Berlinale’den Ödülle Dönen Gerilim Yüklü Histeri, 02 Mayıs’ta Sinemalarda

75. Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde dünya prömiyerini yapan ve övgüyle karşılanan, yönetmenliğini Mehmet Akif Büyükatalay’ın üstlendiği Histeri (Hysteria) filmi festivalden Label Europa Cinemas Ödülü’yle döndü. Almanya’daki toplumsal gerilim hatlarını ustalıkla beyazperdeye getiren Histeri, film setinde yanmış bir Kur’an bulunmasıyla kaosa sürüklenen ekibin ve giderek karanlık bir hâl alan çekim sürecinin arka planını anlatıyor. Senaryosunu da yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay’ın yazdığı Histeri, 02 Mayıs Cuma günü Chantier Films dağıtımcılığında sinema salonlarında gösterime girecek; daha sonra ise platform MUBI’de izleyiciyle buluşacak.

Ne Zha 2

Yu Yang’ın yönettiği ve Yanting Lü, Mo Han, Joseph, Hao Chen, Qi Lü ile Jiaming Zhang’ın oynadığı Ne Zha 2 (Nezha: Mo Tong Nao Hai), 02 Mayıs 2025’de CGV Mars Dağıtım tarafından vizyona çıkarıldı.
İnsanlar tarafından büyütülen iblis çocuk Ne Zha, klanlarını korumak için Loong prensi Ao Bing ile istemeyerek bir ittifak kurar. Bu savaşın ardından, bedenleri yok olmanın eşiğine gelir. Ne Zha, Ao Bing’in bedenini eski haline getirmek için tehlikeli bir iksir arayışına çıkar. Bu iblis avı yolculuğunda, iyilik ile kötülük arasında yıkıcı bir savaşı ateşleyecek bir komployu açığa çıkarır. Ne Zha, sevdiklerini koruyabilmek için hain güçlere mutlaka karşı gelmelidir.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Ne Zha 2 yazısına devam et

İthaki Yayınları 30 Nisan Kitapları

İthaki Yayınları, 30 Nisan’da satışa sunacağı kitaplarını açıkladı. Ia Genberg’ın Detaylar ve Reha Tanör’ün Hayat Dolmuşu: Yaşama Sanatının Bilinen Sırları Üzerine adlı kitabı 30 Nisan’da satışa sunulacak. Ia Genberg, kendi memleketi olan İsveç’te August ve Aftenbladet ödüllerine layık görülen Detaylar adlı romanıyla, uluslararası arenada da Booker ve Dublin edebiyat ödüllerine aday gösterilerek, Avrupa edebiyatının son yıllardaki en önemli veparlayan yıldızı hâline geldi. Ia Genberg, insanlar arasındaki ilişkilerin tüm detaylarını, bir zamanlar yaşanmış ama zihnin kıvrımlarında kalmış biçimleriyle, hafızasının ateşlendiği anlardan yola çıkarak okuruna aktarıyor.

İthaki Yayınları 30 Nisan Kitapları yazısına devam et

4. Kocaeli Film Festivali’nin Jüri Üyeleri Belli Oldu

Sinemaseverlerin merakla beklediği 4. Kocaeli Film Festivali’nin jüri üyeleri açıklandı. 24 – 27 Mayıs 2025 tarihleri arasında Kocaeli’de gerçekleştirilecek olan festival, sinema dünyasından önemli isimleri jüri koltuklarında ağırlayacak. Festivale katılmak isteyen yapımlar için son başvuru tarihi ise 01 Mayıs 2025 olarak belirlendi. Bu yıl dördüncü kez düzenlenecek olan festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisine deneyimli oyuncu Hakan Boyav başkanlık edecek. Hakan Boyav’a jüride yönetmen Onur Akbay, Gergö M. Kovacs, Sennur Nogaylar, Tufan Şimşekcan, Abdulhamit Güler ve Muhammed Kösen eşlik edecek.

4. Kocaeli Film Festivali’nin Jüri Üyeleri Belli Oldu yazısına devam et

Yangın Mahallinden

Dünya prömiyerini Şubat ayında Berlin Film Festivali’nin Panorama Bölümü’nde gerçekleşen ‘Histeri / Hysteria’, film yönetmeni ile asistanının kömürleşmiş bir evin ön cephesini monitörden izlediği sahne ile açılıyor. Yanan ev 1993 yılında Almanya’nın Solingen kentinde aşırı sağcı Neo Naziler tarafından kundaklanan ve konutta yaşayan ‘Genç’ ailesinden 5 kişinin hayatını kaybettiği menfur olayın yaşandığı evin bir replikasıdır. Türkiyeli azınlığın maruz kaldığı şiddet iklimini peliküle aktaran yapım, genç sinemacı Yiğit’in (Serkan Kaya) kişisel ve toplumsal mücadelesi adına önemli bir adımdır, ancak çekimler sonrasında yıkıntılar arasında yanmış bir Kuran-ı Kerim’in bulunması bir dizi tartışmayı ve beklenmeyen gizemli gelişmeleri tetikleyecektir.

