Gizemle Birleşen Kişisel Dram

Irkçılık yaşamın her anında, her alanında olanca hızı ve gücüyle sürdürülüyor; kimi zaman aynı toprakları paylaşan halklar arasında, kimi zaman farklı ülkelerin farklı halklarına karşı, kimi zaman küçümsenen kişi/ailelere karşı… Biz buna “neofaşizm” diyoruz, ne korkuncu ve tabii ki, kitlesi büyük olduğu için de süren…

“Kya’nın Şarkı Söylediği Yer”, Kuzey Carolina’da, bataklık yanındaki küçük bir kasabada, yıllar önce geçiyor. Siyahlarla beyazlar arasında süregelen haksız ve tutucu ırkçılık, tacizci babanın yalnız bıraktığı küçük Kya üzerinde de sürüyor. Büyük küçük, kadın erkek, herkes onu dışlarken -doğal olarak- siyahi bakkal destekliyor. Kasaba halkının “Bataklık Kızı” adını taktığı küçük kız midye toplayarak ekonomik olarak yaşama tutunurken çizdiği resimlerle umudunu diri tutuyor. İki arkadaşı oluyor umut bağladığı… Biri üniversiteye gidip geri dönmeyen (ama asıl sürpriz onunla geliyor), biri de ondan yararlanmak isteyen ama sonra tutunacak tek kişi olduğunu gören şımarık yalancı… Kya, ikisine de sarılıyor büyük bir umut ve aşkla. Bu da bir uyarı aslında, anlayana…

Sinema…

Filmde var olan müziği duymuyorsanız, kamera hareketlerini hissetmiyorsanız, oyuncuları fark etmiyorsanız iyi bir film izliyorsunuz demektir. Bu tanım, sadece bizim için değil, tüm dünya sineması için geçerli bir kriter. “Kya’nın Şarkı Söylediği Yer” de tam böyle bir film. Alabildiğine güzel ve doğal olarak korku salan bir bataklık, kasabadan uzakta yaşayan genç bir kız ve ilgilenen iki genç erkek. Bir film için biçilmiş kaftan. Sadece film için değil, edebiyat için de geçerli bu ve kitabı haftalarca çok satanlar listesinin tepesinden inmemiş.

Kya ile ilgilenen gençlerden biri ölü bulununca, herkes en kolayına kaçar ve genç kızı suçlar. Bütün veriler aleyhinedir Kya’nın, ama emekli avukat, onu savunmayı üstlenir. Ondan sonra, bir yandan düğüm üstüne düğüm atılırken, bir yandan da teker teker çözülür tümü.

İnsanın toplumsal yapının dışında kalamaması, sürü psikolojisinin ne denli etkin olduğu, yalnızlığın ve dışlanmışlığın ne denli zor olduğu, haklı olduğunu bildiği halde kendini savunmaya bile gücü olmayan genç kızın yürek burkan hüznü… bir boyutuyla aile içi şiddetin normal yaşamı engellediği, bir boyutuyla da “kerevitlerin şarkı söylediği yer”i (müziği duymadım ama o şarkı söylemeyen kerevitlerin şarkısına eşlik ettim film boyunca) aratan filmi izleyin, izletin. Özellikle ana baba kucağında, şehirde büyüyen çocuklarla; her istediğini yerine getirmeye çalışan aileler hiç kaçırmasın.

Kya’nın Şarkı Söylediği Yer (Where The Crawdads Sing), dram, gizem, cinayet, duruşma filmi, Yönetmen: Olivia Newman, Senaryo: Lucy Alibar (Delia Owens’ın romanından), Oyuncular: Daisy Edgar-Jones, Taylor John Smith, Harris Dickinson, Michael Hyatt, Sterling Macer, Jr. ve David Strathairn… 09 Eylül 2022 tarihinden başlayarak gösterimde…

(07 Eylül 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Altın Koza’dan Seçme Klasikler

