79. Venedik Film Festivali’nde TRT Filmleri Yarışacak

Venedik Film Festivali’nin resmi seçkisinde yer alacak filmler açıklandı. TRT yapımı kısa film Rutubet ve TRT ödüllü Victim filmleri dünya prömiyerlerini 79. Venedik Film Festivali’nde yapacak. 12 Punto 2021’de TRT Kısa Film Yapım Ödülü’nü kazanan Rutubet, festivalin Orizzonti bölümünün kısa film yarışmasına seçilen 12 kısa filmden biri oldu. Film, 23 yıl sonra Venedik Film Festivali’ne Türkiye’den seçilen ilk kısa film olma özelliğini taşıyor.

Şüphe (Yönetmen: Jamie Patterson)

Jamie Patterson’un yönettiği ve April Pearson, Blake Harrison, James Cosmo ile Samantha Bond’un oynadığı Şüphe (Kindred), 17 Mart 2023’de CJ ENM dağıtımıyla Ela Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Babasının intihar ederek hayatına son vermesi, genç bir anne olan Helen için hayatının en büyük bir yıkım olur. Çok geçmeden Helen, babasının ölümüne neyin yol açtığını merak eder ve etraflıca araştırmaya başlar. Yaptığı teferruatlı araştırmalar sonucunda onun 30 yıl öncesine ait çözülmemiş esrarengiz bir gizemi ortaya çıkardığında, büyümekte olan çocuğu için ölümcül olabilme ihtimali yüksek karanlık, tuhaf bir aile sırrını keşfeder.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Şüphe (Yönetmen: Jamie Patterson) yazısına devam et

Bir Kurtuluş Yeri Olarak Anılan Bakırköy’ün Çok Katmanlı Tarihine Saf ve Kişisel Bir Yolculuk: Bakırköy Underground

İlk gösterimini 15. Documentarist İstanbul Belgesel Günleri’nde gerçekleştiren Bakırköy Underground, 28 Temmuz Perşembe günü saat 21:00’de Müze Gazhane’de yeniden izleyicisiyle buluşuyor. Berkay Şatır’ın 2008’de henüz 14 yaşındayken çektiği görüntülerle, 2010’ların sonlarından güncel çekimleri ve 1990’lardan arşiv görüntüleri harmanladığı belgesel, Bakırköy’deki müzikal alt kültürün on yıllar arası karşılaştırmalı bir incelemesini ortaya koyuyor. Farklı dönemlerden görüntüleri titiz bir kurguyla ve Bakırköy’den birçok grubun gürültülü müzikleriyle işleyen belgesel, kentin kaybolan mekân ve alt kültürlerine çok katmanlı kişisel bir bakış atıyor.

Katil Kim?

Halina Reijn’in yönettiği ve Amandla Stenberg, Maria Bakalova, Chase Sui Wonders ile Rachel Sennott’un oynadığı Katil Kim? (Bodies Bodies Bodies), 28 Ekim 2022’de TME Films dağıtımıyla TME Films tarafından vizyona çıkarılıyor.
Yirmili yaşlarını sürmekte olan bir grup zengin genç, şehirden oldukça uzaklarda, ailelerine ait bir evde, yaklaşan kasırga sırasında çılgınca eğlenmeyi düşündükleri bir parti planlarlar. Partide oynanan bir oyun beklenenden çok farklı şekilde ilerler. Film, birbirlerini arkadan bıçaklamaya, sahte arkadaşlıklara ve yapılan bir partinin çok ama çok yanlış gidişine yeni ve çok farklı bir bakış atıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

AKM Yeşilçam Sineması’nda 29 Temmuz – 04 Ağustos Filmleri

Sinemaseverler, 29 Temmuz – 04 Ağustos tarihleri arasında Zeki Demirkubuz’un Masumiyet, Wim Wenders’ın Buena Vista Social Club ve Yann Samuell’in Cesaretin Var mı Aşka? (Jeux d’enfants) filmlerini AKM Yeşilçam Sineması’nda izleyebilecekler. Yönetmenliğini Zeki Demirkubuz’un üstlendiği Masumiyet filmi, hafta boyunca 14:00 seansında gösterilecek. Filmin başrollerinde Güven Kıraç, Haluk Bilginer ve Derya Alabora yer alıyor.

