Fahri Kaplan’ı Kaybettik

Uzun yıllar Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı’nın Ankara Kızılay Büyülüfener Sineması’nda düzenlediği Ankara Film Festivali’nin birbirinden kıymetli cam ödül heykellerini yaratan Seramik / Cam Sanatçısı Fahri Kaplan, 20 Aralık 2025 Cumartesi günü hayatını kaybetti. Fahri Kaplan’ın cenazesi 21 Aralık 2025 Pazar günü Ankara Karşıyaka Camii’nde öğle vakti kılınacak cenaze namazını müteakip Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Merhuma Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

2. İKÇÜ Film Fest

2. İKÇÜ Film Fest, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) tarafından 20 – 25 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Festival, sinemanın sanat olarak bilgi üretimindeki ve kültürel mirastaki rolüne dikkat çekmeyi amaç ediniyor. İKÇÜ Film Festivali, üniversitenin akademik ve sanatsal üretim ile kültürel katkı arasında köprü kurmasının bir ifadesi olmayı da vizyonuna ekliyor. Düzenlenecek festival kapsamında kısa film, belgesel film ve öğrenci filmleri olmak üzere üç ana yarışma kategorisi ile birlikte ulusal uzun metraj film seçkisi, özel seçkiler, atölye ve paneller de yer alacak. Festivalin son başvuru tarihinin 10 Mart 2026 olduğu duyuruldu.

2. İKÇÜ Film Fest yazısına devam et

Çatlı Filmi: Bir Dönemin Anatomisi, Bir Ailenin Hafızası

Türkiye tarihinin en çok tartışılan isimlerinden Abdullah Çatlı’nın hayatının kritik bir dönemini merkezine alan Çatlı filminin basın toplantısı gerçekleştirildi. Toplantı, filmin yaratıcı ekibi, oyuncuları ve Abdullah Çatlı’nın ailesinin katılımıyla, İstanbul Kemer Film Platoları’nda süren çekimler sırasında sette yapıldı. Yönetmen koltuğunda Deniz Enyüksek’in oturduğu, proje danışmanlığını ise tanınmış yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın üstlendiği Çatlı filmin başrolünde, Çatlı karakterini eski futbolcu ve teknik direktör Vedat İnceefe perdeye getiriyor. İnceefe’ye Şiva Behrouzfar, Eren Vurdem ve Ömer Kurt gibi oyuncular eşlik ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Basın Toplantısından Görüntüler: 1 / 2
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Çatlı Filmi: Bir Dönemin Anatomisi, Bir Ailenin Hafızası yazısına devam et

İlk Gençlik

Ali Ayyıldız’ın yönettiği ve Çağla Şimşek, Rahimcan Kapkap, Mert Denizmen ile Bülent Alkış’ın oynadığı İlk Gençlik, 06 Şubat 2026’da Lion Dağıtım dağıtımıyla Renas Yapım tarafından vizyona çıkarıldı.
Hayata tutunmaya çalışan Çağrı ve Elif, ailevi dertlerle, hastalıklarla, gelecek kaygısıyla boğuşurken birbirleriyle tanışırlar. O ilk bakış ikisinin hayatında derin izler açar. Dertleriyle boğuşurken başlarını koyacak bir omuz bulmuşlardır. Gençliklerine ilk adımı attıkları zamanlarda içinde bulundukları arkadaş grubuyla küçücük dünyalarına büyük dostlukları sığdırıp ayakta kalmaya çalışırlar. Bu mücadele içinde ilk kez aşık olma çabalarına şahit oluruz.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

İlk Gençlik yazısına devam et

Zir-i Cin 4: Nesep Bağı

Mesut Erbas ile Burak Küçük’ün yönettiği ve Onur Azad Yılmaz, Eylem Doğan, Sinem Yıldız Mandıra ile Aykut Çetinkaya’nın oynadığı Zir-i Cin 4: Nesep Bağı, 23 Ocak 2026’da CJ ENM dağıtımıyla HM Production tarafından vizyona çıkarıldı.
İhanetle başlayan bir sır, cinayetle son bulurken, Hz. Süleyman tarafından lanetlenen Zir kabilesinin günahkâr cinleri, kanında kötülük olan bir aileye musallat olur. Kocası Nevzat’ı öldüren Gülizar ve suça ortak olan Muhtar, bu sırrı örtmek için çareyi kara büyü yapan bir muskacıda arar fakat işler karışır. Zir kabilesi, günahlarının bedeli olarak onlardan bir nesli lanetleyecek bir “Nesep Bağı” talep eder.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Zir-i Cin 4: Nesep Bağı yazısına devam et

