Heva Projesi Transilvanya Uluslararası Film Festivali’nden Ödülle Döndü

Yönetmen Nuray Kayacan Sünbül, yazıp yönettiği Heva adlı uzun metraj film projesiyle, 13 – 22 Haziran 2025 tarihleri arasında Romanya’nın Cluj – Napoca kentinde yapılanTransilvanya Uluslararası Film Festivali (TIFF) kapsamındaki Transilvania Pitch Stop platformunda büyük bir başarıya imza attı. Heva, endüstri bölümünde finale kalan 10 uluslararası proje arasından seçilerek ödül alan tek yabancı film projesi oldu. Kadına yönelik şiddet, duygusal travma ve içsel direniş gibi güçlü temaları merkezine alan film, bir kadınla bir erkeğin, geçmişlerinin karanlık gölgeleriyle yüzleşirken hayatta kalmaya ve birbirlerine tutunmaya çalışma hikâyesini anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Ödül Töreninden Görüntüler
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Heva Projesi Transilvanya Uluslararası Film Festivali’nden Ödülle Döndü yazısına devam et

Düğün Evi

Kamil Çetin’in yönettiği ve Durul Bazan, Ersin Korkut, İnan Ulaş Torun ile Gizem Arıkan’ın oynadığı Düğün Evi, 11 Temmuz 2025’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla Poll Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Faruk, Gülizar’ı sevmekte fakat Gülizar’ın ailesi Faruk ile evlenmesine müsaade etmemektedir. Hatta Gülizar’ın babası Kamuran “ABD Başkanını getirseniz bile kızımı vermem.” der. O sırada ABD’de Trump seçimleri kaybetmiş ve ortadan kaybolmuştur. Muhtar Hıdır, Trump’a benzeyen birini Trump rolüne sokar. Trump’ı ağırlama, muhtarlık yarışı, kız isteme ajanlık işleri derken, hepsi birbirinin içinde, olay komediye dönüşür.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Düğün Evi yazısına devam et

Kült Zombi Serisi Geri Döndü: 28 Yıl Sonra, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi

İlk filmi 2002 yılında Danny Boyle’un yönetmenliğinde izleyiciyle buluşan ve post-apokaliptik sinema türünde çığır açan 28 Yıl Sonra filmi, 2007 yılında Juan Carlos Fresnadillo’nun yönettiği 28 Hafta Sonra ile devam etmişti. Aradan geçen 22 yılın ardından, Danny Boyle’un hayata geçirdiği üçüncü film 28 Yıl Sonra, vizyon öncesinde sinemaseverlerin beğenisine sunuldu. Sinemada atmosfer yaratımıyla öne çıkan serinin yeni filmi, Levent Paribu Cineverse Kanyon Sineması’nda yoğun ilgiyle karşılandı. Zombi temasına getirdiği yenilikçi yaklaşımla türün ikonik yapımları arasında yer alan serinin bu özel gösterimi, izleyiciler için heyecan dolu bir deneyim sundu.

Kült Zombi Serisi Geri Döndü: 28 Yıl Sonra, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Öfke Virüsü Tam Gaz Yayılmayı Sürdürüyor / 28 Yıl Sonra

Büyük Britanya’ya musallat olan öfke virüsü yıllar sonra yeniden beyazperdeye dönüyor. Bu uzun süre zarfında aslında hiç yok olmamış, hatta başka ülkelere de sıçramıştı. Neyse ki ana kıtadan bertaraf edilmiş ama Britanya anakarasında tehdit halen devam ediyor. 2002 yılında gösterime giren ve serinin özgün hikâyesini başlatan ’28 Gün Sonra / 28 Days Later’da virüslü şempanzelerin enfekte ettiği insanlar çok kısa süre içinde Londra … Devamı…»