Mehmet Akif Büyükatalay’ın kişisel Türk – Alman – Müslüman kimliğinden yola çıkarak yabancı bir ülkede azınlık aidiyetini sorguladığı 2022 yapımı ‘Oray’ın ardından gelen ‘film içinde film’ özelliğini taşıyan bu ikinci uzun metrajında çekimlerde gerçek bir kutsal kitabın yakılması sette gerginliğe yol açıyor. Müslüman figüranlar bu duruma isyan ediyor. Türk asıllı Alman sinemacı ırkçılıkla suçlanıyor. Herkesin birbirine öfkelendiği bu son derece gergin ortamda prodüksiyon stajyeri Elif’e (Devrim Lignau İslamoğlu) teslim edilen Hi8 Video’ya çekilmiş yangın sahnesine dair kasetler kayboluyor. Genç asistan kendi paçasını kurtarmak için bir sır gibi ortadan kaybolan (ya da çalınan) kasetlerin izini sürerken işin içinde olan diğerlerinin farklı niyet ve çıkarlarını keşfediyor.

İnanç ve sorgulama hikâyesi ‘Oray’ ile ilk çıkışını yapan sinemacı aidiyet meselesini, ırkçılık ve ikiyüzlülüğün körüklediği alev alev yangına dair gözlemlerini bu defa bir gerilim örgüsü içinde sunma, öykü ilerledikçe kimin ne yaptığına dair farklı gelişmelerle izleyiciyi merak ettirmek istemiş. Kimlik sorunsalını tartıştığı politik bir filme soyunan Yiğit, eşitliksiz bir güç ortamında Avrupalının vicdanını rahatlatacak bir projeye soyunurken aslında yalnızca kendi kariyerinin derdinde midir? Alman yapımcı Lilith (Nicolette Krebitz) ne pahasına olursa olsun sansasyonel bir hit peşinde midir? Ya da figürasyondan tiyatro yönetmeni Mustafa (Aziz Çapkurt) kendi yazdığı senaryonun yönetmeni olmak için taviz vermeye hazır mıdır? Mehmet Akif tür filmlerinin alanına dalarak, hâttâ ‘Paranormal Activity’ esinli sahneler kullanarak bir sis perdesinin bilinmezliği ile ilerliyor. İkinci yarıda biraz sarkan bol diyaloglu bir yapıda tam bir başarı elde ettiği söylenemez belki ama sürpriz final oldukça etkileyici bir sahne ile sonlanıyor.

(02 Mayıs 2025)

Ferhan Baran

[email protected]

Tek Bir Mekânda Tırmanan Kâbus: Tuzak

Bill Skarsgard ve Anthony Hopkins’i karşı karşıya getiren Tuzak (Locked), sınırlı bir alanda geçen yapısıyla gerilimi artırırken, izleyiciyi hem fiziksel hem de psikolojik bir sıkışmışlık hissiyle baş başa bırakıyor. David Yarovesky’nin yönettiği film, 02 Mayıs’ta sinemalarda. Bir lüks aracın içini kâbusa dönüştüren film izleyiciyi baştan sona diken üstünde tutmayı hedefliyor. Filmin merkezinde, ailesini geçindirmek için bir araba çalmaya kalkışan Eddie yer alıyor. Ancak çalmaya çalıştığı aracın sahibi William, uzaktan kontrolle Eddie’yi otomobilin içine kilitliyor. Bu noktadan itibaren, daracık bir alan; bir güç savaşının, hayatta kalma mücadelesinin ve yükselen bir gerilimin sahnesine dönüyor.

Duygulu Şarkıların Buğulu Sesi: Aznavour

Mehdi Idir, Grand Corps Malade’in birlikte yazıp yönettiği, Tahar Rahim’in oynadığı Monsieur Aznavour, 1930’larda, faşizmin ayak seslerinin giderek daha da arttığı savaş öncesinden başlayarak (geri dönüşlerle tehcir ve göç görüntüleri çok çarpıcı) yoksul çocukluktan üne ulaşan bir söz yazarı, şarkıcı, oyuncunun biyografisi. Bir şekilde karşılaştığı Edith Piaf’ın da yönlendirmesiyle hızla yükselir. Buğulu sesiyle dünya çapında dinleyici beğenisine ulaşan şarkıları anımsamayan ve/veya sevmeyen var mı?