Of-Pof Balık

Ricard Cusso ile Rio Harrington’un yönettiği ve Nick Offerman, Miranda Otto, Amy Sedaris ile Mark Coles’un seslendirdiği animasyon film Of-Pof Balık (The Pout-Pout Fish), 23 Ocak 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Harabe bir gemi enkazında yaşayan Bay Balık, bir gün evini hurdalık sanan hiperaktif genç deniz ejderhası Pip’i eşyalarını karıştırırken yakalar. Aralarında çıkan tartışma sonunda ikisinin de evi yerle bir olur. Ama umut vardır. Onlara bir dilek hakkı vereceğine inanılan efsanevi “Parıltı”yı bulmak için imkânsız bir yolculuğa çıkarlar. Fakat bir sorun vardır: Bir başkası da bu efsanenin peşindedir.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Of-Pof Balık yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Kelebek Misali Uçtu Gitti / Hind Rajab’ın Sesi

Kaouther Ben Hania’nın yönetmenliğini yaptığı ‘Hind Rajab’ın Sesi / The Voice of Hind Rajab’ gerçek olaylara dayanmaktadır. Filistindeyiz. Dramatizasyon 29 Ocak 2024 günü Kızılay Acil Çağrı Merkezi’ne gelen acil durum çağrısı ile başlıyor. 6 yaşında bir kız çocuğu Gazze’de İsrail ateşi altında kalan özel arabanın içinde mahsur kalmış, kurtarılmak için yalvarmaktadır. Hind Rajab ya da kısaca ‘Hanoud’ arabada yalnız değildir. Amcası, yengesi … Devamı…»

2025 Yılından Benim Seçtiklerim

Bir seneyi daha geride bıraktık. 2025 sinema açısından hayli verimli bir yıl olarak tarihteki yerini alacağa benziyor. Bu nedenle yıl içinde vizyon ve festivallerde izlediklerim arasından seçtiğim geleneksel en iyiler listem bu defa 20 filmden oluşuyor.

1- SIRAT / Sirāt
Adını cennet ve cehennem arasındaki köprüden almış olan, Cannes’dan Jüri Ödüllü yapım, Kuzey Afrika çölünün ortasında ‘rave’ müziğinin izleyiciyi hipnotize eden ritmiyle sarmalanmış nefes nefese temposuyla distopik yakın bir geleceği tasvire soyunuyor. İspanyol yönetmen Oliver Laxe’in yönettiği film, kıyametin gölgesinde şok edici bir başyapıt.

2- İKİ SAVCI / Two Prosecutors – Два прокурора
Ukraynalı usta Sergey Loznitsa’nın kurmaca uzun metraja dönüş filmi, 1937 yılı Stalin döneminde baskı ve terörün sürdüğü Sovyetler Birliği’nde geçiyor. Gulag sürgünlerinden Georgy Demidov’un aynı adlı romanından uyarlanan bu çarpıcı başyapıt, tarihin tekerrür ettiği günümüzde, totaliter rejimlerin karanlık dehlizlerinde nefes almaya çalışan çağımıza ve ülkemizde yaşananlara ayna tutuyor.

3- BAŞKA YOLU YOK / No Other Choice – Eojjeolsuga Eobsda
Filmlerinde insan doğasının karanlığını eşeleyen Güney Koreli auteur sinemecı Park Chan-wook, bu kez kapitalizmin amansız çarkında ayakta kalabilmek için en kötüsünü göze alan bir mavi yakalıyı konu alıyor. Donald Westlake’in ‘The Ax’ romanının Costa-Gavras’ın ardından bu ikinci uyarlaması, işsiz kaldığında rakiplerini öldürmekten başka seçeneği olmayan You Man-su’nun kara komik hikâyesi.