İthaki Yayınları 26 Haziran Kitapları

İthaki Yayınları, 26 Haziran’da satışa sunacağı kitaplarını açıkladı. Q. Hayaşida’nın Dorohedoro 3 ve Marcel Schwob’un Hayali Hayatlar adlı kitapları 26 Haziran’da satışa sunulacak. On dokuzuncu yüzyıl sonu Fransız edebiyatının en özgün isimlerinden Marcel Schwob’un dilindeki zarafet, tarihsel kişilikleri yeniden yaratma becerisi ve simgesel anlatımı, bu kitabı yalnızca yazarın değil, modern kısa öykü tarihinin de önemli yapıtaşlarından biri hâline getirir. Jorge Luis Borges’ten André Breton’a kadar birçok önemli yazarın etkilendiği Hayali Hayatlar, Marcel Schwob’un edebiyat dünyasındaki kısa ama etkileyici yolculuğunun doruk noktasıdır.

İthaki Yayınları 26 Haziran Kitapları yazısına devam et

Kolonyal Seyahat Günlüğü / Büyük Yolculuk

‘Edward (Gonçalo Waddington) nişanlısı Molly’yi (Crista Alfaiate) 7 yıl görmemişti. Yüzünü hatırlamaya çalıştı ama beceremedi’. Miguel Gomes’in dünya prömiyerini yaptığı 77. Cannes Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödülü ile dönmüş olan son çalışması ‘Büyük Yolculuk / Grand Tour’* dış sesin bu cümlesiyle açılıyor. Birinci Dünya Savaşının bitimine yakın Burma’da devlet memuru görevinde bulunan Edward uzatmalı nişanlısının Rangoon’a ayak basmak üzere olduğunu öğrendiği anda Singapur’dan başlayarak Uzakdoğu’daki büyük yolculuğuna başlıyor.

Güneydoğu Asya’da amaçsızca gezeceği, Bangkok’dan Saigon’a, oradan önce Manila sonra Osaka’ya ve Şangay’a doğru turunu sürdüren genç adamın teknesi Yangzte nehrinin yukarısına doğru yol alırken, Edward kendini ormanın ve doğanın sesine bırakmıştır. Beyaz adamın onu aşan Doğu kültürünü anlamasının pek de mümkün olmadığını bilir ama seviyordur bu diyarları. Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun kaçınılmaz çöküşü öncesinde kendini yaşamın akışına bırakır. Japon keşişin dediği gibi ‘dağa tırmanır, maymunları izler ve ağaçların altında yürüdükçe’ dünyanın kendisine ne kadar cömert olduğunu idrak edecektir. Öte yandan Edward’ın gizemli kaçışından tuhaf bir keyif de alan Molly’nin nişanlısının peşini bırakmaya hiç niyeti yoktur. Filmi tam orta yerinden ikiye bölecek olan Gomes ikinci bölümde Edward’ın peşinden gitmedik yer bırakmayacak olan inatçı genç kadını takip edecektir.

52 yaşındaki Portekizli usta sinemacının bu kendine özgü denemesi, ülkemizin önemli festivallerinde gösterilmiş önceki filmlerini izlemiş olanlar için pek de yabancılık çekmeyecekleri biçimsel özellikleri barındırıyor. Sözgelimi Berlin’den FIPRESCI ödülü ile dönmüş olan 2012 yapımı ‘Tabu’daki kolonyal gözlem burda da sürüyor. Keza 2015’te çektiği ‘Binbir Gece’ üçlemesinin dış sesle beslenen anlatım biçimine bir kez daha başvuruyor.

