Sadi Bey’in Viraneleri

Seyyah olup şu alemi gezerken, sağda, solda, kırda, bayırda, köyde, şehirde gördüğümüz, terkedilmiş, yıkılmış, çökmüş binalar nedense sadibey.com’u tarif edilmez kederlere gark eder. İsmi lâzım değil sitenin müellifi yeni bir köşe icat etti ve adını Sadi Bey’in Viraneleri koydu. Yeni eklenen viraneleri:
İncirli Caddesi – Vankulu Sokak Kesişmesi, Resneliler Köşkü, Bakırköy, İstanbul;
Mehmet Yavuz Caddesi, Beykoz, İstanbul.

Sadi Bey’in Beyazperde Yazıları

Zaman zaman gazetelerde özlü sözlerden müteşekkil Duvar Yazıları okuruz. Sadi Bey, “Duvar Yazıları oluyor da Beyazperde Yazıları neden olmasın?” diye düşündü, filmlerin seyri sırasında not almaya başladı ve böylece Beyazperde Yazıları diye bir kavram icat etmiş oldu. Notlarına arada sırada yenilerini ekliyor. Son ekledikleri:
Sadece ihtiyacın olanı al. Ve yoluna git. (Ağzımdan Kaçtı – I Swear, Yön: Kirk Jones)
Güzellik savaş gibidir, kapıları açar. (Su Perisi – Parthenope, Yön: Paolo Sorrentino)
Hiç bir şeyin seni korkutmasına izin verme. (Geride Kalanlar-The Holdovers, Yön: Alexander Payne.)

Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi’nin Fragmanı Yayında

22 Mayıs’ta gösterime girecek olan Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi filminin fragmanı yayına verildi. Aksiyon dolu hikâyesiyle dikkat çeken filmde Varol Abi ve Gece, Süper 1 Takım’ın filmini yapmak için harekete geçiyor. Süper kahramanlar Ayı Dede, Birce, Birol, Yapay Zekai ve birçok anime karakterin yer aldığı filmde, Kral Şakir ve Fil Necati’nin de sürpriz şekilde ekibe katılmasıyla hikâye büyük bir maceraya dönüşüyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi’nin Fragmanı Yayında yazısına devam et

Pop’un Kralı Emaar’da Canlandı: Michael Filminin Tanıtımı Flash Mob Dans Gösterisiyle Paribu Cineverse Emaar’da Gerçekleşti

Paribu Cineverse, sinema dünyasının heyecanla beklediği özel yapımları sinemasever izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Pop müziğinin unutulmaz ve ölümsüz ikonu Michael Jackson’ın hayatını konu alan Michael filmi, 22 Nisan 2026 Çarşamba günü Paribu Cineverse Emaar’da düzenlenen özel bir gösterimle ilk kez izleyiciler karşısına çıkarıldı. Ön gösterim öncesinde davetliler ve AVM ziyaretçileri, sinemada başlayan Flash Mob dans gösterisiyle büyük bir sürpriz yaşadı. Profesyonel dansçıların Jackson’ın ikonik koreografilerini sergilediği bu büyüleyici performans, izleyicileri filmin atmosferine hazırlayan unutulmayacak bir başlangıç oldu.

  • Basın Bülteni
  • Dans gösterisi görüntüleri için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Pop’un Kralı Emaar’da Canlandı: Michael Filminin Tanıtımı Flash Mob Dans Gösterisiyle Paribu Cineverse Emaar’da Gerçekleşti yazısına devam et

Clayface Filminden İlk Afiş ve Fragman Yayınlandı

Gotham City’nin en ikonik kötü karakterlerinden biri olan Clayface’in dehşet verici hikâyesi beyazperdeye taşınıyor. DC Studios’un korku – gerilim türündeki ilk sinema filmi olma özelliği taşıyan Clayface’den ilk afiş ve fragman yayınlandı. Film, 23 Ekim 2026 Cuma günü TME Films dağıtımıyla, yalnızca sinemalarda seyirciyle buluşacak. James Watkins’in yönetmenliğini üstlendiği film, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen bir adamın dehşet verici hikâyesini anlatıyor. Genç ve hırslı bir aktör olan Matt Hagen, Hollywood’un zirvesine tırmanırken yaşadığı trajik olaylar sonrası kendini geri dönülemez bir fiziksel ve ruhsal değişimin içinde bulur.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Clayface Filminden İlk Afiş ve Fragman Yayınlandı yazısına devam et