4- SAVAŞ ÜSTÜNE SAVAŞ / One Battle After Another
Çağımızın tartışmasız en ilgiye değer yaratıcılarından Paul Thomas Anderson’ın son başyapıtı, faşist bir polis devleti olarak çizilmiş günümüz Amerika’sında özgürlüklerin tutsak edildiği totaliter bir gelecek tehlikesine dikkat çekiyor. 80’li yıllardan günümüze uzanan görkemli freskinde adaletsizliğin, önü alınamayan ırkçı insanlık ayıbının altını çiziyor.

5- GÜNAHKÂRLAR / Sinners
Kölelikten özgür vatandaşlığa geçişin çileli serüveninden bir sayfayı tarihi bir araştırma ile destekleyen siyahi yönetmen Ryan Coogler, çok iyi kotarılmış bir dönem filmiyle yılın sürprizlerinden birine imza atıyor. Yılların ezilmişliğini müzik ve danslarıyla aşan siyahilerin öyküsü, müziğin, aşkın, özgürlük çığlığının ateşinin göğe yükseldiği olağanüstü bir kendinden geçiş ayini ile perdeye yansıyor.

6- AYDINLIK HAYALLERİMİZ / All We Imagine As Light
Bağımsız Hint sinemasının yükselen sinemacılarından Payal Kapadia, Cannes’da Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan ilk uzun metrajında belgesel ile kurmacayı harmanlarken, devasa metropolün canlı keşmekeşinde üç kadının sevgi, arzu ve özgürlük hayallerini anlatıyor. Genç sinemacının Hindistan’daki sosyal eşitsizlik ve her türlü ayrımcılığı alt perdeden ustalıklı şiirsel bir ele alışına hayran oluyoruz.

7- NİSAN / April – აპრილი
Dea Kulumbegashvili’nin Venedik’ten ödüllü son filmi, bir kez daha erkek egemen dünyada kadınların mücadele etmek zorunda kaldığı baskı ve engellemeleri gündeme getiriyor. Gürcü yönetmen derin bir sosyal bir yaraya parmak basarken, kürtaj ve doğum kontrolü gibi meseleleri sessizlik ve mesafeli estetiğiyle ele alıyor. Realist anlatı ekspresyonist fantastiğe evrilirken kadının çaresizliği çok daha sarsıcı bir biçimde perdeye yansıyor.

8- MERHAMET / Miséricorde – Misericordia
Fransız sinemasının aykırı yönetmenlerinden Alain Guiraudie’nin Cannes’da gösterilen son filmi, kara komediden polisiye ve gerilime farklı türleri harmanlayarak insan doğasının karmaşıklığını deşmeyi sürdürüyor. Fırıncı ustasının cenaze töreni için köyüne dönen genç adamın gizemli olaylar ve entrikalarla örülü kara komik öyküsünde, eşcinsellik, ölüm, din, yalanlar ve yalnızlık gibi temalar hınzır bir senaryo eşliğinde tartışmaya açılıyor.

9- DÜŞÜŞÜN TINISI / In die Sonne Schauen – Sound of Falling
Genç Alman sinemacı Mascha Schilinski’nin hayranlık uyandıran Cannes’dan ödüllü filmi, dört farklı dönemden dört genç kadının Almanya’nın kuzey sınırındaki aynı çiftlikte geçen çocukluk ve gençlik yıllarını paralel bir kurguyla anlatıyor. Dünya bir yüzyıl boyunca değişip dönüşürken duvarları geçmişin izlerini taşıyan çiftlik evinde yaşamak yerine hayatta kalmaya çalışan kadınların deneyimlerini gizemli, şiirsel bir anlatımla cesurca ele alan yapım, travmalar, algı ve bellek üzerinden ilerleyen şaşırtıcı, sarsıcı deneysel üslûbuyla ilgiyi hak ediyor.

10- GÖRÜNMEZ KAZA / Un Simple Accident – Yek Tasadef Sadeh
Cafer Panahi’nin ülkesinde ev hapsinden kurtulmasına rağmen yine de gerilla usulü gizlice çektiği son çalışması ‘Görünmez Kaza / Yek Tasadef Sadeh’ İran’daki baskıcı rejimin zulmünü gözler önüne sererken, intikam olgusunu ahlâki bir yönden işliyor. Hapishane günlerinden işkencecisi olduğuna inandığı kişiyle karşılaşan Vahid’in, aynı eziyetlere maruz kalmış bir grup mağdur ile birlikte bir gün boyunca Tahran sokaklarında yaşadıklarını mizah ile yoğun trajediyi harmanlayarak anlatmayı deneyen yapım Cannes’dan Altın Palmiye ile döndü.