Sinema tarihinin hepsi kendine özgü birer yaratıcı, kuramcı ve öncü olan dört büyük ustası Satyajit Ray, Pier Paolo Pasolini, Luis Bunuel ve Robert Bresson, 29. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapılacak özel gösterimlerle anılacak. Hindistan ve dünya sinemasının büyük ustalarından Satyajit Ray’ın 100. doğum yılı pandemi nedeniyle hakkıyla kutlanamamıştı. Belgeseller ve kısa metrajlı filmleri de  dahil toplam 36 filme imza atan bu eşsiz sinemacı 101. yaşında filmografisinin en sevilen eserleriyle, Apu Üçlemesi’ni oluşturan Yol Ağıdı (Pather Panchali), Yenilmez (Aparajito – The Unvanquished) ve Apu’nun Dünyası (Apur Sansar) filmleriyle Adana’da anılacak.

Altın Koza’dan Seçme Klasikler yazısına devam et

Çünkü

Mehmet Ali Arslan’ın yönettiği ve Güler Ökten, Tringa Shala, Kemal Dülger ile Numan Çakır’ın oynadığı Çünkü, önümüzdeki aylarda ????? dağıtımıyla Etiqqa Film Production tarafından vizyona çıkarılıyor.
?????.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Trailer

Terör Sadece Silahla Yapılmıyor

Güney Kore’de, bir polis, sosyal medya üzerinden yapılan bir terör duyurusunu önemseyip de üzerine gidince gerçekten büyük bir olay ortaya çıkıyor. Çalıştığı işyerinden bir virüsü çalan genç bir adam, en kalabalık uçakta bu virüsü yaymaya, buna da bağlı olarak büyük bir katliama imza atmak istiyor.

Alabildiğine gerilim dolu, alabildiğine sürükleyici ve aslına bakarsanız da olasılıkları göz önüne aldığınızda gerçekten de korkutucu bir durumu yansıtan bir film Acil İniş (Emergency Declaration). Covid-19 ile hepimizin yakından tanıştığı pandemiye yol açan virüsler, artık hep gündemimizde olacak. Sadece Covid-19 olanı değil, ebolasından maymun çiçeğine, nezlesinden uyuzuna dek her türlü sorun edebiyatta da, sinemada da, müzikte de karşımıza çıkacak. (Bu arada bir küçük bilgi notu: “Önce Kuşlar Öldü”, 1960’ların hemen başında bizim ülkemizde görülen -ama gizlenmeye çalışılan- bir pandemiyi anlatan bir roman, duyurmuş olayım.)

Filmi teknik anlamda ele almak yerine anlattıklarından yola çıkarak, devletlerin de ne denli çıkarcı olduklarını izlediğimizi belirtmekte yarar var. Bir uçak dolusu insan, hava şartlarının kötülüğü nedeniyle biraz fazla yakıt almış olsa da, o ülkeden diğerine, bu ülkeden öbürüne hem de askeri uçaklardan açılan uyarı ateşleriyle kovalanıyor.

İnsanlık nerede kaldı?

Bunu yapanlar, bugün teknolojide de, ekonomide de en ileri dediğimiz ülkeler. Panzehri üretilmiş ve kullanılabilir olmasına karşın insani bir tutum göstermeyerek havadaki uçağa, yakıtının bitiyor olmasına rağmen, acil iniş izni verilmemesi, izleyiciyi gerçekten üzüyor. Aslında hepimiz üzülürüz böylesi bir durumla karşı karşıya kaldığımızda.

Bürokrasinin tutumu…

Sadece bizim ülkemize has bir davranış sandığım “neme lâzım”cılık havayolları temsilcileri başta olmak üzere polisinden bakanlarına, tüm bürokratlar için geçerliymiş. Bunu öğreniyoruz. Muhakkak ki, bir “kahraman” çıkacak ve sorunu çözecektir. Herkesin Cüneyt Arkın veya Malkoçoğlu olmasını bekleyemeyiz, ama iktidarların ana görevinin ve sorumluluklarının böylesi olası tehditlere karşı çıkması olmalıdır. Filmi izlerken haklı olarak, eşi o uçakta olmasaydı, o polis de mi ilgilenmeyecekti sorusu dönenip durdu kafamda. Bizim ülkemizde olabilir, hepimiz içinde yaşıyoruz, özellikle tek adam iktidarıyla birlikte bir sorumsuzluk yaşanıyor. Peki, yok mu bunun çaresi?