‘Görünmez insanların gölgelerini görüyorum’ diyen Edward’ın büyülü ve gizemli serüvenine dalmışken ‘egzotik bir Uzak Doğu belgeseli’ izlediğimiz duygusuna kapılmadan edemiyoruz. Gomes emperyalizm üzerine özgün bir eleştiri geliştirirken, henüz senaryonun bile yazılmadığı 2020 başları Covid salgını döneminde filmin üç görüntü yönetmeninden biri olan Taylandlı Sayombhu Mukdeeprom ile aynı büyük turu gerçekleştirirken kaydettiklerini araya katıyor. İngiliz yazar W.Somerset Maugham’ın ‘The Gentleman in the Parlour’ adlı romanından esin almış olan bu geçtiğimiz yüzyıl başlarında geçen trajikomik romans, çağdaş insan ve kent manzaraları, Asya halklarının göz kamaştırıcı kültürel performans gösterileri ile büyüleyici bir etkileşim içine giriyor. 1930’lu yıllar Hollywood’unun Asya temsillerini taklit eden ancak güncel çekimlerle o dönemin oryantalist atmosferini kırmayı deneyen yönetmen modern ögeler vasıtasıyla mekan ve zamanı yaman bir biçimde büküyor, kentleri öykünün ana karakterleri arasına katıyor, farklı dillerdeki dış sesler ya da ana dilleri yerine Portekizce konuşan İngiliz karakterler aracılığıyla kafaya kakmadan hınzır politik okumaların peşine düşüyor.

Gomes finalde Nuri Bilge’nin ‘Kuru Otlar Üstünde’de denediği gibi yabancılaştırma efekti kullanarak, ‘aslında her şey bir hikâye’ demeye getiriyor. Drama ile etnobilimi harmanlayan zaman mekân üstü bir hikâyenin izinde kalbin arzularının peşinden giden bu benzerine kolay rastlanmayacak deneme hem zihne hem duygulara hitap etmeyi başarıyor.

*Portekiz’in Oscar adayı olarak seçilen, başta Filmekimi olmak üzere ülkemizin saygın etkinliklerinde festival turunu tamamlayan sezonun bu kalburüstü çalışması halen MUBI’de gösterilmektedir.

(26 Haziran 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Birlikte

Michael Shanks’ın yönettiği ve Alison Brie, Dave Franco, Damon Herriman, Mia Morrissey, Karl Richmond, Jack Kenny, Francesca Waters ile Aljin Abella’nın oynadığı Birlikte (Together), 01 Ağustos 2025’de Chantier Films dağıtımıyla Chantier Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Romantik drama filmini kara komedi ve body horror öğeleriyle harmanlayarak sunan Birlikte (Together) filmi 10 yıla yaklaşan yakın ilişkilerinde yepyeni bir sayfa açmak amacıyla kırsal bir bölgeye taşınmaya karar veren Tim ve Millie’nin başlarına gelen alışılmadık ve gizemli bir olayın onları, hiç rastlanmadık ve korkutucu bir süreçle karşı karşıya getirmesini perdeye getiriyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2 / 3
  • IMDb
  • Korkut Akın Yazıyor

Birlikte yazısına devam et

Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni Filminin Fragmanı Yayınlandı

20th Century Studios yapımı yepyeni uzun metrajlı film Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni, 24 Ekim 2025’te sinemalarda izleyicilerle buluşacak. Bruce Springsteen’in 1982 tarihli Nebraska albümünün yaratım sürecini konu alan filmin fragmanı yayınlandı. Film, Springsteen’in hayatındaki dönüm noktalarından birini temsil ediyor. Karanlık ve içe dönük atmosferiyle dikkat çeken akustik albüm Nebraska, Springsteen’in müzik kariyerindeki en kalıcı ve etkileyici işlerden biri olarak kabul ediliyor. Filmin senaryosunu Warren Zanes’in aynı adlı kitabından uyarlayan Scoot Cooper aynı zamanda yönetmenliğini de yapıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız: 1 / 2 / 3 / 4
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni Filminin Fragmanı Yayınlandı yazısına devam et

Korkut Akın Yazıyor: Yalın Bir Kasırga

Kasırga deyince, insanın içi ürperiyor, inanılmaz bir yıkım geliyor ilkin insanın aklına. Bir kaçışla başlayan film, belli ki gizem yüklü. Kaçan -melez- kız, karşına çıkan ilk evin kapısını açınca, her şey uçuşuyor. Masanın üstündeki kağıtlar yerlere dağılırken, kapı baca çarpıyor. Kasırga gelecek… “Yalın” dememizin nedeni de o zaten. Meğer o melez kızın adıymış Kasırga (Köki). Bakalım nasıl esecek? 1790’da, İskoçya’da geçen bir öykü… … Devamı… »