11- GİZLİ AJAN / O Agente Secreto
Kleber Mendonça Filho’ya Cannes’da en iyi yönetmen, başrol oyuncusu Wagner Moura’ya en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandıran yapım, 1977 yılının Brezilya’sının zulüm ve entrika ikliminde sosyal eşitsizlikleri, siyasal baskı ve direnişi casus-aksiyon kalıplarını da kullanarak ele alırken, yönetmenin çocukluğuna ve geçmiş zaman sinemalarına derin bir nostalji ile yaklaşıyor.

12- MANEVİ DEĞER / Sentimental Value – Affeksjonsverdi
Cannes’dan Büyük Jüri Ödülü ile dönen film, Ingmar Bergman misali aile dinamiklerinin karanlık dehlizlerinde yol alırken, İskandinav yönetmen Joachim Trier ile sıkça çalıştığı senarist Eskil Vogt’u yeniden bir araya getiriyor. Sanatsal üretimin geçmiş travmalarının dermanı oluşu üzerine bu incelikli deneme, Stellan Skarsgård ile yönetmenin gözdesi Renate Reinsve’nin olağanüstü baba-kız yorumlarıyla yükseliyor.

13- IŞIK / Das Licht
Deneyimli sinemacı Tom Tykwer, dinmek bilmeyen ve gece gündüz kenti ıslatan yağmur ve fırtına fonu altında belki de en kişisel yapıtını imzalamış. Sağanak yağmur altındaki Berlin gökyüzünden harika bir kaydırma ile açılan filmde, aynı evi paylaşsalar da bağlarını çoktan yitirmiş Engels ailesi eve hizmetçi olarak gelen gizemli Suriyeli göçmenle en derin yaralarını paylaşıyor. Alman sinemacı büyülü gerçekçilik unsurlarıyla bezeli bu aile dramında, atmosfer ve görsel dünya ustalığını yeniden konuşturuyor.

14- RENOIR
Genç Japon sinemacı Chie Hayakawa 80’li yıllardaki kendi büyüme çağından izlenimler taşıyan ilk uzun metrajında büyülü bir dünya kuruyor. Adını aldığı empresyonist ressamın fırça darbelerini andıran tablolar eşliğinde 11 yaşındaki Fuki’nin hem anlamak, hem de yüzleşmek zorunda kaldığı ölüm gerçeği ile yüzleşmesini ve yalnızlığıyla başa çıkma çabasını şiirsel bir dille anlatıyor.

15- TREN DÜŞLERİ / Train Dreams
Genç ustalardan Robert Bentley, Denis Johnson’ın 2011’de yayımlanmış Pulitzer ödüllü aynı adlı kısa romanından uyarladığı ikinci uzun metrajında bir orman işçisinin 80 yıllık trajik öyküsünün arka planında Amerika’nın geçtiğimiz yüzyıl boyunca geçirdiği köklü değişimleri sergiliyor. Irkçılığın, ayrımcılığın, kaba kuvvetin, emek sömürüsünün hüküm sürdüğü lanetli bir yüzyılda, kıtayı bir uçtan diğerine bağlayacak olan demiryolu ağları, vahşi kapitalizm ile yükselen Amerikan uygarlığının simgesidir.

16- FRANKENSTEIN
Guillermo del Toro 19. yüzyıl başlarının eril dünyasında gencecik Mary Shelley’nin muhayelesinden doğan özgün metni, klasik korku filmi beklentisinden uzak, baba-oğul ilişkisi, sevginin gücü, aidiyet, dışlanmışlık ve yaratıcının kibri gibi temalar üzerine kurulu melankolik bir gotik drama olarak yorumlamış. Farklı yaratıkların ‘insani’ yanına tutkusuyla bilinen auteur sinemacının filmi muazzam bir görsellik içeriyor.

