Herkesin amacı, bir derdi, bir çözüm yolu, bir çaresi vardır muhakkak; ama başarılı ama değil. Çocukluktan bu yana herkes her an bir şeyler yapmak, yaşatmak, kazanmak için koşturuyor. Yaşamın belki de kaçınılmaz gerçeği…
Ferzan Özpetek, bu koşuşturmayı, bir terzihanede, karakterlerin hepsini tek tek irdeleyerek, her birine -deyim yerindeyse- dokunarak işliyor, filmin adındaki gibi. Hem zaten insanlar birer “elmas” değil midir? Yönetmenin oyuncuların topladığı bir yemekle başlıyor film. (Eskiden bizde olmazdı, nasıl da özenirdik, şimdilerde hazırlık için gerçekten çok zaman ayrılıyor ve çalışmalar çok daha başarılı artık.) Oyuncular senaryoyu okurken kendilerince birbirleriyle de atışıyor. Tabii ki, herkesin derdi kendince… hep olduğu gibi kısıtlı bir zamanda, kısıtlı bir bütçeyle, kısıtlı koşullarda, belki de çok çalışılarak bir filmin kostümleri tamamlanacaktır. Biri rengine, diğeri kesimine, öbürü düğmelerine hatta iliklerine bile takar; olmayanlar için “bir daha dene”mekten başka bir çıkar var mıdır?

Kadınlar başarır!
Sorunlu yönetmenle birkaç yardımcı dışında tümüyle kadınlardan bir kadro oluşturan Özpetek, bir bakıma günümüz dünyasını yansıtıyor. Çok çalışma, az maaş, koca dayağı, kaçan kocanın ardındaki küçük çocuğu bırakacak bir yer olmaması… Terzihanenin yöneticisi, aslında alabildiğine sert, hiç taviz vermeyen ve denilenlerin tam da istenildiği gibi yapılmasını isteyen biridir. Hayatta kalan bir kız kardeşi vardır ve o da yanındadır. Kızının acısından hâlâ sıyrılamamış kız kardeş, içine kapanık, dünyadan umudunu kesmiş gibi görünse de ablasına yardımcı olmaya çalışır, her an. Ablanın, sert görünümünün yanı sıra çalışanlarına nasıl destek olduğunu izleriz (Türk bir kocanın ardında bıraktığı küçük çocuğuyla kalakalan kadın önemli bir ayrıntı; bizi tanımak için). Evden çıktığınızda, işte çalışırken, arkadaşınızla konuşurken ne görüyorsanız, ne hissediyorsanız, neler yaşıyorsanız eksiği var fazlası yok onu izliyoruz.

Ferzan Özpetek, iyi bir gözlemci olduğunu kanıtlıyor. Bu gözlemi sadece hayatla sınırlı değil, işle de ilgili. Nasıl yumuşak, nasıl içten, nasıl duygusal bir dil tutturmuş, inanılmaz. Daha önceki filmlerinden de biliyoruz ki, bu özverili çabası başarıyla taçlanıyor.
Kadınlar en çok cinsellikten konuşuyor ve açlığını duyuyor, o nedenle malzeme taşıyan gençlere sarkıyorlar, gülüşerek. Başarılı olup olmadıkları filmde izlenebilir; tabii, erkeklerin de kadınlardan, bu anlamda, pek farkı yok.

Durum dramı ve/veya komedisi iç içe “Elmaslar”da kameranın özellikle yakın plan çekimleri gerçekten çok başarılı. Ayrıntılarda kayan görüntü, izleyiciyi sanki içine çekiyor. Müziğin yer yer oturmadığı aklıma geliyorsa da genel anlamda; görüntüyle uyumlu. Oyuncular, çok beğendim, işlerini kavramış, yönetmenin beklentisini yansıtıyor; zaten Özpetek sürekli çalıştığı oyuncuları toplamış ekibine… Bir istisna: Bu kez Serra Yılmaz yok. Bir istisna daha ilk kez beyazperdede gördüğümüz genç oyuncu, hakkını vermiş.
Film bizi bize anlatıyor. “Biz tek başımıza hiçbir şeyiz, ama biz her şeyiz” sözü filmin savsözü, bence.
10 Ekim’den başlayarak gösterimde…
(08 Ekim 2025)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com