15 – 21 Ağustos 2025, Haftalık (Weekly) Gişe Verileri için tıklayınız. Bu listelerden alıntı veya kopyalama yapıldığında kaynak olarak Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi’nin gösterilmesi rica olunur.
Aylık arşivler: Ağustos 2025
Jester 2
Colin Krawchuk’un yönettiği ve Michael Sheffield, Kaitlyn Trentham, Khaydn Adams, Ezekiel Akindele, Christian Alberts, Rahman Ali ile Jessica Ambuehl’in oynadığı Jester 2 (The Jester 2), 19 Eylül 2025’de CJ ENM dağıtımıyla Siyah Beyaz Movies tarafından vizyona çıkarıldı.
Cadılar Bayramı gecesi, utangaç ve yetenekli bir sihirbaz adayı olan Max, doğaüstü ve şeytani bir varlık olan Jester ile karşılaşır. Jester, her yıl dört ruhu hem eğlendirmesi hem de öldürmesi gerektiğini açıklar. Max’i bu karanlık göreve yardım etmeye zorlar. Max, Jester’ın ölümcül oyununu tersine çevirmek ve hayatta kalmak için zekâsını ve sihrini kullanmak zorundadır.
Çıkış 8
Genki Kawamura’nın yönettiği ve Kazunari Ninomiya, Yamato Kochi, Naru Asanuma, Kotone Hanase ile Nana Komatsu’nun oynadığı Çıkış 8 (8-Ban Deguchi – The Exit 8), 29 Ağustos 2025’de Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Prömiyerini 2025 Cannes Film Festivali’nde yapan ve ünlü bir oyundan uyarlanan film, gerilim türü tutkunları için özel bir deneyim sunuyor. Dünyayı kasıp kavuran korku oyunu Exit 8′in uyarlamasında bir adam metroda çıkış yolunu kaybeder. Adam, Çıkış 8′i ararken başına ardı ardına tuhaf olaylar gelir. Peki bu yeraltı geçidi bir yanılsama mıdır yoksa gerçek midir? Adam, Çıkış 8′i bulabilecek midir?
- Basın Bülteni
- Web Sitesi
- Fragman: 1 / 2
- IMDb
Aman Bud Zarar Görmesin / Suçüstü
Çağdaş Amerikan sinemasının auteur yönetmenlerinden Darren Aronofsky, son filmi ‘Suçüstü / Caught Stealing’ ile New York’taki gençlik günlerinin ışıltılı kargaşasına ışık tutuyor. Hikâyemiz, üstadın sinema alemine adımını attığı ünlü siyah – beyaz klasiği ‘Pi’yi çektiği 1998 yılında geçiyor. Belediye Başkanı Rudy Giuliani’nin 24 saat uyumayan kentinin aykırılıklarını henüz tam törpüleyemediği yıllardır bunlar. Aşağı Doğu Yakası’nda nerdeyse sabah saatlerine kadar açık eski püskü bir mekânda, ‘Paul’ün Barı’nda çalışmaktadır Hank Thompson (Austin Butler). Lise yıllarında gelecek için büyük ümitleri olan sporcu genç adam kendi kullandığı arabayla kaza yaptığında hem yan koltukta oturan takım arkadaşının ölümüne sebep olmuş, hem de dizinden aldığı darbeyle beyzbol ligindeki hayallerine veda etmiştir.
6 – 7 yıl kadar önce mega kentin ışıltısıyla tanışan taşralı gencimiz, bara yürüme mesafesindeki mütevazi dairesindeki hayatından, ateşli saatlerini geçirdiği sağlıkçı kız arkadaşı Yvonne (Zoë Kravitz) ile adı tam konmamış birlikteliğinden memnun mesut yaşayıp gitmektedir. Yaşadığı trajedinin kâbusları zaman zaman onu uykusundan etmektedir gerçi ama gerçek belâ ile henüz tanışmamıştır.