17- HAYALLER / Drømmer
44. İstanbul Film Festivali’nin konuğu olan Dan Johan Haugerud’un aşk, ilişkiler, cinsellik, yalnızlık, özlem ve kendini keşfetmeye dair üçlemesinin Berlinale Altın Ayı ödüllü son ayağı, 17 yaşındaki ana karakterin kendini keşfi doğrultusunda ilerliyor. Tüm sinefillere ama özellikle Eric Rohmer sineması tutkunlarına ve sinema-edebiyat ilişkisi üzerine kafa yoranlara hararetle önerilir.

18- THE MASTERMIND
Bağımsızlar kraliçesi Kelly Reichardt’ın bu yıl Cannes ana yarışmasında dünya prömiyerini yapan son çalışması, kendini kusursuz bir planın beyni olarak gören ana karakteri JB’nin hüsranla sonuçlanan kara komik soygun girişimini, Amerikan’ın Vietnam protestolarıyla çalkalandığı, Watergate’in eli kulağında olduğu dönem fonunda anlatıyor. Klasik Hollywood sinemasına bağımsız bir alternatif olmuş 70’ler Amerikan sinemasına saygı duruşunda bulunan yapım bir küçük sinema mücevheri.

19- KONTINENTAL ‘25
Romanyalı auteur sinemacı Berlinale’den en iyi senaryo ödülü ile dönen son çalışmasında, sığındığı bodrum katından tahliye ettiği evsiz bir adamın intiharı sonucunda, suçluluk duygusu ve kendince çözmeye çalıştığı ahlaki kriz ile cebelleşen icra memuru Orsolya’nın hikâyesini anlatıyor. Film yönetmenin alametifarikası olduğu üzere siyaset, ekonomi, ırkçılık, kapitalizm, savaş ve sosyal adalet üzerine yaman diyaloglar içeriyor.

20- BUZLAR KRALİÇESİ / La Tour de Glace
Lucile Hadzihalilovic’in Andersen’in buzlarla kaplı ünlü masalının bu yeni uyarlaması, yönetmenin özenle inşa etmiş olduğu fantastik evreninden izler taşıyor. Berlin’den yaratıcı ekibe sunulan ‘Olağanüstü Sanatsal Katkı’ ödülüyle dönen yapımda, 70’li yıllarda evinden kaçan 16 yaşındaki Jeanne sığındığı film setinde ‘Karlar Kraliçesi’ni canlandıran esrarengiz yıldızın tuhaf çekiciliğine kendini kaptırırken, set ile perde, film ile gerçeklik birbirine karışıyor.

VE
HIND RAJAB’IN SESİ / The Voice of Hind Rajab – Sawt Hind Rajab

Gerçek olaylara ve gerçek bir telefon kaydına dayanan ‘doküdrama’yı herhangi bir sınıflamaya koymadan yılın en saygın çabası olarak değerlendiriyorum. Kaouther Ben Hania’nın kulak verdiği ses dünyanın duyduğu ama kimselerin cevaplamadığı Gazze’nin imdat çağrısıdır çünkü. Filmin insanlığını yitirmemiş her birey tarafından izlenmesi ve izlettirilmesini canı gönülden diliyorum.

(26 Aralık 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Futbol Rüyası

Diego Cagide ile Diego Lucero’nun yönettiği animasyon film Futbol Rüyası (Robotia), önümüzdeki aylarda A90 Pictures dağıtımıyla Wediacorp tarafından vizyona çıkarılıyor.
Çocuklara ilham veren, ebeveynlere ise güçlü bir toplumsal mesajı sunan sıcacık bir animasyon filmi olan Futbol Rüyası’nda, androidlerin yaşadığı bir dünyada, bir kız çocuğu ailesinin yasağına rağmen futbol oynamayı hayal eder. Arkadaşları bu hayalini gerçekleştirmesi için ona yardım eder ve hem sahada, hem de hayatın içinde neler başarabileceklerini herkese gösterirler. Futbol Rüyası, futbol kültürünü evrensel değerlerle birleştiren aile dostu bir çocuk filmi.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Futbol Rüyası yazısına devam et

