magnifico Cornuto – Şahane Koca: Antonio Pierangeli’nin yönettiği, Ugo Tonazzi ile Claudia Cardinale’nin birbirini aldatan çifti canlandırdıkları, kocanın sonunda çıldırma noktasına geldiği, cinsellik içeren komedi-dram. Filmde Gian Maria Volonte de rol alıyor. İtalya 1964.

Ti Ho Sposato per Allegria – I Married You for Fun Luciano Solce’nin yönettiği, ağır dramatik rollerde izlemeye alıştığımız Monica Vitti’nin hafif dengesiz, neşeli bir genç kızı oynadığı komedi, “Seninle eğlence olsun diye evlendim” diyen bir film. Döneminde sansürün kesip attığı ve kayboldu sanılan iki sahne, Cinecitta’da bulunup filme eklenmiş. Italya 1967.

House of Strangers: Joseph L. Mankiewics’in yönettiği drama, gerilim, kara filmde, Susan Hayward, Edward G. Robinson, Debra Paget oynuyor. Yıllarca hapis yatan bir adam, yabancılaşmış aile fertlerinin ihanetinin hesabını sormak üzere eve geri döner. Film bazı ülkelerde “Lanetli Ev” adıyla gösterilmiş. ABD 1949.

Przypadek (Blind Chance) Polonyalı yönetmen Krzystof Kieslowsky’nin 1981 yılında çektiği, sansür tarafından “siyasi film” olduğu gerekçesiyle yasaklandığı için ancak 1987’de gösterime girebilen, Türkiye’de “Kör Talih” adıyla bilinen “Przypadek-Blind Chance” aynı öykünün üç farklı biçimde anlatıldığı bir romantik drama. “Kişinin harekete geçme ihtiyacına” vurgu yapan film, Kieslowsky’nin 1989’da Polonya televizyonu için çektiği 60 dakikalık on filmden oluşan “Dekalog’unun habercisi olarak niteleniyor. Polonya 1981.

Matador: Pedro Almodovar’ın otuz altı yaşındayken çektiği cinsellikle şiddet ilişkisini, ölüm ve aşkı sorguladığı erotik gerilim filmi. Fetiş oyuncusu Antonio Banderas başrolde. İşlemediği cinayetleri polise itiraf eden matadoru oynuyor. Filmde İspanya’nın önemli kadın oyuncuları Carmen Maura ile Assumpta Serna da rol alıyor. İspanya 1986.

Le Quai Des Brumes – Sisler Rıhtımı: Yönetmen Marcel Carne’nin, Jean Gabin ve Michele Morgan’la çektiği 1938 yapımı film, “Fransız şiirsel gerçekçiliğinin simge filmi” kabul ediliyor. Senaryoda ünlü şair yazar Jacques Prévert’in de imzası var. İkinci Dünya Savaşı sonrası doğanların ve “Yeni Dalga Akımı” filmleriyle büyüyenlerin tanımadığı, fransız sinemasının bir önceki dönemine ait tarihi önem taşıyan bir film. Fransa 1938.

Kagi – Odd Obsession – Tuhaf Takıntı: Japon yönetmen Kon Ichikawa’nın Junichiro Tanizaki’nin 1956’da yazdığı “Key – Anahtar” adlı romandan uyarladığı 1959 yapımı satirik komedi. Yaşı ilerleyen ve giderek güçten düşen antika uzmanı kendisinden çok genç bir kadınla evlenince aile içinde ilişkiler karışır. Kocanın, genç karısını kıskansın ve heyecanı artsın diye teşvik ettiği “aşk üçgeni” “dörtgen”e dönüşerek sonunda felâkete yol açıyor. Japonya 1959.

3:10 to Yuma – Gönüllü Katil: 1950’lerde Hollywood’un efsane oyuncuları Glenn Ford ve Van Heflin’in başrolleri paylaştığı, Delver Dames’in yönettiği, klasik “western” psikolojik drama. Demiryolları şirketi, yakalanan azılı katil çete liderini (Glenn Ford) kurtarmaya çalışacak çete mensuplarını engelleyerek, 3:10’da Yuma’ya giden trene bindirmesi için, para sıkıntısı çeken bir küçük çiflik sahibini (Van Heflin) tutar. Ama ilişkiler beklenenden farklı gelişir. ABD 1957.

Mark of the Renegade: Arjantin doğumlu Hugo Fregonese’nin yönettiği Amerikan yapımı macera, romans, drama filmi. 1820’lerde Meksika Cumhuriyeti’nin yönetimi altındaki Los Angeles’de geçiyor. Kahramanımız Marcos (Ricardo Montalban) Meksika’ya bağlı “Kaliforniya İmparatoru” olmak için entrikalar çeviren bir düzenbazı yakalamak için “hain” damgası yemiş bir korsan kılığında aralarına giriyor. 50’lerde Amerikan müzikal filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Cyd Charisse başrolü paylaşıyor. Filmde Charisse varsa elbette müzik ve dans da var. ABD 1951.