Bu ve bunun benzeri soruları çoğaltmanız, yanıt bulmak için düşünmeniz ve iyi bir gerilim filmi izlemenin tadını almanız için… kaçırmayın.

Acil İniş (Emergency Declaration), Senaryo ve Yönetmen: Jae-rim Han, Oyuncular: Song Kang-ho, Lee Byung-hun, Jeon Do-yeon … 09 Eylül 2022 tarihinden başlayarak gösterimde…

(06 Eylül 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Antalya Film Forum’a Seçilen İlk Projeler Açıklandı

01 – 08 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek 59. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ortak yapım marketi ve proje geliştirme platformu Antalya Film Forum’un iki platformunda yarışacak projeler açıklandı. Antalya Film Forum’da bu yıl Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu’nda dokuz, Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu’nda ise üç proje yer alacak.

  • Basın Bülteni
  • Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Tanıtım Filmi
  • Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu Tanıtım Filmi
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Antalya Film Forum’a Seçilen İlk Projeler Açıklandı yazısına devam et

29. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışma Filmleri Belirlendi

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından 12 – 18 Eylül 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 29. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin bu yıl ilk kez düzenlenen Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda yer alan filmler açıklandı. 53 filmin başvurduğu yarışmada on film, Altın Koza Ödülleri için jüri karşısına çıkacak. Festival, 17 Eylül 2022 akşamı yapılacak ödül ve kapanış töreniyle nihayete erecek.

29. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışma Filmleri Belirlendi yazısına devam et

Fransa Bizi Kıskanıyor

Genç bir göçmen, yazdığı romanla başarıyı yakalar, sadece bir kitapla bile hayatı kurtulabilecektir. Ancak takma adla (nick name) ile yazdığı tweetler nedeniyle birden her şey tersine döner.

Fransa bizi kıskanmasın da ne yapsın? Kamuoyu baskısı nedeniyle yaşamı zindana dönüşür genç yazarın. Her şey mi bozulur 140 karakterle? Başta kimsenin umursamadığı o komik tweetler, yazar olarak ünlenince bir karşı silah olarak kendisine döner. Öyle ki, en yakınları bile kaçar yanından.

Fısıltı gazetesi

12 Eylül döneminde, bir şair arkadaş (Hüseyin İlbey, çiçek koksun toprağı) Tanju Cılızoğlu’ndan şiirlerinin yayımlanabilmesi için destek istemişti. Cılızoğlu da, fısıltı gazetesinin tirajının çok daha yüksek olduğunu, kulaktan kulağa yayarak ‘hedef kitle’ye ulaşılabileceğini söylemişti.

Kitabı çıkana kadar takip edenlerin beğenisiyle geniş bir kitleye ulaşan Karim (neden Kerim değil, bizdeki karşılığı kullanılmalı), yazdığı kitapla tanınınca, birileri düğmeye basar ve haksız bir savaş başlatır. Genç, deneyimsiz Karim, yalnızlık girdabında, silse de tweetlerini, artık iş işten geçmiştir.

Bizim ülkemizdeki gibi…

Fazıl Say, yıllar önce, bir retweet nedeniyle yargılanmıştı, anımsıyor musunuz? Kadınları taciz eden, tecavüz sanıkları bile salınırken… insan bu haksız (hatta hukuksuz) duruma isyan etmesin de ne yapsın? Yakınlarda, TFF binasını kurşunlayanlar (sabıkalı oldukları da açıklandı) salınırken bir şarkıcının sahneden sarf ettiği söz nedeniyle tutuklanıp ev hapsinde tutulması da aynı.

