Birlikte

Michael Shanks’ın yönettiği ve Alison Brie, Dave Franco, Damon Herriman, Mia Morrissey, Karl Richmond, Jack Kenny, Francesca Waters ile Aljin Abella’nın oynadığı Birlikte (Together), 01 Ağustos 2025’de Chantier Films dağıtımıyla Chantier Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Romantik drama filmini kara komedi ve body horror öğeleriyle harmanlayarak sunan Birlikte (Together) filmi 10 yıla yaklaşan yakın ilişkilerinde yepyeni bir sayfa açmak amacıyla kırsal bir bölgeye taşınmaya karar veren Tim ve Millie’nin başlarına gelen alışılmadık ve gizemli bir olayın onları, hiç rastlanmadık ve korkutucu bir süreçle karşı karşıya getirmesini perdeye getiriyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2 / 3
  • IMDb
  • Korkut Akın Yazıyor

Birlikte yazısına devam et

Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni Filminin Fragmanı Yayınlandı

20th Century Studios yapımı yepyeni uzun metrajlı film Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni, 24 Ekim 2025’te sinemalarda izleyicilerle buluşacak. Bruce Springsteen’in 1982 tarihli Nebraska albümünün yaratım sürecini konu alan filmin fragmanı yayınlandı. Film, Springsteen’in hayatındaki dönüm noktalarından birini temsil ediyor. Karanlık ve içe dönük atmosferiyle dikkat çeken akustik albüm Nebraska, Springsteen’in müzik kariyerindeki en kalıcı ve etkileyici işlerden biri olarak kabul ediliyor. Filmin senaryosunu Warren Zanes’in aynı adlı kitabından uyarlayan Scoot Cooper aynı zamanda yönetmenliğini de yapıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız: 1 / 2 / 3 / 4
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni Filminin Fragmanı Yayınlandı yazısına devam et

Korkut Akın Yazıyor: Yalın Bir Kasırga

Kasırga deyince, insanın içi ürperiyor, inanılmaz bir yıkım geliyor ilkin insanın aklına. Bir kaçışla başlayan film, belli ki gizem yüklü. Kaçan -melez- kız, karşına çıkan ilk evin kapısını açınca, her şey uçuşuyor. Masanın üstündeki kağıtlar yerlere dağılırken, kapı baca çarpıyor. Kasırga gelecek… “Yalın” dememizin nedeni de o zaten. Meğer o melez kızın adıymış Kasırga (Köki). Bakalım nasıl esecek? 1790’da, İskoçya’da geçen bir öykü… … Devamı… »

Büyük, Cesur ve Güzel Bir Yolculuk Filminin Afişi Yayınlandı

Yönetmen Kogonada’dan romantik bir zaman yolculuğu hikâyesi geliyor. Büyük, Cesur ve Güzel Bir Yolculuk, hayatın yönünü değiştiren anlara duygusal ve etkileyici bir dokunuş yapacak. Margot Robbie ve Colin Farrell’in başrolleri paylaştığı filmin afişi yayınlandı. Film, TME Films dağıtımıyla 19 Eylül’de sinema salonlarındaki yerini alacak. Sarah (Margot Robbie) ve David (Colin Farrell), ortak bir arkadaşlarının düğününde tanışan iki yabancıdır. Ancak kendilerini bir anda, geçmişte yaşadıkları belirleyici anları yeniden yaşayacakları sıra dışı bir yolculuğun içinde bulurlar. Bu deneyim, onları hem kendileriyle hem de birbirleriyle yüzleşmeye zorlayacak. Senaryosunu Seth Reiss’in kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda Margot Robbie, Colin Farrell, Kevin Kline ve Phoebe Waller-Bridge yer alıyor.