Büyük, Cesur ve Güzel Bir Yolculuk Filminin Afişi Yayınlandı

Yönetmen Kogonada’dan romantik bir zaman yolculuğu hikâyesi geliyor. Büyük, Cesur ve Güzel Bir Yolculuk, hayatın yönünü değiştiren anlara duygusal ve etkileyici bir dokunuş yapacak. Margot Robbie ve Colin Farrell’in başrolleri paylaştığı filmin afişi yayınlandı. Film, TME Films dağıtımıyla 19 Eylül’de sinema salonlarındaki yerini alacak. Sarah (Margot Robbie) ve David (Colin Farrell), ortak bir arkadaşlarının düğününde tanışan iki yabancıdır. Ancak kendilerini bir anda, geçmişte yaşadıkları belirleyici anları yeniden yaşayacakları sıra dışı bir yolculuğun içinde bulurlar. Bu deneyim, onları hem kendileriyle hem de birbirleriyle yüzleşmeye zorlayacak. Senaryosunu Seth Reiss’in kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda Margot Robbie, Colin Farrell, Kevin Kline ve Phoebe Waller-Bridge yer alıyor.

Büyük, Cesur ve Güzel Bir Yolculuk Filminin Afişi Yayınlandı yazısına devam et

Ankara Film Festivali’nde Ulusal Yarışmalara Başvurular Başladı

13 – 21 Kasım 2025 tarihlerinde gerçekleşecek 36. Ankara Film Festivali’nin (36th Ankara Film Festival) uzun, belgesel ve kısa kategorilerinde gerçekleşecek ulusal yarışma başvuruları bugün (18 Haziran 2025) başladı. 12 farklı ödül kategorisinde gerçekleşecek Ulusal Uzun Film Yarışması, yılın dikkat çeken yapımlarını Ankara’da ilk kez izleyiciyle buluşturacak. Ulusal Belgesel Yarışması, yılın öne çıkan belgesel filmlerine ev sahipliği yaparken; festivalin sinema öğrencileri ve genç yönetmenler için önemini koruyan Ulusal Kısa Film Yarışması ise tür sınırlaması olmaksızın tüm kısa metraj yapımlara açık olacak.

Ankara Film Festivali’nde Ulusal Yarışmalara Başvurular Başladı yazısına devam et

Chaplin Dehasının Zirvesi / Altına Hücum

Sinema tarihine yön vermiş önemli klasiklerden ‘Altına Hücum / The Gold Rush’ 100. Yaşını kutluyor. Charlie Chaplin imzalı 1925 yapımı film, efsanevi sinema adamının ‘Yumurcak / The Kid’in ardından uzun metraja yöneldiği, gülünç ile trajiğin incelikli buluşmasının toplumsal bir metinle desteklendiği ölümsüz bir başyapıttır.

Açılış kartonetinde beliren ‘Bir Dramatik Güldürü’ yazısı Chaplin’in niyetini açıklar. Film 19. yüzyıl sonlarında Alaska altınına hücum eden yoksul kitlelerin kar altındaki zorlu yolculuğu ile açılır. Chaplin bu sekansı 1896 yılında Chilkott geçidinde çekilmiş bir fotoğraftan hafızasına kaydetmiştir. Açılış sahnesini dönemin koşullarını zorlayarak ta Sacramento’dan trenle Klondike maden alanına taşıdığı işsiz güçsüz yüzlerce figüranla çeker ve zamanın bu pahalı prodüksiyonu daha sonra serüvenine Californa’daki stüdyoda devam eder.