The Delicate Delinquent – Yaman Hafiye: Özellikle çocukların çok sevdiği Amerikalı komedyen Jerry Lewis, kavgacı genç bir kapıcı rolünde. Sokak çetelerinin eline düşmesin diye bir polis onu himayesi altına alıyor. Yöneten Don McGuire. ABD 1957.

Lo Spettro – The Ghost: Korku, kılıç- kalkan ve gerilim filmleriyle tanınan yönetmen Riccardo Fredo’nun, “Robert Hampton” takma adıyla çektiği “Hayalet” 1910’da İskoçya’da geçiyor. Olay, kadın (Barbara Steele), genç doktor sevgili (Peter Baldwin) ve tekerlekli sandalyeye mahkûm doktor koca arasında dönüyor. Hasta kocasına katlanamayan kadın, sevgilisinden kocasını öldürmesini ister. Miras paylaşımı sırasından kocanın hayaleti devreye girer. Sinemacıların “Bu olağanüstü filmin değerini, inceliklerini döneminde anlamadık” diye yakındıkları bir başka film. İtalya 1963.

Bashu: Gharibeh Kouchak – Başu: Küçük Yabancı: İranlı yönetmen Behram Beyzayi‘nin dramatik savaş filmi. İran-Irak savaşı sırasında bombardımanda annesiyle babası öldürülen bir çocuğun öyküsü. Canını kurtarmak için en kaçan çocuğu orta yaşlı bir kadın himayesi altına alır. İran 1989.

Ai qing wan sui – Vive L’Amour: Tayvanlı Yönetmen Tsai Ming – Liang’ın bol ödüllü dram ve romans içeren kara komedisi. Başkent Taypei’de birbirinden habersiz aynı evi kullanan bir kadın iki erkek üç kişi, evin özel randevu yeri olarak kullanıldığını farkederler. “Yaşasın Aşk” diyen film, “Yeni Dalga Akımı”nın temsilcisi olarak görülüyor. Tayvan 1994.

Do Bigha Zamin – The Two Acres of Land: Hint yönetmen Bimal Roy’un çektiği, “neorealist” esintiler taşıyan bir drama. Borcunu ödeyip toprağını geri alma umuduyla çekçek arabası sürücülüğü yapan bir adamın başına gelenler. Hindistan 1953.

Aniki Bobo – Bizim çocukların ‘O piti piti’sinin Portekizce karşılığı: Portekizli yönetmen Manoel de Oliviera’nın, José Rodrigues de Freitas’ın kısa hikâyesinden uyarladığı ilk uzun metraj filmi. Aile draması olarak tanımlanıyor. Porto kenti sokaklarında ve nehir rıhtımında geçen film, çok genç çocuklardan oluşan bir çetede yaşananları ve aşkı anlatıyor. Biri zorba ve dışa dönük, diğeri masum ve utangaç , iki erkek çocuğun, bir kız çocuğun aşkını kazanma mücadelesi. Oyuncuların çoğu, 1908’de Porto kentinde doğan Manoel de Oliviera’nın hemşehrileri, Portolu sokak çocukları. Başta pek iyi gözle bakılmayan film, bugün döneminin en önemli filmlerinden biri sayılıyor. Portekiz 1942.

Kaidan – Kwaidan – Hayalet Öyküleri: Samuray ve savaş filmleriyle tanınan Japon yönetmen Masaki Kobayashi’nin, 1965 yapımı, “dört hayalet öyküsü” anlatan ilk renkli filmi “Kwaidan” ilk kez hiç kesilmeden gösterilecek. Yunanistanistan doğumlu, önce İrlanda ardından Japonya vatandaşı, Japon kültürünün Batı’ya yayılması için çok çaba sarfeden gazeteci, öğretmen, yazar, çevirmen Patrick Lafcaido Hearn’ın ya da sonradan tanındığı adla, Yakumo Koizumi’nin, 1890’lardan itibaren Japonya’nın çeşitli bölgelerinden topladığı yerel efsane ve hayalet öykülerinden yazdığı Kaidan adlı kitaptan, Masaki Kobayashi’nin sinemaya uyguladığı film, “Hayalet hikâyeleri antolojisi” olarak tanımlanıyor. Japonya 1965.