Sinemanın en büyük özelliği, bana sorarsanız, izleyiciyi sarıp sarmalarken yanıtlanması zor sorular sor(dur)ması. İster istemez durumu irdeliyor, haksızlığa karşı çıkıyorsunuz. Bu da demektir ki, “Arthur Rambo” izlenmeli, hem de pürdikkat.

Peki, sinemanın bu özelliği bizim ülkemizde hayata geçiyor mu? Pek değil. Tepede “Demokles’in kılıcı” gibi sallanan Anayasa’ya bile karşı olduğunu herkesin bildiği düşünce suçu ile suçlanmak, tıpkı bu filmde olduğu gibi kendini savunacak bir fırsat bile bulamamak, bizim gerçeğimiz. Dün sansür vardı, bugün troller. Troller üzerinden sürdürülen kara propaganda, yandaşlar tarafından yazılı ve görsel medyada gündeme oturuyor, buna da bağlı olarak bırakın savunmayı, dışarı çıkacak hal bırakılmıyor.

Karim’in başarısından çok takma adlı nefret söylemi ağır basan sosyal medya metinleri belirliyor gününü.

Nasıl bir dünyada yaşadığımızı kavramak, hatta karşı çıkarak bu gidişata dur demek için…

Arthur Rambo, Yönetmen Laurent Cantet, Senaryo: Fanny Burdino, Laurent Cantet, Samuel Doux, Oyuncular: Rabah Nait Oufella, Bilel Chegrani, Antoine Reinartz ile Sarah Henochsberg… 09 Eylül 2022 tarihinden başlayarak gösterimde…

(05 Eylül 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Bobine Sığmayan Film Üzerine: Karanlığın Taneleri

Bir şarkıyı defalarca dinleriz de, bir öyküyü iki kez okumaktan kaçınırız. Birileri anlatırken, filmin sonunu söylememesini, keyfinin kaçmamasını isteriz. Bir resme de her gün bakar ve ondan yeni çıkarımlarla yeni tatlar alırız ama aynı oyunu ikinci kez izlemek ağır gelir… Şairin şiirce “bunca okumamaya nasıl vakit buluyorsunuz” dediği kadar var; çünkü düşünmekten kaçınıyoruz alabildiğine. Oysa sadece sözcüklerin değil renklerin, tınıların, mimiklerin de altında yepyeni anlamlar yatıyor, hem anlamak için hem öğrenmek için… öyleyse ikinci, hatta üçüncü kez de okunur bir kitap, daha da çok izlenir bir film.

Tarhan Gürhan, Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun 2000’de çektiği ilk uzun metrajlı filmi, Paramparça Aşklar Köpekler’i irdeleyen 17 kişiyi bir araya getirmiş. Kimi şair, kimi senarist, kimi hekim, kimi öykücü hatta ressam… 17 kişi aynı filmi farklı açılardan ele alıp, deyim yerindeyse didik didik etmişler. Doğaldır ki, birinin bakışıyla diğerininki bazen çakışmış bazen çatışmış… ama olsun, okur olarak sızan yeni bir ışıkla farklı bir yorum olanağı doğuyor. Uzun yıllar uğraşmış Gürhan bu yazıları derlemek için ve tabii basılmasını sağlamak için de. Oysa sadece film izleyicisi için değil okur için de yeni ufuklar açan, gerçekten önemli bir çalışma. Neden kimse bu tür çalışmalar yapmaz, neden yayınevleri desteklemez? Derleyeni de, yazanları da, yayınevini de kutluyorum.

Bobine sığmayan film…

“Fındık kabuğuna sığar da kale kapısından sığmaz, bilin bakalım nedir bu?” Çocukken çokça sorduğumuz, hâlâ da ilginçliğini yitirmeyen bu soruyu “Amores Perros” (Paramparça Aşklar ve Köpekler) filmi için önce kendisine sonra da -yönetmenine ulaşamadığından olsa gerek- 17 ayrı kişiye soran Tarhan Gürhan, belki de yönetmenine de yeni bir bakış sağlayacak bir pencere açılmasına fırsat tanımış.