Engelsiz Filmler Festivali 2026 Başlıyor

“Bir arada film izlemek mümkün” sloganıyla düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali 2026 sinemaseverlerle buluşuyor. 24 Nisan’da Goethe – Institut Ankara’da başlayacak festival, 30 Nisan’da yapılacak ödül töreniyle sona erecek. Programında yer alan tüm filmler sesli betimleme ve ayrıntılı altyazı ile erişebilir olarak izleyicilerle buluşuyor. Gösterimlerin ardından film ekipleriyle yapılan söyleşilerde ve ödül töreninde işaret dili tercümesi yapılıyor. Ayrıca tüm gösterim ve etkinliklerin İngilizce olarak da takip edilebilecek programda Kaleydoskop, Oditoryum ve Çocuklar İçin bölümleri ile her yaştan izleyiciler için hazırlanmış bir seçki sinemaseverleri bekliyor.

Engelsiz Filmler Festivali 2026 Başlıyor yazısına devam et

Ağzımdan Kaçtı, Bu Bir Film Yazısı Değildir

“Erken öten horozun başı kesilirmiş,
Bitmez tükenmez ki başın kesile kesile”

Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı bu hafta, -bizim için değil, kendileri için- her şeyi bir kenara bıraksın ve “Ağzımdan Kaçtı” filmini izlesin. Bakanları bir araya getirmek zor, hepsinin çok işi ve sorumluluğu var. Zaten o nedenle de pek sinemaya gidemiyorlardır, bu hem bir fırsat olur hem de konu üzerinde konuşurlar. İki okula baskın yapıldı, birinde 8 öğrenci ile bir öğretmen öldürüldü. Sonra birkaç ilde daha benzer sıkıntılar baş gösterdiyse de engellendi. Bütün yetkililer hep bir ağızdan “güvenlik” sorunu diye zaten demir kapıların ardına gizlenen okulların iyiden iyiye “büyük gözaltı”na alınmasını istedi. Okulların kapısına polis yığıldı; üniversitelerin kapısında vardı, bir de ortaokulların kapısını tutmaları istendi. Her kapıya, her koridora, her dersliğe kamera konulması için görüşler ileri sürüldü. Devletin, sanki (hatırlayanlar vardır muhakkak, zamanın İçişleri Bakanı Faruk Sükan, “Nefes alışlarınızı izliyoruz” demişti yıllar önce -o günden bugüne) izlediği yetmiyormuş gibi daha da zapturapt altına alınmamız konusunda herkes hemfikir.

Filme gelince… “Ağzımdan Kaçtı”, İskoçya’da, Tourette sendromu nedeniyle “deli” olarak nitelendirilip; önce evde anne babasının, sonra da okulda müdürün eziyet ve dayaklarına maruz kalan John Davidson’un yaşamını anlatıyor. Sokaklarda denk gelmişsinizdir; Tourette, birden bağırıp çağıran, belki şiddet gösteren kişilerde görülen bir sağlık sorunu. Akran zorbalığının nasıl bir baskı olduğunu da bilirsiniz. İşte, Davidson, tiklerinin yanı sıra aklına geleni olduğu gibi söyleyen (çoğunlukla seksist küfürlerle) bir öğrenciyken toplum dışına itiliyor. Genç Davidson, büyüdükçe bu sorun iyiden iyiye çekilmez hal alıyor. Neden sonra, arkadaşının kanser teşhisi konmuş annesi çocuğa anlayışla yaklaşıyor ve onu sağaltıyor.

Film, gerçekten çok başarılı. Oyunculuklar harika. Gerilim ve mizah dozu tam kıvamında. Hem değil mi ki, “güleriz ağlanacak halimize”. Kimi zaman kendinizi Davidson’un yerine koyuyorsunuz ve ne(ler) yapılabileceğini düşünüyorsunuz. Kimi zaman da izleyici olduğunuzun farkına varıp, kahkahalar atıyorsunuz. Onların yaşadıklarını ta yüreğinizde hissedip paramparça olmanız da işten bile değil. Kirk Jones tarafından yazılıp yönetilen “Ağzımdan Kaçtı” (I Swear), duygulu, etkili ve içten bir film.