İlk bölümde, Chaplin’in sessiz sürecinde yarattığı, başta dünyanın tüm kenara itilmiş yoksulları olmak üzere geniş kitlelerin baş tacı ettiği ‘sıradan küçük adam’ın altın arayıcısı Big Jim MacKay (Mack Swaim) ve azılı kanun kaçağı Black Larsen (Tom Hurray) ile birlikte kar ve tipinin altında her an uçtu uçacak dağ kulübesinde açlığa karşı verdiği sınavı izleriz. İkinci bölüm ise, işsiz güçsüz Şarlo’nun Kuzey’in ıssızındaki maden kasabasında yalnızlığının hüznü ve o ve benzerleri gibi hayatını kurtarmaya çalışan dansçı Georgia’ya (Georgia Hale) gönlünü kaptırması üzerinden ilerler.

Yüzyıl öncesinden sinemanın geleceğini belirleyen bu ustalık eserinde sessiz kısa filmlerinin dayanılmaz güldürü sekanslarını zirveye taşıyan Chaplin, umutsuzluk ve çaresizlik içinde gözlerini zenginliğe dikmiş insanların acımasız mücadelesi ile güçlü bir vahşi kapitalizm eleştirisine soyunur ve anlatısını zarif bir aşk hikâyesi ile besler. Büyük ekonomik bunalım kapıdadır ve Chaplin’in filmi bu açıdan ekonomik ve sosyal çöküşün habercisi gibidir.

1942 yılında özgün sessiz versiyona diyalog ekleyen Chaplin, kendi bestelediği müziğiyle ana karakterlerin duygu durumunu başarıyla yansıtır. Açlığa ve yoksunluğa karşı verilen ve Chaplin’in Londra’da geçirdiği yoksul çocukluk yıllarının izini taşıyan hayatta kalma mücadelesini, yemek yerine ‘ayakkabısını yediği’ sahne gibi antolojilere geçmiş trajikomik buluşlar ile sarmalayan Chaplin, yine ta çocukluk yıllarından hasretini çektiği sevgi özlemini ve sevgisizliğe karşı çıkışın isyanını merhamet yüklü epizodlara taşır. Tüm bu niteliklerinin yanı sıra özellikle akıllara kazınmış final bölümüyle dönemin koşullarını aşan bir beceriyle kotarılmış aksiyon sekanslarıyla parmak ısırtır.

Cannes klasiklerinde dünya prömiyerini yapmış olan yeniden restore edilmiş versiyon, filmin ilk kez Los Angeles Egyptian Theater’da izleyiciye ulaştığı 26 Haziran 1925’ten tam bir asır sonra dünya sinemaları ile birlikte bizde de vizyona giriyor. ‘Altına Hücum’u Cineteca di Bologna tarafından hazırlanmış 4K versiyonu ile Kadıköy Sineması’nın perdesinde izlemenizi öneriyorum.

(25 Haziran 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Kim, Neyi, Niye ve Ne Kadar İsterse: F1

Joseph Kosinski, Ehren Kruger’le birlikte yazdığı senaryoyu hızlı, gürültülü, merak dolu, yer yer düşse de heyecanlı, teknolojinin de desteğiyle çekmiş; doğrudan perdeye odaklanıyorsunuz, yanınızda ne oluyor fark etmiyorsunuz bile. Karanlık salonda film izlemenin gerekliliğini yerine getiren bir film.

F1 yarışları, ilgilenenlerin dışında birçok insanın üzerinde durmadığı, hatta bu spor mu diye dudak büktüğü, alabildiğine yüksük paralarla izlenen, hatta takip edilen yarışlar… Sinemanın bu heyecan fırtınasına uzak durması beklenemezdi… Daha önce yarış filmleri yapıldı, çok izlendi, her biri farklı bir öykü içeriyordu; bu kez doğrudan -ve neredeyse yalnızca pistte- pilotlar ele alınıyor.

Sonny Hayes (Brad Pitt), sürücü olmanın keyfini yaşayan, yaşlı bir pilottur. Kazanmak, kaybetmek, onun umurunda bile değildir. Ruben Cervantes (Javier Bardem), birlikte yarıştığı arkadaşını, başında bulunduğu takımın iflâsını engellemesi için bulur ve ikna eder. Takımın birinci pilotu, “Çaylak” Joshua Pearce (Damson Idris) tedirgin olur, yerini ve olası ününü kaybedeceğini düşünerek… Oysa Sonny, birinci ve/veya kazanmak amaçlı olmadığı gibi takımı düşünen biridir.