Büyük, Cesur ve Güzel Bir Yolculuk Filminin Afişi Yayınlandı yazısına devam et

Ankara Film Festivali’nde Ulusal Yarışmalara Başvurular Başladı

13 – 21 Kasım 2025 tarihlerinde gerçekleşecek 36. Ankara Film Festivali’nin (36th Ankara Film Festival) uzun, belgesel ve kısa kategorilerinde gerçekleşecek ulusal yarışma başvuruları bugün (18 Haziran 2025) başladı. 12 farklı ödül kategorisinde gerçekleşecek Ulusal Uzun Film Yarışması, yılın dikkat çeken yapımlarını Ankara’da ilk kez izleyiciyle buluşturacak. Ulusal Belgesel Yarışması, yılın öne çıkan belgesel filmlerine ev sahipliği yaparken; festivalin sinema öğrencileri ve genç yönetmenler için önemini koruyan Ulusal Kısa Film Yarışması ise tür sınırlaması olmaksızın tüm kısa metraj yapımlara açık olacak.

Ankara Film Festivali’nde Ulusal Yarışmalara Başvurular Başladı yazısına devam et

Chaplin Dehasının Zirvesi / Altına Hücum

Sinema tarihine yön vermiş önemli klasiklerden ‘Altına Hücum / The Gold Rush’ 100. Yaşını kutluyor. Charlie Chaplin imzalı 1925 yapımı film, efsanevi sinema adamının ‘Yumurcak / The Kid’in ardından uzun metraja yöneldiği, gülünç ile trajiğin incelikli buluşmasının toplumsal bir metinle desteklendiği ölümsüz bir başyapıttır.

Açılış kartonetinde beliren ‘Bir Dramatik Güldürü’ yazısı Chaplin’in niyetini açıklar. Film 19. yüzyıl sonlarında Alaska altınına hücum eden yoksul kitlelerin kar altındaki zorlu yolculuğu ile açılır. Chaplin bu sekansı 1896 yılında Chilkott geçidinde çekilmiş bir fotoğraftan hafızasına kaydetmiştir. Açılış sahnesini dönemin koşullarını zorlayarak ta Sacramento’dan trenle Klondike maden alanına taşıdığı işsiz güçsüz yüzlerce figüranla çeker ve zamanın bu pahalı prodüksiyonu daha sonra serüvenine Californa’daki stüdyoda devam eder.

İlk bölümde, Chaplin’in sessiz sürecinde yarattığı, başta dünyanın tüm kenara itilmiş yoksulları olmak üzere geniş kitlelerin baş tacı ettiği ‘sıradan küçük adam’ın altın arayıcısı Big Jim MacKay (Mack Swaim) ve azılı kanun kaçağı Black Larsen (Tom Hurray) ile birlikte kar ve tipinin altında her an uçtu uçacak dağ kulübesinde açlığa karşı verdiği sınavı izleriz. İkinci bölüm ise, işsiz güçsüz Şarlo’nun Kuzey’in ıssızındaki maden kasabasında yalnızlığının hüznü ve o ve benzerleri gibi hayatını kurtarmaya çalışan dansçı Georgia’ya (Georgia Hale) gönlünü kaptırması üzerinden ilerler.

Yüzyıl öncesinden sinemanın geleceğini belirleyen bu ustalık eserinde sessiz kısa filmlerinin dayanılmaz güldürü sekanslarını zirveye taşıyan Chaplin, umutsuzluk ve çaresizlik içinde gözlerini zenginliğe dikmiş insanların acımasız mücadelesi ile güçlü bir vahşi kapitalizm eleştirisine soyunur ve anlatısını zarif bir aşk hikâyesi ile besler. Büyük ekonomik bunalım kapıdadır ve Chaplin’in filmi bu açıdan ekonomik ve sosyal çöküşün habercisi gibidir.

1942 yılında özgün sessiz versiyona diyalog ekleyen Chaplin, kendi bestelediği müziğiyle ana karakterlerin duygu durumunu başarıyla yansıtır. Açlığa ve yoksunluğa karşı verilen ve Chaplin’in Londra’da geçirdiği yoksul çocukluk yıllarının izini taşıyan hayatta kalma mücadelesini, yemek yerine ‘ayakkabısını yediği’ sahne gibi antolojilere geçmiş trajikomik buluşlar ile sarmalayan Chaplin, yine ta çocukluk yıllarından hasretini çektiği sevgi özlemini ve sevgisizliğe karşı çıkışın isyanını merhamet yüklü epizodlara taşır. Tüm bu niteliklerinin yanı sıra özellikle akıllara kazınmış final bölümüyle dönemin koşullarını aşan bir beceriyle kotarılmış aksiyon sekanslarıyla parmak ısırtır.