Biyografiler zordur, kitaplarda neyse de film olarak belli kısıtlar girer devreye… Senaristin ve yönetmenin seçtiği dönemler belirir beyazperdede. Idir ve Malade’in çektiği filmin temelinde çalışmak, çok çalışmak ve riskleri göze almak mesajı yatıyor. Film, gerek öyküsü, müzikleri ve özellikle görüntüleriyle (montajı) övgüyü hak ediyor. Görüntüler deyince, muhakkak izlemek gerekir; müthiş bir kurgu izliyoruz, montajın da titizliği eşliğinde. Görüntü yönetmeni Brecht Goyvaerts ile montajcılar Ludovic Foucher, Laure Gardette gerçekten büyülü bir seyir şansı tanıyor izleyiciye. Sinemanın tadını alıyorsunuz. Evde, platformlarda, televizyonda izlerken o tadı almanız pek mümkün olmayacak, çünkü sinema salonunda sadece perdede yansıyana odaklanıyorsunuz.

Kendisini şarkıcılığa adayan Aznavour, hırsı, azmi ve duygusallığıyla ailesini bile ihmal eder. Ailesini ihmal etmesi önemli bir konudur; oğlunu tam da ergenlikten çıkarken kaybetmesi, kimseye göstermediği gözyaşları ama duygularını şarkılarına yansıtması… Aslına bakarsanız izleyiciyi şarkıcının kendisiyle özdeşleştirmesini de sağlıyor. Anlatılan her ne kadar bir yaşam öyküsü olsa da bizim de hikâyemiz.

Film her ne kadar Aznavour’un diplomatlığına hiç değinmese de şarkılarının derinliğini yansıtıyor. Şarkıların yazılma serüveni, “ekmek parası” için koşuşturma, ötekileştir(il)me, yılmama, tükenmeme yaşama sarılmak için bir rehber, bana sorarsanız.

02 Mayıs’dan başlayarak gösterimde…

(30 Nisan 2025)

Korkut Akın

[email protected]

44. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

11 – 22 Nisan 2025 tarihleri arasında düzenlenen 44. İstanbul Film Festivali, 22 Nisan 2025 Salı akşamı yapılan ödül töreniyle sona erdi. Açıklanan 18 ödül törende sahiplerini buldu. Altın Lale’yi bu yıl, Balint Szimler’in yönettiği Ders Olsun (Lesson Learned) adlı film aldı. Kariyo & Ababay Jüri Özel Ödülü’nün Sahand Kabiri’nin yönettiği Tayfa (The Crowd) adlı filme verildiği törende En İyi Yönetmen Ödülü’nü ise Yeni Şafak Solarken filmiyle Gürcan Keltek kazandı.

  • Basın Bülteni
  • Ödül töreninden görüntüler için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

44. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu yazısına devam et

Sihirli Annem’in Çocuk Yıldızları Büyüdü, Roller Değişti

Sihirli Annem: Hepimiz Biriz filminde, dizide bulunan oyuncu kadrosu eksiksiz şekilde yer alacak. Orijinal kadronun yıllar sonraki hallerinin görüleceği proje, şimdiden merakla bekleniyor. Çocuk yıldızlar aradan geçen yıllar içinde kendi hayatlarına yelken açtı. Dizide çocukluklarını izlediğimiz Ceren (Gizem Güven), Cem (Buğra Özmüldür), Çilek, Toprak (Jennifer Boyner) ve Tuğçe (Damla Ersubaşı) karakterleri bu kez anne baba rolleri ile beyazperdeye geliyorlar.

Sihirli Annem’in Çocuk Yıldızları Büyüdü, Roller Değişti yazısına devam et

8. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin Afişi ve Tanıtım Filmi Yayınlandı

Kadın Yönetmenler Derneği tarafından düzenlenen 8. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali, 05 – 10 Mayıs 2025 tarihleri arasında İzmir’de sinemaseverlerle buluşuyor. Afişi ve tanıtım filmi yayınlanan festival kapsamında 35 film dünya, 58 film ise Türkiye prömiyerini gerçekleştirecek. Toplamda 30 ülkeden 85 film izleyiciyle buluşacak. Megapol Kültür Merkezi sponsorluğunda, Institut Français İzmir ve Goethe – Institut iş birliğiyle hayata geçirilen İzmir’den Karakter Yaratmak Proje Geliştirme Atölyesi, genç yönetmenlerin yeni ve yaratıcı projelerini geliştirmeleri için ilham verici bir alan sunarken, İzmir’in kültürel mirasını sinema ile buluşturmayı amaç ediniyor.

  • Basın Bülteni
  • Tanıtım filmini izlemek için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

8. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin Afişi ve Tanıtım Filmi Yayınlandı yazısına devam et

Engelsiz Filmler Festivali 2025, 23 Mayıs’ta Başlıyor

Engelsiz Filmler Festivali, bu yıl 23 – 29 Mayıs 2025 tarihleri arasında Ankara’da sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Festival programında her yıl yerini alan Çocuklar İçin seçkisi bu yıl, dünyanın en eski çocuk filmleri festivallerinden biri olan Cinekid tarafından hazırlandı. Programda Küçük Kayakçı, Kuap, Kayıp Çorapların Gizemi ve Turp Hasadı filmleri Türkçe seslendirme ve sesli betimleme ile gösterilecek.

Engelsiz Filmler Festivali 2025, 23 Mayıs’ta Başlıyor yazısına devam et

Gölgedeki Yıldız

Justin Tipping’in yönettiği ve Marlon Wayans, Tyriq Withers, Julia Fox, Tim Heidecker, Jim Jefferies, Guapdad 4000 ile Tierra Whack’in oynadığı Gölgedeki Yıldız (Him), önümüzdeki aylarda UIP Filmcilik dağıtımıyla ????? tarafından vizyona çıkarılıyor.
Gölgedeki Yıldız, köklü bir futbol hanedanının yaşlanan baş oyun kurucusundan davet alan genç ve umut vadeden bir oyuncunun, izole bir tesiste antrenmana çağrılmasını konu alıyor. Marlon Wayans, efsanevi oyun kurucu rolünde çarpıcı bir performans sergilerken, eski kolej sporcusu Tyriq Withers, onun himayesindeki genç oyuncuyu canlandırıyor.

  • Basın Bülteni
  • Facebook
  • Fragman
  • IMDb

Gölgedeki Yıldız yazısına devam et

Hababam Sınıfı Filminin 50. Yılı Kutlaması M. Ünsal Elbeyli’nin Proje ve Moderatörlüğünde Gerçekleştirildi

Ertem Eğilmez yönetiminde sinemaya aktarılarak, vizyona girdiği ilk günden günümüze Türk sinema tarihinin en önemli yapıtlarından olan ve ismini Türk sinema tarihine ve Türk sinema seyircisinin gönlüne altın harflerle yazdıran, Hababam Sınıfı filmi 50. yılı kutlama paneli Kadıköy Belediyesi Feneryolu Gönüllüleri Etkinliği kapsamında, Türk Sineması Araştırmacısı M. Ünsal Elbeyli’nin moderatörlüğünde 18 Nisan Cuma günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde yapıldı ve, teşekkür plaketlerinin takdimi ile sona erdi.

Hababam Sınıfı Filminin 50. Yılı Kutlaması M. Ünsal Elbeyli’nin Proje ve Moderatörlüğünde Gerçekleştirildi yazısına devam et

Bir Daha Çal Sam

‘Kadim efsaneye göre müzik yeteneği ile doğanlar, yaşamla ölüm arasındaki ince tülü delip geçerek geçmişin ve geleceğin müzisyenlerinin ruhlarını çağırabilirmiş. Ancak bu eşsiz yetenek topluluklara şifa kaynağı olduğu ve onları özgürleştirdiği gibi, şeytani ruhları da cezbedermiş.’ Halen gösterimi devam eden Ryan Coogler imzalı ‘Günahkârlar / Sinners’ bu sözlerle açılıyor. 1932 yılının sonbaharında Mississippi deltasındaki küçük kasabanın vaizi sabah ayinini yönetirken oğlu Sammie (Miles Caton) elinde telleri kopuk gitarıyla yüzü gözü kan içinde ibadet mekânına daldığında kasaba halkı dehşet içindedir. Olan biteni anlamak için bir gün evveline döndüğümüzde hikâye başlar.