Dünya Galası

Queen Kelly: Usta Alman yönetmen ve oyuncu Erich von Stroheim’in senaryosunu yazıp 1928’de çekmeye başladığı Amerikan yapımı sessiz film. Başrolleri Gloria Swanson, Walter Byron ve Seen Owen paylaşıyor. Çekimlerin ortasında, yaşanan maddi zorluklar ve yönetmen von Stroheim’le düştükleri anlaşmazlıklar nedeniyle başrol oyuncusu Gloria Swanson ile finansör sevgilisi milyarder Joseph P. Kennedy (ünlü Kennedy ailesinin babası) filmin çekimini durduruyor. Dönemin koşulları ve sansür nedeniyle film orijinal haliyle Amerika’da sinemalarda gösterilemiyor. Gloria Swanson’un yaptırdığı değişiklikler ve kısa bir bölümüne ses klenerek film 1930’larda Avrupa’da ve Güney Amerika’da gösteriliyor. Filmin sonu birkaç kez değişiyor. Günümüzde Erich von Stroheim’in orijinal senaryosuna sadık kalınarak ve yeni ortaya çıkarılan materyaller eklenerek yeniden biçimlendirildi ve restore edildi.

“Queen Kelly” filmi, “Pamuk Prenses” ve “Külkedisi Sinderella” masallarını aratmayan, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, hayalî bir Avrupa ülkesinde geçen bir saray entrikası. Kötü kalpli kıskanç kraliçe, beceriksiz prens nişanlısı, prensin gönlünü kaptırdığı manastırda yaşayan masum olduğu kadar flörtçü bir genç kız arasında yaşananlar, Afrika’da bir randevu evine kadar uzanıyor.

Bu kadar olay sonunda, yaklaşık bir asır sonra “Queen Kelly” filminin Dünya Galası’nı düzenlemek ve restore edilmiş yeni biçimiyle gösterime sunmak, 82. Venedik Film Festivali’ne kısmet oldu.

Dokuz Yeni Belgesel

Mata Hari: Kung Fu rolüyle tanınan Amerikalı oyuncu, yönetmen, yapımcı David Carradine, 1975 yılında, kendisine kırgın olan kızıyla arasını düzeltmek amacıyla ona birlikte film yapmayı teklif ediyor. Hollandalı ünlü kadın casus Mata Hari’nin yıllarca bitmeyen filmi aracılığıyla, Carradine ile kızının ilişkileri yansıtılıyor. Yönetmen, Joe Beshenkovsky ve James Smith. ABD 2025.

Louis Malle, Le Révolté: Yönetmen Claire Duquet, usta Fransız sinemacı Louis Malle’nin isyankâr ruhunu ön plana alarak savaş muhabirliğinden, yerleşik sinema kalıplarına karşı çıkarak “Yeni Dalga” akımına ve Jeanne Moreau’nun oynadığı akıldan çıkmayan gerilim dozlu drama filmlere giden yaşam ve sinema yolculuğunu sergiliyor. Fransa 2025.

The Ozu Diaries: Ünlü sinemacı Yasujiro Ozu’nun, tuttuğu defterlerden ve kendi için çektiği filmlerden yola çıkarak, onun iç dünyasına ulaşan, isyankâr bir gençten, derinlikli bir yönetmene dönüşmesinin öyküsü. Yönetmen Daniel Raim. ABD 2025.

Memory of the Forgotten – Memoria de Los Olvidados: Yönetmen Havier Espada’nın “Unutumuşların Anısı” adıyla çektiği belgesel, İspanyol yönetmen Luis Bunuel’in 1950’de çektiği, sinema tarihinin en önemli filmleri arasında sayılan ve UNESCO’nun Dünyanın Belleği Kütüğü’ne kaydedilen, “Los Olvidados – Unutulmuşlar” filmini hareket noktası olarak alıyor. Bunuel’in gerçekle kurgu arasında gide gele çektiği, ingilizce adıyla “The Young and The Damned – Genç ve Lanetli” filmi, İspanyol yönetmenin Meksika’ya sürgüne gittiği dönemde tanıyıp büyük sevgi duyduğu ve dayanışma içine girdiği, Meksika’nın yoksulluğa ve şiddete mahkum edilmiş genç çocuklarının yani “yok sayılmış ve unutulmuşların” öyküsünü ilk kez beyazperdeye getiriyor. Yönetmen, yazar Havier Espada’nın, “Unutulmuşların Anısı” adlı belgeli, yıllarca Bunuel’in yaşamı ve sineması üzerine yaptığı araştırmaya dayanıyor. İspanya – Meksika – ABD 2025.

Megadoc: Yönetmen Francis Ford Coppola’nın yıllarca bitiremediği Megapolis filminin yapımının perde arkası. Yönetmen Mike Figgis. ABD 2025

Elvira Notari: Beyond the Silence: 1875 – 1946 yılları arasında yaşamış İtalya’nın ilk kadın yönetmeni. Elvira Notari Napoli’den New York’a yüzlerce sessiz film yönetmiş olmasına rağmen değeri ancak 1970’lerde keşfedilmiş ve yeniden doğuş yaşamış. Realizm, kurgu drama içeren filmleri, Napoli folklorundan besleniyor. Yönetmen Valeria Ciriaci, İtalya – ABD

Boorman and the Devil: Yönetmen David Kittredge çektiği belgeselde, Amerikalı yapımcı, yazar, yönetmen John Boorman’a hayatının fırsatı gibi sunulan teklifin, Boorman’ın, sinema kariyerinin sonunun gelmesi tehlikesine yol açmasının öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Warner Brothers şirketinin teklifiyle çekilen The Exorcist II her açıdan tam fiyaskoyla sonuçlanınca Hollywood’da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. ABD 2025.

