Sinema tarihine yön vermiş önemli klasiklerden ‘Altına Hücum / The Gold Rush’ 100. Yaşını kutluyor. Charlie Chaplin imzalı 1925 yapımı film, efsanevi sinema adamının ‘Yumurcak / The Kid’in ardından uzun metraja yöneldiği, gülünç ile trajiğin incelikli buluşmasının toplumsal bir metinle desteklendiği ölümsüz bir başyapıttır.
Açılış kartonetinde beliren ‘Bir Dramatik Güldürü’ yazısı Chaplin’in niyetini açıklar. Film 19. yüzyıl sonlarında Alaska altınına hücum eden yoksul kitlelerin kar altındaki zorlu yolculuğu ile açılır. Chaplin bu sekansı 1896 yılında Chilkott geçidinde çekilmiş bir fotoğraftan hafızasına kaydetmiştir. Açılış sahnesini dönemin koşullarını zorlayarak ta Sacramento’dan trenle Klondike maden alanına taşıdığı işsiz güçsüz yüzlerce figüranla çeker ve zamanın bu pahalı prodüksiyonu daha sonra serüvenine Californa’daki stüdyoda devam eder.
İlk bölümde, Chaplin’in sessiz sürecinde yarattığı, başta dünyanın tüm kenara itilmiş yoksulları olmak üzere geniş kitlelerin baş tacı ettiği ‘sıradan küçük adam’ın altın arayıcısı Big Jim MacKay (Mack Swaim) ve azılı kanun kaçağı Black Larsen (Tom Hurray) ile birlikte kar ve tipinin altında her an uçtu uçacak dağ kulübesinde açlığa karşı verdiği sınavı izleriz. İkinci bölüm ise, işsiz güçsüz Şarlo’nun Kuzey’in ıssızındaki maden kasabasında yalnızlığının hüznü ve o ve benzerleri gibi hayatını kurtarmaya çalışan dansçı Georgia’ya (Georgia Hale) gönlünü kaptırması üzerinden ilerler.
Yüzyıl öncesinden sinemanın geleceğini belirleyen bu ustalık eserinde sessiz kısa filmlerinin dayanılmaz güldürü sekanslarını zirveye taşıyan Chaplin, umutsuzluk ve çaresizlik içinde gözlerini zenginliğe dikmiş insanların acımasız mücadelesi ile güçlü bir vahşi kapitalizm eleştirisine soyunur ve anlatısını zarif bir aşk hikâyesi ile besler. Büyük ekonomik bunalım kapıdadır ve Chaplin’in filmi bu açıdan ekonomik ve sosyal çöküşün habercisi gibidir.
1942 yılında özgün sessiz versiyona diyalog ekleyen Chaplin, kendi bestelediği müziğiyle ana karakterlerin duygu durumunu başarıyla yansıtır. Açlığa ve yoksunluğa karşı verilen ve Chaplin’in Londra’da geçirdiği yoksul çocukluk yıllarının izini taşıyan hayatta kalma mücadelesini, yemek yerine ‘ayakkabısını yediği’ sahne gibi antolojilere geçmiş trajikomik buluşlar ile sarmalayan Chaplin, yine ta çocukluk yıllarından hasretini çektiği sevgi özlemini ve sevgisizliğe karşı çıkışın isyanını merhamet yüklü epizodlara taşır. Tüm bu niteliklerinin yanı sıra özellikle akıllara kazınmış final bölümüyle dönemin koşullarını aşan bir beceriyle kotarılmış aksiyon sekanslarıyla parmak ısırtır.
Cannes klasiklerinde dünya prömiyerini yapmış olan yeniden restore edilmiş versiyon, filmin ilk kez Los Angeles Egyptian Theater’da izleyiciye ulaştığı 26 Haziran 1925’ten tam bir asır sonra dünya sinemaları ile birlikte bizde de vizyona giriyor. ‘Altına Hücum’u Cineteca di Bologna tarafından hazırlanmış 4K versiyonu ile Kadıköy Sineması’nın perdesinde izlemenizi öneriyorum.
(25 Haziran 2025)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com