Yan komşusu İngiliz asıllı punk Russ (Math Smith) felç geçirdiğini öğrendiği babasını ziyaret etmek üzere alelacele Avrupa’ya uçarken kedisi Bud’ı (gerçek adıyla Tonic) göz kulak olması için ona emanet eder. Ertesi sabah yan kapıyı zorlayan Rus aksanlı iki belalı adam bulamadıkları Russ yerine Hank’i ölesiye hırpalar. Bu da genç adamın ağır zedelenmiş bir böbreğinden olmasına yol açar. Hastanede geçirdiği günler sonrasında kendine gelmeye çalışan genç adamın, kedinin tuvalet kumunda bulduğu esrarengiz bir deponun anahtarı işleri daha da karıştıracaktır. Hank bu süreçte kadın dedektif Elise Roman (Regina King) ile işbirliği yapmaya yeltenir, lakin Rus mafyası ve tetikçilerine ilaveten, suç aleminin gediklilerinden Ortodoks Yahudi kardeşler Lipa (Liev Schreiber) ve Shmully’nin (Vincent D’Onofrio) gazabından kaçmak pek kolay olmayacaktır.
Aronofsky’nin kariyeri hayatın karanlık köşelerinde çıkış yolu arayan karakterlerin sert hikâyeleri ile doludur. Halen 50’li yaşlarını süren yönetmen bu kez daha hafif, ana akım bir hikâyeye yönelmek istemiş, bu vesileyle senaryoyu da kaleme almış olan Charlie Huston’ın aynı adlı romanından yola çıkarak, gençlik yıllarını geçirdiği görkemli şehre nostaljik bir bakış atmak istemiş.
Hikâye yine çok karanlık, ancak yaşanan onca trajediye, seri cinayetlere rağmen nüktedan bölümler, kimi zaman eğlenceli kaçıp kovalamacalar içeriyor film. Aronofsky bu girift, sürprizlerle dolu öyküde adeta bir yönetmenlik dersi veriyor. Film, üstadın değişmez çalışma arkadaşı Matthew Libatique’in görüntüleri, Andrew Weisblum’un zımba gibi kurgusu, cep telefonlarının ortada olmadığı 90’lı yılların isyankâr ruhlu Manhattan’ını yeni baştan yaratan çok başarılı prodüksiyon tasarımıyla parlıyor. Oyuncu
kadrosu da mükemmel. Oscar adayı olduğu ‘Elvis’in ardından çok ilginç bir karakteri canlandırdığı ‘Dune Part Two’ ve yine geçtiğimiz mevsim ‘Motorcular / The Bikeriders’da ilgiyle izlenen Butler’ın filmi sırtlanan saf ve yakıcı karizmasına, yan rollerde çok başarılı kompozisyonlar çizen sıkı bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor. Martin Scorsese’nin hiç uyumayan kente atfen çektiği 1985 yapımı ‘Geç Saatler / After Hours’un oyuncusu Griffin Dunne’un bar sahibi Paul rolünde hatırlanması filmin bir diğer hoş sürprizi.
Hikâyenin çok karizmatik bir diğer karakteri olan Bud ise bir çoğundan rol çalıyor. Film boyunca aman bir zarar görmesin diye endişelendiğimiz bu şirin kediyi Aronofsky’nin de çok sevdiğini ve üzerine titrediğini son jenerikte yönetmen koltuğunu Tonic’e teslim etmesinden anlıyoruz. Tüm sertliğine karşın Idols grubunun enerjik parçalarıyla bezenmiş, Aronofsky’nin muhtemelen en eğlendiği filmi olmuş ‘Suçüstü’.
(28 Ağustos 2025)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com
Ada (Yönetmen: Jan Ole Gerster)
Jan Ole Gerster’in yönettiği ve Sam Riley, Stacy Martin, Jack Farthing ile Dylan Torrell’in oynadığı Ada (Islands), 19 Eylül 2025’de Başka Sinema dağıtımıyla Mars Production tarafından vizyona çıkarıldı.
Ada, Kanarya Adaları’nda lüks bir otelde tenis hocalığı yapan Tom’u izliyor. Derslerden arta kalan zamanını bolca içip tek gecelik ilişkilerle dolduran Tom sanki sonsuz bir yaz tatilinde gibidir. Sıra dışı Maguire ailesinin otele gelişiyle tekdüzeleşen hayatından sıyrılan Tom, Dave Maguire, eşi Anne ve küçük oğulları Anton ile yakınlaşır. Bir gece Dave ortadan kaybolunca, polis soruşturmasında Anne ile Tom baş şüpheli olarak kabûl edilir.