Gelelim bizdeki soruna… Polis babasının silahlarını alan (burada ilk soru: Babanın neden o kadar çok silahı var?) öğrenci neden psikoloji muayenesine götürülmemiş ya da psikiyatr tedavisi uygulanmamış. Okullarımızda rehberlik yeterli değil, rehber öğretmenlere hiç önem verilmiyor. Haklısınız, öğrenciye önem verilmiyor ki, öğretmene verilsin diyorsunuz… Böylesi katliama varan olaylar çıkınca da bildiğimiz tek şey var: Ya (cennetten çıkma) dayak ya da polisiye tedbirler. Filmde polisin Davidson tarafından nasıl eğitildiği de gösteriliyor.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirini başa koymamın nedeni, çocuğu suçlamanın gereksiz ve yersiz olduğunu vurgulamak, başka bir şey değil. Suçlular anne babalar ve yetkililer ile yeterince eğitilmemiş toplum. Şair, şiirce şöyle bitiriyor:

“Öt ki kara dağlar allana,
Aç eller tok tarlalara çullana.”

1 Mayıs’tan başlayarak gösterimde…

(27 Nisan 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

TRT Ortak Yapımı Şehzade: Büyük Şenlik Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor

TRT ortak yapımı Şehzade: Büyük Şenlik filmi, 01 Mayıs 2026 Cuma günü minik sinemaseverlerle buluşuyor. Dostluk, cesaret ve dayanışma temalarının ön plana çıktığı eğlence dolu animasyon film, seyircilerine unutulmaz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Osmanlı döneminin görkemli kutlamalarından esinlenen yapım; kostümleri, müzikleri ve sahne tasarımlarıyla izleyiciyi adeta geçmiş zamanlara götürecek. Senaristliğini ve yönetmenliğini Murat Karahüseyinoğlu’nun, animasyon yönetmenliğini ise Hakan Bol’un üstlendiği film, geleneksel unsurların modern animasyon teknikleriyle harmanlanmasıyla da özgün bir kimlik kazanıyor.

TRT Ortak Yapımı Şehzade: Büyük Şenlik Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor yazısına devam et

Çocuk Sinema Festivali

Sinemaseverleri en iyi sinema deneyimiyle buluşturan Paribu Cineverse, çocuklara sinema kültürünü aşılamayı hedefleyen büyük bir projeye kapılarını açıyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasına özel olarak kurgulanarak Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) tarafından düzenlenen ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle hayata geçirilen Çocuk Sinema Festivali, 23 – 26 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Çocukların sinemayla olan bağını güçlendirmeyi amaçlayan festival kapsamında, seçili filmler Paribu Cineverse salonlarında bayram boyunca 120 TL bilet fiyatıyla beyazperdeye taşınıyor.

Çocuk Sinema Festivali yazısına devam et

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

09 – 19 Nisan 2026 tarihleri arasında sinemaseverleri İstanbul’un iki yakasındaki yedi salonda dünya sinemasının en iyi örnekleriyle buluşturan, usta yönetmenlerin son filmlerini, yeni keşifler, kült yapımlar ve söyleşileri harmanlayan 45. İstanbul Film Festivali, 19 Nisan Pazar akşamı The Marmara Taksim’de düzenlenen ödül töreniyle sona erdi. Onur Özaydın’ın sunuculuğunu üstlendiği törende ödüller sahiplerini buldu. Altın Lale Yarışması’nda bu yıl yerli ve yabancı 15 film yarıştı. Altın Lale’yi bu yıl, Damien Hauser’in yönettiği Prenses Mumbi / Memory of Princess Mumbi kazandı. Ödülü jüri başkanı, yönetmen David Mackenzie açıkladı.

  • Basın Bülteni
  • Ödül töreninden görüntüler için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu yazısına devam et

Bir Platform Festivali Olarak 45. İstanbul Film Festivali

İstanbul Film Festivali Türkiye’nin en köklü sinema etkinliklerinden biri olarak gösterim, üretim, tartışma ve dolaşım alanları üzerinden sinema kültürünün şekillendiği önemli bir platform olmayı sürdürüyor. Festivalin nasıl geçtiğini değerlendirmek yalnızca filmlere değil; salon atmosferine, seyirci ilgisine, seçki yapısına, jürilerin konumlandırılmasına, filmlerin sunum biçimlerine ve sektör ayağına birlikte bakmayı zorunlu kılıyor.

