David Lowery’nin yönettiği ve Anne Hathaway, Michaela Coel, Hunter Schafer ile Atheena Frizzell’in oynadığı Mother Mary, 17 Nisan 2026’da Başka Sinema dağıtımıyla Mars Production tarafından vizyona çıkarıldı.
Dünyaca ünlü pop yıldızı Mother Mary, tam da sahnelere geri döneceği konserinden kaçıp, bir süredir araları açık olan, eskiden en iyi arkadaşı ve kostüm tasarımcısı Sam ile buluşur. Eski yaralar bir gün su yüzüne çıkabilir, kırılanlar onarılamaz, bazı düşmanlıklar küllenemez. Yönetmen David Lowery’nin “bir pop gerilim” olarak tanımlamış olduğu filmin müziklerinde, tanınmış besteciler Charli xcx ile FKA Twigs’in özgün besteleri de yer alıyor.
Çatlı Filminden Görkemli Gala: Sanat, Siyaset ve Spor Dünyası Çatlı Galasında Buluştu
Safe Medya yapımcılığında, Deniz Enyüksek yönetmenliğinde hayata geçen ve Vedat İnceefe’nin Abdullah Çatlı rolünde devleştiği Çatlı serisinin ilk filmi, Taşyapı Etkinlik Alanı’nda gerçekleşen bir galayla izleyiciyle buluştu. Sanat, siyaset ve spor dünyasını aynı salonda buluşturan geceye, Abdullah Çatlı’nın ailesinin katılımı duygusal bir derinlik katarken; film, aksiyon dolu sahnelerinin ötesinde dostluk ve fedakârlık temalarıyla izleyiciden tam not aldı.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Onur ve Emek Ödülleri Belli Oldu Biket İlhan ve Selma Güneri’ye Onur Ödülü, Susma Bitsin’e Emek Ödülü Verilecek
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından 24 Mart’ta düzenlenecek SİYAD 58. Türkiye Sineması Ödülleri töreninde Onur ve Emek ödüllerini alacak isimler belli oldu. Onur Ödülü’ne değer bulunan isimlerden ilki Biket İlhan. Yönetmenlik mesleğine “Derdi olmayan biri yönetmen olamaz” ifadesiyle tanımlayan İlhan, senarist, yapımcı ve yönetmen olarak sinemamıza uzun yıllar büyük katkılar sağlamış bir isim. Diğer Onur Ödülü ise sinemamızın önemli oyuncularından Selma Güneri’ye takdim edilecek. Bu yıl Emek Ödülü ise, sektörde emek veren kadınların bir araya gelerek kurduğu SusmaBitsin Platformu’na verilecek.
Punk Feminist Bir Yol Hikâyesi / Gelin!
Geçtiğimiz günlerde aldığı 3 Akademi ödülüyle Oscar tarihine adını yazdıran Guillermo del Toro imzalı ‘Frankenstein’a gelin geliyor.
Mary Shelley’nin 1818 yılında eşi ünlü şair Percy Shelley ve ortak dostları Lord Byron ile giriştiği bir iddia üzerine yazdığı rivayet edilen bu ‘Modern Prometheus’ öyküsü, sessiz sinema döneminden başlayarak yedinci sanatın vazgeçilmez esin kaynaklarından biri olmuş, Thomas Edison’ın 1910 yapımı kısa metrajından başlayarak yıllar içinde korku türünde bir dolu uyarlamada ihtiraslı hekimin can verdiği ‘yaratık’ düşünmeden hareket eden, insan yapımı bir canavar olarak belleklere kazınmıştır.