Holofiction: Deneysel bir belgesel film. Holocaust yani yahudi soykırımını görsel formda yansıtma deneyimi. 1938’den günümüze kadar çekilmiş Holocaust’u konu alan film ya da televizyon dizilerinden alınan binlerce görüntünün montajla birleştirilmesiyle yahudi soykırımının görsel sunumunun yeni yolları aranıyor. Yönetmen Michal Kosakowski. Almanya – Avusturya 2025.

Sangre del Toro: Yönetmen Yves Montmayeur, sinemaseverleri “büyüleyici bir labirentte” yani Meksikalı yönetmen, yazar, artist Guiellermo del Toro’nun çocukluğundan başlayarak, karmaşık ruhsal, düşünsel ve hayâl dünyasında adım adım bir yolculuğa çıkarıyor. İspanya’da doğduğu Guadalajara’dan Paris’e oradan Hollywood’a götürerek del Toro’nun “yaratıcı zekâsının” kökenine inmeye çalışıyor. İngiltere – Fransa 2025.

Kaynakça:

(25 Ağustos 2025)

Çiğdem Kömürcüoğlu

82. Venedik Film Festivali’nin Yıldızı George Clooney mi Olacak?

82. Venedik Film Festivali 27 Ağustos – 06 Eylül arasında gerçekleşiyor. Festival’in büyük ödülü “Altın Aslan” için aralarında Guillermo del Toro, Jim Jarmusch, Oliver Assayas, Kathryn Bigelow, Valerie Donazelli, François Ozon ve Park Chan-wook gibi iddialı yönetmenlerle, Shu Qi gibi ilk yönetmenlik deneyiminin heyecanını yaşayan bir oyuncunun imzasını taşıyan 21 film yarışıyor.

Festival, filmin yapımcılarının “İtalya’da geçiyor” ve “Bir aşk hikâyesi” dışında, ser verip sır vermedikleri, Paolo Sorrentino’nun “La Gazia – Grace” filmiyle açılacak. Cedric Jimenez’in “yakın gelecekte Paris’te geçen distopik bir polisiye gerilim” diye tanımlanan Fransız yapımı, Valerie Bruni Tedeschi ile Louis Garrel’in oynadığı “Chien 51” filmiyle kapanacak.

82. Venedik Film Festivali’nin kamera ışıklarına, bir süredir beyaz perdeden uzak olan George Clooney damga vuracak gibi görünüyor. Clooney bu yılın mart ve haziran ayları arasında, “Good Night and Good Luck” oyunuyla Broadway’de aldığı övgüler ve kazandığı “çeyrek dönem” büyük tiyatro başarısı cebinde, Venedik’e zaten “bir sıfır önde” geliyor.

Ama Clooney’in kamera ışıklarında kendisine ortak çıkacak, başrolünü üstlendiği “After the Hunt” filmi yapımcıları tarafından “tartışma yaratabilir” kaygısıyla son anda yarışmadan çekilse de Julia Roberts gibi, son yılların parlayan yıldızı Emma Stone gibi, nerede ve hangi zamanda olursa olsun her daim ilgi odağı olan Charlotte Rampling, Valeria Golino, Cate Blanchett gibi dişli rakibeleri var.

2005 yılında, sinemacı yazar Grant Heslov’la birlikte senaryosunu yazdığı, yönettiği ve yan bir rol oynadığı “İyi Geceler, İyi Şanslar – Good Night and Good Luck” filminden uyarladığı, gazeteci babasının meslektaşı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra’dan yaptığı canlı radyo pogramlarıyla efsaneleşen Amerikalı savaş muhabiri, araştırmacı gazeteci ve televizyon sunucusu Edward R. Murrow’un 1950’lerde, “bir korku imparatorluğu oluşturmaya çalışan” Senatör Joseph McCarthy’e karşı verdiği dişe diş mücadeleyi 2025’de Broadway’e taşırken, George Clooney yirmi yıl önce yaşını “erken” bulduğu için, filminde oynamayı uygun görmediği Murrow rolünü tiyatro oyununda üstlendi.