Ferhan Baran Yazıyor: Onca İhanet Varken / Baba 2
Francis Ford Coppola’nın ünlü epiğinin ikinci bölümü olan ‘Baba 2 / The Godfather Part II’ çevrilişinden tam 51 yıl sonra ülkemizde ilk kez vizyon görüyor. Halen ‘Başka Sinema’ ile çalışan salonların belirlenmiş seanslarında gösterimi süren filmi yıllar sonra ilk kez sinema perdesinde deneyimlemek üzerine yazmak istedim. Bazı filmler küçük ekranlara sığmaz. Ünlü epiğin ikinci bölümü tam da bu tür yapımlardan. Film, Marlon Brando’nun … Devamı…»
Sesim Geliyor mu?
Bradley Cooper’ın yönettiği ve Will Arnett, Laura Dern, Bradley Cooper, Amy Sedaris, Sean Hayes, Andra Day, Christine Ebersole, Ciaran Hinds ile Scott Icenogle’ın oynadığı Sesim Geliyor mu? (Is This Thing On?), 20 Şubat 2026’da UIP Filmcilik dağıtımıyla Disney Studios Türkiye tarafından vizyona çıkarıldı.
Sesim Geliyor mu?, orta yaş bunalımı ve boşanmayla karşı karşıya kalan Alex’in New York komedi sahnesinde yeni amacını aramaya başlamasını, eşi Tess’in ise aileleri için yaptığı fedakârlıklarla yüzleşirken ortak ebeveynlik, kimlik ve aşkın yeni bir biçim alıp alamayacağı konularında bir yolculuğa çıkmasını konu alıyor.
- Basın Bülteni
- Web Sitesi
- Fragman: 1 / 2 / 3
- IMDb
- Korkut Akın Yazıyor
Komik, Ürkütücü Ama Olmazsa Olmaz: Güller
Popüler bir şarkı vardı, aklımda kaldığınca, “Olamam ki, olamam ben senle de sensiz de” diyordu… Evlilikler de öyle sanki, iki ayrı insan, iki ego (güçlü ya da güçsüz), iki düş(ünce), iki karakter, iki gergin ya da esnek insan… ne kadar bir arada olabilirler? Olurlarsa, kim neyi feda eder, kim kazanır ya da kaybeder? Sahi, siz kimin kazanmasını istersiniz? Bu soruyu önce kendiniz için yanıtlayın…
“Evlilik zor zanaat”
Jeneriğinden başlayarak gerçekten güzel, keyifli, hoş, bir o kadar da düşündürücü bir film izleyeceğinizi baştan belirteyim. Nasıl kıpır kıpır bir jenerik, son günlerde hepimizin tepesine binen sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik sorunlar yumağından sıyrılmanız için özel yapılmış sanki. Warren Adler ve Tony Mcnemara’nın yazdığı, çok yıllar önce çevrilmiş (yaşı tutanların hâlâ hatırladığı) “Güller”i (O zamanki adı “Güllerin Savaşı” idi), bu kez Jay Roach yönetmiş. Olivia Colman ile Benedict Cumberbatch filmi başından sonuna taşıyor zaten, tam bir İngiliz zarafeti ve soğukkanlılığıyla. Her iki oyuncu, zaten başarılılar, bu filmde iyice aşmışlar kendilerini bile.
Neden “Güller”, hemen belirtelim, soyadları Gül (Rose) de ondan. Bir araya geldikten sonra, ilk işleri Amerika’ya göçmek olan ikilinin iki çocuğu olmuştur. İyi yemek yapan Ivy (Colman), şef olmanın hayalindedir. Theo (Cumberbatch) ise bilinen bir mimardır ve Amerika’da da hemen iş bulur. Çok büyük bir kasırgada yaptığı bina (denizcilik müzesidir) yıkılınca işsiz kalır. Aynı gün, Ivy’nin açtığı küçük lokantaya yağmurdan sığınan bir yemek eleştirmeni gelir ve yemeklerin lezzetini över. Durum tersine dönmüştür. Theo evde çocuklara bakarken Ivy artan müşterilerine yemek yetiştirmek için daha çok çalışır.