Bizde ‘Karanlık Kız’ adıyla gösterilen 2021 yapımı ‘The Lost Daughter’ ile ilk yönetmenlik denemesinden yüzünün akıyla çıkmış olan tanınmış aktris Maggie Gyllenhaal, ikinci filminde daha radikal bir projeye yönelmek istemiş. Bir partide ‘Frankenstein’ın Gelini’ dövmesi dikkatini çektiğinde James Whale’in 1935 yapımı aynı adlı devam filmini keşfetmiş. 1998 yapımı ‘Tanrılar ve Canavarlar / Gods and Monsters’ filminde Ian McKellan’ın hayat verdiği Whale’in Shelley’nin özgün canavarına eş olarak seçtiği dişi karakterin kısacık öyküsü Gyllenhaal’un yaratıcılığını tetiklemiş.
Halen sinemalarda gösterimi süren ‘Gelin! / The Bride!’ işte bu ilhamın ürünü olarak ortaya çıkmış. Gyllenhaal hikâyesini yeratındaki karanlık ikametgahından seslenen Mary Shelley’nin (Jessie Buckley) siyah – beyaz görüntüleriyle başlatıyor. Lanet bir beyin tümörü O’nu genç yaşında hayattan koparmış ve asıl söylemek istediğini söyleyemeden dünyamıza veda etmiştir. Maggie ünlü yazarın zihninin izini sürerken, 1930’lu yılların ortalarında bir gangsterler şehri haline gelmiş Chicago ikliminde eskort kız olarak çalışan ve yaşamları gaddar mafya patronlarının iki dudağı arasında olan talihsiz kadınlardan birinin, göçmen Ida Bolinski’nin (bir kez daha Jessie Buckley) zihnindeki çatlaktan içeri süzülüveriyor.
Yeni hikâye, Shelley’nin ‘Frankenstein’ sizi korkutmuşsa ‘Gelin’in hikâyesi imdat çığlıklarınızı arşa yükseltecek haykırışıyla yola koyuluyor. Ingolstadt, Bavyera’daki doğuşunun üzerinden iki asırdan uzun bir süre geçmiş olan Dr. Frankenstein’ın yaratığı, namı diğer Frank (Christian Bale) usandığı yalnızlığından kurtulup bir ilişki yaşama arzusuyla Dr. Cornelia Euphronious’un (Annette Bening) kapısını çalıyor. Canlandırma konusundaki çalışmalarıyla bilinen kadın doktor elektrik akımı marifetiyle Ida’yı yeniden hayata döndürdüğünde ise soluk soluğa bir macera başlıyor. 1935 yapımı özgün filmin son birkaç dakikasında diyalogsuz yorumuyla yaratığın dişi partnerini canlandıran Elsa Lanchester’in hafızalara kazınmış kült imajı, taze Oscar’lı Buckley’nin kanlı canlı baskın kimliği ile yeni bir boyut kazanırken, Shelley’nin tekinsiz cümleleriyle yola çıkan yapım, sinema tarihinden sayısız esinlenmeler eşliğinde türler arasında sörf yapan Gyllenhaal usulü çılgın bir yol serüvenine evriliyor.
Sinemanın ses ile buluştuğu ilk dönemin popüler müzikallerine tutkundur Frank. Partneri ile birlikte hayranı olduğu Ronnie Reed’in (Jake Gyllenhaal) filmlerinin gösterildiği sinema salonlarının müdavimidir. Onları ucube olarak aşağılayanların saldırısı sonucunda naifliğini yitiren Frank, Ida’ya ilişmek isteyenleri dev cüssesiyle yerle bir eden, hüzünlü duygusallığı geride kalmış bir saldırgana dönüşmüştür artık. O’nun bu dönüşümünde, sağ dudağının kenarındaki dövmeyi andıran kan lekesiyle adeta bir dişi ‘Joker’i andıran Ida’nın ya da yeni adıyla (Ginger Rogers’dan esinle) Penelope Rogers’ın isyankâr başkaldırışı da etkilidir kuşkusuz.
‘İki Delilik’ halleriyle partilerin davetsiz misafirleri olan anti – kahramanlarımız giderek 30’lu yılların ünlü kanunsuz çifti ‘Bonnie and Clyde’ misali ün kazanır, ‘Joker’ ile atışacak bir hayran kitlesi edinirler. Protestocular arasında kadınların başı çekmektedir. İkilinin izini süren ve erkek partneri Jake Wiles’dan (Peter Sarsgaard) çok daha zeki ve marifetli kadın dedektif (dönemin ünlü yıldızı Myrna Loy’dan esinle) Myrna Malloy (Pénélope Cruz) karateriyle çağımız ‘MeToo hareketi’ne yaklaşık yüzyıl öncesinden bir selam gönderilmesi ihmal edilmez. Frank ile Ida’nın romantik olduğu kadar anarşik ve punk ilişkisini, Alex Cox’un 1986 yapımı ünlü biyografik filmindeki Sex Pistols grubunun bas gitaristi ‘Sid Vicious’ ile partneri ‘Nancy Spungen’in gotik versiyonu olarak düşünmekten de kendimizi alamayız.
Maggie Gyllenhaal’un erkek kardeşi Jake’i şarkı söyletip dansettirdiği, eşi Peter’a hımbıl bir eril karakteri oynattığı filmi işte böylesine çılgın, barok bir punk fantezi olarak dikkat çekiyor. ‘Joker’ serisinde de çalışmış olan Lawrence Sher’in etkileyici IMAX sinematografisi, İzlandalı müthiş besteci Hildur Guðnadóttir‘in karanlık ve görkemli müzik çalışması, yedinci sanatın en şaşaalı yıllarından esinler taşıyan sekanslarıyla sinemaseverlerin epey keyif alacağı bölümler barındırıyor.
(21 Mart 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com
Ferhan Baran Yazıyor: Bildiğim Tek Hayat Bu / Chopin Chopin!
Eşsiz tınılarıyla yıllardır müzik yolculuğumu zenginleştiren kadim dostum kusura bakmasın. Polonya sinemasının deneyimli yönetmenlerinden Michał Kwieciński‘nin imzasını taşıyan ‘Chopin Chopin!’i çeşitli nedenlerden ötürü yeni görebildim. Caddebostan Kültür Merkezi’nin (CKM) ferah salonunda oldukça dolu bir gündüz seansında izlediğim film seyirciden gördüğü ilgiyle gösterimini sürdürüyor. 1810 – 1849 yılları arasındaki kısacık … Devamı…»
Bu Dünyadan Bir Çatlı Geçti
Çatlı, ne yazık ki zayıf, eksiklikleri çok olan üstünkörü yazılan bir senaryoya, iyi yönetilememiş oyunculuklara kurban edilmiş. Film, Ülkücü arkadaşları “Reis, Ülkücü, Bozkurt ve Başbuğ” kelimeleri birkaç sahnede kullanıldığı için bir nebze mutlu edebilir ama onların bile Abdullah Çatlı daha iyi anlatılmalıydı diyeceklerine eminim.
İki bölüm halinde anlatılan hikâye de Abdullah Çatlı‘nın Fransa’da başka bir kimlikle Devlet adına terör örgütü Asala’ ya karşı verdiği mücadele yılları anlatılıyor. Biz Çarşamba akşamı yapılan galada ilk bölümü izledik. İlk bölümde bizim kuşaktan 1956 doğumlu Çatlı‘nın Türkiye’deki yaşamı, Türkiye faaliyetleri, buralara nasıl geldiği anlatılmıyor. (Bunu öğrenmek için Yapay Zekâya “Abdullah Çatlı kimdir?” diye yazdığınızda hakkındaki bilgilere rahatlıkla ulaşabilirsiniz.) Çatlı bu hikâyede, sadece Derin Devletin verdiği kararları uygulayan bir kahraman olarak bizlere tanıtılırken, geçmişinde üzerine yıkılan suçlarla ilgisi olmadığının altı çiziliyor.
Filmde, Çatlı ve iki arkadaşının kullandığı kırmız renkli araç, isimleri değişse bile hangi ülkeye giderlerse gitsinler değişmiyor. Anlatılan hikâyede Fransa Devlet lobilerine bir çanta para veriliyor ama Çatlı, hasta kızının tedavi parasını hastaneye ödeyemiyor ve kızını hastaneden kaçırmak zorunda kalıyor. Sonrasında iki arkadaşından istediği zar zor denkleştirilen parayla tedavi ücretini ödüyor. Ayrıca ekibin paraları olmamasına rağmen araçları, iş yerlerini, otoparkları patlattıkları bombaların finansını nasıl sağladıkları ise muamma.
Fransız polisi Çatlı’nın gerçek kimliğini öğrenmek için evine baskın yaptığında Çatlı’nın iki çocuğu olduğunu bilmesine rağmen çocuklarının nerede olduğunu sormuyor. Her yeri arama talimatı alan polis mutfak da arama yapmıyor. Çocuklar mutfakta saklandıkları dolapta ses çıkarınca onları buluyor. Bu durum bana hiç inandırıcı gelmedi. Polis amiri tarafından küçük kıza babasının adı sorulduğunda “Baba” yanıtı alınınca salonda alkış tufanın kopması da ilginçti. Herhalde bu baba kelimesi meşhur “Ülkücü babalar”ı akla getirdi ki alkışladılar diye düşünüyorum.
Her baba çocuklarının kahramanıdır. Kızlarının Abdullah Çatlı‘yı kahraman olarak anması ve babalarını yıllar sonra çekilen filmle devletin emirlerini uygulayan “Vatan Savaşçısı” olarak görüp aklamaya çalışmalarını takdirle karşılıyorum. Ancak; bu aklama bu kadar yetersiz, zayıf bir senaryo ile olmamalıydı. Senaryoyu yazan Onur Tan bile yazdığı senaryoya inanmamış olacak ki galada yoktu. Oldukça basit, müsamere tadında yazılan zayıf senaryo ve kötü oyunculuklar filmi maalesef varmak istediği hedefinden uzaklaştırıyor.
Derin Devlet tarafından kullanılan, kullandıktan sonra yine Derin Devlet tarafından malum bir kaza sonucu ortadan kaldırılan Çatlı, hâlâ Devlet tarafından aklanmış bir isim değil. Günümüz Devleti bile “Bu bizim adamımızdı, bütün faaliyetlerini bizim bilgimiz dahilinde yapmıştır” demiyor. Çatlı’ya atfedilen faili meçhul cinayetler, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı internette mıh gibi çakılı duruyor. Bunun ne derece doğru olduğunu biz bilmiyoruz, bunu Derin Devlet biliyor.
Sözün özü: Çatlı, ne yazık ki zayıf, eksiklikleri çok olan üstünkörü yazılan bir senaryoya, iyi yönetilememiş oyunculuklara kurban edilmiş. Film, Ülkücü arkadaşları “Reis, Ülkücü, Bozkurt ve Başbuğ” kelimeleri birkaç sahnede kullanıldığı için bir nebze mutlu edebilir ama onların bile Abdullah Çatlı daha iyi anlatılmalıydı diyeceklerine eminim.
(20 Mart 2026)
Nusret Şen
Hayvanlar Alemi
Daniel Hernandez Torrado’nun yönettiği ve Devin Baird’in seslendirdiği animasyon film Hayvanlar Alemi (Animal Adventures: Save the Forest), 17 Nisan 2026’da MC Film dağıtımıyla Bircan Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Ormanda yaşayan sevimli hayvanlar, yaşam alanlarını tehdit eden büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. Ağaçların kesilmesi ve doğanın yok olma riski, onları birlikte hareket etmeye zorlar. Farklı karakterlere sahip bu hayvanlar, cesaretlerini ve dostluklarını birleştirerek ormanı kurtarmak için zorlu bir yolculuğa çıkar. Bu süreçte hem kendilerini keşfeder hem de gerçek dostluğun ne demek olduğunu öğrenirler.
İsimsiz Eserler Mezarlığı’nın Yeni Durağı Sofya
Melik Kuru’nun yönettiği İsimsiz Eserler Mezarlığı, Talinn’deki dünya prömiyeri ve Los Angeles Slamdance Bağımsız Film Festivali’ndeki gösterimler sonrası festival yolculuğunu sürdürüyor. Film, 30. Sofya Film Festivali’nin uluslararası yarışmasında En İyi Film, Yönetmen ve Jüri Özel Ödülü için yarışacak 12 yapım arasında yer alıyor. Sanat dünyasını hiciv, dram ve mizah arasında dolaşan özgün bir anlatıyla ele alan İsimsiz Eserler Mezarlığı, Türkiye’nin güncel atmosferinde tutkusu uğruna var olmaya çalışan genç bir kadının hikâyesini merkezine alıyor. Film, gençlerin idealleriyle sistem arasındaki gerilimi kişisel kırılganlıklar ve çeşitli absürt durumlar üzerinden anlatıyor.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
İsimsiz Eserler Mezarlığı’nın Yeni Durağı Sofya yazısına devam et
45. İstanbul Film Festivali Resmi Seçkisinden İlk Filmler Açıklandı
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenecek 45. İstanbul Film Festivali, 09 – 19 Nisan tarihleri arasında Türkiye’den ve dünyadan nitelikli ve ödüllü filmleri, özel gösterimleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri bir araya getirmeye hazırlanıyor. Festivalin Belgesel Kuşağı, Genç Ustalar, Heyula ve Dünden Bugüne Klasikler bölümlerinde yer alacak filmleri açıklandı. Dünden Bugüne Klasikler bölümü bu yıl Metin Erksan’ın Acı Hayat, Baz Luhrmann’ın Moulin Rouge, Terence Young’ın Rusya’dan Sevgilerle ve Sergei Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı gibi klasikleşen filmlerini festival izleyicileri için yeniden beyazperdeye getirecek.
- Basın Bülteni
- Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
45. İstanbul Film Festivali Resmi Seçkisinden İlk Filmler Açıklandı yazısına devam et
Cinnet-i Sırra
Cengiz Kaplan’ın yönettiği ve Cengiz Kaplan, Ada Mural, Kutay Koç ile Dilay Dilara Konuk’un oynadığı Cinnet-i Sırra, 17 Nisan 2026’da Skypic Films dağıtımıyla Medya Movie – Fire Flora tarafından vizyona çıkarıldı.
Dört çocukluk arkadaşı iş hayatından uzaklaşmak için Tunç’un ailesinden kalan kıyıda bir villaya tatile giderler. Dışarıdan bakıldığında dostlukları sağlam görünse de aralarındaki gizli duygular ve bastırılmış hisler ilişkilerini karmaşıklaştırmıştır: Esra, Eser’e platonik bir aşk beslemekte, Tunç’un ise Esra’ya saplantılı bir bağlılığı vardır. Ancak yapılan bu masum tatil planı, Esra’nın villadaki eski aynaya dokunmasıyla korkunç bir kâbusa dönüşür.
Korkut Akın Yazıyor: Senden Geriye Kalan: Büyük Bir Dünya
Vanessa Caswill’in yönettiği ve Maika Monroe, Tyriq Withers, Rudy Pankow ile Lainey Wilson’un oynadığı Senden Geriye Kalan (Reminders of Him) Severek evlendiği erkeği bir trafik kazasında kaybedince bütün suçu üstlenen Kenna (Maika Monroe), hapiste doğurduğu ancak eşinin anne babasının yanında büyüyen çocuğunu görmek için kente döner. Kocası Scotty’nin (Rudy Pankow) anne babası doğal olarak Kenna’ya tepkilidir. Ancak en yakın … Devamı… »
Başıbozuklar
Hakan Algül’ün yönettiği ve Gonca Vuslateri, Gözde Kansu, Buse Sinem İren ile Mustafa Üstündağ’ın oynadığı Başıbozuklar, 17 Nisan 2026’da CJ ENM dağıtımıyla Sky Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Amatör müzik grubu Başıbozuklar, Alaçatı’ya doğru yolculuğa çıkar. Ancak grup, yanlışlıkla kendilerini Suriye’deki bir Amerikan füze üssünde bulur. Bu koordinat hatası, ekibi askeri bir kaosun tam ortasına bırakır. Beceriksiz ama hayatta kalma motivasyonu yüksek olan grup üyeleri, içine düştükleri bu yabancı ortamda hem kendi canlarını kurtarmaya çalışır, hem de istemeden tetikledikleri küresel ölçekteki bir felâketi engellemek için mücadele ederler.
Kedi ve Köpek: Büyük Macera
Reem Kherici’nin yönettiği ve Philippe Lacheau, Franc Dubosc, Reem Kherici ile Ines Reg’in oynadığı Kedi ve Köpek: Büyük Macera (Chien & Chat), önümüzdeki aylarda A90 Pictures dağıtımıyla Wediacorp tarafından vizyona çıkarılıyor.
Uçağın kalkmasına dakikalar kala, ünlü influencer kedi Diva’nın sahibi Monica ile köpeği Chichi’nin çaldığı bir yakutu yuttuğunu fark etmeyen uluslararası hırsız Jack, evcil hayvanlarının pistte kaybolduğunu anlar. Durum karşısında, sevdikleri dostlarını bulabilmek için iki zıt karakter iş birliği yapmak zorunda kalır. Ancak peşlerindeki polis Brandt’ın tek amacı vardır: Ne pahasına olursa olsun o yakutu ele geçirmek.
Soğuk Soygun
Daniel Calparsoro’nun yönettiği ve Antonio Resines, Natalia Azahara, Anriana Torrebejano ile Roger Casamajor’nun oynadığı Soğuk Soygun (Mikaela), 03 Nisan 2026’da Özen Film dağıtımıyla Özen Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Bayram arifesi akşamında İspanya’yı büyük bir kar fırtınası etkisi altına alır, Trafik felç olur, insanlar araçlarında mahsur kalırlar. Karanlık ve soğuk gece kaosa dönüşmüştür. Trafikte mahsur kalan araçlar arasında para dolu zırhlı bir banka aracı vardır, Azılı bir hırsız grubu durumu ani bir planla fırsata çevirmek ister. Kar fırtınası altında geçen, soygun, aksiyon ve gerilim dolu sahneleriyle soluksuz izlenen bir takip filmi.
- Basın Bülteni
- Fragman: 1 / 2
- IMDb
Kurtuluş Projesi Filminden Beklenen Fragman Yayınlandı
Andy Weir’in New York Times’ın listesine göre çok satan romanından uyarlanan Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary) filminin son fragmanı dünyanın en çok izlenen etkinliklerinden biri olan Super Bowl sırasında ilk kez izleyiciyle buluştu. Bu özel gösterimle birlikte fragman, kısa sürede dünya genelinde büyük ilgi gördü. Başrolünde Ryan Gosling’in yer aldığı, Akademi Ödüllü yönetmenler Phil Lord ve Christopher Miller imzalı film, insanlığın kaderinin uzayın derinliklerinde belirlendiği nefes kesici bir bilimkurgu hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Film, 20 Mart tarihinde TME Films dağıtımıyla, yalnızca sinemalarda (IMAX seçeneği ile birlikte) izleyiciyle buluşacak.
- Basın Bülteni
- Fragmanı izlemek için tıklayınız: 1 / 2
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Kurtuluş Projesi Filminden Beklenen Fragman Yayınlandı yazısına devam et