AKM Yeşilçam Sineması’nda 29 Temmuz – 04 Ağustos Filmleri yazısına devam et

İlklerin Festivali Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali’nde İlk Kez Yapay Zekâ Tarafından Tasarlanan Afiş Kullanılacak

Bilimin sanatla buluştuğu Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali, geleceğin dijital dünyasına sinemayla birlikte yeni bir adım atılmasını sağlarken, festivalin ön plana çıkan özelliklerinden olan yaratıcılık da hazırlanan afişle bir kez daha gözler önüne seriliyor. Festival afişi, dünyada ilk kez bir yapay zekânın tasarladığı festival afişi olma özelliği taşıyor. Yaratıcı tasarımcı Atilla Erkmen afiş için yaptığı açıklamada, “Gözümüzün aşina olduğu klasik bir festival posterinin aksine hikâyesi olan, dinamik bir bilim kurgu film afişi olmasını istedim. Bunu yaparken de yıllar önce yazdığım ve şu anda sinopsis aşamasında olan, yakında senaryolaştırmak istediğim güzel bir hikâyeden esinlendim.” şeklinde konuştu.

Rutubet

Turan Haste’nin yönettiği Rutubet adlı kısa film, dünya prömiyerini Eylül ayında 79. Venedik Film Festivali’nde yapıyor. Muhammed Furkan Daşbilek’in yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği film, 31 Ağustos – 10 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek festivalin Orizzonti (Ufuklar) bölümünde gösterilecek ve kısa film yarışmasında jüri karşısına çıkacak. 23 yıl sonra bu bölüme Türkiye’den seçilen ilk kısa film olmayı başaran Rutubet, Anadolu’nun ücra bir köyünde zorunlu görevini yapmakta olan öğretmen İshak’ı odağına alıyor ve kayıp bir kız öğrencinin peşinde suçluluk ve masumiyet kavramlarını kurcalarken, insanın kötülükle yaptığı mücadelesini sorguluyor.

Rutubet yazısına devam et

Küçükçiftlik Park Bahçe Sineması’nda Bu Hafta: Castille Landon İmzalı After: Ayrılık

İstanbullulara doğanın içinde samimi bir ortam sunan KüçükÇiftlik Park’ın yeşil yüzü KüçükÇiftlik Bahçe’de sinemaseverler, film izlemenin keyfini çıkartıyor. Her hafta Salı akşamı gerçekleşen Bahçe Sineması etkinliğinde konukları lezzetli yiyecek ve içecek alternatifleri de bekliyor. Castille Landon imzalı serinin üçüncü filmi olan After: Ayrılık, Tessa’nın, ailesi ve Hardin hakkında bazı sırları öğrenmesiyle gelişen olayları konu ediniyor. Gösterim biletleri biletinial.com ve KüçükÇiftlik Park gişesinden temin edilebiliyor.

Küçükçiftlik Park Bahçe Sineması’nda Bu Hafta: Castille Landon İmzalı After: Ayrılık yazısına devam et

Erkan Can, Güven Kıraç ve Yüksel Aksu Gemlik Film Festivali’nde Buluştu

Eşref Kolçak anısına düzenlenen Gemlik Film Festivali’nin üçüncü gününde Erkan Can, Güven Kıraç ve Yüksel Aksu, Zeytindalı Meydanı’nda Gemliklilerle buluştu. Etkinlik alanını dolduran katılımcılar Erkan Can, Güven Kıraç ve Yüksel Aksu’ya büyük ilgi gösterdi. Konuklar, Ebru Şahin moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşiye Eşref Kolçak’ı anarak başladılar ve Gemlik’te olmaktan çok mutlu olduklarını belirttiler.