Gürhan, filmi ilk izlediğinde gözlerinin sargı bezi, yara bandı, acil girişi aradığını da dillendirdiği önsözde, “sinemada henüz koku alamıyoruz” (ama gelecekte kitaplardan da koku yayılacak diye eklediği) cümlesine, bir öneri: Sam Peckinpah’ın, o ünlü “Bana Onun Kellesini Getirin” (sahi, onun da üzerine böyle bir çalışma yapılabilir) filmini izlerken, çuvalın içindeki kellenin etrafında dönenen sinekleri görünce, kokusu buraya geldi diye seslenmiştim, baktım, izleyiciler snıf snıf burnunu çekiyor, o kokuyu hissetmek için; olumlayanlar da olmuştu, iyi anımsıyorum filmi salona taşımıştı… Daha sonra, 360 derece perde, hareketli koltuklar ve püskürtülen parfümler geldi. Demek ki sırada koku var!

17 yazardan biri, “Amores Perros bana göre her şeyden önce insanın öldürerek yaşadığı dönüşüme odaklı bir film” olduğunu yazıyor. “Seyirciyi duygu birliği kurmaya zorladığı” da bir diğer saptama. İnsanın kendini var etmenin yolunun ötekini yok etmekten geçtiğine inanın insanın yenilgisini anlatır aslında film” diyor bir diğeri… Aşk, ölüm, hayat, nefret, intikam, bağışlama vb. farklı duygusal temalarla dolu olduğunu ifade eden de var. Yönetmenin, izleyiciyi çok daha katılımcı bir hale getirmenin yolunu aradığını belirten de…

“Film şunu söylüyor: İnsanız, bilmeden yaşıyoruz.”

Sanat, sosyopolitik, sosyoekonomik, sosyokültürel ve mitolojik temellerde şekillenir; anlattığı (ya da aktardığı) bunların ışığında. anlamlanır. Buradan yola çıkılınca, sanatın (burada Paramparça Aşklar ve Köpekler filminin) her zaman rehber olduğunu okuyoruz.

Kim neyi isterse onu alacaktır filmden. Kimi en temel olanı görecek, kimi duygulardan hareketle farklı bir anlam yükleyecek, kimi de politik çıkarımlarda bulunacaktır. “Karanlığın Taneleri”nin en güzel yanı da bu zaten, her bir farklı görüş ve düşünüşü bir arada görüyoruz ve karşılaştırma olanağı buluyoruz.

Köpekler

Para hırsı ve sevdiği kadının uğruna köpeğinin hayatını hiçe sayan diye söylediğimizde, belki filmin temelini vermiş oluyoruz, ama film bunun katbekat üzerinde ve her katman yeni bir pencere açıyor dört bir yana… ufukta tan ağarıyor mu, izleyiciye sormak gerek. Octavio, ağabeyi Ramiro’nun karısını (Susana) seviyor, aslında yine Ramiro’nun köpeği (Cofi) üzerinden para kazanıyor. Aradaki bağlantıyı çok başarılı olarak kuruyor ve tüm bir yaşamı kapsıyor film.

Bir yazar Yılmaz Güney ile bağdaştırmış yönetmeni… Duruyorsunuz orada, ister istemez. İkisinin sinema dili de, anlatımı da farklı, hem de çok (tabii ki, bana göre). Ancak öyle bir diyalektik bağ kurmuş ki, “ay ışığı ile eşeğin kuyruğu arasındaki diyalektik bağ”dan başka bir şey değil bu.

Filmin yapısının modern şiiri andırdığını yazan ise, yönetmenin Yılmaz Güney’in filminden etkilendiğini aktarıyor. Belki de benim filmi bir kez daha -tabii ki bu açıdan, özellikle- izlemem gerekiyor.

