Komik, Ürkütücü Ama Olmazsa Olmaz: Güller

Popüler bir şarkı vardı, aklımda kaldığınca, “Olamam ki, olamam ben senle de sensiz de” diyordu… Evlilikler de öyle sanki, iki ayrı insan, iki ego (güçlü ya da güçsüz), iki düş(ünce), iki karakter, iki gergin ya da esnek insan… ne kadar bir arada olabilirler? Olurlarsa, kim neyi feda eder, kim kazanır ya da kaybeder? Sahi, siz kimin kazanmasını istersiniz? Bu soruyu önce kendiniz için yanıtlayın…

“Evlilik zor zanaat”

Jeneriğinden başlayarak gerçekten güzel, keyifli, hoş, bir o kadar da düşündürücü bir film izleyeceğinizi baştan belirteyim. Nasıl kıpır kıpır bir jenerik, son günlerde hepimizin tepesine binen sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik sorunlar yumağından sıyrılmanız için özel yapılmış sanki. Warren Adler ve Tony Mcnemara’nın yazdığı, çok yıllar önce çevrilmiş (yaşı tutanların hâlâ hatırladığı) “Güller”i (O zamanki adı “Güllerin Savaşı” idi), bu kez Jay Roach yönetmiş. Olivia Colman ile Benedict Cumberbatch filmi başından sonuna taşıyor zaten, tam bir İngiliz zarafeti ve soğukkanlılığıyla. Her iki oyuncu, zaten başarılılar, bu filmde iyice aşmışlar kendilerini bile.

Neden “Güller”, hemen belirtelim, soyadları Gül (Rose) de ondan. Bir araya geldikten sonra, ilk işleri Amerika’ya göçmek olan ikilinin iki çocuğu olmuştur. İyi yemek yapan Ivy (Colman), şef olmanın hayalindedir. Theo (Cumberbatch) ise bilinen bir mimardır ve Amerika’da da hemen iş bulur. Çok büyük bir kasırgada yaptığı bina (denizcilik müzesidir) yıkılınca işsiz kalır. Aynı gün, Ivy’nin açtığı küçük lokantaya yağmurdan sığınan bir yemek eleştirmeni gelir ve yemeklerin lezzetini över. Durum tersine dönmüştür. Theo evde çocuklara bakarken Ivy artan müşterilerine yemek yetiştirmek için daha çok çalışır.

Buraya kadarı tamam…

Bu koşuşturma içinde birbirlerine zaman ayıramamaları nedeniyle aralarındaki duygusal bağ da zayıflar. Herkesin başına gelebilecek böylesi bir durumdan sıyrılmaları kolay olmayacaktır. Birbirlerini sevdikleri apaçık ortadadır (Theo, kendisine sarkan bir kadına hiç pas vermez. Ivy ise zaten sadıktır eşine). Ancak yine de anlaşamazlar. Birbirlerini öyle iğnelerler ki, arkadaşları bile imrenir onların bu olgunluğuna. Kızmazlar, kırıp dökmezler, ayrılıp gitmezler… Ne zaman ki, çıkarlar devreye girer, her şey tersine döner. Zaten film, bu tersine dönmüşlüğün nedenlerini ve sonuçlarını aktarıyor bizlere.

Empati gerekli…

İki ayrı insanın birlikteliğinin sürmesi için karşılıklı empati gerekir. Çocuklarını büyütürlerken, onlara verdikleri veya vermeye çalıştıkları eğitim önemlidir. Sevdiğiniz kişiye saygı (işine, yaptıklarına, konuşmalarına, tavırlarına) duymamaya başladığınızda ipler kopacak denli incelir.

Alabildiğine komik, bir o kadar gergin, en az o derecede tartışmaya açık ve birebir kendinizi gördüğünüz karakterlerden çıkarılacak çok ders var…

29 Ağustos’tan başlayarak gösterimde…

(27 Ağustos 2025)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Tehlikeli Bölge

Ramazan Ekmekçi’nin yönettiği ve Kadir Parlak, Ozan Turan, Hasan Şenbayrak, Sevim Oyar, Aykut Yavuz ile Seyfi Azrak’ın oynadığı Tehlikeli Bölge, 12 Eylül 2025’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla VFX İstanbul tarafından vizyona çıkarıldı.
Büyük Taarruz’a üç gün kala, Mustafa Kemal’den özel bir görev alan bir grup asker, görev bölgesine ilerlerken düşen bir uzay gemisiyle karşılaşır. Artık hem düşman askerleriyle hem de bilinmeyen bir tehditle savaşmak zorundadırlar. Türkiye’nin ilk dönem bilim-kurgu filmi olan Tehlikeli Bölge, savaşın acımasızlığını, insan doğasının sınırlarını ve bilinmeyene karşı verilen mücadeleyi çarpıcı bir atmosferde anlatır.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Tehlikeli Bölge yazısına devam et

Çiğdem Kömürcüoğlu Yazıyor: 82. Venedik Film Festivali’nin Yıldızı George Clooney mi Olacak?

82. Venedik Film Festivali 27 Ağustos – 06 Eylül arasında gerçekleşiyor. Festival’in büyük ödülü “Altın Aslan” için aralarında Guillermo del Toro, Jim Jarmusch, Oliver Assayas, Kathryn Bigelow, Valerie Donazelli, François Ozon ve Park Chan-wook gibi iddialı yönetmenlerle, Shu Qi gibi ilk yönetmenlik deneyiminin heyecanını yaşayan bir oyuncunun imzasını taşıyan 21 film yarışıyor. Festival, filmin yapımcılarının “İtalya’da geçiyor” ve “Bir aşk … Devamı… »

Kayıp Kamyon’un Yıldızları Sadri Alışık Ödülleri’ne Aday

Türk tiyatro ve sinemasının usta isimlerini onurlandıran Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri, bu yıl 26. kez düzenleniyor. Sanat dünyasının en prestijli organizasyonlarından biri olarak kabul edilen ödüllerde, Kayıp Kamyon filminin başrol oyuncuları da aday listesinde yer aldı. 18 Ekim 2024’te vizyona giren ve Sinehane Film Prodüksiyon A.Ş.’nin düzenlediği senaryo yarışmasında finale kalıp ödüle hak kazanan Kayıp Kamyon, güçlü oyunculuk performanslarıyla dikkat çekmişti. Filmdeki rolleriyle öne çıkan Bülent Emin Yarar, Engin Hepileri ve Ülkü Hilal Çiftçi, bu yılki Sadri Alışık Ödülleri’ne aday gösterildi.

Kayıp Kamyon’un Yıldızları Sadri Alışık Ödülleri’ne Aday yazısına devam et

Babalar ve Oğullar / Çıkış 8

Dünya prömiyeri Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nin coşkulu ‘Geceyarısı Gösterimleri’nde gerçekleşen ‘Çıkış 8 / 8-Ban Deguchi’, Japon sinemasının efsanevi yapım şirketi Toho’nun logosu ile açılıyor. Hikâyemiz ise Tokyo metrosunda başlıyor.

Cep telefonlarına gömülmüş kalabalık, balık istifi dolmuş tren vagonundan yükselen canhıraş bebek çığlığına kayıtsızdır. Ancak sinirli bir yolcu sert bir dille annesinden çocuğu susturmasını ister. Öykümüzün olan bitene ilgisiz isimsiz ana karakteri (Kazunari Ninomiya) ise bu süreçte tren penceresine vurmuş karanlık ve hüzün yüklü aksine sorular sorar gibidir. Sırt çantasını yüklenmiş genç adam alt geçide doğru yürürken yeni ayrıldığı kız arkadaşından bir telefon gelir. Kız hamiledir ve bebeği dünyaya getirme konusunda kararsızdır. Eski partnerine bu konuda ne düşündüğünü sorduğunda kesin bir yanıt alamaz. Önce ses gider, genç adam çıkış koridoruna yöneldiğinde hat çekmiyordur artık.