Atalarımızın Efsaneleri

İvan Sosnin’in yönettiği ve Aleksandr Yatsenko, Anton Kuznetsov, Aleksandra Babaskina, Natalya Pavlenkova ile Yuri Kolokolnikov’un oynadığı Atalarımızın Efsaneleri (Legendy Nashikh Predkov), 09 Ocak 2026’de A90 Pictures dağıtımıyla Kunay Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Bir gazeteci, Yekaterinburg’dan yaban ormanlarının derinliklerinde kaybolmuş bir yerleşime gider ve orada ormanın efendisi hakkında eski bir efsane duyar. Eve döndüğünde ise aniden bu kadim ruhu görmeye ve duymaya başlar, ruh ondan yok olmaya yüz tutmuş fantastik varlıkları kurtarmasını ister. Gazeteci bu çağrıya kayıtsız kalamaz ve o uzak diyarlara doğru yola çıkar.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Atalarımızın Efsaneleri yazısına devam et

11! Bir Film Hadisesi 2026

Bir Film tarafından düzenlenecek 11! Bir Film Hadisesi, 09 – 11 Ocak 2026 tarihleri arasında, yılın çok beklenen, vizyon öncesi filmlerini İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir ve Adana’da seyirciyle buluşturacak. 11! Bir Film Hadisesi gösterimleri İstanbul’da Beyoğlu Atlas 1948 Sineması, Nişantaşı City’s CineWam, Mecidiyeköy Biletinial Torun Center, Kadıköy Sineması ve Caddebostan CKM Sineması’nda, Ankara’da Kızılay Büyülüfener ve Arcadium Sineması’nda, İzmir’de Karaca Sineması ve İstinye Park Renk Sineması’nda, Eskişehir’de Kanatlı Cinemapink By Maximum’da ve Adana’da 01 Burda Cinemapink By Maximum’da yapılacak.

  • Basın Bülteni
  • Instagram
  • Tanıtım Filmi
  • Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

11! Bir Film Hadisesi 2026 yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Bir Adam, Bir Yüzyıl / Tren Düşleri

Dünya prömiyerini Sundance’te yapan ‘Tren Düşleri / Train Dreams’ fonda doğanın sesleri ile açılıyor. Kuşlar cıvıldar, börtü böcek hışırtıları arasında rüzgârın sarıp sarmalayan uğultusu kulakları okşarken, vahşi doğanın orta yerinde orman emekçileri nafakalarını çıkarmak için çalışmaktadır. Küçük yaşta kırsala gönderilen öksüz yetim Robert Grainier (Joe Edgerton) yetiştiği ortamdan hiç ayrılmamış, okyanusu hiç görmemiş, … Devamı…»

Kokuho

Sang Il Lee’nin yönettiği ve Keiatsu Koshiyama, Soya Kurokawa, Ai Mikami, Takahiro Miura, Emma Miyazawa ile Nana Mori’nin oynadığı Kokuho, 23 Ocak 2026’da Başka Sinema dağıtımıyla Vagon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Filmde, iki kurgusal Kabuki sanatçısının hayatı ve kariyeri konu alınıyor. Yakuza, çete başı babası ölünce, 14 yaşındaki Kikuo ünlü bir Kabuki oyuncusunun yanına evlatlık verilir. Kikuo, adamın oğlu Shunsuke ile birlikte bu geleneksel Japon tiyatro sanatını öğrenmeye başlar. İki genç onlarca yıl boyunca büyür ve gelişir. Skandallar ve zaferler, dostlukla ihanet arasında rakip ve kardeş olarak birlikte yol alırlar.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Kokuho yazısına devam et

Korkut Akın Yazıyor: Savaş, Bürokrasi, Gönüllülük ve… Hind Rajab’ın Sesi

Doğrudan içinize, içinizdeki size, duygularınıza seslenen bir doküdrama. Filistin’de, bir Kızılay çağrı merkezinde çalışan gönüllülerin bir çocuğun yardım çığlığını duyup, yardım edebilmek için verdikleri müthiş mücadele. Sinefiller bilir, filmi bir cümleyle anlatan öyküler, çok fark yaratır; tıpkı “Bisiklet Hırsızları” gibi, Yeni Gerçekçilik akımını başlatan… Gerçekten çok güçlü, alabildiğine gerçekçi, tepeden tırnağa ürperten, beyazperdeye, … Devamı…»

Bir Yuva Özlüyorum / Manevi Değer

Norveçli yazar yönetmen Joachim Trier’in Cannes’dan büyük ilgi gören ve festivalden ‘Büyük Jüri Ödülü’ ile dönen yeni çalışması ‘Manevi Değer / Affeksjonsverdi – Sentimental Value’ yılın son önemli filmi olarak gösterime giriyor. Film, asırlık bir süreçte daha önce büyük aile bireylerinin yaşamış olduğu bir evde geçmişin travmalarıyla hesaplaşmanın öyküsü.