Buraya kadarı tamam…
Bu koşuşturma içinde birbirlerine zaman ayıramamaları nedeniyle aralarındaki duygusal bağ da zayıflar. Herkesin başına gelebilecek böylesi bir durumdan sıyrılmaları kolay olmayacaktır. Birbirlerini sevdikleri apaçık ortadadır (Theo, kendisine sarkan bir kadına hiç pas vermez. Ivy ise zaten sadıktır eşine). Ancak yine de anlaşamazlar. Birbirlerini öyle iğnelerler ki, arkadaşları bile imrenir onların bu olgunluğuna. Kızmazlar, kırıp dökmezler, ayrılıp gitmezler… Ne zaman ki, çıkarlar devreye girer, her şey tersine döner. Zaten film, bu tersine dönmüşlüğün nedenlerini ve sonuçlarını aktarıyor bizlere.
Empati gerekli…
İki ayrı insanın birlikteliğinin sürmesi için karşılıklı empati gerekir. Çocuklarını büyütürlerken, onlara verdikleri veya vermeye çalıştıkları eğitim önemlidir. Sevdiğiniz kişiye saygı (işine, yaptıklarına, konuşmalarına, tavırlarına) duymamaya başladığınızda ipler kopacak denli incelir.
Alabildiğine komik, bir o kadar gergin, en az o derecede tartışmaya açık ve birebir kendinizi gördüğünüz karakterlerden çıkarılacak çok ders var…
29 Ağustos’tan başlayarak gösterimde…
(27 Ağustos 2025)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com
Tehlikeli Bölge
Ramazan Ekmekçi’nin yönettiği ve Kadir Parlak, Ozan Turan, Hasan Şenbayrak, Sevim Oyar, Aykut Yavuz ile Seyfi Azrak’ın oynadığı Tehlikeli Bölge, 12 Eylül 2025’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla VFX İstanbul tarafından vizyona çıkarıldı.
Büyük Taarruz’a üç gün kala, Mustafa Kemal’den özel bir görev alan bir grup asker, görev bölgesine ilerlerken düşen bir uzay gemisiyle karşılaşır. Artık hem düşman askerleriyle hem de bilinmeyen bir tehditle savaşmak zorundadırlar. Türkiye’nin ilk dönem bilim-kurgu filmi olan Tehlikeli Bölge, savaşın acımasızlığını, insan doğasının sınırlarını ve bilinmeyene karşı verilen mücadeleyi çarpıcı bir atmosferde anlatır.
- Basın Bülteni
- Fragman
- IMDb
Çiğdem Kömürcüoğlu Yazıyor: 82. Venedik Film Festivali’nin Yıldızı George Clooney mi Olacak?
82. Venedik Film Festivali 27 Ağustos – 06 Eylül arasında gerçekleşiyor. Festival’in büyük ödülü “Altın Aslan” için aralarında Guillermo del Toro, Jim Jarmusch, Oliver Assayas, Kathryn Bigelow, Valerie Donazelli, François Ozon ve Park Chan-wook gibi iddialı yönetmenlerle, Shu Qi gibi ilk yönetmenlik deneyiminin heyecanını yaşayan bir oyuncunun imzasını taşıyan 21 film yarışıyor. Festival, filmin yapımcılarının “İtalya’da geçiyor” ve “Bir aşk … Devamı… »
Kayıp Kamyon’un Yıldızları Sadri Alışık Ödülleri’ne Aday
Türk tiyatro ve sinemasının usta isimlerini onurlandıran Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri, bu yıl 26. kez düzenleniyor. Sanat dünyasının en prestijli organizasyonlarından biri olarak kabul edilen ödüllerde, Kayıp Kamyon filminin başrol oyuncuları da aday listesinde yer aldı. 18 Ekim 2024’te vizyona giren ve Sinehane Film Prodüksiyon A.Ş.’nin düzenlediği senaryo yarışmasında finale kalıp ödüle hak kazanan Kayıp Kamyon, güçlü oyunculuk performanslarıyla dikkat çekmişti. Filmdeki rolleriyle öne çıkan Bülent Emin Yarar, Engin Hepileri ve Ülkü Hilal Çiftçi, bu yılki Sadri Alışık Ödülleri’ne aday gösterildi.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Kayıp Kamyon’un Yıldızları Sadri Alışık Ödülleri’ne Aday yazısına devam et
Babalar ve Oğullar / Çıkış 8
Dünya prömiyeri Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nin coşkulu ‘Geceyarısı Gösterimleri’nde gerçekleşen ‘Çıkış 8 / 8-Ban Deguchi’, Japon sinemasının efsanevi yapım şirketi Toho’nun logosu ile açılıyor. Hikâyemiz ise Tokyo metrosunda başlıyor.