  • Basın Bülteni
  • Söyleşiyi izlemek için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Erkan Can, Güven Kıraç ve Yüksel Aksu Gemlik Film Festivali’nde Buluştu yazısına devam et

Campion Kederli Sonları Sevmiyor

Başka Sinema’nın yaz toplu gösterileri kapsamında 05 – 11 Ağustos haftasında sinemalarda yeniden gösterilecek olan pek sevdiğim ‘Piyano / The Piano’ kişisel sinema tarihimde önemli bir yere sahiptir. Bundan yaklaşık 30 yıl kadar önce yazılı basında yayınlanmış ilk sinema yazım Jane Campion ve bu güzelim başyapıtı üzerinedir. 1993 yılında Cannes’da dünya prömiyerini yapan ve Yeni Çin Dalgası’nın önemli yapıtlarından Chen Kaige imzalı ‘Elveda Cariyem / Farewell My Concubine’ ile birlikte büyük ödül Altın Palmiye’yi kucaklamış olan yapım, festivalde aynı filmin birden fazla ödül alabildiği o yıllarda başrol oyuncusu muhteşem Holly Hunter’a en iyi kardın oyuncu ödülünü getirmiştir. Cannes zaferinin ardından tüm dünyanın beğenisini kazanarak olay film haline gelen ‘Piyano’ bir Avustralya – Fransa ortak yapımı olarak en iyi film ve yönetmen dahil olmak üzere 8 dalda Oscar’a aday gösterilir, özgün senaryosu ile Campion ve iki kadın oyuncusu (Hunter ve kızını oynayan küçük Anna Paquin) Akademi ödüllerine layık görülür.

Campion’un bir söyleşisinden alıntıyla, dönem basınının amiral gemisi olarak bilinen Hürriyet Gazetesi’nin 01 Şubat 1994 tarihli baskısında yer almış olan yazım için seçtiğim başlığı bu defa da kullandım. Ülkesi Yeni Zelanda’dan filmlerine taşıdığı hikâyeleri sevgisizliğin getirdiği çaresizlik ve düş kırıklıkları üzerinden yol alsa da onun karakterleri yaşama dört elle tutunan ve çıkış yolu bulmaya azimli genç kadınlardır çünkü. Kız kardeşine adadığı 1989 yapımı ilk sinema filmi ‘Sweetie’ Avustralyalı bir işçi ailesinin, özellikle de iki kız kardeşin; alıngan ve içe dönük Kay ile herkesin ‘Sweetie’ diye çağırdığı delidolu Dawn’ın trajikomik hikâyesidir. Ertesi yıl çektiği ‘Masamdaki Melek / An Angel at My Table’, 1920’lerin Yeni Zelandalı kadın yazarı Janet Frame’in kendini yazmaya adayarak delilikten kurtuluşunun gerçek öyküsünden yola çıkar. 30 yıl öncesinin erkek egemen sinema evreninde ilk uluslararası başarısı ‘Piyano’ ise sinemada feminist manifestonun önde gelen başyapıtları arasındadır.

Film, altı yaşından beri konuşmayan İskoçyalı Ada Mc Grath’ın 19. yüzyıl ortalarında geçen öyküsü üzerine kuruludur. Genç kadın, o dönem yaygın olduğu şekilde, mektup aracılığı ile evlendirildiği Alistair Stewart (Sam Neill) ile buluşmak üzere Yeni Zelanda’nın ıssız ve ürkütücü sahiline iner, küçük kızı, eşyaları ve sevgili kocaman piyanosu ile birlikte. Bir gece boyunca bekledikten sonra kendilerini almaya gelen sömürge toprakların sahibi kocası, taşıma güçlüğünü öne sürerek piyanoyu kumsalda bırakır, daha sonra da arazi karşılığında iş yaptığı Georges Baines’e (Harvey Keitel) satar. Piyanosu Ada’nın herşeyi, sözcükleri, kendini ifade etme aracıdır. Sesine kavuşabilmek için Baines’e piyano dersi vermeye razı olur, daha sonra piyanosuna yeniden sahip olabilmek için yüzü Maori yerlilerinin boyalarıyla süslü kaba saba görünüşlü adamın erotik oyunlarına katılmayı kabullenir. Ancak Ada’nın Baines ile zoraki birlikteliği beklenmedik bir yola evrilecek, ilişkileri alışılmamış bir mekânda yeşeren tutkulu bir aşka dönüşecektir.