Yılların yıprattığı, çatlakların oluştuğu ev saygıdeğer bir film yönetmeni olan baba Gustav Borg’un (Stellan Skarsgård) gidişiyle sessizleşmiştir. Oyunculuk mesleğini seçmiş, meslekten bir sahne amiriyle kaçamak huzursuz ilişkisini sürdüren büyük kız Nora (Renate Reinsve) ile eşi ve küçük oğluyla huzurlu bir hayatı olan küçük kardeş Agnes (Inga Ibsdotter Trier) ergenlik yıllarından beri sağlıklı bir ilişki kuramadıkları babalarıyla annelerinin cenaze yemeğinde karşılaşırlar. 15 yıldır yeni bir film çekmemiş olan Gustav büyük kızından senaryosunu yeni tamamladığı hayatının projesinde başrolü oynamasını ister. Nora yazılı metinle hiç ilgilenmeden mesafeli durduğu babasının teklifini geri çevirir.

Gustav rolü, geçmiş kariyerine hayran Amerikalı popüler genç oyuncu Rachel Kemp’e (Elle Fanning) vermek ister. Baba evinde çekilmesi planlanan hikâye, Gustav’ın İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazizm’e karşı direnmiş, hapis ve işkence görmüş, çalkantılı yaşamını aynı evin mutfağnda intihar ederek sonlandırmış kendi annesi üzerinedir. Bu süreçte gerek yaşlı adam, gerekse Nora geçmişin travmalarıyla yüzleşecek ve şifayı sanatın iyileştirici kucağında bulmaya çalışacaklardır.

Trier’nin, kendisi de film yönetmiş olan değişmez çalışma arkadaşı Eskil Vogt ile birlikte kaleme aldığı ‘Manevi Değer’, kuşaktan kuşağa aktarılan aile travmaları, sanatçı ruhların çatışması, ebeveyn ve çocukları arasındaki ilişkiler, kardeşlik bağları gibi konuları içtenlikle ele alıyor. Yönetmen ana mekân olarak seçtiği Oslo’daki aile evini de hatıralarla örülü canlı bir karakter olarak tasarlamış. Öylesine kederli anılar birikmiş ki bu evde, Nora’nın filmin başlarında tanık olduğumuz bir türlü dizginleyemediği sahne korkusu, annesinin intiharıyla küçük yaşta çok şey yitirmiş yaşlı adamın ahir ömründe bir yuvaya duyduğu özlem ve yıllar sonra gelen itiraflar sinema aracılığıyla dile getirilecektir. Gustav vasiyet senaryosunu belki de kendi annesi için değil, Nora ile yeniden bağ kurabilmek için kaleme almıştır. Sanatsal üretim yaralı çocukların birikmiş hasretliklerine deva olacak mıdır?

Yılın çok iyi yazılmış ve yönetilmiş en incelikli filmlerinden biri olan ‘Manevi Değer’ yönetmenin önceki filmleri ile akrabalık taşısa da bu kez bireysel bir varoluş krizi değil, nesilden nesile kişilerin hayatını etkilemiş travmalar ön plana çıkıyor. Oyunculuklara gelince, yılların deneyimini damıtmış ustalıklı performansıyla Stellan Skarsgård, yönetmenin bir önceki çalışması ‘Dünyanın En Kötü İnsanı’ ile Cannes’dan hakkıyla ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülünü almış olan Renate Reinsve ve ilk önemli sinema deneyiminde Agnes rolü ile parlayan Inga Ibsdotter Trier, Oscar adayı olmalarına kesin gözle bakılan üçlüde harikalar yaratıyor. Hırslı Hollywood yıldızında Elle Fanning parlarken, yönetmenin eski gözdelerinden ‘Oslo, 31 Ağustos’un müthiş aktörü Anders Danielsen Lie, Nora’nın kaçak dövüşen sevgilisi rolünde kısa ve etkileyici bir kompozisyona imza atıyor.

(25 Aralık 2025)

Feran Baran

ferhan@ferhanbaran.com