Tren içinde bebek ağlaması esnasında kesilen ardından yeniden coşkuyla çalmaya başlayan ‘Bolero’nun tınıları bundan sonra yaşanacakların ön habercisidir aslında. Ravel’in ‘tek kalıp notanın farklı ses ve enstrümanlarla çalınması’ üzerine kurulu bu en tanımış orkestra eserinde bilindiği gibi parça içinde aynı melodi sürekli bir biçimde döner ve her defasında etkisi giderek artar. Genç adam 8 numaralı çıkışı ararken kendisini benzer bir döngü içinde sürüklendiği alt geçit labirentinde bulacaktır. Çevresinde, sağ elinde evrak çantası sol elinde mobil telefonu, robotik adımlarla yanından geçen kendisinden daha ileri yaşlarda ciddi görünüşlü bir adamdan (Yamato Kochi) başka hiç kimse yoktur.

Hikâye, ‘Bolero’ örneğinde olduğu gibi tedirginliğin dozu giderek katlanan bir tekrarlar silsilesine dönüşür. Duvardaki aynı posterler, aynı yangın musluğu, aynı kilitli kapılar, aynı dolaplar tekrar tekrar karşısına çıkar. Yazılı bir uyarı doğrultusunda, 8 no’lu çıkışa ulaşabilmesi için herhangi bir farklılık ya da ‘anomali’ ile karşılaştığında geri dönerek aksi yöne doğru ilerlemesi gerektiği bilgisini alır. Bu klostrofobik süreçte önce Ninomiya, ardından (belki de genç adamın hiç tanımadığı babasını simgeleyen) Kochi ve nihayetinde aniden beliren küçük oğlan çocuğunun (Naru Asanuma) gizem ve umut dolu çıkış mücadelesini izleriz. Lakin labirentten çıkış kolay olmayacaktır.

Tokyo metrosunun sonsuz bir arafa dönüştüğü yapım, yapımcılıktan gelen, ‘Eğer Kediler Yeryüzünden Yok Olursa’ adlı çok satmış romanın yazarı Genki Kawamura’nın ikinci uzun metrajı. 2022 yapımı bir roman uyarlaması ilk filmi ‘Yüzlerce Çiçek / A Hundred Flowers’da melankolik bir yaşlılık hikâyesi anlatmış olan genç sinemacı ‘Çıkış 8’i Kotake Create’nin geliştirdiği aynı adlı video oyunundan beyazperdeye uyarlamış. Film Hollywood’daki benzerlerinden farklı olarak bir video oyununun aksiyon yüklü geriliminin ötesinde, varoluşsal bir arayışa kafa yoruyor, düşsel bir psikolojik bir serüvene yelken açıyor.

Başlangıçta izleyiciye hiçbir mantıklı açıklama sunulmuyor. Öykünün huzursuz altyapısına karşın Kawamura bildik korku filmlerinin ucuz klişelerine yüz vermiyor. Yeraltındaki tedirgin arayış ilerledikçe olan bitenin ana karakterin kendi yaşadıkları ile ilintili olduğu ortaya çıkıyor. Kawamura özgün video oyununun mekanik özelliklerinin ötesinde, klostrofobik koridorlar aracılığıyla ebeveynlerin çocuklarına karşı sorumluluklarını işaret ediyor. Kişisel vicdan ve yükümlülükleri irdelerken çağdaş Japon toplumundaki değer aşınımlarını sorgulamaya girişiyor. Babasız büyümüş genç adam için harekete geçme, sorumluluğu yüklenme zamanı gelmiştir artık.

Kawamura’nın finalinde hayli duygusal sahneler var. Bu duygusallığı, bu insani adımları şahsım adına sevdim. Japon yönetmenin Kubrick esinli kompozisyonlarını, ‘Cinnet / The Shining’i hatırlatan anları, ‘Exit 8’ göstergesinin ‘2001: A Space Odyssey’deki bir dönemin yapay zekâsı Hal’ün işlevini üstlenmiş bir nevi ‘ilahi varlık’ olarak temsilini de öyle. Yazımı tamamlarken, Japonya’nın idol grubu Arashi’nin süperstarı Ninomiya’nın (kısaca ‘Nino’ diye çağrılıyor) etkileyici performansına ayrıca dikkat çekmek isterim.

(27 Ağustos 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com