Sinema salonu seyircisinin belirgin biçimde azaldığı bir dönemde festivalin hâlâ bir izleyici hareketi yaratabilmesi önemli. Özellikle hafta sonu seanslarında ve yönetmen katılımlı gösterimlerdeki doluluklar, festivalin kent ölçeğinde bir sinema ritüeli üretmeye devam ettiğini gösteriyor. Şehrin iki yakasına yayılan gösterimler erişimi artırırken aynı zamanda İstanbul’da geçici bir sinema haritası oluşturuyor. Bu da festivalin “şehir festivali” niteliğini güçlendiriyor.

Festival 127 uzun metraj ve 13 kısa film gibi geniş bir programı, Altın Lale, Yeni Bakışlar, Kısa Film Yarışması, belgesel seçkisi, retrospektifler, galalar ve özel bölümlerle birlikte, farklı türleri, üretim ölçeklerini ve gösterim amaçlarını aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir yapı üzerinden bu yıl da ilerliyor. Yarışma bölümleri, keşif alanları, arşiv odaklı seçkiler ve endüstri odaklı gösterimler aynı program akışı içinde yan yana. Bu nedenle festival, tek bir sinema yönelimine ya da belirgin bir küratoryal hatta yaslanan bir yapıdan ziyade, farklı izleme biçimlerini aynı zeminde bir araya getiren çok katmanlı bir platform niteliğini devam ettiriyor.

Basın gösterimleri kapsamında izlediğim filmler ile moderasyonunu yaptığım gösterimlerde, farklı estetik yönelimlere sahip yapımların ortak bir duygusal ve tematik hatta kesiştiği fark ediliyor. Bireysel kırılganlık, yalnızlık ve toplumsal çözülme duygusu, tekrar eden bir arka plan olarak öne çıkıyor. Filmler biçimsel olarak birbirinden ayrışsa da, belirli bir ruh hali hissediliyor. Bu durum, bir yandan zamanın ruhunun sinema üretimini bu temalar etrafında şekillendirdiğini düşündürürken, diğer yandan çevre, yalnızlık, dijitalleşme, kadın, kimlik arayışları, göç ve kişisel portreler gibi temaların etkinliğini koruduğunu gösteriyor.

Her festivalde olduğu gibi bazı filmler ödüllerle görünürlük kazanırken doğal olarak bazıları bu çerçevenin dışında kaldı. Filmlerin seyirciyle buluşabilmesi festivallerin en temel kazanımlarındandır. Hangi filmlerin ödüllendirildiği bilgisine festival ve çeşitli platformlar üzerinden ulaşılabilir.

Ödüller demişken, bu ödülleri veren jüriler ve bu jürilerin festivalin resmi sunumunda nasıl konumlandırıldığı dikkat çekici. Son dönemde jüri meselesi üzerine düşünürken, yalnızca sonuçlara değil, jürinin kimlerden oluştuğuna, neyi temsil ettiğine ve izleyiciye nasıl sunulduğuna bakmanın en az sonuçlar kadar belirleyici olduğunu düşünüyorum.

Bu çerçevede festivalin web sitesinde yer alan jüri yapılanmasına bakıldığında, özellikle “bağımsız jüriler” başlığı dikkat çekiyor. Bu kullanım uluslararası festival terminolojisine yakın görünse de Türkiye bağlamında kavramsal bir belirsizlik yaratabiliyor. Burada söz konusu olan jüriler bizzat festival tarafından seçilmeyen, belirli meslek örgütlerini temsil eden ve bu kurumlar tarafından belirlenen jüriler. Dolayısıyla “bağımsızlık” vurgusu teknik olarak doğru olsa da izleyici açısından farklı bir algı üretebiliyor. Bu yapının “özel ödül jürileri” ya da “meslek birliği jürileri” gibi daha açıklayıcı kavramlarla ifade edilmesi daha yerinde olacaktır. Bu tür bir kullanım hiyerarşiyi doğru kurar, ana jüri ile ilişkisini netleştirir, yanıltıcı bağımsızlık iddiasını ortadan kaldırır.