Cep telefonlarına gömülmüş kalabalık, balık istifi dolmuş tren vagonundan yükselen canhıraş bebek çığlığına kayıtsızdır. Ancak sinirli bir yolcu sert bir dille annesinden çocuğu susturmasını ister. Öykümüzün olan bitene ilgisiz isimsiz ana karakteri (Kazunari Ninomiya) ise bu süreçte tren penceresine vurmuş karanlık ve hüzün yüklü aksine sorular sorar gibidir. Sırt çantasını yüklenmiş genç adam alt geçide doğru yürürken yeni ayrıldığı kız arkadaşından bir telefon gelir. Kız hamiledir ve bebeği dünyaya getirme konusunda kararsızdır. Eski partnerine bu konuda ne düşündüğünü sorduğunda kesin bir yanıt alamaz. Önce ses gider, genç adam çıkış koridoruna yöneldiğinde hat çekmiyordur artık.
Tren içinde bebek ağlaması esnasında kesilen ardından yeniden coşkuyla çalmaya başlayan ‘Bolero’nun tınıları bundan sonra yaşanacakların ön habercisidir aslında. Ravel’in ‘tek kalıp notanın farklı ses ve enstrümanlarla çalınması’ üzerine kurulu bu en tanımış orkestra eserinde bilindiği gibi parça içinde aynı melodi sürekli bir biçimde döner ve her defasında etkisi giderek artar. Genç adam 8 numaralı çıkışı ararken kendisini benzer bir döngü içinde sürüklendiği alt geçit labirentinde bulacaktır. Çevresinde, sağ elinde evrak çantası sol elinde mobil telefonu, robotik adımlarla yanından geçen kendisinden daha ileri yaşlarda ciddi görünüşlü bir adamdan (Yamato Kochi) başka hiç kimse yoktur.
Hikâye, ‘Bolero’ örneğinde olduğu gibi tedirginliğin dozu giderek katlanan bir tekrarlar silsilesine dönüşür. Duvardaki aynı posterler, aynı yangın musluğu, aynı kilitli kapılar, aynı dolaplar tekrar tekrar karşısına çıkar. Yazılı bir uyarı doğrultusunda, 8 no’lu çıkışa ulaşabilmesi için herhangi bir farklılık ya da ‘anomali’ ile karşılaştığında geri dönerek aksi yöne doğru ilerlemesi gerektiği bilgisini alır. Bu klostrofobik süreçte önce Ninomiya, ardından (belki de genç adamın hiç tanımadığı babasını simgeleyen) Kochi ve nihayetinde aniden beliren küçük oğlan çocuğunun (Naru Asanuma) gizem ve umut dolu çıkış mücadelesini izleriz. Lakin labirentten çıkış kolay olmayacaktır.
Tokyo metrosunun sonsuz bir arafa dönüştüğü yapım, yapımcılıktan gelen, ‘Eğer Kediler Yeryüzünden Yok Olursa’ adlı çok satmış romanın yazarı Genki Kawamura’nın ikinci uzun metrajı. 2022 yapımı bir roman uyarlaması ilk filmi ‘Yüzlerce Çiçek / A Hundred Flowers’da melankolik bir yaşlılık hikâyesi anlatmış olan genç sinemacı ‘Çıkış 8’i Kotake Create’nin geliştirdiği aynı adlı video oyunundan beyazperdeye uyarlamış. Film Hollywood’daki benzerlerinden farklı olarak bir video oyununun aksiyon yüklü geriliminin ötesinde, varoluşsal bir arayışa kafa yoruyor, düşsel bir psikolojik bir serüvene yelken açıyor.
Başlangıçta izleyiciye hiçbir mantıklı açıklama sunulmuyor. Öykünün huzursuz altyapısına karşın Kawamura bildik korku filmlerinin ucuz klişelerine yüz vermiyor. Yeraltındaki tedirgin arayış ilerledikçe olan bitenin ana karakterin kendi yaşadıkları ile ilintili olduğu ortaya çıkıyor. Kawamura özgün video oyununun mekanik özelliklerinin ötesinde, klostrofobik koridorlar aracılığıyla ebeveynlerin çocuklarına karşı sorumluluklarını işaret ediyor. Kişisel vicdan ve yükümlülükleri irdelerken çağdaş Japon toplumundaki değer aşınımlarını sorgulamaya girişiyor. Babasız büyümüş genç adam için harekete geçme, sorumluluğu yüklenme zamanı gelmiştir artık.
Kawamura’nın finalinde hayli duygusal sahneler var. Bu duygusallığı, bu insani adımları şahsım adına sevdim. Japon yönetmenin Kubrick esinli kompozisyonlarını, ‘Cinnet / The Shining’i hatırlatan anları, ‘Exit 8’ göstergesinin ‘2001: A Space Odyssey’deki bir dönemin yapay zekâsı Hal’ün işlevini üstlenmiş bir nevi ‘ilahi varlık’ olarak temsilini de öyle. Yazımı tamamlarken, Japonya’nın idol grubu Arashi’nin süperstarı Ninomiya’nın (kısaca ‘Nino’ diye çağrılıyor) etkileyici performansına ayrıca dikkat çekmek isterim.
(27 Ağustos 2025)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com
Vefalı Galip
Vefalı Galip belgeseli Gökçe Kaan Demirkıran yönetmenliğinde çekildi. 1921 doğumlu Galip Haktanır, Türk futbolunun en özgün karakterlerinden biriydi. Tek gözü görmediği için “Kör Galip” lakabıyla anılsa da sahalardaki mücadeleci ruhuyla Vefa Spor’un efsaneleri arasına girdi. Darüşşafaka’da eğitim gördüğü yıllarda futbola başlayan Haktanır; Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray genç takımlarında oynadıktan sonra Vefa’yı tercih ederek futbolun simge isimlerinden biri oldu. 1940 – 1950’li yıllarda Milli Takım forması da giydi. Futbolculuğunun yanı sıra beden eğitimi öğretmeni olarak da çalıştı. Belgeselin çekimleri Haktanır 101 yaşındayken gerçekleşti.
Korkut Akın Yazıyor: İçinizdeki Erkeği Öldürün: Sörfçü
Neyse, sörfçüyle tanıştığımızda başarısız bir hayatın ortasında yüzüyor. Karısı başka bir adamdan hamile, babası çocukken intihar ederek onu yetim bırakmış, onu mutlu edeceğini düşündüğü şeyi alacak kadar parası yok. Dünya ve tüm sistemleri onu yüzüstü bırakmış. Tek istediği, hayatında en mutlu olduğuna inandığı, dalgaların üzerinde süzüldüğü zamana geri dönmek. Ancak bunu yapamaz çünkü aydınlanmaya hazır değildir. Boşan(ama)mış, eşi … Devamı… »
26. HDI Sigorta Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Adaylar Açıklandı
Türkiye’nin tiyatro ve sinema dalında sadece ‘oyuncu’ ödülleri veren tek organizasyonu HDI Sigorta Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri adayları açıklandı. HDI Sigorta ve AHL Pay yan sponsorluğunda yapılacak HDI Sigorta Sadri Alışık Ödülleri için geri sayım başladı. Bu sene verilecek olan özel ödüller ve vefa ödülleri şu şekilde sıralanıyor. Sinema alanında, bu yıl Ayhan Işık Özel Ödülü başarılı oyuncu Barış Arduç’a verilecek. Beraber adlı yapımdaki başarısıyla Ekrem Bora Yılın En İyi Çıkış Yapan Oyuncu Ödülü genç oyuncu Mina Demirtaş’ın, ünlü yönetmen Erden Kıral adına verilen Seçici Kurul Özel Ödülü ise, Büyük Kuşatma filmiyle Alp Öyken’in olacak.