Pistte birbirleriyle kıyasıya yarışan, hatta kaza yaptıran pilotların yaşamlarını bilmiyoruz, birbirleriyle ilişkilerini de öğren(e)miyoruz ama Joshua ile Sonny arasındaki tek taraflı savaşın altındaki duyguyu sonuna kadar yaşıyoruz. F1 yarışları, çekimleri de kuşkusuz, çok heyecanlı ve gerçekten güzel çekilmiş (montajdaki birkaç hatayı görmezden geliyorum) ve yakın planlarla izleyicinin ilgisi hep dorukta tutuluyor.

Filmin ana mesajı, Hayes’in direksiyonda olma hevesiyle takımın kazanmasını istemesinde yatıyor. Sonny Hayes, kendisi için hiçbir şey istemiyor, hatta bir gazeteciyle girdiği iddiayı kazandığı halde baştan ödeme bile yapıyor (gazetecinin 10 Dolarına 10 bin Dolar). Kupayı bile zoraki Ruben’e verdiriyor, olacak gibi değil, herkes şaşkın.

Asıl çekişme “Çaylak” ile Hayes arasında yaşanıyor. Joshua, önyargılarını kıramadığı için, ilerlemesi için yardım etmeye çalışan Hayes’i hep itiyor, uzak tutuyor. Bir de arabaların tasarımının geliş(tiril)mesi var; ilk kez bir kadın Kasper Smolinski (Kim Bodnia) tasarımcı olduğu için dışarıdan önemsenmeyen, ama arabaları iyi tanıyan ve eksiklerini hızlıca saptayıp düzenleyebilen… Hayes ile iyi bir ekip oluyorlar, başta -izlemek gerekir- çekişseler de. Özellikle tekerlekler (sert teker hızlı, yumuşak yavaş –yoksa tersi miydi) üzerine ciddi kapışıyorlar. Hayes’in amacı kazanmak değil ki, yarışmak. Sadece yarışmak.

(25 Haziran 2025)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Zorlu PSM’de Bu Hafta: 23 – 29 Haziran

Zorlu PSM’nin yaz akşamlarını sinema keyfiyle zirveye çıkaran açık hava mekânı Vestel Amfide bu hafta iki özel film gösterim yer alıyor. Pluxee Sinema Günleri kapsamında yer alan romantik film Ye Dua Et Sev, etkileyici görselliğiyle dikkat çekerken, İGA Pass kapsamında, Terminal filmiyle sınırların ötesine geçen ilginç bir hikâye Vestel Amfi ekranına taşınıyor. Farklı türlerden seçilen uzun metraj filmlerle kültür ve eğlenceyi bir araya getiren Vestel Amfi, yaz süresince sinema tutkunlarını ağırlayarak açık havada sinema keyfi yaşamak isteyen ve Bites & Beats’in dünya lezzetleriyle herkesi eşsiz ve bulunmaz atmosferde buluşturuyor.

21. TÜRSAK Çocuk Filmleri Festivali Samsun’da Başlıyor

Türkiye Sinema ve Audiovisüel Kültür Vakfı (TÜRSAK) tarafından 2004 yılından bu yana her sene düzenlenen Çocuk Filmleri Festivali, bu yıl 21 – 25 Haziran 2025 tarihleri arasında Samsun’da minik sinemaseverlerle buluşuyor. Etkinlik, Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Samsun Piazza AVM Paribu Cineverse Sinemaları’nda gerçekleştirilecek. 21. TÜRSAK Çocuk Filmleri Festivali, çocukları erken yaşta sinemayla tanıştırmayı, onlara film izleme alışkanlığı kazandırmayı ve görsel sanatlara olan ilgilerini artırmayı hedefliyor.

21. TÜRSAK Çocuk Filmleri Festivali Samsun’da Başlıyor yazısına devam et