Clooney, Venedik’te “Altın Aslan” ödülü için yarışan, Noah Baumback’in yönettiği “Jay Kelly” adlı dram – komedide, ünlü herkesin tanıdığı bildiği ancak kendisi kendini tanımayan bir aktörü, “Jay Kelly”i canlandırıyor. “Olgunluğa erme” diye de tanımlanan filmde, Jay Kelly ile Adam Sandler’ın oynadığı sadık menajer Ron, Avrupa’yı turluyorlar. Gezip tozup Avrupa’yı tanır ve muhabbet ederken, hayatta yaptıkları seçimlerle, kurdukları ilişkilerle ve geride bırakmak zorunda olduklarıyla yüzleşerek kendileriyle de tanışıyorlar. Filmin Laura Dern, Emily Mortimer, Jim Broadben, Stacy Keach, Greta Gervig gibi güçlü bir oyuncu kadrosu var.

Venedik Film Festivali Sanat Yönetmeni Albero Barbero gösterim programını açıklarken bu yıl da sunulacak filmlerin çoğunun uzunluğunun “iki saat on beş dakika” ile “iki saat otuz dakika” olduğunu belirtirken, bu sürenin son yıllarda neredeyse yerleştiğine vurgu yaptı.

“Yarışma filmleri”

Festivalin ev sahibi İtalya, açılış filmi “La Grazia” dahil beş filmle “Altın Aslan” yarışmasında yer alıyor. Dram – komedi olarak nitelenen “La Grazia”nın başrollerini Paolo Sorrentino’nun vazgeçilmez oyuncusu olarak nitelenen Toni Servillo ile geçen yıl Ferzan Özpetek’in “Elmaslar – Diamanti” filmiyle adından çok söz ettiren Anna Ferzatti paylaşıyor.

Pietro Marcello’nun yönettiği “Duse” İtalyan tiyatrosunun divası Eleonora Duse’nin yaşamını beyazperdeye taşıyor. “Duse” olarak anılan, 1858 – 1924 yılları arasında yaşamış, sadece İtalya sınırları içinde değil, uluslararası alanda da döneminin en iyisi kabûl edilen, sahnede kendi kimliğini tamamen devre dışı bırakabilmesiyle büyük hayranlık uyandıran bu efsanevi oyuncuya Valeria Bruno Tedeschi hayat veriyor.

İtalya’nın diğer üç yarışma filminden Gianfranco Rosi’nin “Sotto le Nuvole” belgeseli, çifte yanardağ tehdidi altında olan Napoli kentine ve halkına bir saygı duruşu, Napoli’nın sosyal, kültürel, coğrafi ve tarihsel özelliklerine bir toplu bakış olarak tanımlanıyor. Leonardo di Costanzo’nun çektiği, Valeria Golino’nun rol aldığı “Elisa” cinayet dahil, aile içinde işlenen suçları mercek altına alıyor. Franco Maresco imzalı “Un Film Fatto per Bene” italya’da deneysel ve yenilikçi tiyatro ile sinemanın öncülerinden, şair, yazar, oyuncu Carmelo Bene’yi odağa alarak bir film setinde yaşananları sergileyen bir belgesel.

Guillermo del Toro’nun “gotik” olarak tanımlanan “Frankestein” filminin adını duyduğunuzda insan önce “yine mi?” diye sormaktan kendini alamıyor. Ama bir taraftan neye dönüşeceğini bilemediğimiz bir “yapay zekâ” heyecanı ve kaygıları, bir taraftan kaybedilen kol yerine yeni kol çıkarma gayretleri ve çalışmaları olduğunu okuduğunuzda, günümüzde de konunun hem de çok güncel olduğu konusunda del Toro’ya hak veriyorsunuz.

Fransız yönetmen yazar Olivier Assayas’ın, siyasi gerilim olarak tanımlanan “The Wizard of the Kremlin” filminde Jude Law’un üstlendiği Putin rolü merak uyandırıcı. Assayas’ın Giuliano da Empoli’nin 2022 tarihli ilk romanından uyarladığı film izleyiciyi “Sovyetler Birliği’nin dağılmakta, Rusya Federasyonu’nun kurulmakta olduğu” 1990’lara, yeni milenyum öncesinde yaşanan fırtınalı altüst oluş dönemine götürüyor. Televizyonda genç bir “reality show” yapımcısı ve oyuncusuyken, sürpriz şekilde Putin’e siyasi danışman olan Paul Bado’nun canlandırdığı kurgu karakter Vladimir Baranov’un gözünden, Kremlin’in karanlık siyaset koridorlarında dolaşırken, genç ihtiraslı Putin’in iktidar basamaklarını tırmanmasını ve Baranov’un Yeni Çar’ın doğuşuna katkılarını izliyoruz.

Her yıl filmlerini Cannes’da açan Jim Jarmusch’un bu kez ters köşe yaparak Venedik’e gelmesi belli ki festival yöneticilerini pek memnun etmiş. Birbirine yabancılaşıp uzaklaşan ailenin genç ve yaşlı üyelerinin yıllar sonra bir araya gelip ilişkilerini gözden geçirmeleri, Jarmusch’un aile antolojisi diye tanımlanan, “Father, Mother, Sister, Brother” adlı drama komedi filminin konusunu oluşturuyor. Jarmusch’un “sessiz, incelikli, komik ve acıklı” diye tanımladığı belirtilen filmin Charlotte Rampling, Cate Blanchett, Vicky Kreips, Adam Driver, Mayim Bialik, Indya Moore ve Tom Waits gibi bir yıldız kadrosu var.