Cannes klasiklerinde dünya prömiyerini yapmış olan yeniden restore edilmiş versiyon, filmin ilk kez Los Angeles Egyptian Theater’da izleyiciye ulaştığı 26 Haziran 1925’ten tam bir asır sonra dünya sinemaları ile birlikte bizde de vizyona giriyor. ‘Altına Hücum’u Cineteca di Bologna tarafından hazırlanmış 4K versiyonu ile Kadıköy Sineması’nın perdesinde izlemenizi öneriyorum.

(25 Haziran 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Kim, Neyi, Niye ve Ne Kadar İsterse: F1

Joseph Kosinski, Ehren Kruger’le birlikte yazdığı senaryoyu hızlı, gürültülü, merak dolu, yer yer düşse de heyecanlı, teknolojinin de desteğiyle çekmiş; doğrudan perdeye odaklanıyorsunuz, yanınızda ne oluyor fark etmiyorsunuz bile. Karanlık salonda film izlemenin gerekliliğini yerine getiren bir film.

F1 yarışları, ilgilenenlerin dışında birçok insanın üzerinde durmadığı, hatta bu spor mu diye dudak büktüğü, alabildiğine yüksük paralarla izlenen, hatta takip edilen yarışlar… Sinemanın bu heyecan fırtınasına uzak durması beklenemezdi… Daha önce yarış filmleri yapıldı, çok izlendi, her biri farklı bir öykü içeriyordu; bu kez doğrudan -ve neredeyse yalnızca pistte- pilotlar ele alınıyor.

Sonny Hayes (Brad Pitt), sürücü olmanın keyfini yaşayan, yaşlı bir pilottur. Kazanmak, kaybetmek, onun umurunda bile değildir. Ruben Cervantes (Javier Bardem), birlikte yarıştığı arkadaşını, başında bulunduğu takımın iflâsını engellemesi için bulur ve ikna eder. Takımın birinci pilotu, “Çaylak” Joshua Pearce (Damson Idris) tedirgin olur, yerini ve olası ününü kaybedeceğini düşünerek… Oysa Sonny, birinci ve/veya kazanmak amaçlı olmadığı gibi takımı düşünen biridir.

Pistte birbirleriyle kıyasıya yarışan, hatta kaza yaptıran pilotların yaşamlarını bilmiyoruz, birbirleriyle ilişkilerini de öğren(e)miyoruz ama Joshua ile Sonny arasındaki tek taraflı savaşın altındaki duyguyu sonuna kadar yaşıyoruz. F1 yarışları, çekimleri de kuşkusuz, çok heyecanlı ve gerçekten güzel çekilmiş (montajdaki birkaç hatayı görmezden geliyorum) ve yakın planlarla izleyicinin ilgisi hep dorukta tutuluyor.

Filmin ana mesajı, Hayes’in direksiyonda olma hevesiyle takımın kazanmasını istemesinde yatıyor. Sonny Hayes, kendisi için hiçbir şey istemiyor, hatta bir gazeteciyle girdiği iddiayı kazandığı halde baştan ödeme bile yapıyor (gazetecinin 10 Dolarına 10 bin Dolar). Kupayı bile zoraki Ruben’e verdiriyor, olacak gibi değil, herkes şaşkın.

Asıl çekişme “Çaylak” ile Hayes arasında yaşanıyor. Joshua, önyargılarını kıramadığı için, ilerlemesi için yardım etmeye çalışan Hayes’i hep itiyor, uzak tutuyor. Bir de arabaların tasarımının geliş(tiril)mesi var; ilk kez bir kadın Kasper Smolinski (Kim Bodnia) tasarımcı olduğu için dışarıdan önemsenmeyen, ama arabaları iyi tanıyan ve eksiklerini hızlıca saptayıp düzenleyebilen… Hayes ile iyi bir ekip oluyorlar, başta -izlemek gerekir- çekişseler de. Özellikle tekerlekler (sert teker hızlı, yumuşak yavaş –yoksa tersi miydi) üzerine ciddi kapışıyorlar. Hayes’in amacı kazanmak değil ki, yarışmak. Sadece yarışmak.

(25 Haziran 2025)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com