Smoke ve Stack adlarıyla anılan Elijah ve Elias kardeşlerin (ikiz kardeşleri Michael B. Jordan canlandırıyor) 1932 yılının sonbaharında tam 7 yıl aradan sonra kendi topraklarına dönüş yaptığı gündür bu gün. Bu süreçte suçlar beldesi Chicago’da feleğin çemberinden geçmiştir ikiz biraderler. Irkçı Jim Crow yasalarının olmadığı bir alemde Al Capone için çalışmışlar, biriktirdikleri (ya da yürüttükleri) parayla siyahilerin ağırlıklı olarak yaşadığı çok kültürlü baba ocağına geri dönmüşlerdir. Zenci düşmanı klan artığından satın aldıkları eski kereste fabrikasında, gün boyu pamuk tarlalarında hışırı çıkan ırgatlara içkinin su gibi aktığı müzik ve dansın uçtuğu bir eğlence sunma hazırlığına girişirler. Yörenin en iyi blues müzisyeni Delta Slim ile (Delroy Lindo) ile anlaşırlar önce. Smoke’un eski sevdalısı ve ölmüş bebeğinin annesi Hoodoo büyücüsü Annie (Wunmi Mosaku), kasaba bakkalını işleten Uzakdoğu göçmeni Grace ve Bo Chow çifti (Li Jun Li ve Yao) yemek ve içki servisini organize edeceklerdir.

Güneş batmadan önce harika bir gece yaşanır. Kıstırılmış insanların birkaç saatliğine de olsa özgürlüğün tadını çıkardıkları blues gecesi olağanüstü bir müzik ve dans ayinine dönüşür. Lakin kötücül ruhlar, tutku alevinin etrafı tutuşturduğu bu aleme kayıtsız kalmayacak, gece yarısı barışçıl beyaz adamlar pozundaki vampirler (evet yanlış okumadınız, sarımsak marifetiyle bertaraf edilen, kalplerine birer kazık çakılarak öldürülebilen vampirler!) güzel ve büyülü olandan pay almak üzere harekete geçeceklerdir.

İlgiye değer filmografisiyle çağımızın en yetenekli siyahi yönetmenlerinden biri olan Coogler, radarımıza girdiği 2013 yapımı ‘Son Durak / Fruitvale Station’den başlayarak siyahi ırkın ABD toplumu içerisindeki uzun yıllara dayanan özgürlük ve adalet mücadelesini anlatır. Michael B. Jordan henüz 26 yaşındayken başlayan yönetmen – oyuncu birlikteliği, Coogler’ın ırkının köklerini araştırma çabası ‘Black Panther’ serisi ile devam etti. Yönetmen kölelikten özgür vatandaşlığa geçişin çileli serüveninden bir sayfayı tarihi bir araştırma ile desteklenen iyi kotarılmış bir dönem filmiyle sürdürüyor.

‘Blues bize din gibi dağıtılmadı, onu evden getirdik’ diyor siyahi halk. Yılların ezilmişliğini müzik ve danslarıyla aşmaya ve özgürleşmeye çabalıyorlar. Coogler bu hissiyatı filmin tam ortalarına denk gelen müthiş bir kendinden geçiş ayini ile perdeye aktarıyor. Sinema antolojilerine geçecek bu bölümde müziğin, aşkın, özgürlük çığlığının ateşi göğe yükseliyor. Bunun cazibesi, baştaki dış sesin uyarısı doğrultusunda şeytani güçleri cezbediyor. Cümbüş alanına ulaşan, kardeşlik ve sevgi pıtırcığı sözleriyle parıltının içine avlanmaya dalan vampirleri, ‘blues seven ama onu icra edenleri sevmeyen’ soluk benizlilerin metaforu olarak kullanmış Coogler. Böylece tarihsel gerçekçilik zemininde açılan hikâye, ikinci bölümde Quentin Tarantino imzalı ‘Günbatımından Şafağa / From Dusk Till Down’ esinli bir siyahi avına evriliyor.

‘Günahkârlar’, İstanbul Film Festivali’nin heyecanlı koşturmacası içinde gözlerden kaçmayı hak etmeyen, yılın önemli yapımlarından biri. Coogler bir kez daha sadık ekibi ile göz kamaştırıcı bir iş çıkarmış. Başta B. Jordan olmak üzere oyuncu kadrosu mükemmel. Avustralyalı Adam Arkapow’un Filipin asıllı eşi Autumn Durald Arkapaw’ın görüntüleri, blues tarzını çok iyi etüd etmiş Ludwig Göransson’un müzik çalışması gayet başarılı.

Coogler’ın filmi ilginç bir finalle 90’lı yıllar Illinois, Chicago’suna bağlanırken klasik blues’un efsanelerinden Buddy Guy sürpriz bir kimlikle karşımıza çıkıyor. Son jeneriğin bitmesini bekleyenler ise Sammie’nin ya da çağımızın yetenekli R&B müzisyenlerinden Miles Caton’ın solo doğaçlaması ile ayrılıyor salondan.

(25 Nisan 2025)

Ferhan Baran

[email protected]

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu