Bu Dünyadan Bir Çatlı Geçti

Çatlı, ne yazık ki zayıf, eksiklikleri çok olan üstünkörü yazılan bir senaryoya, iyi yönetilememiş oyunculuklara kurban edilmiş. Film, Ülkücü arkadaşları “Reis, Ülkücü, Bozkurt ve Başbuğ” kelimeleri birkaç sahnede kullanıldığı için bir nebze mutlu edebilir ama onların bile Abdullah Çatlı daha iyi anlatılmalıydı diyeceklerine eminim.

İki bölüm halinde anlatılan hikâye de Abdullah Çatlı‘nın Fransa’da başka bir kimlikle Devlet adına terör örgütü Asala’ ya karşı verdiği mücadele yılları anlatılıyor. Biz Çarşamba akşamı yapılan galada ilk bölümü izledik. İlk bölümde bizim kuşaktan 1956 doğumlu Çatlı‘nın Türkiye’deki yaşamı, Türkiye faaliyetleri, buralara nasıl geldiği anlatılmıyor. (Bunu öğrenmek için Yapay Zekâya “Abdullah Çatlı kimdir?” diye yazdığınızda hakkındaki bilgilere rahatlıkla ulaşabilirsiniz.) Çatlı bu hikâyede, sadece Derin Devletin verdiği kararları uygulayan bir kahraman olarak bizlere tanıtılırken, geçmişinde üzerine yıkılan suçlarla ilgisi olmadığının altı çiziliyor.

Filmde, Çatlı ve iki arkadaşının kullandığı kırmız renkli araç, isimleri değişse bile hangi ülkeye giderlerse gitsinler değişmiyor. Anlatılan hikâyede Fransa Devlet lobilerine bir çanta para veriliyor ama Çatlı, hasta kızının tedavi parasını hastaneye ödeyemiyor ve kızını hastaneden kaçırmak zorunda kalıyor. Sonrasında iki arkadaşından istediği zar zor denkleştirilen parayla tedavi ücretini ödüyor. Ayrıca ekibin paraları olmamasına rağmen araçları, iş yerlerini, otoparkları patlattıkları bombaların finansını nasıl sağladıkları ise muamma.

Fransız polisi Çatlı’nın gerçek kimliğini öğrenmek için evine baskın yaptığında Çatlı’nın iki çocuğu olduğunu bilmesine rağmen çocuklarının nerede olduğunu sormuyor. Her yeri arama talimatı alan polis mutfak da arama yapmıyor. Çocuklar mutfakta saklandıkları dolapta ses çıkarınca onları buluyor. Bu durum bana hiç inandırıcı gelmedi. Polis amiri tarafından küçük kıza babasının adı sorulduğunda “Baba” yanıtı alınınca salonda alkış tufanın kopması da ilginçti. Herhalde bu baba kelimesi meşhur “Ülkücü babalar”ı akla getirdi ki alkışladılar diye düşünüyorum.

Her baba çocuklarının kahramanıdır. Kızlarının Abdullah Çatlı‘yı kahraman olarak anması ve babalarını yıllar sonra çekilen filmle devletin emirlerini uygulayan “Vatan Savaşçısı” olarak görüp aklamaya çalışmalarını takdirle karşılıyorum. Ancak; bu aklama bu kadar yetersiz, zayıf bir senaryo ile olmamalıydı. Senaryoyu yazan Onur Tan bile yazdığı senaryoya inanmamış olacak ki galada yoktu. Oldukça basit, müsamere tadında yazılan zayıf senaryo ve kötü oyunculuklar filmi maalesef varmak istediği hedefinden uzaklaştırıyor.

Derin Devlet tarafından kullanılan, kullandıktan sonra yine Derin Devlet tarafından malum bir kaza sonucu ortadan kaldırılan Çatlı, hâlâ Devlet tarafından aklanmış bir isim değil. Günümüz Devleti bile “Bu bizim adamımızdı, bütün faaliyetlerini bizim bilgimiz dahilinde yapmıştır” demiyor. Çatlı’ya atfedilen faili meçhul cinayetler, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı internette mıh gibi çakılı duruyor. Bunun ne derece doğru olduğunu biz bilmiyoruz, bunu Derin Devlet biliyor.

Sözün özü: Çatlı, ne yazık ki zayıf, eksiklikleri çok olan üstünkörü yazılan bir senaryoya, iyi yönetilememiş oyunculuklara kurban edilmiş. Film, Ülkücü arkadaşları “Reis, Ülkücü, Bozkurt ve Başbuğ” kelimeleri birkaç sahnede kullanıldığı için bir nebze mutlu edebilir ama onların bile Abdullah Çatlı daha iyi anlatılmalıydı diyeceklerine eminim.

(20 Mart 2026)

Nusret Şen

Bir yanıt yazın