François Ozon, Albert Camus’un 1942’de yazdığı, 1957’de ona Nobel Edebiyat ödülü getiren, “Varoluşculuk” felsefesinin temel taşı eserlerinden biri kabul edilen “L’étranger – Yabancı” romanından uyarladığı siyah – beyaz dramayla yarışmada. Catherine Deneuve, Fanny Ardant, Charlotte Rampling, Ludivine Sagnier gibi çok sayıda kadın oyuncuyu oynattığı komedi, drama, gerilim filmleriyle adını duyuran Ozon, 2019’da “By The Grace Of God” gibi kilisenin, bir rahibin çocuk tacizinin üstünü örtmeye çalışmasını gündeme getirdiği; 1916’da çektiği “Frantz” gibi “Biz bu savaş üç ayda sona erecek diye, çocuklarımızı güle oynaya ölüme gönderdik” diye pişmanlık içinde yakınan babaların ağzından, milyonlarca kişinin yaşamına mal olan Birinci Dünya Savaşı’nın acımasızlığını ve insanların hayatlarının darmaduman olmasını sergilediği can acıtıcı filmlere de imza attı.

Luchino Visconti’nin 1967’de “Lo Straniero”, Zeki Demirkubuz’un 2001’de “Yazgı – Fate” adlı uyarlamalarının ardından Camus’un romanını üçüncü kez beyazperdeye taşıyan Ozon’un, 1930’ların bambaşka siyasi koşullarında Cezayir’de geçen bu varoluşcu felsefi romanı nasıl bir yaklaşımla ele aldığını izlemek ilginç olacak. Visconti’nin filminde Marcello Mastroianni’nin, Demirkubuz’un filminde Serdar Orçin’in canlandırdığı “Yabancı – Meursaut” karakterini Ozon’un “L’étranger”inde Benjamin Voisin oynuyor.

Yorgos Lathimos’un, Emma Stone’nin dördüncü kez başrolü üstlendiği “Bugonia” adlı filmi, bilim – kurgu kara komedi. Jang Joon-Hwan’ın 2003’de çektiği “Save the Planet” adlı Güney Kore filminin ingilizce uyarlaması.

Kathryn Bigelow’un yönettiği “A House Of Dynamite” Rebecca Ferguson, Idris Elba, Gabriel Basso Jared Harrison’un oynadığı, Beyaz Saray yetkililerinin ABD’ye yönelik füze saldırısını önlemeye çalıştığı jeopolitik siyası gerilim.

Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania’nın yazıp yönettiği “The Voice of Hind Rajap” geçen yıl Gaza’nın kuzeyinde altı kişilik ailesiyle birlikte bir arabada İsrail ateşi altında kalan beş yaşındaki Filistinli kız çocuğunun, ailesinin diğer fertleri gibi öldürülmeden önce Kızıl Haç görevlilerine yaptığı “kurtarın bizi” çağrısı. Çok güncel ve acı verici bir siyasi dram.

Fransız yönetmen Valerie Donzelli’nin “À Pied d‘œuvre – At Work” adlı filmi başarılı bir fotoğrafçının işini bırakıp yazma hayalinin peşinden koşarken, karşı karşıya kaldığı maddi sıkıntılar ve verdiği kişisel mücadeleler üzerine.

Macar yönetmen Laszlo Nemes’in yönettiği “Orphan” da bir başka siyasi drama. Film, Macaristan’da 1956’da komünist yönetime karşı halkın başlattığı ayaklanmanın, Sovyet tanklarıyla kanla bastırılmasının ardından yaşananları konu alıyor. Bir annenin ideal bir baba efsanesiyle büyüttüğü Yahudi çocuk, babası olduğunu söyleyen tekinsiz, kaba saba bir adamla karşı karşıya gelince hayatı altüst oluyor, annesinin de İkinci Dünya Savaşı’nda nasıl sağ kaldığı öğreniyor.

Güney Kore’li yönetmen Park Chan-Wook, “Eojjeol Suga Eopda –  No other Choise” adlı kara komedi gerilim filmiyle yarışıyor. 25 yıllık işini kaybeden bir adam, yeni bir iş bulmak için umutsuz bir arayışa girer. Nafile. Sonunda tek çözümün rakibini ortadan kaldırmak olduğuna karar verir. Film Donald Westlake’nin “Ax – Balta” romanından uyarlama.

Amerikalı yönetmen ve oyuncu Benny Safdie’nin yazıp yönettiği, yapımcılarından biri olduğu “The Smashing Machine” biyografik bir spor draması. Eski güreşci ve Karma Dövüş Sanatları dövüşcüsü Mark Kerr’in öyküsü. Altın ve gümüş madalyaları ve çeşitli branşlarda şampiyonlukları olan Mark Kerr’i Dwayne Johnson, o sırada eşi olan Dawn’ı Emily Blunt canlandırıyor.

Sahne adıyla “Shu Qi”, Tayvan doğumlu – Hong Konglu yönetmen, oyuncu manken. Asıl adı Lin Li-Hui. Tayvan’ın en başarılı ve en güzel oyuncusu olarak tanınıyor. “Nühai – Girl”, 49 yaşındaki Shu Qi’nin ilk yönetmenlik denemesi. 1980’lerin sonunda içine kapanık, zor bir hayattan gelen bir genç kızın kimliğini bulma öyküsü. Kendi yaşında neşeli, hayat dolu bir kızla arkadaş olduktan sonra, o da dışa dönmeyi, kendi isteklerini ortaya koymayı öğreniyor. Ailesinin hayat anlayışıyla, kendi arzu ettiği daha özgür hayat arasında bir çıkış yolu arıyor.

Beijing doğumlu Çinli yönetmen Cai Shangjun’un “Ri Gua Zhong Tian – The Sun Rises On Us All” filmi, bir aşk ve pişmanlık draması. Eski aşıklar yıllar sonra ayrı geçmiş zamanın ve yaptıkları fedakârlıkların pişmanlığı içinde yeniden karşılaşıyorlar. Tekrar ayrılmadan önce ağlayarak son bir kez kucaklaşıyorlar.

Macar yönetmen, senarist Ildiko Enyedi’nin “Silent Friend” filmi, “Variety” dergisinde yer alan bir anlatıma göre, yüz yıllık bir zaman dilimi içinde, Almanya’nın üniversite kenti Margburg’da, batonik bahçesinde “insanları izleyen heybetli bir ağacın” çevresinde gelişen; 1908, 1972 ve 2020’de geçen ve bir şekilde birbirine değen, “çevredeki bitkiler tarafından şekillendirilen ve dönüştürülen insana dair” üç öykü. Tony Leung Chi-Wai, Léa Seydoux, Martin Wuttke oynuyor. Indiko Enyedi, Tony Leung’un candırdığı, filmin çatısını kuran “neuroscientist – sinirbilimci” rolünü özel olarak onun için yazmış.

Norveçli yönetmen, oyuncu Mona Fastvold’un Brady Corbet’le beraber yazıp yönettiği tarihi, dramatik “The Testament of Ann Lee” müzikali, Amerika’da, Shaker hareketinin kurucusu Ann Lee’nin öyküsünü sergiliyor. Müzikal, “epik masal” olarak tanımlanıyor ancak gerçek olaylardan yola çıkıyor. 1736’da İngiltere’de doğan Ann Lee, 1774’de küçük bir grupla New York’a göç ediyor. Takipçileri tarafından “Kadın Mesih” ilan ediliyor. Amerika’nın en geniş utopik topluluğunu oluşturuyor. İnananlar neşeli canlı şarkılar ve danslarla sarsılıp sallanarak ibadet ediyorlar. Ann Lee’yi Amerikalı oyuncu şarkıcı Amanda Seyfried oynuyor.

“Altın Aslan” yarışma jürisi

“Altın Aslan” ödülü için bu 21 filmi, değerlendirecek Uluslararası Jüri Başkan’ı, iki Oscar ödüllü Amerikalı yönetmen ve senaryo yazarı Alexander Payne. Adı açıklanan diğer jüri üyeleri: Cézar ödüllü Fransız yönetmen, yapımcı, senaryo yazarı ve oyuncu Stéphane Brizé; İtalyan yönetmen, yapımcı ve senaryo yazarı Maura Delpero; Altın Palmiye ödüllü Romen yönetmen yazar Cristian Mungiu; Altın Ayı ve daha pek ödülün sahibi Londra’da sürgünde yaşayan İranlı bağımsız film yapımcısı Mohammad Rasoulof; Altın Küre ve en iyi oyuncu dalında Altın Palmiye ödüllü Brezilyalı oyuncu, yazar Fernanda Torres; En iyi kadın oyuncu dalında David di Donatello ödüllü Çinli oyuncu Zhao Tao.

“Altın Aslan Yaşam Boyu Başarı Ödülü” yapıtlarıyla sinema sanatının gelişmesine yaptığı katkılardan dolayı 82 yaşındaki Alman yönetmen, senaryo yazarı ve oyuncu Werner Herzog’a verilecek. Herzog’un “Ghost Elefants”ı, belgesel film kategorisinde gösterilecek.