Piyanonun özgürlüğünü arayan kadının sesi olma metaforundan hareketle, toprak sahibi buyurgan kocanın temsil ettiği ataerkil düzene baş kaldıran kadının öyküsü aracılığı ile aşkın gücünü irdeler Campion. Kendi tanımlamasıyla, bir araştırmacı gözüyle arzu, merak ve erotizmi mikroskobunun altına yerleştirerek bu üç elemanın nasıl aşka dönüştüğünün izini sürer. Öyküye hiç konuşmayan (daha doğrusu konuşmamayı seçmiş) bir ana karakter seçimi, sözden etkilenmeyen daha arı ve daha güçlü bir tutkunun yaşanmasına olanak sağlar. Yönetmen insanların cinselliklerini keşfetmelerini ve bu keşifle güçlenmelerini çok önemsediğini ifade eder. Trajik bir kahraman olmaya eğilimli Ada, Baines ile birlikteliği sonrasında kederli görünümünü terk eder ve yaşama daha sıkı sarılır. Campion bu noktada yaman bir de sürpriz yaparak geleneksel erkek – kadın rollerini değiştirir. Kadınlığını keşfeden Ada, cinselliğe tutuk kocasını bir seks objesi olarak kullanmaya kalkacaktır.

Gazete sayfasında kalmış eski yazımı bitirirken Cannes Film Festivali esnasında sekiz aylık hamile olan Campion’ın doğacak çocuğunu sabırsızlıkla beklediğini, heyecanlı yeni bir yaşam serüvenine hazırlandığını ancak oğlu Jasper’i 12 günlükken kaybettiğini not etmişim. Başta da dediğim gibi Campion kederli sonları sevmiyor. 1994 Oscar töreni sonrasında dünyaya getirdiği kızı Alice Englert sinema ve müzik dünyasında ödüllü başarılara imza atmış genç bir oyuncu, şarkıcı ve söz yazarı bugün. Aradan geçen yıllar boyunca Campion da boş durmadı bildiğiniz üzere. Aralarında Henry James uyarlaması ‘Bir Kadının Portresi / The Portrait of a Lady’ ile tanınmış 19. yüzyıl şairi John Keats ile Fanny Brawne’nın tutkulu aşklarını anlatan ‘Parlak Yıldız / Bright Star’ gibi dönem filmleri, geçtiğimiz yıllarda televizyon dünyasında büyük yankı uyandırmış ve onu Holly Hunter ile bir kez daha bir araya getiren uzun soluklu televizyon dizisi ‘Gölün Üzerinde / Top of the Lake’ gibi projeleri gerçekleştirdi. Ardından sinema dünyasını bir kez daha sallayan ve toksik erkekliğin anatomisine giriştiği şimdilik son başyapıtı ‘Köpeğin Pençesi / The Power of the Dog’ ile karşımıza çıktı. Erkek egemen dünyada direnişini sürdüren kadın karakterlerin öyküleriyle çağımızın çok başarılı kadın yönetmenlere yol göstermiş, 12 yıl aradan sonra çektiği bu ilk sinema yapıtıyla yeniden gündeme gelmiş büyük sanatçıyı tanımak için ‘Piyano’yu izlemenin, izlediyseniz benim yaptığım gibi yeniden gözden geçirmenin doyumsuz bir mutluluk verdiğini söyleyebilirim. Hele yıllar sonra yeniden sinema salonunda geniş perdede izleme fırsatı yakalamışken bence hiç kaçırmayın.

(03 Ağustos 2022)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com