Paramparça aşklar

“İlk izleyişte (adından da yola çıkarak) paramparça ve karmaşık görünen film, ikinci izleyişte gizlerini ele veriyor” cümlesinden yola çıkarsak, ben filmin daha da fazla izlenmesinden yanayım. Gerek montajı gerekse diyalogları ile film, ikili hatta üçlü ilişkilerde kişi(lik)lerin ve mekânların özelliklerini kavramamızı sağlıyor. Bir bakışla bizim ülkemizden pek farklı değil, diğer bir bakışla ise hiç de öyle değil.

Ne aşklar ne de köpekler yalnız bırakırmış insanı… ya bırakırsa? “Umutların peşinden sen de dökülmeye başlarsın”. Galiba filmin savsözü bu. Amores Perros’u, bizdeki adıyla Paramparça Aşklar ve Köpekler’i “Karanlığın Taneleri”ni okuduktan sonra bir kez daha izlemek, özellikle de seçime yaklaşırken siyasal iklimin de tıpkı küresel iklim değişikliği gibi hayatımıza etkileri üzerine de düşünmek için gerekiyor, bence.

Şimdi, bana müsaade, filmi yeniden izleyeceğim.

Meraklısı için not: Tarhan Gürhan, yazıları kendisine geliş sırasıyla yerleştirmiş. Makbule Aras Eivazi, Sinem Cezayirli, Beril Azizoğlu, Enis Akın, Asuman Susam, Esme Aras, Hayati Baki, Hüseyin Alemdar, Bâki Ayhan T., Yaşar Sökmensüer, Fatih Atila, Ali Datlı, Dr. Cengis Asiltürk, Haydar Ergülen, Hakan Günday, Pembe Behçetoğulları, Kurtuluş Özyazıcı. Aklıma, başka kimlerden yazı istediği, ama türlü nedenlerle yaz(a)mayan veya reddeden ve bir de ulaşılamadığı için yazma fırsatı bulamayanlar var sorusu takılıyor.

Karanlığın Taneleri, Amores Perros
Derleyen Tarhan Gürhan
İnceleme
H2O Kitap, Temmuz 2022, 142 s.

(04 Eylül 2022)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Gerçek Canavar Hangisi

Buzlar ülkesinden gelen Baltasar Kormákur’un Amerika macerası sürüyor. Yönetmen hakkında ‘Rastgele Baltasar’ başlıklı önceki yazım onun 2013 yapımı keyifli yaz serüveni ‘Zorlu İkili / 2 Guns’ filmi üzerineymiş. Yıllar önce 20. İstanbul Film Festivali’nin yarışma seçkisinde yer almış 2000 yapımı ikinci uzun metrajı ‘101 Reykjavik’ ile keşfettiğimiz sinemacı, ülkesi İzlanda’da çekmiş olduğu ilk dönem filmlerinde aile içi hesaplaşmalar üzerine yoğunlaşır. Deneyimli yönetmen ülkemizde gösterimi süren son filmi ‘Canavar / Beast’ ile bu kez Güney Afrika’nın korunma altına alınmış vahşi doğasında yolculuğa davet ediyor izleyicisini. Kara Kıta’da tanıyıp evlendiği karısını kanserden kaybedişinin ardından yetişkin iki kızı ile birlikte anne toprağına, Güney Afrika’nın balta girmemiş geniş çayırlarına uzanan yolculuk, yönetmenin bir kez daha gözde teması olan aile ilişkilerine odaklanacağımız bir hikâyeyi haberliyor. Ancak yörede baş gösteren gelişmeler buna fazla fırsat tanımadan aile bireyleri kendilerini bir ölüm kalım mücadelesinin içinde bulacaklardır.

Gerilimli bir gece sekansıyla açılıyor film. Turistik safariler düzenlenen koruma altına alınmış bölgeyi koyu karanlıkta basan kaçak avcı grubu bir aslan sürüsünü acımasızca katlediyor. Ancak sürünün reisi konumundaki erkek aslan ellerinden kurtulmayı başarıyor. Onu yakalamanın elzem olduğunu yoksa peşlerine düşeceklerini iyi biliyor avcılar. Yaralı olarak kurtulan erkek aslan jenerik öncesi ona bunu yaşatanlardan intikamını almaya başlıyor. Çevredeki yerli halktan başlamak üzere önüne çıkan herkes gazabından nasibini alacaktır. İşte bu ahval ve şeraitte yolu öfkeli aslan ile kesişen doktor Nate Samuels, iki kızı ve kendilerine rehberlik eden hayvanbilimci aile dostları Martin hayatta kalmayı başarabilecek midir.

‘Canavar’ bir aile hesaplaşması ile vahşi hayvan dehşetini aynı potada eritmek üzere yola çıkmış sürükleyici bir yaz macerası olarak dikkat çekiyor. Bugünlerde yeni James Bond olacağı yönünde kulislerde adı geçen ünlü İngiliz asıllı oyuncu Idris Elba gösterişli bedeni ve karizması ile üstleniyor öyküyü. Deneyimli Fransız asıllı görüntü yönetmeni Philippe Rousselot’nun gündüz sarısı ve tekinsiz kapkara Afrika geceleri Kormakur’un kıvrak anlatımına büyük destek olmuş. Vahşi aslanların bilgisayar teknolojisi ile filme dahil olması nerdeyse kusursuz. Filmde adı geçen ‘canavar’ sözcüğü ile her ne kadar çığırından çıkmış aslan kastediliyorsa da, sürüsünden koparılmış doğa yaratığı, söz gelimi yönetmenin örnek aldığını düşündüğüm ‘Jaws’un canavar köpekbalığı gibi kötü bir karakter olarak çizilmemiş. Doğa – insan dinamikleri ve belki de canavarın ta kendisi olan insanoğlu üzerine fazla açılım yapmadan, zaman ve mekân birliği gözetilerek 24 saatlik bir ölüm kalım mücadelesi ile yetindiği için eleştirilebilir belki.

(03 Eylül 2022)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bülent Tezcanlı’yı Kaybettik

Sinema ve tiyatro oyuncusu, müzisyen Bülent Tezcanlı, 27 Ağustos 2022 Cumartesi günü hayatını kaybetti. Avrupa’da Türklerin ilk profesyonel tiyatrosu olan Berlin’deki Tiyatrom’da sahneye çıkmış olan Tezcanlı eline geçen her türlü müzik aletine hakimiyetiyle biliniyordu. Kırklareli’li olan Tezcanlı’nın en iyi çaldığı müzik aletleri ise klarnet ve kanun idi. Tezcanlı, Şerif Gören’in yönettiği, başrolünde Kemal Sunal’ın oynadığı Polizei adlı filmde de oynamıştı. Almanya’da yaşayan Türkler ve Alman disiplini üzerine bir taşlama olan Polizei filmi, zaman zaman epik öğeler içeriyor ve Bertolt Brecht’e de göndermeler yapıyor. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Uluslararası Diyarbakır Kısa Film Festivali’nde İkinci Yıl Heyecanı Başlıyor

Uluslararası Diyarbakır Kısa Film Festivali, ikinci yılında 12 – 15 Ekim 2022 tarihleri arasında  izleyicilerle bir araya gelmeye hazırlanıyor. DİSİNEDER – Diyarbakır Kültür Sanat ve Sinema Derneği tarafından organize edilen festival, ayrıca Yenişehir Belediyesi ve Sur Belediyesi tarafından da destekleniyor. Diyarbakırlı sinemaseverleri Diyarbakır’da bir çatı altına toplamayı hedefleyen festival, bu yıl Uluslararası kategoriyi de bünyesine ekleyerek yoluna devam ediyor. Festivalin bu yılki danışmanlığını ise oyuncu İpek Tuzcuoğlu gerçekleştirecek.