İkinci “Altın Aslan Yaşam Boyu Başarı Ödülü” nü birlikte çalıştığı yönetmenlerin karakteri yorumlama taleplerine büyük başarıyla karşılık verdiği, ayrıca kendi katkılarını da ortaya koyduğu için, Hitchcock’un “Ölüm Korkusu – Vertigo” filmindeki gibi akıllardan çıkmayan performansıyla, 90 yaşındaki Amerikalı oyuncu Kim Novak alacak.

“Gözden kaçmayan filmler”

“Yarışma dışı” ve “Ufuklar” gibi diğer kategorilerde yarışacak ya da gösterilecek filmler arasında da çok sayda ilgi çeken yapım var.

“After the Hunt” Yönetmen Luca Guadagnino’nun “Ben de – Me too” kadın hareketine gönderme yapan, üniversitede yaşanan bir cinsel taciz iddiasını konu alan suç ve psikolojik gerilim filmi. “Tartışma yaratabilir” kaygısıyla yapımcılarının isteğiyle, “Yarışma dışı – Yönetmenin seçimi” bölümünde gösteriliyor. Julia Roberts, Andrew Garfield, Chloe Sevigni’nin başrolleri paylaştığı filmin, ister yarışma içi, ister yarışma dışı gösterilsin, artık 82. Venedik Film Festivali’nin en çok tartışılan filmlerinden biri olacağı kuşkusuz.

“In the Hand of Dante” Amerikalı ressam yönetmen Julien Schabel’in, yıldızlar geçidi suç, gizem draması, 700.cü ölüm yıldönümünde sanat etkinlikleriyle anılan İtalyan yazar şair filozof Dante Alighieri ve onun “İlahi Komedya”sına bir selâm filmi. Al Pacino, John Malkovich, Oscar Isaac, Franco Nero ve Martin Scorsese gibi ünlü isimlerin rol aldığı film, gazeteci yazar Nick Tosches’in romanından uyarlandı. “İlahi Komedya”nın Vatikan Küphanesi’nde bulunan bir el yazma nüshası, elden ele New York’ta bir mafya şefinden sonra, yazar Tosches’in önüne gelir. Ondan el yazmasının gerçek olup olmadığını belirlemesi istenir.

“Komedie Elahi – Divine Comedy” İranlı Yönetmen Ali Asgari’nin Dante’nin İlahi Komedisi’nin adını taşıyan filmi Komedi Elahi, “Horizons – Ufuklar” bölümünde yarışacak. 200’den fazla uluslararası ödülü olan 42 yaşındaki yönetmen yazar ve film yapımcı Ali Asgari’nin İran, İtalya, Fransa, Almanya ve Türkiye’nin yapımcısı olduğu komedi filmi, saçma sapan bir bürokrasiyle uğraştıktan sonra neredeyse “gerçeküstü” bir ortamda, yasaklanan filmini izin almadan göstermeye karar veren bir yönetmenin başına gelenleri anlatıyor.

“Kurgu dışı”

Marc by Sofia: Sofia Coppola, belgesel filminde dünyanın en etkili kişisi listelerine giren Amerikalı moda tasarımcısı 1963 doğumlu Marc Jacobs’u konu alıyor.

Ghost Elephants: Alman yönetmen Werner Herzog Angola’da alışılmadık bir fil sürüsünü gündeme getiriyor.

Kim Novak Vertigo: İsviçre doğumlu, Amerikalı yönetmen Alexandre O. Phillippe’nin çektiği belgeselde Kim Novak’ın, yıldızlığa yükselmesinden, 1991’de çok erken bir dönemde adım adım sinemadan uzaklaşıp Oregon’da inzivaya çekilmesine kadar hem yaşamı, hem de Alfred Hitchcock’un “Ölüm Korkusu – Vertigo” başta olmak üzere filmlerinden parçalarla, bu sektördeki yeri sergileniyor.

Directors Diary – Alexandr Sokurov: Rus film yapımcısı Sokurov’un, 1961’den-1995’e kadar tuttuğu günce beş saatlik bir belgesel film oluşturuyor. Sokurov sadece kendi anılarını değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası yarım yüzyıllık çok önemli siyasi, ekonomik ve sosyal konuları da kaleme almış.

Görüldüğü gibi 82. Venedik Film Festivali’nde “Altın Aslan” için yarışan filmlerde olduğu gibi, diğer bölümlerde gösterilecek filmlerde de, iklim değişikliklerinden, artan suç oranına, siyasal ortamdaki gerilimden, aile içi gerilime, gelecek korkusundan, yaşamsal tehditlere, bilim alanında kimi zaman korkucu kimi zaman umut veren gelişmelere kadar, günümüzde kafamızı karıştıran, bizde kaygı, sıkıntı, korku yaratan, bazen de merak uyandıran her meseleden bir yaprak bulmak mümkün.

Kaynakça:

(19 Ağustos 2025)

Çiğdem Kömürcüoğlu