Bununla bağlantılı olarak, bu jürilerin festivalin dijital yüzünde temsil biçimi de dikkat çekici. Ana yarışma jürisi fotoğraflar ve kısa biyografilerle sunulurken, aynı görünürlük “bağımsız” jüriler için sağlanmıyor. Oysa bu jüriler de ödül veren ve film dolaşımına doğrudan etki eden aktörler. Kim olduklarının ve hangi kurumsal çerçeveyi temsil ettiklerinin açık biçimde sunulması yalnızca estetik değil, aynı zamanda etik bir gereklilik. Bu tür bir şeffaflık, festivalin yalnızca sonuçlarını değil, o sonuçları üreten süreci de görünür kılar.

Programının çeşitliliği, şehirle kurduğu ilişki ve Köprüde Buluşmalar gibi endüstri ayağıyla birlikte düşünüldüğünde, çok katmanlı yapısıyla öne çıkan İstanbul Film Festivali, bu yıl da sinemanın farklı damarlarını bir araya getiren bir karşılaşma platformu olmayı sürdürüyor.

(Bu yazı ilk olarak 21 Nisan 2026 tarihinde cinedergi.com’da yayınlanmıştır.)

(26 Nisan 2026)

Semra Güzel Korver

Aldığımız Nefes, 45. İstanbul Film Festivali’nde Seyirciyle Buluştu

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve TRT Sinema desteğiyle hayata geçirilen ve yönetmenliğini Şeyhmus Altun’un üstlendiği Aldığımız Nefes filmi 45. İstanbul Film Festivali’nin Yeni Bakışlar bölümünde sinemaseverlerle buluştu. Başrolünde genç oyuncu Defne Zeynep Enci’nin yer aldığı filmde, Hakan Karsak, Sacide Taşaner, Rüzgar Usta, Aras Kavak ve Deniz Kavak yer alıyor. Film, kimya fabrikası patlamasıyla sarsılan küçük bir kasabada, hayatı bir anda altüst olan on yaşındaki Esma’nın gözünden bir felâketin ardından ayakta kalma çabasını anlatıyor.

Aldığımız Nefes, 45. İstanbul Film Festivali’nde Seyirciyle Buluştu yazısına devam et

Clayface

James Watkins’in yönettiği ve Tom Rhys Harries, Naomi Ackie, David Encik ile Max Minghella’nın oynadığı Clayface, 23 Ekim 2026’da TME Films dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarılıyor.
Clayface, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen adamın hikâyesini anlatıyor. Genç ve hırslı bir aktör olan Matt Hagen, Hollywood’un zirvesine tırmanırken yaşadığı trajik olaylar sonrası kendini geri dönülemez bir fiziksel ve ruhsal değişimin içinde bulur. Kendi kimliğini ve insanlığını adım adım yitiren Hagen’ın yolculuğu, bilimsel hırsın karanlık yüzüyle birleşerek dehşet bir intikam hikâyesine dönüşür.

  • Basın Bülteni
  • Facebook
  • Fragman
  • IMDb

Clayface yazısına devam et

20 Yılın Ardından Devam Filmiyle Beyazperdeye Geri Dönecek Olan Şeytan Marka Giyer 2’nin Dünya Prömiyeri Canlı Yayınla 20 Nisan’ı 21 Nisan’a Bağlayan Gece Sadece Dısney+’ta

Disney+, 20th Century Studios imzalı Şeytan Marka Giyer 2 (The Devil Wears Prada 2) filminin kaçırılmayacak, yüksek moda temalı dünya prömiyerini canlı olarak yayınlanacak. Platform aboneleri, yılın en göz alıcı gecelerinden birine dünyanın dört bir yanından ön sıradan erişim imkanı bulacak. Yıldızlarla dolu etkinlik, filmin sinema gösterimi öncesinde, 20 Nisan’ı 21 Nisan’a bağlayan gece saat 00:30’da canlı yayınla sadece Disney+’ta yayınlanacak. Bu özel canlı yayın deneyimi, izleyicileri büyük bir filmin prömiyerinin heyecanına, ihtişamına ve kamera arkası ışıltısına her zamankinden daha fazla yaklaştıracak.

20 Yılın Ardından Devam Filmiyle Beyazperdeye Geri Dönecek Olan Şeytan Marka Giyer 2’nin Dünya Prömiyeri Canlı Yayınla 20 Nisan’ı 21 Nisan’a Bağlayan Gece Sadece Dısney+’ta yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu